BİYOGRAFİ & PORTRE

Arabistanlı Gertrude

Arap çöllerinde, deve üstünde kat edilen binlerce kilometre, arkeoloji alanlarında yerel kabilelerle yürütülen binbir türlü politika, en stratejik zamanlarda, en stratejik yerlerde yapılan pazarlıklar... İngiliz yazar, gezgin, arkeolog, siyasetçi ve casus Gertrude Bell, I. Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu'yu şekillendiren isimlerden. Şimdi hayatını anlatan 'Çöl Kraliçesi' filmi vizyona girerken, tarihin üzerindeki tozlar silkeleniyor, Bell bir kez daha gündeme geliyor.

Orhan Koloğlu

Arapların gözdesi
Arapların 'Çölün Kızı' ve 'Irak'ın Taçsız Kraliçesi' adını taktıkları Gertrude Bell casusluk yaparken, bölgedeki resmi görevi genellikle arkeologluk idi. Bu karede de Babil arkeoloji kampında görülüyor. Yıl 1909, Bell 41 yaşında.

 

İngiltere’ye 'üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ nitelemesi 19’uncu yüzyılda yakıştırıldı. Asya, Okyanusya, Afrika, Amerika’nın her tarafında sömürgeleri vardı. Dünyada İslam dininin egemen olduğu yerlerin yüzde 85’ine yakınına da hakimdi. 19’uncu yüzyıl biterken İngilizlerin son hedefi, Mısır’a yerleşip, Hicaz ve hilafeti kendilerine bağlama tutkusuyla Osmanlı’yı alt etmekti. Konsoloslukları bu amaçla yoğun şekilde çalışıyordu. Bölgedeki İslami yönetimlerin, dolaşmalarına, araştırma yapmalarına izin verdiği Batılılar arasında salt bilimsel amaçlı çalışanlar hayli sınırlıydı. Ortadoğu rahip, kâtip, tüccar, konsolos, meraklı gezgin ve ajan kaynıyordu.
Bu dönem anlatılırken, içlerinden özellikle ikisini Gertrude Bell ve Thomas Edward Lawrence'ı (Arabistanlı Lawrence) İngiltere’nin Araplarla işbirliğini geliştirip, Osmanlı’nın yıkılışını sağlayan ajanlar olarak sunmayana rastlanmaz. 'Oryantalizm' diye bilimsel sıfat yakıştırılan, gerçekte Doğu’ya hakim olma girişiminin son temsilcilerindendirler. 1915’te birlikte çalışmaya başladıklarında Bell 47, Lawrence 27 yaşındaydı. Son yıllara dek öne çıkan hep Lawrence oldu. Oysa gerçek başrol oyuncusu Bell idi.

MODERN TARİH UZMANI
Bell, İngiltere’nin altı zengin ailesi içinde yer alan, metalurji tekniğinde zirveye oturmuş bir ailenin kızıydı. Büyüme çağında, kadınlık tarafını öne çıkarıp mutlu bir evlilikle yaşamını sürdürmek peşinde olmadığı fark edilmişti. “İmla, müzik ve yemek yapmakla hiç ilgilenmediği” belirtilir. Buna mukabil bol kitap okuma, ata binme, topla oynama gibi tutkuları vardır. İngiltere içinde olduğu gibi Almanya ve Fransa’ya da gezilere katılıp, dillerini öğrendi.
1887’de eğitim aldığı Oxford Üniversitesi’nde modern tarih bölümünü birincilikle bitirdi. Bunun, The Times gazetesinde haber olması, geleceğini etkiledi. 20 yaşında katıldığı İngiltere Kraliçesi’nin davetinde Hindistan Genel Valiliği’ne atanacak Charles Hardinge ile tanışması da, aynı sıralarda I. Dünya Savaşı boyunca önemli rol üstlenecek Times gazetesi yazarı Chirol ile karşılaşması da Doğu’ya bakışını farklılaştırdı.

 

Olayların tam ortasında (Soldan saat yönünde)
Gertrude Bell, Mısır piramitlerini ziyaretinde Winston Churchill ve T.E. (Arabistanlı) Lawrence'ın arasında, 1921.
Bell ve Lawrence Kahire'deki Arap Bürosu'nda bir arada, 1915.
Irak kralı Faysal ile (sağdan ikinci) piknikte, 1922.
Sir Herbert Samuel ve Emir Abdullah (sonradan Ürdün Kralı olacak) ile Ürdün'de, 1921.
32 yaşındayken çekilen portresi.

 

İLK ÇÖL SEYAHATİ
Yaşamını iyi izlemiş biyografi yazarları, hayatı boyunca hiç evlenmeyecek Bell’in, 24 yaşına kadar gerçek bir aşk yaşamadığını belirtiyorlar. Onun için her şey bir aile davetiyle İran'a gitmesiyle başladı. 1892’de Avusturya’dan trenle İstanbul’a geldi. Doğu'yu ilk görüşüydü. Oradan Tiflis’e, sonra Hazar üzerinden Bakü’ye geçip, at üzerinde Tahran’a ulaştı. Buradan gönderdiği mektupta, çölü öğrendiğini, bunu görmenin harika bir şey olduğunu belirtiyordu. İlk aşkını da Tahran’da buldu: Elçilik sekreteri Henry. Ama Henry’yi bir yıl sonra kaybetti.
Bell kendini çalışmaya adadı. O yıllarda yakın çevresine gönderdiği mektuplarındaki notlar ‘Persian Pictures’ (İran Manzaraları) adıyla yayımlandı. 1890’ların başında Farsça, Arapça ve Latince öğrenmeye girişen Bell’in Farsça’dan çevirdiği ‘Hafız’ın şiirleri de 1897’de ‘The Divan of Hafız’ (Hafız Divanı) adıyla basıldı. Bu yıllarda birkaç kez dünya turu yaptı. 1897’de çıktığı gezide Amerika, Japonya, Mısır’dan sonra İstanbul’a uğradı. 1899’da da Yunanistan’dan yola çıkıp Türkiye, Lübnan ve Filistin’i dolaştı; Kudüs’e ayak bastıktan sonra Palmira, Şam, Baalbek, Beyrut turu ile ilk çöl seyahatini yaptı. 1904’teki Paris, Beyrut, Hayfa, Kudüs üzerinden arkeolojik nitelikli gezisi ise onu Lübnan dağlarına götürdü. Burada özellikle Osmanlı karşıtı Dürzi kesimle ilişki kurdu. Şam, Humus, Baalbek, Asi Vadisi ve Halep’i at üzerinde dolaştı. Buralarda yoğunlaşan siyasi ve bilimsel gözlemleri bölgeye ilgisini daha da artırdı. Bu sırada Adana’dan trenle Konya’ya geçip, buradaki Binbir Kilise’de arkeolojik keşifler yaptı.
İstanbul’dan ülkesine döndü ama aklı Ortadoğu’da kalmıştı. 1905’te çöl gezilerinde baş yardımcısı olacak, yıllarca birlikte çalışacağı Fettah isimli Halep’li Ermeni Hıristiyan'ı hizmetine aldı. 1906’da İngiliz yönetici Sir Hugh ile temasta olacağı Kahire’ye gitti. Sonra da 1907 yılının mart–temmuz aylarında Anadolu’da yine atla seyahat ederek Hıristiyanlardan kalan tarihi anıtları inceledi. Bütün bu gezilerinde hiçbir engellemeyle karşılaşmadı. Zira Osmanlı devleti tarihi eser arayışında özellikle İngilizlere izin vermiş durumdaydı. Bu arada yardımcısı Fettah hastalanınca, onu İstanbul’a götürüp hastaneye yatırdı. O günlerde Osmanlı sadrazamının Bell'i misafir etmesi, bilim insanı niteliğinin saygıyla karşılandığının kanıtı. Aynı yıl İngiltere’de ‘The Desert and the Sown’ (Çöl ve Ekilmiş) adlı eseri yayımlandı.

KADINLARA OY HAKKINA KARŞI ÇIKIŞI
Bu arada 1908’de İngiltere’de doğrudan siyasete girdi; 'Kadınlara Oy Hakkı Karşıtı Örgüt'ün kurucu sekreterliğini üstlendi. Örgüt, kadınlarla erkeklerin toplum içindeki farklı konumlarına vurgu yaparak, kadınların parlamento seçimlerinde oy vermesinin önüne geçmeyi hedefliyordu.
1909’da yeniden Osmanlı İmparatorluğu’na gitti. O dönemde Mersin'de İngiliz ateşesi olan Charles (Dick) Doughty Wylie ile tanıştı ve onun Ermenilerin taleplerini savunan tezine destek verdi. İstanbul’dan Malatya’ya geçip, at sırtında Fırat Nehri boyundan Bağdat’a ulaştı. Resmi amacı Ukhaidir Sarayı’nın ölçümlerini yapan ekipte çalışmaktı. Bu arada Avusturyalı sanat tarihçisi Jozef Strzgyowski için Ermeni manastırları üzerine araştırmalar da yürüttü. Savaşta Irak bölgesinde yönetici olacak Sir Percy Cox ile bu sırada tanıştı. Ukhaidir’den Babil’e ve Necef’e, oradan da Suriye’deki Karkamış’a geçti. 23 yaşındaki genç Lawrence da o sırada Karkamış’ta tarihi kalıntılar üzerinde çalışıyordu.
Gertrude Bell ise 1913 Kasım’ında Şam’dan Arap Yarımadası’nın ortasındaki Hail’e gitti; at ve deve sırtında tam bin kilometre yol katetti. Amacı Riyad’da, sonradan Suudi Arabistan'ın kurucusu ve ilk kralı olacak İbn Suud ile buluşmaktı. 1914 Mart’ında Riyad’a ulaştı ulaşmasına ama eve kapatıldı ve ancak mayıs ayında serbest bırakıldı. Üstelik Suud ile de görüşemedi. Yine de kazançlıydı; çölde gezmenin ustası olmuştu. Çölden tekrar Bağdat’a gitti ve bir kez daha anavatanının, İngiltere’nin yolunu tuttu. Kendisine 1914 Temmuz’unda Kraliyet Coğrafya Topluluğu tarafından altın madalya verildi; ‘The Palace and Mosque at Ukhaidir’ (Ukhaidir’de Saray ve Cami) kitabı yayımlandı. Ağustos’ta I. Dünya Savaşı başladı. Gertrude Bell bu kez ülkesinde, İngiliz halkının askere gitmesi için propaganda gezileri düzenlemeye koyuldu.

DÜNYA SAVAŞI’NA TARTIŞILMAZ KATKI
Arka arkaya yaptığı tüm bu seyahatlerden, yaptığı çalışmalardan ve kurduğu ilişkilerden anlaşılacağı gibi Bell, Yakın Doğu topluluklarını en iyi tanıyanlardan biri haline gelmişti. Özellikle 1915’ten itibaren bölge halkının Osmanlı cihadına katılmasına engel olmak için çalışan, ayrıca Arap Yarımadası ve Irak bölgesi yerlilerini ayaklandırıp Osmanlı’yı içeriden çökertme taktiği güden İngiltere’ye büyük yardımları oldu. Bell, çok büyük kısmı çölden oluşan, halkı Bedevi ve farklı tarikatlardan olan bu bölgeyle ilgili kapsamlı raporlar hazırladı. Ama İngiltere, Çanakkale yenilgisinin ardından işin çok daha örgütlü ele alınması gerektiğini fark edince, Kahire’de Arap Bürosu kuruldu. Bütün Ortadoğu’yu tanımış, bu topraklarda deveyle yüzlerce kilometre dolaşmış, yerel halkların şefleriyle tanışmış biri olarak Bell’den bilgi istenmesi doğaldı. Kasım 1915’te yeniden Mısır’a ayak bastı.
Arap milliyetçiliği gibi, tarikatlar arasında da birlik fikrinin bulunmadığı ortamda, İngiltere iki istihbarat merkezi arasında uzlaşma sağlamak için 1916 Ocak’ında Bell’i, Basra’daki ‘Genel İstihbarat Karargâhı’nda görevlendirdi. Ancak üç ay sonra Kut-ül Amare’de, İngiliz ordusunun esir düşmesi ortalığı karıştırdı. Kahire’den aralarında Lawrence’ın da bulunduğu bir heyet, 2 milyon Sterlin ödeyerek esirlerin serbest bırakılmasını sağlamak için gönderildi. Ama bu teklif reddedildi.

 

Çölde yalnız bir kadın
'Çöl Kraliçesi' filminde Nicole Kidman'ın canlandırdığı Gertrude Bell, hiç evlenmedi, ancak evli bir adam olan Yarbay Charles Doughty Wylie ile mektuplar aracılığıyla süren, gerçek hayata taşınamayan bir ilişkisi vardı.

 

BEDEVİLERİN UZMANI
Bu ortamda, Mısır Yüksek Komiseri Lord Cromer “Miss Gertrude Bell, Araplar ve Arabistan hakkında neredeyse yaşayan tüm İngilizlerden daha çok şey biliyor” diyerek kendileri için önemini vurguluyordu. 27 Haziran 1916’da Şerif Hüseyin’in Hicaz’da ayaklanmasıyla yeni bir dönem başladı. Bu ayaklanmada “Bedevilerin uzmanı” diye nitelenen Bell’in görüşünden yararlanıldı. Lawrence, o sıralar sadece Araplarla birlikte tren yolunu bozup Osmanlı’dan asker gelmesini engelliyordu. Oysa sonraları, Kudüs’ün kurtarıcısı gibi gösterildi, ABD’yi savaşa çekerek yardım etmesini sağlayan kişi olarak sunuldu.
Bell ise bu dönemde Bağdat’ta görevine devam ederken Al Arab yayınını yöneterek İngiliz politikasına destek sağladı. ‘Büyük Britanya İmparatorluğu Yeni Nizam Yöneticisi’ sıfatıyla madalyaya layık görüldü. Osmanlı rejiminden kalanları tasfiye etmenin yanı sıra halka arazi dağıtımında da etkin çalıştı. Özellikle bölgedeki Sünni-Şii çekişmesine denge getirmeye çabaladı. Doğu Sekreteri sıfatını kazanan Bell, ‘The Arab of Mesopotamia’ (Mezopotamya’nın Arabı) kitabında Osmanlı ile ilgili şöyle diyordu: “Osmanlı İmparatorluğu’ndan başka, aslında hiç de öyle olmadığı halde dünyayı çok güçlü, kurumsallaşmış ve merkezi bir devlet yapısının olduğuna inandırmış başka bir ülke yoktur.”

FAYSAL’I KRAL YAPAN KADIN
Bu dönem, Bell’in hayatında çok belirleyici oldu. Artık bütün yaşamı, özetle Irak diye nitelenen bölge üzerine yoğunlaşacaktı. Kasım 1916’da Güney Necd hakimi ve emiri, Vahhabilerin lideri Abdülaziz İbn Suud ile görüştü. Türklerden kalanı tasfiye girişiminde bölgede farklı mezhepteki Araplar gibi, Şii kökenliler ve Kürtler arasındaki karşıtlıkları da özetlemeye, çözüm önermeye girişti. Mondros Ateşkes Anlaşması’yla Osmanlı’nın bölgeden çekilmesinin peşinden bu farklı grupları İngiliz yönetiminde kaynaştırmak için çabaladı. Bu arada savaş sonrasında dünyayı şekillendiren Paris Konferansı’na katıldı, İngiltere ile Fransa arasında Suriye konusundaki çekişmenin etkisiyle iç karışıklığı artan Bağdat merkezli bölgeye Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ın kral olarak getirilmesini destekledi. Bir zamanlar Osmanlı Meclisi’nde Cidde mebusu olan Faysal’ın, sadece İngiliz ve Fransızlarla değil Siyonistlerle de dostluk içinde olduğunu biliyordu Bell. Böylece Faysal’ın 23 Ağustos 1921’ de Bağdat’ta taç giymesi kesinleşti. Faysal’ın Irak krallığının, İngilizlerin Mondros Anlaşması’na göre Musul’u, yani petrol zengini bölgeyi işgal etmesini yasallaştırması da bu suretle onaylanmış oldu. Bell Irak'ın sınırlarını çizerken, Faysal, babası Şerif Hüseyin’in Suudiler tarafından Hicaz’dan kovulmasına tepki göstermedi.
Bell hayatının kalanını, hükümranlığını kendisine borçlu Faysal’ın yönetimindeki Bağdat’ta geçirdi. Ve burada 12 Temmuz 1926’da, 58 yaşındayken aşırı dozda uyku ilacı almış olarak yatağında ölü bulundu. İntihar mı ettiği yoksa kazara mı öldüğü kesinlik kazanmadı. Kuruluşunu sağladığı Irak'a son hediyesi Irak Ulusal Müzesi oldu.