SANAT & TASARIM

“Aslı Özge ile Alman sinemasında yepyeni bir dönem başlıyor”

Bu cümle bize değil, Almanya’nın önde gelen gazetelerinden Der Tagesspiel’e ait. Ödüllü yönetmen Aslı Özge’nin ilk kez Almanya’da, Almanca çektiği üçüncü filmi ‘Auf Einmal’ (Ansızın) bu ay Türkiye’de gösterime giriyor. Filmin çıkış noktası Defne Joy Foster’ın, Kerem Altan’ın evinde öldüğü gece. Ama senaryo bambaşka gelişiyor. Çünkü Özge’nin derdi, bu olayı değil, toplumun olaya verdiği tepkileri sorgulamak. Bu sorgulama içinde Alman sistemi de hayli sert bir eleştiriye uğruyor. Özge’ye bağlandık, detayları aldık.

Ayşegül Savur Özgen

Aslı Özge ismi, Türkiye’de sinemaseverler özellikle de festival filmlerini yakından takip edenler tarafından gayet iyi biliniyor. Ama kendisinin, vaktinin diğer bir yarısını geçirdiği ülke olan Almanya’da, Türkiye’den çok daha fazla tanındığı ve desteklendiği bir gerçek.
‘Köprüdekiler’ ve ‘Hayatboyu’ adlı filmleriyle, festivallerden ödüllerle dönen Özge, üçüncü filmi ‘Auf Einmal’ (Ansızın)’ı Almanya’da, Almanca çekti. Film, yukarıda belirttiğimiz gibi ilhamını Defne Joy Foster’ın öldüğü geceden alıyor. Özge, bu olayın kendisini ‘Ansızın’ı yapmaya nasıl götürdüğünü şöyle anlatıyor: “Haberi internette gördüm. Bir yandan da Berlin’de yaşadığım ve televizyon da izlemediğim için ölen kadını pek tanımıyordum. Habere göre genç bir kadın, o gece tanıştığı bir adamın evinde ölmüştü. Olay sıradan gibi görünse de, inanılmaz çok konuşuluyordu, çünkü kadın evliydi ve bir de çocuk sahibiydi; bu durumda başka bir adamın evinde gece vakti ne işi vardı! Ben, kişilerle ve olayın aslıyla hiç ilgilenmedim. Ne bir dedektif gibi olayı aydınlatmak, ne de olayın karakterleriyle ilişki kurmak gibi bir derdim oldu. Beni esas tetikleyen, medyanın kadına karşı tavrıydı; ‘Su testisi su yolunda kırılır’ türünden cümleler yazılıp çiziliyordu. Ben de bu olayın yarattığı açılımlar ve toplumun birey üstünde yarattığı baskı üzerine yoğunlaşarak olaydan ve kişilerden tamamen bağımsız bir hikâye yazdım. Filmi izleyecekler, senaryonun Türkiye’deki hikâye etrafında dönmediğini bilmeli.”

FİLM NEDEN ALMANYA’DA GEÇİYOR?
Özge’nin ‘Ansızın’ı neden Türkiye’de değil, Almanya’da çektiğine gelince... “İlk yazmaya başladığımda hikâye Türkiye’de geçiyordu, ama baktım ki konu çok fazla ahlak teması üzerinde dönüyor, mekânı Almanya’ya döndürdüm. Bir de olayın gerçeğiyle ilgilenmek istemediğim için böyle bir mekân değişimi avantaj oldu. Filmde ölen kadın ile filmin baş kahramanı Karsten aynı sosyal sınıfa ait değiller. Böyle bir çatışmayı, konformist hayatının sınırları dışına pek de adım atamamış Karsten için önemli buluyordum. Bu farkı yaratmak için ölen kadın ve ailesini orada yaşayan Türkler yerine, yine Türkiye’dekine benzer erkek egemen başka bir toplum olan Rus-Almanlar arasında çekmeyi düşündüm. Onlar aslında Alman kabul edilse de, bir hata yaptıklarında ‘Siz Alman değilsiniz’ denebiliyor. Böyle bir sınıf çatışmasını ve göçmen olma halini bu açıdan da ele almak istedim.
Özge, filmi Köln’e bir buçuk saat uzaklıktaki Altena şehrinde çekmiş. Senaryo üzerine danışmanlık aldığı bir profesör, ona bu hikâyenin geçebileceği bölgenin Sauerland olduğunu söylemiş. Özge, filmin görüntü yönetmeni Emre Erkmen’le o bölgede günlerce dolaşmış ve en sonunda kimsenin de pek bilmediği Altena’yı bulmuşlar. Filmi izleyen Almanlar kendilerinin bu kadar doğru yansıtabilmesinden hayli memnun. Filmin özellikle çekim yapıldığı bölgede filmin biletleri haftalar öncesinden tükenmiş durumda.

 

Almanya'nın gözbebeği
Aslı Özge'nin çektiği 'Ansızın'ın ilk gösterimi Berlin Film Festivali'nde yapıldı. Filmden, Alman basınında övgüyle söz ediliyor; Özge için de 'Alman sinemasının umudu' yorumları yapılıyor.

 

ALMANLARA YÖNELİK SERT ELEŞTİRİ
Oysa hikâyede çok ciddi bir sistem eleştirisi var. Alman toplumunun, hoşlanmadıkları bir gelişme karşısında birini yok saymaları ya da yalnızlaştırmaları, statülerini korumak uğruna ödetilen bedeller, güce karşı duyulan zayıflık sert şekilde topa tutuluyor. Özge, filmi çekerken, Türkiyeli bir yönetmen olarak bu eleştirisinin tepki toplayabileceğini düşünmüş. Sürprizi kaçırmak istemeyiz ama filmdeki Alman bayrağı ile haç sembolüyle ilgili eleştirel bir sahne bile kimsenin tepkisini çekmemiş. Özge, “Böyle bir şeyi Türkiye’de yapsam aforoz edilirdim herhalde” derken, Almanların geçmişleriyle yüzleşme ve eleştiriye açık olma konusunda en entelektüel toplumlardan biri olduğunun altını çiziyor.
Tüm bunların yanında, film psikolojik bir gerilim sayılabilir. Özge, filmi bu niyetle çekmemiş olsa da, gösterildiği pek çok festivalden sonra bu yorumlar yapılıyor. Gerçekten de izlerken, kendinizi sürekli tedirgin hissediyor, bir sonraki sahnede ne olacağını merak ediyorsunuz. Matematik kurgusu çok iyi yapılmış bir senaryo ve görsel dil var karşımızda.

 

Çarpıcı sahne
Alman bayraklı ve haçlı sahne, 'Ansızın'ın, Almanya'ya yönelik en sert sahnelerinden biri.

 

Filmin afişi Bülent Erkmen imzalı.

 

ALMAN SİNEMASININ YILDIZI
Bu sürprizli hikâye ve kurgu Aslı Özge’yi, Alman sinemasının yeni yıldızlarından biri haline getirmiş görünüyor. ‘Ansızın’ın, Berlin Film Festivali’ndeki gösteriminden hemen sonra, Almanya’nın önde gelen gazetelerinden Der Tagesspiel’de yer alan yorumlar bizim de göğsümüzü kabartıyor: “Aslı Özge ile Alman sinemasında yepyeni bir dönem başlıyor” deniyor gazetede. Özge şu an Almanya’nın en güçlü kadın yönetmenleri arasında gösteriliyor ve sinema dilinden ve Emre Erkmen’in etkileyici görüntü yönetiminden büyük övgülerle bahsediliyor. Bugüne kadar ‘Ansızın’ hakkında Alman basınında çıkmış tek bir kötü eleştiri yok.
Ansızın’ın baş karakteri Karsten’ı canlandıracak oyuncuyu seçmek için yedi-sekiz ay casting görüşmeleri yapan Özge, titiz çalışmasının karşılığını bu harika yorumlarla alıyor. O, kendisini Almanya’da yaşayan Türkiyeli bir yönetmen olarak görse de, Alman sinema çevreleri Özge’yi çoktan kendileri için önemli bir yere koymuş durumda.
Tavsiyemiz, 14 Ekim’de Türkiye’de gösterime girecek ‘Ansızın’ı izlemeniz. Karşınızda hem unutamayacağınız bir hikâye ve her karesi üzerinde titizlikle çalışılmış bir görsellik, hem de Özge’nin farklı teknikleriyle oyunculuklarını iyice yükselten başarılı isimler olacak. Özge, Türkiye’de unutmaya başladığımız “İyi şeyler de oluyor” cümlesini bize hatırlattığı için ayrıca değerli. Kıymetini bilelim!

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı MART 2016

Özgürlük yürüyüşü

Bundan 100 yıl önce, şıkır şıkır giyinmiş hanımlar, ellerinde pankartlar, sokaklarda oy hakkı için mücadele ediyor, yaka paça gözaltına alınıyorlardı. Savaş zamanları işgücü olarak kıymete bindilerse de, erkekler geri dönünce yine ev kadını olmaları istendi. Kadınların sesi artık her zamankinden gür çıkıyor ama bu uzun, zorlu ve bazen de eğlenceli yürüyüş hâlâ bitmedi.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı ARALIK 2015

En devrimci sanat metni: Sürrealist Manifesto

Hayatın gerçek sorularına yanıt rüyalar olamaz mı? Sanatçı, kendini sadece hayal gücüne mi adamalıdır? Peki ya gerçeküstücülük, izleyiciyi nasıl etkiler? Bu çarpıcı sorular, yanıtlarını kendileri kadar çarpıcı bir metinde buldu. Şair-yazar André Breton, 1924 yılında Sürrealist Manifesto’yu yayımladığında, yerleşik sanat algısı yerle bir oldu. Hedef, gerçekliğin keşfedilmemiş alanlarına el atmaktı. “Uykudan uyanan insan, her şeyden önce belleğinin tutsağıdır” sözünün peşinden giden akımın etkileri bugün hâlâ sürüyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı EKİM 2016

Hillary Rodham Clinton: “Hoş geldiniz sayın başkan” diyebilir miyiz?

Bu sorunun yanıtını, gelecek ay yapılacak Amerikan başkanlık seçimlerinin sonucunda alacağız. Son anketlere bakılırsa yanıt, Hillary Clinton’ın sağlığıyla ilgili çıkan olumsuz haberlere karşın “Evet.” Hıllary ClInton başkan seçilirse, ABD’nin ilk kadın başkanı olmakla kalmayacak, Beyaz Saray konusunda ilk kez bu kadar tecrübeli bir isim de başa geçmiş olacak. Emekli Büyükelçi Yalım Eralp, Hillary Clinton’ı mercek altına aldı.

DEVAMINI OKU