BİYOGRAFİ & PORTRE

Bitmeyen hikâye

İtalya'nın en değerli hazinesi, sinemanın son büyük tanrıçası, temsil ettiği ihtişamın çok uzağından geldi. Trajedi, yoksulluk, imkânsız aşklar ve pişmanlıkların içinden sıyrılıp çağın en büyük ikonlarından birine dönüştü. SophIa Loren 81 yılını peri masallarının aldatmacasıyla değil, olağanüstü bir hayatın gerçekleriyle yaşadı. O öykünün orta yerinde yarım kalmış bir aşk hâlâ incecik sızlıyor.

Ceren Şehirlioğlu

İhtişam dolu şöhret yılları
Sophia Loren ve yapımcı kocası Carlo Ponti, 1960'larda İtalya'nın Morino kentindeki 50 odalı villalarında. Loren, Dior elbisesi ve yakut gerdanlığıyla ışıl ışıl parlıyor.

 

Sahip olduğu her şeyi, o meşhur cümlesinde olduğu gibi spagettiye değil, fareli, karanlık, ıslak bir yeraltı tünelinde geçirdiği çocukluğuna borçlu aslında. Sokakta ekmek kırıntısı için dilendiği, hayatında sadece altı kere gördüğü babasının gönderdiği parayla pişen panzanella sayesinde hayatta kaldığı yıllar Sophia Loren'i bir kraliçe yaptı. 1940'larda, Katolik İtalya'da gayri meşru bir kız çocuğu olmanın utancını zafere dönüştürdü. Bu yüzden tüm filmlerinde Sophia Loren yürüdüğünde, İtalya yürür. Onun dans eder gibi melodik adımlarında Napoli'yi, Roma'yı görürsünüz, bin yıllık imparatorluğun ruhu parmak uçlarında yankılanır. Bal rengi gözlerinde, kocaman iştahlı gülüşünde, kestane saçlarında epiküryen bir davet vardır. Hâlâ çocuklarına lazanya hamuru açan Mamma Sophia'nın sesinde, neredeyse parmesanın rendelendiğini duyar gibi olursunuz. Tüm ihtişamı, edası, kahkahasıyla İtalya'dır. Onun sıcak göğsüne başını yasladığı büyülü anın hayalini kurmayan İtalyan erkeği var mı? Marilyn Monroe, Brigitte Bardot gibi çağdaşlarından farklı olarak Sophia Loren, annelikten sekse uzanan derin duyguları gıdıklar. Yalnızca bir pin up kızı değil, kraliçe arıdır. Bugün, onu kendi hayalinde büyüten kadersiz annesi Romilda'nın öldüğü yaşta.
Sofia Villani Scicolone, İtalya'nın en zor zamanında dünyaya geldi. O doğduktan beş yıl sonra İkinci Dünya Savaşı Avrupa'yı cehenneme çevirdi. Annesi Romilda Villani, Greta Garbo'ya benzerliğiyle Garbo taklidi yarışmalarına katılıyor, piyano çalmak dışında pek bir yeteneği olmasa da, küçük fotoroman seçmelerinde sıra bekleyip yüzlerce Hepburn, Dietrich, Garbo benzeri arasından sıyrılmayı düşlüyordu.

 

Ürkek bakışlı küçük Sophia
Henüz beş yaşındaki Sophia Loren, annesinin kucağında, 1939

 


Bir gün yanına film yapımcısı olduğunu söyleyen yakışıklı bir adam yaklaştı. Riccardo, hanedanlık soyundan gelen damarlarındaki mavi kanın etkisiyle beyaz atlı prens gibi güzel Romilda'yı büyülemişti. Ne yazık ki, yapımcı filan değildi. Aile servetini yiyip bitirmiş, iyi eğitimine rağmen bir baltaya sap olamayıp demiryollarında mühendisliğe fit olmuş bir serseriydi yalnızca. Romilda, gizli gizli Roma otellerinde Riccardo ile buluşuyor, bu büyük aşkın bir gün hayatını değiştireceğine inanıyordu. Elbette değiştirdi ama bambaşka bir biçimde. O otel buluşmalarından biri, Sophia'nın hikâyesinin başlangıcı oldu.

 

 

Geçmişin izleri (soldan saat yönünde): Sophia Loren, yarım kalan bir aşk hikâyesi yaşadığı Cary Grant ile 'Gurur ve İhtiras' filminde, 1957.
Yıldızın ikonik fotoğraflarından. Bir fahişeyi canlandırdığı 'Dün Bugün Yarın' filminin setinde, zamanın modası naylon çorabını çıkarırken, 1963. Marcello Mastroianni ile meşhur 'İtalyan Usulü Evlilik' filminde, 1964. "Sophia Loren" denince akla gelen delici kedi gözlerin, yine mücevherlerin ışıltısıyla birleştiği çarpıcı bir portre.

 

"HASTALIK, KAHKAHA, SARHOŞLUK, ÖLÜM VE DOĞUMLA DOLU YILLAR"
Romilda, 20 Eylül 1934'te Sophia'yı kucağına aldığında 18 yaşındaydı. Roma'daki Clinica Regina Margareta'nın evlenmemiş kadınlar koğuşundan cebinde 100 liretle çıktı. Riccardo ortadan kaybolmuştu; evlenmek istemiyordu, çocuk meselesi ise hiç hesapta olmayan bir kazaydı. Gidecek yeri yoktu. Üstelik Sophia hastaydı. Son parasıyla Roma'dan Pozzuoli trenine binip annesi Luisa'nın yanına geldi. Uzun tren yolculuğu boyunca vicdanıyla, gönlüyle, aklıyla boğuştu. Kollarında ateşler içinde yanan Sophia'yla annesinin kapısını çaldıktan sonra Mamma Luisa, genç Romilda'nın fırtınaları arasında anneliği üstlendi.
Romilda, Riccardo'nun umursamazlığına rağmen ondan kopamıyordu. Pozzuoli'de yaşadığı yıllar boyunca kaçıp kaçıp sevgilisiyle buluştu. Sophia'dan dört yıl sonra Maria'yı doğurdu. Bu kez Riccardo soyadını bile vermeyi reddetmişti. (İlerleyen yıllarda Sophia parasını ödeyerek Maria için soyadı hakkını satın aldı.)
İkinci Dünya Savaşı sırasında açlık, yoksulluk ve utançla boğuşan iki kız kardeş, İttifak güçlerinin bombaladığı sahil kentinde kanalizasyon tünellerinde saklanarak büyüdüler. Gece uyurken fareler kulaklarını ısırıyor, onlarca insanın birlikte yattığı ıslak taşlarda sevişme sesleri uykularını kaçırıyordu. Sophia Loren biyografisinde, tünel yıllarını "Hastalık, kahkaha, sarhoşluk, ölüm ve doğumla dolu" diye anlatacaktı.
14 yaşında "Kürdan" diye dalga geçilen kız, klasik bir çirkin ördek hikâyesiyle kuğuya dönüştü. Romilda yaşayamadığı peri masalını Sophia'nın parlak gözlerinde görüyordu. İlk fırsatta kızını bir güzellik yarışmasına soktu. Önce romantik fotoromanlar, sonra düşük bütçeli filmler derken Sofia Lazzaro adıyla küçük bir şöhret edinmeye başlamıştı.
1950 hem dünyada, hem sinemada, hem Sofia Villani Scicolone Lazzaro'nun hayatında taşların yerinden oynadığı yıl oldu. Sophia, mentoru, yapımcısı, dostu, âşığı, kocası, menajeri, hatta babası yerine koyduğu Carlo Ponti'yle tanıştı. Aralarında 22 yaş vardı. Ponti evliydi, çocukları vardı. Babası Riccardo'nun aksine o gerçekten ünlü bir yapımcıydı. Film dünyasında saygıdeğer bir isim olsa da, Sophia'nın yanında altı santim kısa boyu, kel kafası ve göbeğiyle pek de çekici durmuyordu. Ama Sophia, bu kararlı adamın yanında kendini huzurlu ve güvende hissetti.

 

 

Sevgi neydi?
Sinemanın en yakışıklı adamlarından Cary Grant'e gitmek yerine, güveneceği bir liman olarak görüp, eşi olmayı seçtiği Carlo Ponti ile mutlu bir karede, 1950.

 

TANRIÇA MI, METRES Mİ, SEVGİLİ Mİ?
Carlo, ona yepyeni bir dünyanın kapılarını açmıştı. Sadece İtalya'da değil, Hollywood'da da büyük bir yıldız olmasını istiyordu. İlk öğüdü "Soyadını değiştir ve İngilizce öğren" oldu.
15 yaşında tanıştığı bu oturaklı adam, genç Sophia'nın içindeki koskoca karanlık boşluğu doldurmuştu. Ama onun kollarında, annesinin hatıralarını tekrarlıyordu. Suçluluk, heyecan, umut, endişe, pişmanlık ve aşkın aynı anda yaşandığı o Roma otellerinden Romilda gibi gizli adımlarla çıkıyordu. İtalya'da boşanmak yasal olmadığı için Ponti, ilk eşinden ayrılamıyordu. Sophia'nın büyüyen şöhreti, ‘tanrıça’ sıfatının yanına ‘metres’i de ekleyerek magazin sütunlarına yansıyordu.
1957'de, tüm bu çıkmazların ortasında Ponti, Sophia'nın Hollywood şöhretini pekiştirecek büyük bir proje teklifiyle geldi. ‘Gurur ve İhtiras’ filminde Cary Grant ve Frank Sinatra ile başrolü oynayacaktı. 23 yaşındaki Sophia heyecandan çılgına dönmüştü.
Madrid'de çekilecek film için düzenlenen kokteylden önce 12 kez elbise değiştirdi. Saçını beğenmedi, arka arkaya sigara yaktı. Sonunda salona tüm ışıltısıyla girdiğinde ne Grant, ne Sinatra ortadaydı.
Şöhretlerine yaraşır biçimde Grant iki saat, Sinatra dört saat geç geldi. Grant'i kapıda ilk gördüğü anı, üzerinden yarım yüzyıl geçmesine rağmen taptaze hatırlıyor:
"Hayatımda bu kadar heyecanlanmamıştım. Bacaklarım titriyordu. Sonunda Cary'nin o ünlü profilini kapıda gördüğümde neredeyse bayılacaktım. Parlak yakalı smokini, hafif gri saçları, zarafeti nefesimi kesmişti. Sanki perdeden çıkıp gelmiş gibi duruyordu. Benim için tüm rüyaların gerçekleştiği an oydu."
Cary Grant, zarif topuzu, kedi gözleri ve perdede göründüğünden çok daha uzun boyuyla kalabalığın arasında onu bekleyen Sophia'nın yanına yaklaşıp elini uzattı. "Bayan Lolloloren sanırım?" dedi hınzırca gülümseyerek. "Yoksa Lorenigida mıydı?"
Sophia, sürekli İtalyan aktris Gina Lollobrigida'yla karıştırılmaya alışkındı. Bozuntuya vermedi, o anın büyüsünü hiçbir şeyin bozamayacağına emindi.
Grant o sırasında 52 yaşında, üçüncü evliliğinin ortasındaydı. Ama Sophia'yla göz göze geldiği andan itibaren 20'li yaşlarında ilk kez âşık olmuş bir delikanlıya dönmüştü. Biri çocukken annesi tarafından, biri hiç tanıyamadığı babası tarafından terk edilen iki yaralı ruh, Madrid'deki çekimler boyunca, uzun akşam yemeklerinde, tatlı yürüyüşlerde, sabah kahvaltılarında buluştular.

Grant'in ilk yemek davetinde şaşkınlığını gizlemeyen Sophia, "Benimle? Yemek? Emin misin?" diye sormuştu. Grant tüm karizmasıyla "Evet canım, sen ve ben, yemek" diye cevapladı. O zamanlar yeni aldığı MG otomobiliyle kır yollarında dolaştıktan sonra, küçük bir İspanyol restoranında yemek yediler. "İlk buluşmamız büyülüydü sanki" diye hatırlıyor Loren. Saatlerce konuştular. "Hollywood basit bir peri masalı" dedi Grant, "Eğer bunu anlarsan canın yanmaz."
Sophia onun aklından, bilgeliğinden, espri kabiliyetinden, tecrübesinden ve çekincesiz ilgisinden çok etkilenmişti. Avila tepelerinde küçük lokantalarda, kırmızı şarap ve flamenko eşliğindeki yemekler çekimler boyunca devam etti. Birlikte hayal kuruyorlar, doğacak çocuklarına, hatta köpeklerine isim buluyorlardı. Grant, Sophia'ya sırılsıklam âşık olduğunu hiç saklamadı.
Carlo Ponti'yle ilişkisini biliyordu. Kendi evliliği de, Sophia'nın ilişkisi de umurunda değildi. Bir gece pat diye "Benimle evlenir misin?" diye sordu. Gayet ciddiydi. Ellerini sıkı sıkı tutmuş gözlerinin içine bakıyordu. Sophia cevap veremedi. "Çekimde repliğini unutmuş oyuncu gibi kalakalmıştım" diye anlatacaktı sonra. "Cary canım... Zamana ihtiyacım var" diyebildi ince bir mırıltıyla.
Amerika'ya cevapsız dönen Grant, gider gitmez bir mektup yazdı: "Beni affet güzel yüzlüm. Seni çok sıkıştırdım. Dua et. Ben de öyle yapacağım. Tekrar görüşünceye kadar, hoşçakal Sophia."
Ertesi yıl birlikte ikinci filmleri 'Houseboat'un (Yüzen Ev) çekimleri için Los Angeles'ta buluşana kadar hiç görüşmediler. İkinci buluşma ise ilkinden daha hararetli oldu. Filmin yönetmeni Melville Shavelson, Grant ve Loren arasındaki çekimin yarattığı tansiyon yüzünden hayatının en zor filmi olduğunu anlatacaktı.
Sophia'nın, Carlo Ponti ile resmi olmayan evliliği sürse de, Grant soyunma odasına notlar, çiçekler bırakmayı sürdürüyordu. "Eğer yapabilirsen, yapmak istersen, masama bir not bırak. Birkaç kelime, herhangi birkaç kelime... Her gün olduğu gibi senden bir şey duymaya ihtiyacım var. (Belki de bu, burnuma bir yumruk olur ama bana sevgini hatırlatan bir notu tercih ederim.) Eğer aynı hayaller için benimle dua edersen, hayatta her şey iyi olacak. Not: Bu notun benim için olduğu kadar senin için de önemi varsa, yazdığıma memnun olacağım." Bir gün böyle bir notun yanında sarı güller vardı.

 

Akdeniz ruhu
Loren'in hayatı dolu dolu, neşeyle yaşadığına işaret o kadar çok fotoğraf var ki... Yine yaşam enerjisi fışkıran karelerden biri... Yıl 1962. İtalyan yıldız, Avusturyalı oyuncu ve yönetmen Maximilian Schell (solda), Amerikalı aktör Robert Wagner (sağda) ve Fransız kadın oyuncu Françoise Prévost ile Elba Adası civarında eğlenceli bir deniz gezisinde.

 

 

CIAO BELLA!
Sophia, belki Carlo'yu kıskandırmak için çekimin sonunda uçak yolculuğu sırasında çiçeklerden bahsetti: "Cary bana sarı güller yollamış. Sarı gül kıskançlık demek değil mi?" Carlo öfkeden çıldırmıştı. Herkesin ortasında yanağına sert bir tokat indirdi. Sophia utancından yerin dibine geçmişti. Yanağında parmak izleri yanarken hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Hostesler onu sakinleştirmek için seferber olurken, tuhaf bir aydınlanma yaşadı.
"'Carlo beni seviyor' diye düşündüm" diye hatırlıyor o anı. "Garip bir şekilde, bu korkunç tepkisi ona güvenimi sağlamlaştırdı." Ve tercihini yaptı. Carlo'yla evlenecekti. "O İtalyan'dı. Benim dünyama aitti. Onu bırakıp bir Hollywood devine gitmeye, tüm hayatımı değiştirmeye cesaret edemedim. Sonunda doğru kararı verdiğimi düşündüm."
Öldüğü güne kadar da Ponti'ye sadık kaldı. İki çocuğu, dört torunuyla çocukken hayal ettiği aileyi kurdu. 1986'da bir gün telefonda Cary Grant'in beklenmedik sesiyle heyecanlandı. "Ne oldu? İyi misin?" diye sordu telaşla. "İyiyim yalnızca 'ciao' demek için aradım" dedi Grant. Bu konuşmadan kısa bir süre sonra da öldü.
Sophia Loren, annesinin hayallerini, İtalya'nın günahlarını, yaşanmamış aşkların ağırlığını güzel omuzlarında gururla taşıdı. Her şeye cesaret etti, her güçlüğü göğüsledi ama aşkın ateşi yerine güvenli limanları seçti. Şimdi 81 yaşında, hâlâ Dolce&Gabbana gibi moda devlerine ilham veriyor (marka geçtiğimiz ay Sophia Loren No:1 adında yeni bir ruj çıkardı), yeni film senaryoları okuyor, hâlâ günlük tutuyor ve her yıl biten defteri yakıyor. Cenevre'deki küçük sarayında torunlarını şükran günü yemeğine bekliyor. Carlo Ponti'nin hatırasıyla dolu evinde koca bir tarihle başbaşa yaşıyor. Ama anılar her zaman tatlı değil. Sophia Loren, kalbine gömdüğü trajedilerle mağrur. Kendi sözleriyle, "Hayatım bir peri masalı değil. Ve bazı şeyleri anlatmak çok acı veriyor."

 

Gözlerde aşk
Sophia Loren, Cary Grant ile evlenmekten, hayatını tamamen değiştirmekten bir anlamda korktu. Ama 1958 yılında birlikte rol aldıkları 'Yüzen Ev' filminden yansıyan bu karede aşk "Ben buradayım" diye haykırmıyor mu?