YÜZLER

“Bu sadece başlangıç”

Sienna Miller, bir zamanlar üzerine yapışan 'bebek yüzlü, seksi güzel' yaftasını geride bıraktı. Artık usta yönetmenlerin filmlerinde, zor rollerin üstesinden geliyor. Onunla geçmişte yaptığı hataları da konuşabilirsiniz, politikayı da... Yıldız, mülteci krizi için “Tamamen bizim sorumlu olduğumuz tarihsel bir felaket” derken, pek çok siyasetçiden daha cesur bir tavır sergiliyor.

Kevin Maher / The Times / The Interview People

Yaş aldıkça...
Sienna Miller ‘Alfie’ ile hayatımıza girdiğinde sadece 21 yaşındaydı. O günden bugüne sansasyonel aşklar yaşadı, skandalların ortasında kaldı. Şimdi 30'larında ve eskiden kendisini yıpratan olayları sakince gözden geçirebiliyor.

 

SIENNA MILLER ÜÇ ŞEYİ BİLMENİZİ İSTİYOR:
1. Bu röportaj 34 yaşında bir çocuk annesi, medyanın günah keçisi oyuncu için terapi seansı olmayacak. 2. ‘Keskin Nişancı’ (American Sniper) ve ‘Foxcatcher Takımı’nda da kanıtladığı gibi artık düzgün filmlerde rol alıyor.
3. ‘Bir Dilim Suç’ (Layer Cake) ve ‘Alfie’yle başlayan 13 yıllık kariyeri boyunca, Alfie’deki rol arkadaşı Jude Law ile ilişkisi yüzünden ‘yuva yıkan kadın’ olmak gibi terslikler ve bazı talihsiz film kararları (G.I Joe: Kobra’nın Yükselişi) dışında hiçbir şekilde değişmedi.
Ama biz değiştik.
İkinci madde kanıtlaması en kolay olanı. Birinci ve üçüncü için ise aynı şeyi söylemek zor. Ben Wheatley’nin yönettiği yeni filmi, sosyal hiciv yüklü ‘Gökdelen’i (High-Rise) konuşmak için Soho Hotel’de buluştuk. Miller, J.G. Ballard’ın 1975 tarihli romanından uyarlanan filmde, seksi bekâr anne Charlotte Melville’i canlandırıyor. Her şekle giren, her ortama uyum sağlayan Charlotte, mavi yakalıların katından, üst sınıfların büyülü penthouse’larına tırmanan baştan çıkarıcı bir vamp.
Çoğunlukla çatlak kadınların (Elisabeth Moss, Keeley Hawes ve Stacy Martin) rol aldığı filmde Miller, gayet cool bir biçimde en sempatik rollerden birini üstleniyor (Charlotte özünde hayatta kalmayı başarmış bir savaşçı). Belki de filmin en sempatik karakteri (Tom Hiddleston’ın canlandırdığı orta sınıf Dr. Lang karakteri bilinçli olarak hissiz kurgulanmış).
Bu önemli karakter ve seçmelere katılmasına gerek olmadan kaptığı rol, kariyerindeki yükselişin, ağır toplarla aynı seviyeye gelişinin kanıtı. “Clint Eastwood gibi saygın yönetmenler bana güvenmeye başladı; işin rengi değişiyor” diye anlatıyor. “Eskiden üne daha çok önem verenler şimdi beni destekliyor.”
Miller röportaja gri yünlü uzun bir elbiseyle gelmiş. Sarı saçları hafif dağınık toplanmış. Üç yaşındaki kızı Marlowe grip olduğu için bütün gece uykusuz kaldıklarını anlatıyor. Marlowe’un babası oyuncu Tom Sturridge ile geçen yaz ayrıldılar. Kendini genellikle sersem ve dağınık bir tip olarak görüyor ama daha çok kendini eleştirmeyi bilen, alaycı bir tavrı var. Donald Trump’ın ‘Ballard’ romanlarından fırlamış bir korku karakteri olduğunu ve dünyanın geldiği karanlık hali temsil ettiğini söylüyor. Ve genel olarak savunma modunda. Kariyerinin ilk zamanlarına dönmeye çalıştığımda “Yine analizlere başladık!” diye homurdanıyor. “Çocukluğuma mı dönelim? Ne halt yemeye geldik buraya?”

 

 

HAYATINI DÖNÜŞTÜREN AN
Şimdilik filmlerine ve Miller’ın yeniden doğuşuna odaklanacağız. Görünüşe göre, bir süre modellik, bir süre oyunculuk yaptı ve Jude Law, Rhys Ifans ve Balthazar Getty gibi sevgilileri oldu. Paparazziler tarafından acımasızca takip edildi. Hatta 2008’de durum öyle bir hal almıştı ki, bir fotoğraf ajansına dava açtı. Telefonu hack’lendi, Leveson davasının mağdurlarından oldu ve nihayet o kötü günleri geride bırakıp başarılı filmler yapmaya başladı. Öyle değil mi? Miller’a göre tam olarak değil. “Herkes sanki benim rol yapabildiğimi gördüğüne şaşırmış gibi davranıyor” diyor. “Ama bence asıl değişen, onların bakış açısı. Yoksa ben bir anda şahane rol yapmaya başlamadım.”
Telefon dinleme skandalının mahkemeye taşındığı Leveson davasında Miller, 2004 yılında Law ile ilişkisinden, paparazziyle mahkemelik olduğu döneme kadar yaşadığı cehennem gibi dört yılı sert bir dille anlatmıştı. Peki onu magazin eklerindeki çirkin haberlere yem olmaktan ciddi bir insana dönüştüren an bu muydu?
“Sanırım o dört yıl boyunca yaşadıklarımın beni olgunlaştıran bir yanı vardı” diyor temkinli konuşmaya dikkat ederek. “30 yaşıma basarken, hamile kalmak ve çocuk sahibi olmak... Tüm bunlar önümdeki yolu çizmeme yardımcı oldu. Dürüst olmak gerekirse, aklımda paparazziyi çoktan dava etmiştim. Peki neden çılgınca takip edilmediğimde hayatım bir anda değişti? Artık benimle ilgili o imaj yaratılmadığı için belki de onun öldüğüne ikna olmam zaman aldı. Şimdi bambaşka bir hayatı yaşıyor gibiyim. Ve geçmişin zarar vermiş olduğunu hissediyorum.”
Ne kadar zarar verdi? Amy Winehouse’un hayatını anlatan ‘Amy’ belgeselinden örnek veriyor. “Filmi izlediğimde sarsıldım” diyor. “Çünkü nasıl bir şey olduğunu hatırladım. Ben de öyle bir takibin kurbanı oldum. Çok saldırgan bir dönemdi.”

“0’DAN 60’A SIFIR SANİYEDE ÇIKTIM”
‘Alfie’ çekimlerinden Jude Law’un kolunda çıktığı gün hayatında her şeyin değiştiğini söylüyor. “0’dan 60’a sıfır saniyede çıktım” diye anlatıyor. “Dev bir PR şirketinin koruması altında değilseniz, kimse bununla boy ölçüşemez. Bense ‘Ne halt dönüyor burada?’ diyen genç bir İngiliz kızıydım.”
O zamanlar hatasının, 'fazla açık olmak' olduğunu söylüyor. “21 yaşındaydım ve yaşıma uygun biçimde sorumsuzdum. Ama o ilgi, gerçekten beni epey korkutmuştu. Onlar saldırganlaştıkça ben de agresifleşiyordum. ‘Ederim böyle işe! Buna izin vermeyeceğim!’ diyordum. Aklımca bu kararlı bir tavırdı ama ancak o döngüyü beslemeye yarıyordu.”
Bu inatçılığın çocukluktan geldiğini anlatıyor. İki kız kardeşin küçüğü (ablası tasarımcı Savannah Miller). Annesi eski bir model, babası bankacı (“Çok liberal, kalbinin sesini dinleyen adamlardan”). Annesiyle babası o altı yaşındayken boşanmış. Sekiz yaşında da Berkshire’da yatılı okula yazılmış. “Çok küçüktüm” diye anlatırken, kendi kızını asla yatılı okula göndermeyeceğini ekliyor. “Ama bir şekilde o yaşta yatılı okul ortamıyla tanışmak beni daha güçlü bir savaşçı yaptı. İnatçılığım da biraz oradan geliyor. Ah işte yine analizler!”
Daha 12 yaşındayken 'dışadönük ve asi' bir kız olduğunu söylüyor. O zamanlar 15 yaşında olan ablası Savannah ile takıldıklarını anlatıyor. “Hep etrafımda 15 yaşında oğlanlar vardı. Çoğu zaman gruba kabul edilmediğinden, kabul görmek için çabalaman gerekirdi.”
18 yaşında bir modellik sözleşmesiyle New York’a gidecek parayı çıkarıp yatılı okuldan ayrıldı. Lee Strasberg Tiyatro ve Film Enstitüsü’nde aralıklı oyunculuk eğitimi aldı. “Üç ay orada okuyup seyahate çıkıyordum. Sonra bir üç ay daha, ardından bir off-Broadway şovu. Sabit bir yerde duramıyordum. Çalışmak ve hayata atılmak için sabırsızlanıyordum.”
Sonunda bir gangsterin kafasız sevgilisini oynadığı ‘Bir Dilim Suç’taki rolünü kaptı. ‘Bir Dilim Suç’un çekimleri biter bitmez de ‘Alfie’ye başladı. Law ile ilişkisi konusu açıldığında, “O kısmı geçelim” diyor. “Bu konuda söyleyeceklerimi milyonlarca kez söyledim.”
Parti kızından saygın oyuncuya geçişini ise şöyle anlatıyor: “21 yaşında yeni ünlü olmuştum. Ve çok şöhretli birine âşıktım. Şimdiyse 34 yaşındayım, çocuğum var ve biraz daha büyüdüm. Sonuçta uzay bilimi değil. Herkes nedense ‘Nasıl oldu?’ diye soruyor. Büyüdüm tabii ki!”

 

Özgür ve âşık (Soldan saat yönünde)
Büyük aşkı Jude Law ile Wimbledon Tenis Turnuvası'nda. (2004)
Bir dönem birlikte olduğu Rhys Ifans ile Santa Monica'da bir ödül gecesinde. (2008)
Kızının babası Tom Sturridge ile... (2014)
Modellik kariyerinin doruğunda, London in London defilesinde. (2003)
Geçen yılki Cannes Film Festivali'nde kızı Marlowe ile.

POLİTİKA? BİR YERE KADAR
Sekiz yıl önceki buluşmamızda “İnsanlar sadece özel hayatımla ilgileniyor. Politikayla ilgili görüşlerimi okumak istemiyorlar” diye yakındığını hatırlatıyorum. Peki ya şimdi? Mesela, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkma tartışması konusunda ne düşünüyor? “O konuda net bir yorum yapamam ama İngiltere’nin Avrupa Birliği’yle uyumlu olması gerektiğini düşünüyorum.” Peki ya genel olarak Büyük Britanya politikaları? “Epey umutsuzum” diyor, sonuçta başbakan Cameron’ın makamına kabul edilmiş biri. “O davet de bir moda çekimi sebebiyle oldu” diye anlatıyor. “Bana da içeriyi görmek filan eğlenceli gelmişti.”
Son olarak mülteci krizi hakkında ne düşünüyor? “Bu konulara girmeye hiç niyetim yok. Ben bir oyuncuyum. Tek söyleyebileceğim, bizim yarattığımız ve düzeltmeye direttiğimiz koşullar yüzünden insanların çocuklarının hayatını riske atarak ülkelerinden kaçmak zorunda kalmasının ne kadar korkunç olduğu. Tamamen bizim sorumlu olduğumuz tarihsel bir felaket bu.”
Miller, kuzey Londra’da kızı Marlowe ile yaşıyor ve sosyal hayatının pek de çılgın olmadığını neşeyle itiraf ediyor. “Bu aralar pek bir şey yapmıyorum” diyor omuz silkerek. “Çalışmak ve çocuk bakmak dışında tabii.”
Çalışmaya gelirsek... Sırada Ben Affleck’in yönettiği mafya filmi ‘Live by Night’ var. “İçki yasağı dönemlerinin Boston’ında bir kadın satıcısının İrlanda göçmeni kızını oynuyorum. Sanırım şu ana kadarki favori rolüm bu olabilir.” Kâşif Percy Fawcett’in karısını canlandıracağı ‘The Lost City of Z’ de sırada bekliyor. Ufukta bir de 'Off Broadway' tiyatro oyunu ve yönetmenlik yapması ihtimali var.
Yani artık geçmişteki şeytanlarıyla hesaplaştığını, istemediği tatsız imajı geride bıraktığı ve nihayet tatmin olduğu söylenebilir mi? “Hayır!” diyor şaşkınlıkla. “Dans etmeye, üretmeye, yaratmaya devam etmek istiyorum.” Sonra kendi tepkisine gülerek, “Daha yeni başlıyorum” diyor. “Bu sadece başlangıç!”