SANAT & TASARIM

Çarpıcı, farklı, yaratıcı: Tasarımda Sürrealizm

Duvara tırmanan koltuk, metal ayaklı sandalye, çok anlamlı resim, bükülmüş masa… Sürrealizm akımının çağdaş temsilcileri, ellerinin değdiği objelerle gerçeklik algısını sarsıyor.

Burak Tatari

ARAMIZDA DAĞLAR VAR
Tam ortadan bükülmüş upuzun masalar, düğümlü koltuklar… Amerikalı sanatçı Michael Beitz, geleneksel eşyaların fonksiyonlarını yıkıyor. Örneğin gerçeküstü bir yemek masasının nasıl olabileceğini gösteriyor. Ancak 2011 yılında tasarlanan objenin bir ‘kusur’u var; karşılıklı yemek yediğiniz kişi ile göz göze gelemiyorsunuz. Bu, elbette ironik bir tasarım. Beitz sıradışı işlerini, “Fikirlerimi çizerek ve heykel yaparak keşfediyorum. Geçen 10 yılı marangoz olarak geçirmem yaptığım işleri etkiledi. Mobilya tasarımını insanlar arası ilişkileri tartışmak ve açıklamak için kullanıyorum” diye ifade ediyor.

 


 

TAKIDA İLLÜZYON
“Çocukluğumda annem ile müze gezmeye çok vakit ayırırdık. Salvador Dalí ve René Magritte’in en sevdiklerim olduğunu hatırlıyorum. Saatlerce onların resimlerini gözlemlerdim. Bana gözlerim açık rüya gördürürlerdi. Bir şekilde tüm bu algılamalar işime yansıdı.” İtalyan mücevher tasarımcısı Delfina Delettrez’in 2013 tarihli sürrealizm esinli ‘Sonsuzluk’ koleksiyonundaki takılar, kendi çocukluğundan ve kızından ilhamla ortaya çıkmış. Tasarladığı bir üründe ilk kez kauçuğu kullanan Delettrez, tasarım devi Kenzo’dan Carol Lim ve Humberto Leon ile işbirliği yapmış. Tasarım alanının iddialı üçlüsü, aynaları da optik illüzyonlar yaratmak için kullanmış.

 


 

ONUR, KORKU, KIRILGANLIK VE BİREYSELLİK
“2006’da takip ettiğim Avrupa-Asya ASEM zirvesini protesto eden grubun eyleminde Fin polisinin karanlık yüzünü gördüm. Üniformalarının arkasına saklanan genç adamların görevlerini nasıl kötüye kullandıklarına tanık oldum. Sonra da yargı sisteminin, üniformalıları cezalandırmakta ne kadar isteksiz olduğunu gözlemledim.” Juha Arvid Helminen’in ‘Görünmez İmparatorluk’ serisinin çıkışı bu olay olmuş. Finli fotoğrafçı, 2013 tarihli, ana konusu savaş ve karanlık olan seride din ile politikada gücün yanlış kullanımını eleştiriyor. Bunun ortaya çıkmasını sağlayanın ise onur, korku, kırılganlık ve bireysellik olduğu sonucuna varıyor. Tek renkli fotoğraf serisinde siyah giyinmiş figürler, karanlık arka planlar önünde ayakta duruyor. Kostümler ise Ku Klux Klan’ın kara cüppelerini ve Nazi dönemi askeri ceketlerini yansıtıyor.

 


 

TÜM DÜNYA BİR SATRANÇ TAHTASIDIR
Kanadalı ressam Rob Gonsalves’in ‘Satranç Ustası’ eserinde iki satranç tahtası görüyoruz. Biri oyun masası, diğeri dünyanın ta kendisi. Sanatını tıpkı efsane yazar Gabriel García Márquez gibi ‘büyülü gerçekçilik’ olarak niteleyen Gonsalves’in eserleri, ilk anda izleyiciyi kendisine bağlıyor; imkânsıza inandırıyor. Bakanları adeta hipnotize ederek merak duygusunu körüklüyor. Usta sanatçının beş yıl mimar olarak çalışması, resimlerine güçlü bir perspektif duygusuyla yansıyor. Sekiz yıldır aralıksız yayımlanan ‘İllüzyon Ustası’ takvimlerinde, Gonsalves’in en değerli işleri takip edilebilir.

 


 

SANATI OFİSE TAŞIMAK İSTEYENLERE
Ofisler sıkıcı yerler olmak zorunda mı? Avusturyalı tasarımcı David Pompa’nın yanıtı “Hayır.” Bu iddiasını da 2008 yılında Londra’daki Kingston Üniversitesi’nden mezun olur olmaz ortaya koymuş. Üstü deri döşemeli, altı metal insan ayaklarından koltuk, tıpatıp aynıymış gibi görünen sandalyelerden bir bakışta ayrışıyor. Avusturyalı tasarımcı bu sandalyelerin, ofis çevresinde çalışan insanların mental ve fiziksel ihtiyaçlarına cevap olduğunu düşünüyor. Hayatlarımızın etrafımızdaki objelerle bağlantılı olduğunu söyleyen Pompa, “Bir tasarımcı olarak bu ilişkilerin temelini ortaya koymak istiyorum” diyor.

 


 

BİR DUVARA KAÇ KOLTUK SIĞAR?
Her şey, Koreli heykeltıraş Lila Jang’ın üniversite eğitimi için gittiği Paris’teki dairesine küçük bir koltuğu sığdıramamasıyla başlıyor. “Böyle bir eve koltuk nasıl sığar?” sorusunun cevabını ise yıllar sonra, 2014'te sürreel tarzda veriyor. Altı ayaklı 14’üncü Louis koltuğunu en küçük evde bile bulundurmak mümkün! Ancak yarısını duvara tırmandırmak şartıyla… Eğlenceli bir ütopyayı yansıtan tasarım, görenleri hemen gerçek hayatın monoton rutininden çıkarıyor. Sonuç olarak da 18’inci yüzyıl Fransız mobilyacılığını ele alıp onu bambaşka bir hale dönüştürüyor.

 


 

“NEYİ SEVİYORSAN, O SENSİN”
Venedik’te yaşayan Amerikalı sanatçı Liz Huston, eşinden boşandıktan sonra bir süre sendeliyor. Acısını tam olarak atlatabildiğinde ve yeni biriyle tanışmaya hazır hissettiğinde en yakın arkadaşı ile görüşüyor. Arkadaşı, ona birlikte olmak istediği kişide aradığı niteliklerin listesini çıkarmasını tavsiye ediyor. Huston, bunu her ne kadar saçma bulsa da, listeyi hazırlamaya girişiyor. Kendi kendine “Karşındakinde ne bulmak istiyorsun?” diye sorduğunda, “Neyi seviyorsan, o sensin” cevabına ulaşıyor. İşte Huston, bu cevabın yarattığı etkiyle 2013 yılında resmi çizmeye başlıyor. Olağandışı anlatımıyla sürrealizmi yakalıyor. Konu aşk olunca, resmin arka planının Notre Dame Katedrali'nin tepesinden görünen Paris şehri olması ise elbette şaşırtıcı değil.

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı MART 2016

Vahşinin sanatı: Primitivizm

“Yeni bir şey yapmak için kaynağa geri dönmeliyiz.” ‘Yabani’den etkilenen, ‘öteki’nin sanatını alıp modern insanın gözüyle birleştiren Primitivizm temelini, Fransız sanatçı Paul Gauguin’in bu sözlerinden alıyor. Yerli figürlerin ve pastel renklerin öne çıktığı ilkelciliğin izlerine Pablo Picasso’dan Amedeo Modigliani’ye, Fovistlerden Sürrealistlere modern sanatın her yerinde rastlanıyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı ARALIK 2015

‘Star Wars’ nasıl bir külte dönüştü?

Film şirketi 20th Century-Fox, hiçbir yıldız oyuncusu olmayan, seks sahneleri içermeyen bir filme milyon dolarlar yatırıyordu yatırmasına ama adını bile sevmemişti aslında. Kendisine inanmayan herkese inat, sinemanın en büyük destanına dönüşen 'Star Wars', 38 yıl sonra hayranlarını hâlâ bir çocuk gibi heyecanlandırabiliyor. Serinin, bu ay vizyona girecek yedinci bölümü öncesi, fenomenin kaynağına, 1970’lere dönme vakti.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı EKİM 2016

Hillary Rodham Clinton: “Hoş geldiniz sayın başkan” diyebilir miyiz?

Bu sorunun yanıtını, gelecek ay yapılacak Amerikan başkanlık seçimlerinin sonucunda alacağız. Son anketlere bakılırsa yanıt, Hillary Clinton’ın sağlığıyla ilgili çıkan olumsuz haberlere karşın “Evet.” Hıllary ClInton başkan seçilirse, ABD’nin ilk kadın başkanı olmakla kalmayacak, Beyaz Saray konusunda ilk kez bu kadar tecrübeli bir isim de başa geçmiş olacak. Emekli Büyükelçi Yalım Eralp, Hillary Clinton’ı mercek altına aldı.

DEVAMINI OKU