SANAT & TASARIM

Bambaşka bir sergi: Pitoresk İstanbul

İstanbul bu ay Pitoresk İstanbul sergisi ile sanatseverlere alışılmışın dışında bir görsel ve işitsel deneyim sunacak. Sergide 19’uncu yüzyıl ressam seyyahlarından Melling, Schranz, Allom, Bartlett, Lewis ve Ayvazovski’nin İstanbul’u, ‘dijital seyahatnameler’ olarak dev boyutlu perdelerde canlanacak. 12 Mart’ta İstanbul Deniz Müzesi’nde başlayacak sergiyi, Boyut Yayın Grubu’nun ve serginin genel yönetmeni Bülent Özükan, sanat yönetmeni Murat Öneş ve müzik direktörü, besteci-piyanist Anjelika Akbar ile konuştuk.

İstanbul'un içine girmek
Ziyaretçiler, tabloları CodexArt salonunda, dev yüzeylerde izleyecek. Yazar Gül İrepoğlu'nun sergiden ilham alarak yazdığı 'Aşk-ı Derya' adındaki novella da okunabilir.

 

Pitoresk İstanbul, neyi anlatıyor?
Bülent Özükan: Bizim İstanbul’u 'pitoresk' kavramında ele almamızın sebebi, serginin, altı büyük sanatçının bu kavramda üretilmiş eserlerinden oluşması. Sanatçıların ortak özelliği 19’uncu yüzyıl İstanbul’una tanıklık etmiş olmaları. Antoine-Ignace Melling, Joseph Schranz, Thomas Allom, William Henry Bartlett, John F. Lewis ve İvan Ayvazovski... Her birinin İstanbul’u farklı bir güzellikte, farklı bakış açılarını yansıtıyor. Sergimizde bugüne kadar kitap sayfalarında görebildiğimiz eserler ilk olarak devasa boyutlarda, 5 metrelik perdelere yansıtılıp canlandırılıyor. Serginin bir başka özelliği de, sergiye özel müziklerin dönemin müzikleriyle birlikte canlandırmalara eşlik ediyor olması. Müzikleri değerli sanatçımız Anjelika Akbar bizim için seçti ve kendi besteleriyle harmanladı. Pitoresk İstanbul için “Resim sanatı, müzik ve metinlerin buluşması” diyebiliriz.

İsterseniz biraz da sergide eserleri sergilenen sanatçılardan bahsedelim.
B.Ö.: Bu sanatçıların hepsi İstanbul’da derin izler bırakmışlar. Örneğin Antoine-Ignace Melling’in İstanbul’daki yaşamı 18 yıldan uzun sürüyor. III. Selim döneminde saray mimarı olarak görev yapmış, III. Selim’in kız kardeşi Hatice Sultan’ın himayesinde çalışmalarını sürdürmüş. Hatice Sultan, başlangıçta kendisinden küçük mimari projeler, dekorasyon işleri talep etmiş. Melling, ilk olarak Hatice Sultan için labirent peyzajlı bir bahçe düzenlemiş. Bu bahçeyi yalısındaki ufak tadilatlar takip etmiş. Derken Hatice Sultan’ın Boğaz’daki yalısını neredeyse yeniden yapmış. Bu işbirliği uzun yıllar sürmüş. O dönemle ilgili ilginç bir ayrıntı da, Melling ve Hatice Sultan’ın belki de tarihte ilk defa Osmanlı Türkçesini Latin alfabesine uyarlayıp yazışmalarında kullanmaları. Çok sayıda mektupları Paris’te özel bir koleksiyonda saklanıyor. Sergimizde o mektupları da yayınlayacağız. Hatice Sultan’ın “Melling Kalfa” diye başlayan, “Sarayımı yetiştiresin, çiçekleri güzel edesin” diye devam eden mektupları önemli tarihi belgeler niteliğinde.
Joseph Schranz ise saray tarafından resim öğretmenliğine atanmış, askeri okullarda öğrenciler yetiştirmiş. Schranz’ın bir fotoğraf gibi Boğaz’ın tüm kıvrımlarını ve evlerini bir nakkaş titizliği ile işlediği tabloları, özellikle de İstanbul Boğazı’nın her iki yakasını Karadeniz’den Marmara Denizi ile buluşmasına kadar resmettiği panoramik tablo, 19’uncu yüzyıl İstanbul’unu bizlere anlatan bir roman gibi. Sergimizin sanat yönetmeni, tabloların canlandırmasını yapan Murat Öneş, bu ünlü tabloyu ilk defa mevsimlendirdi. Allom, Bartlett, Lewis ve Ayvazovski'nin eserleri de ziyaretçileri de onların İstanbul'una götürecek.

Ziyaretçiler sergiye gittiklerinde nasıl bir ortamla karşılaşacaklar?
Murat Öneş: Sanatseverler ilk olarak altı bölümden oluşan, her biri bir sanatçıya adanmış altı ayrı kompartımandan geçerek sergiye ulaşacaklar. Bu kompartımanlarda her sanatçı hakkında İstanbul deneyimlerine ilişkin bilgiler Türkçe, İngilizce ve Arapça olarak veriliyor. Her kompartımanda interaktif ekranlar olacak. Bu ekranlar sayesinde ziyaretçiler önce o sanatçıyı tanıyıp eserleri hakkında bilgi sahibi olacak. Yine bu serginin içinde Türkiye’de ilk defa büyük projeksiyon cihazlarıyla yönetilen interaktif bir kitap olacak. Kitabın sayfası çevrildiğinde gördüğünüz herhangi bir gravüre, resme ya da metne dokunduğunuzda hareketlenip videoya dönüşecekler.
Bu altı kompartımandan geçen ziyaretçileri, serginin ana salonuna girdiklerinde dev boyutlu eserlerle karşılaşacaklar.

Siz projeye nasıl dahil oldunuz?
Anjelika Akbar: Pitoresk İstanbul Boyut Yayın Grubu ile üzerinde çalıştığım ikinci proje. İlk olarak ‘Ayvazovski’nin İstanbul’u sergisinde birlikte çalışma fırsatı bulmuş ve proje için bir İstanbul Rapsodisi bestelemiştim. Pitoresk İstanbul’da ise besteci, müzisyen ve müzik direktörü olarak yer alıyorum. Bu sergide İstanbul Rapsodisi eserimden birkaç dokunuş var. Ayrıca Pitoresk İstanbul’a seçtiğim 19’uncu yüzyıl eserleri için Kalan Müzik’in arşivinden faydalandık. Açıkçası “Bu proje sayesinde yıllarca uzak durduğum -çünkü bilmiyordum- bir müzik türü keşfettim ve çok sevdim” diyebilirim.

Sizin açınızdan serginin en etkileyici yanı nedir?
A.A.: Bu serginin en şaşırtıcı ya da değerli yönü, gravürlerin 5 metreye yakın dev boyutlarda sergilenecek olmaları ve tabii ki tabloların hareketliliği. Ve bunlara müziklerin eşlik ettiğini düşündüğümüzde, bütün duyularımıza hitap eden bir kompozisyon ortaya çıkıyor. Bu ne bir sinema filmi, ne bir belgesel, ne de bir konser. Bambaşka, yaşadığımız çağın tekniklerinin kullanıldığı özel bir sanat türü. Eminim ki, örneğin, Ayvazovski gibi karakter olarak sahneyi, insanları etkilemeyi seven bir sanatçı bugün yaşasaydı, bizim kullandığımız teknikleri kullanırdı. İnsanı içine alan ve duygu seyahatine çıkaran bir sergileme biçimi.

 

Ekip bir arada
Serginin sanat yönetmeni Murat Öneş, müzik yönetmeni Anjelika Akbar, genel yönetmen Bülent Özükan (soldan sağa).