STİL

Asi ruhlu mücevherler

Sanat, mitoloji ve arkeoloji mücevhere nasıl dönüşür? Taru’nun yaratıcısı Şefik Kabaş, bambaşka dünyalara kapı açan sıradışı ve lüks mücevherler tasarlıyor.

Ece Eraslan

Baykuş ve şahin 
Tasarımcı Şefik Kabaş'ın ilham aldığı baykuş, bilgeliğin sembolü (üstte). Şahin ise Hitit ve Urartular'da öngörü ile vizyonerliğin simgesi (üstte sağda).


Kitleleri memnun etmeye oynamayan, kendini ortaya koyarak kişisel ve özgün yaratımlara yönelen insanları çok seviyorum. Böylece içinde yaşadığımız dünyayı anlamlı kılan işler çıkıyor ortaya. Asi ruhlu, akıntının tersine kürek çekmekten korkmayan tasarımcılardan biri de Şefik Kabaş. İki yıl önce Taru markası ile mücevherciliğin sınırlarını keşfe çıkan Kabaş, hem kadın hem de erkekler için çekim gücünü heykelden alan, sanat, mitoloji ve arkeolojinin buluştuğu takılar tasarlıyor.
"Armut dibine düşer" derler; 1961 doğumlu Şefik Kabaş, sanatçı ve tasarımcı bir aileden geliyor. Babası Urart’ın kurucusu Vedat Kabaş, amcası ise ünlü ressam ve akademisyen Özer Kabaş. Kendisi de önce ABD Baltimore’daki Maryland Institute College of Art’da heykel, sonra İskoçya Edinburgh College of Art’ta cam üfleme bölümlerini bitirmiş. “Bu sayede dünyayı daha geniş açıdan yorumlamayı öğrendim” diyen Kabaş, yaklaşık 10 yıllık eğitim sürecinden sonra Türkiye’ye dönmüş. Eğitim hayatı boyunca yaz aylarında Urart’ın atölyelerinde çalışarak, mücevher tasarlamayı, imalat aşamalarını öğrenmiş. Türkiye'ye Urart'ta çalışma niyetiyle dönen Kabaş'ın hayatı, ailesinin şirketi şu anki sahiplerine satma kararıyla yön değiştirmiş. “Ben de iç dekorasyon ve mobilya tasarımına yönelerek 1989’da kendi şirketim Artepe’yi kurdum. Ama içimde kalmış bir şeydi mücevher tasarımcılığı” diyor Kabaş.
2000’li yıllarda mobilya tasarımlarında tarihi semboller kullanmaya başladıktan sonra, bunu mücevherlere uygulama fikri gelişmiş. Antik çağlarda hayvanların, Anadolu’da yaşayan avcı-toplayıcı insanların dünya görüşünü yansıtan en önemli sembolik unsurlar olduğunu belirten Kabaş’ın, 'Animal Wisdom' adlı mücevher koleksiyonunun çıkış noktası da burası: “Sanatsal mücevherler üzerinden hikâyeler anlatıyorum aslında.”
Kabaş, her biri eşsiz mücevherlerini, dekorasyonu kendine ait olan Bebek’teki TARU Gallery’de sergiliyor ve satışa sunuyor. Galeride tasarımcının bir diğer tutkusu, kendi deyimiyle 'ruhunu genç tutan' motosikletlerinden ikisi de sergileniyor.

 

Şefik Kabaş
Bileğinde Taru'nun simgesi balta formlu Labris bileklik ile.

 

Markanıza 'Taru' ismini vermenizin sebebi neydi?
Uzun yıllardır arkeolojiye merakım var. Çok kitap okumanın yanı sıra her gittiğim şehirde arkeoloji müzesi varsa, muhakkak gezerim. Anadolu medeniyetleri, özellikle de Hititler ve Urartular ilgi alanım. Taru, "Bin tanrılı" dediğimiz Hititler'in baş tanrısı, gök tanrıdır. Mobilya tasarımlarımda da arkeolojiden esinleniyordum; bronz heykeller, kabartmalar ve parçalarla ahşabı, deriyi birleştiriyordum. Galeride yer alan dev boy aynası örneğin böyle bir parçadır ve onun da ismini Taru koymuştum. İsim aklımda hep vardı yani, mücevher tasarımı sonradan geldi.

Müşteri profilinizde erkekler mi ağırlıkta, kadınlar mı?
Hemen hemen aynı. Koleksiyonumda her iki gruba da hitap eden mücevherler bulunuyor. Tasarımlarımda keskin hatlarla tanımlanmış bir Taru erkeği ya da kadını yok. Dolayısıyla tüm parçaları, beğenen herkes takabiliyor. Ülkemizde lüks mücevher alanında son derece bilinçli, zevkli, kaliteden anlayan ve iddialı bir kadın kitlesi var. Taru, bu özgüveni yüksek kadınlar tarafından tercih ediliyor. Şu da bir gerçek; Türkiye’de fazla erkek aksesuarı üretilmiyor; genellikle yüzük ve kol düğmesiyle sınırlı. Erkeklerin esas takısı ve ilgi alanı saattir; saate yatırım yaparlar. Onun dışında kalan diğer parçalar aksesuardır. Ben bu anlayışı kırmaya çalışıyorum. Erkekler saatin yanı sıra, belki diğer bileklerine, Taru stili iri, iddialı bileklikler takabilir. Hiç elmas ya da pırlantalı aksesuar kullanmamış bir erkek, önce küçük bir yüzükle başlayabilir, alışıp içine sindirdikten sonra, bilekliğe geçebilir. Zaten böyle de oluyor. Örneğin, saati dışında aksesuar kullanmayan erkek müşterilerimden biri geçenlerde kızına hediye almaya geldi; koleksiyonu çok beğenerek kendisine yoğun pırlantalı, elmaslı özel bir bileklik sipariş etti.

Tarzınızı nasıl tanımlarsınız?
Amerikalıların 'in your face' olarak adlandırdığı, cesur, iddialı, kendini belli eden mücevherler yapıyorum. Arkeolojik simgeleri heykel sanatıyla harmanlıyorum. Hitit ve Urartular’da her hayvanın temsil ettiği bir değer vardı. 'Animal Wisdom' koleksiyonu bunun üzerine kuruldu. Örneğin şahin öngörülüdür, vizyonerdir. Birçok tanrı şahin kafasıyla temsil edilirdi; ben de şahin kafası formunda bileklik ve yüzükler yaptım. Aslan liderdir; baykuş bilgeliği, koç ise yaratıcı gücü temsil eder. En iddialı tasarımlarımdan koç bileklik, güneş tanrısının ve yaratıcı gücün temsili niteliğinde. Dolayısıyla altın, pırlanta ve elmaslarla çalıştım. Taru’nun logosu çift başlı balta şeklinde; bu da tanrısal gücün simgesidir. Bu yüzden birçok tasarımımda değişik stilize balta motifleri hep olacak. Bir de motosiklet tutkumdan gelen kurukafa motiflerini kullanıyorum.

Son derece asi bir ruhu var tasarımlarınızın.
Evet. Tam nereden kaynaklandığını bilmiyorum. Motosiklet hayatımın çok önemli bir parçasıdır, hem kullanıyorum hem de klasik motosiklet koleksiyonu yapıyorum. Bundan dolayı olabilir; çünkü motosikletle ilgilenip kurukafa motifini sevmeyen yoktur. Koleksiyonumda olmazsa olmazdı. Benim de çok beğenerek taktığım parçalar onlar.

 

İsyankâr mücevherler (Soldan saat yönünde)
Ejderha bileklik; ejderha kolye; koç bileklik; kurukafa yüzük; deri kayışlı ejderha bileklik; aslan yüzük; boğa bileklik.

 

Bu kadar sıradışı tasarımları Türkiye’de satışa sunmanın zorlukları neler?
Aslında çok zorlanmadım. Temelini bildiğim bir konuydu. Ailemin mücevher sektöründe bulunmuş olması çok yardımcı oldu. Şu ana kadar Taru ile ilgili çok güzel tepkiler aldım. Herkese çok değişik geldi. Zaten farklı ve iddialı olamazsanız, sektörde bir yer edinemezsiniz. Standart olursunuz. Ben böyle biri olmadığım için muhtemelen, tasarımlarım da gittikçe daha iddialı oluyor. İç dekorasyon ve mobilya tasarımına da devam ediyorum.

Ne tür malzemelerle çalışıyorsunuz?
Kullandığım taşlar ve malzemeler anlattığım hikâyeleri kuvvetlendiriyor ve derinleştiriyor. Seçimi buna göre yapıyorum. Elmas, renkli elmas ve pırlanta ile, ayrıca safir gibi değerli taşlarla çalışıyorum. Gümüş ve 18 ayar altın kullanıyorum. Kayışlarda ise egzotik deriler tercihim; çok şık duruyor.

Yurtdışından müşterileriniz var mı?
Henüz çok yeniyiz ve öncelikli hedefim Türkiye'de lüks mücevher olarak tercih edilen bir marka olmak. Elbette yurtdışına açılmak da istiyoruz. Global tasarımlar yapıyorum, bazı parçalar fazla iddialı geliyorsa bu yüzdendir.

Mücevhercilik sektörünün durumu nasıl sizce? Kaygılarınız var mı?
Mücevher bir zevk işidir. Kendisine yakıştıran, enerjisini hiseden alır. Ekonomik durumun bu kategoride, yani lüks ürünlerde çok etkili olduğunu düşünmüyorum. Dönemsel krizlerde kısıtlamaya gidenler oluyor, fakat çoğu beğendiği ürünleri almaktan geri durmuyor. Taru olarak sektördeki dalgalanmalardan çok etkileneceğimizi düşünmüyorum.

Tasarımlarınızı mücevher dışında başka sektörlere taşımayı düşünüyor musunuz; örneğin saatler için kadran ya da kasalar gibi?
İlk etapta düşünmüyorum; hedefim Taru’nun mücevher koleksiyonunu geliştirmek. Ve yurtdışına açılmak. Sonrasında olabilir elbette. Kendi doğal akışına bırakmak istiyorum.

Bir parçanın tasarım aşamasından üretimine geçen süre ne kadar?
Her parça için ortalama üç-üç buçuk ay çalışıyoruz. Tasarım aşaması en uzunu; taşların bulunması, seçimi de zaman alıyor.

Favori tasarımınız hangisi?
"Hangi evladınızı daha çok seviyorsunuz" diye sordunuz (gülüyor). Hepsini çok beğeniyorum ama en son yaptığım koç başlı bileklik bambaşka; koleksiyonluk bir parça oldu. Şu anda sanırım favorim o. Aslında en son tasarımım hep bir öncekinden daha iddialı olduğu için, favorim de sonuncu oluyor.

Her parçadan bir tane mi var?
Evet. Çünkü aynı formu kullansam da malzemeler, renkler, deriler ve taşlardan dolayı hiçbiri birbirine benzemiyor; hepsinin duygusu farklı. O yüzden hiçbir parça aynı değil, hepsi eşsiz.

Sizce lüks nedir?
Lüks, farklı ve iddialı olmaktır; her yerde görülmeyen, nadir bulunandır. Lüks bir üründen bahsediyorsak, bunun yanı sıra çok kaliteli ve değerli malzemelerle üretilmiş olması da elzemdir.

 

 

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı EKİM 2016

Ya 100 yaşına kadar yaşarsanız?

Yaşam sürelerinin artık giderek uzadığına dair bilimsel tespitler okuyup duruyoruz. Ama kaçımız hayatımızı bu varsayıma göre planlıyoruz? Sizi 100 yaşına kadar taşıyabilecek kariyer ve yaşam planınız var mı? Yoksa hayatın getireceklerine razı mısınız? SImon Kuper, yeni çıkan bir kitaptan notlarla uzayan ömürlerin hayatımıza getireceği değişikliği anlatıyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı EKİM 2015

Geometrinin Tasarım Hali

Yuvarlatılmış dikdörtgen formlar, ilhamını modanın son tutkusu püskülden alan takılar, vurmalı çalgı bongodan esinlenilerek hazırlanan puf, Selçuklu izleri taşıyan metal ve deri karışımı tepsi... Türk tasarımcıların oyunlu, esprili fikirleri geometrik öğelerle birleşiyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı EKİM 2016

‘Yol’ yeni kurgusuyla çıkmaya hazırlanıyor

Cannes’da aldığı ‘En İyi Film’ ödülüyle, Yılmaz Güney’in siyasi ve sanatsal kişiliğiyle, hakkında anlatılan bitmez tükenmez hikâyelerle bir fenomen… Tarık Akan hayata veda ettiğinde sevilen oyuncuyu anmak isteyenlerin de dilindeydi. Evet, ‘Yol’dan bahsediyoruz. Film, 35 yıl sonra yeniden, kullanılmayan ama uzun süre kulaktan kulağa anlatılan yeni sahnelerle izleyiciyle buluşacak. Filmin İsviçreli yapımcısı Donat F. Keusch yeni versiyonu 2017’de göstermek için hazırladığını söylerken, Güney’in çevresinden gelen ilk tepkiler olumsuz.

DEVAMINI OKU