SANAT & TASARIM

Cem Karaca-Moğollar: 2.2.1973

Tam 43 yıl önce, Ankara’da bir otel odası... Cem Karaca, Moğollar ve İzzet Öz bir arada. Ve o odadaki sohbetle ortaya çıkan, neredeyse yarım asır saklı kalan bir kayıt... Öz’ün beyninde kıvılcımlar çakmasıyla günümüze taşınan bu kayıtta sadece şarkılar yok üstelik. Cem Karaca’nın el yazıları ve grubun konuşmaları da var. Öz, bu özel kaydı 43’üncü yıldönümünde dinleyenlerle buluşturduğu için inanılmaz mutlu. Aynı televizyon programlarında olduğu gibi içi gülen kısık gözleriyle, heyecanlı heyecanlı albümün hikâyesini anlatırken bizi de geçmişe götürüyor.

Ayşegül Savur Özgen
 
Efsane yıllar 
Cem Karaca ve Cahit Berkay, Taner Öngür, Ayzer Danga'dan kurulu Moğollar grubu 1970'lerde... 
 
 
Dolabın kapağını açtınız,  orada bir bant size bakıyordu. Ne vardı o bantta?
Dur önce geriye gidelim. 43 yıl öncesine bir otel odasına ışınlanalım. O odada bir masanın başındayız. Ama bu masanın başına gelene kadar o kadar güzellikler oldu ki. 1972 yılının aralık ayında başlıyor her şey. Cem Karaca o sırada Kardaşlar grubuyla, Moğollar da Ersen ile çalışıyor. Kısa süre içinde Cahit Berkay ile Cem bir araya geliyor. Cem, Cahit’e ‘Yahu ne acayip grupsunuz” diyor; o da Cem’e “Senle bir araya gelirsek daha da acayip oluruz” diye karşılık veriyor. Ve “Hadi o zaman” deyip, birleşmeye karar veriyorlar. Hemen provalara filan başlıyorlar ve ocak ayının sonunda Ankara’ya konser vermeye geliyorlar. Hepimiz 20’li yaşlardayız bu arada. Güney Park diye bir yer var; konser orada. Ben de oradayım. Cem Karaca’nın sesi geliyor dışarıdan: Merhaba gençler, her zaman genç kalanlar. Huzurunuzda Cem Karaca ve Moğollar! Sahneye çıktılar, gümbür gümbür inanılmaz bir konser oldu. Oradan çıktık, hep beraber otele gittik. Monaco Oteli’ne… Hâlâ duruyor mu bilmem. 
 
Albümün sırrı bu otelde değil mi? 
Evet... Odada konuşurken, ben dedim ki: “İnanılmaz bir konser oldu keşke bunu kaydetseydik.” Taner Öngür de “Bir saat ver bize kaydederiz” dedi. “Bir saatse ben hemen bir yer bulurum” dedim ben de. Cem Karaca, “Yahu arkadaşlar bir şey yapacaksak aralarda konuşmalar da olsun, bize hatıra kalır” dedi. “Tamam” dedik hep birlikte ve o arada konuşulacakları yazmaya karar verdik. Çünkü bir saatte bitireceğiz kaydı. Hep beraber oturduk masanın başına. Cem Karaca’nın elinde saman kağıtları... Şarkı aralarında ne söylenecekse yazıyoruz. "Aralarda minik espriler, detaylar da olsun" dedik. Hepsini metne döktük, beğenmediğimiz bir şey olursa onu karaladık. Ve sabah güneş doğmaya yakın iş bitmişti.
 
Hemen girebildiniz mi kayda?
Ağzımız kulaklarımızda yaptığımız işten acayip mutluyuz. Ben onlara “Siz yatın ben stüdyo işini halledeceğim” dedim. 2 Şubat’ta girebildik stüdyoya, bir saatte yaptık kaydı. “Hücum kayıt” deriz buna. Kalan zamanda da elimizdeki metne bağlı olarak konuşmaların kaydını yaptık. Ve baktık bir 7-8 dakikamız daha var. Cem “Benim bir parçayı daha üst kayıt yapalım” dedi, Cahit “Ben de üstüne yaylı çalayım” dedi. 'Deniz Üstü Köpürür' türküsü bu şekilde daha da güzelleşti. Kayıtlar bitti, kurguyu yaptık.
 
Tam 43 yıl öncesinden söz ediyorsunuz. Ne oldu onca yıl bu kayda?
İşte o dolabın kapağını açtığımda gördüğüm bant buydu. Ona bakarken, bu olay film şeridi gibi gözümün önünden geçti ve “Bunun albümünü yapmamız lazım” dedim. Cahit’i aradım hemen; “İzzet'ciğim inanmıyorum, ne acayip adamsın sen” dedi. 
 
 
 
“Albüm” demek yetmez
Universal Müzik etiketiyle çıkacak CD’nin kapağının içinde her şarkıya özel çizilmiş illüstrasyonlar, Cem Karaca’nın el yazıları ve grup üyelerinin fotoğrafları yer alıyor. Başlı başına arşiv değeri taşıyan albüm bin adet basılıyor. Yani koleksiyonerler acele etmeli.

Sadece İzzet Öz
Müzik programcılığı, arşivcilik, prodüktörlük, reklamcılık, yönetmenlik, seslendirme... Görsel sanatlara ve müziğe ilişkin ne ararsanız İzzet Öz'de var. Ama kendisini en çok heyecanlandıran, Basın Yayın Turizm Kütüphane müdürü olan annesinin yanında geçirdiği yılların tutkusuyla bağlı olduğu arşivciliği. Soldaki fotoğrafı yıllar öncesinden.
 
 
Bunca zamandır hiçbir araya gelip dinlemediniz mi bu bandı? 
Cem vefat etmeden bir hafta 10 gün önce telefonla konuştuk “Cem bu bandı buldum, sana mutlaka dinletmem lazım” dedim. O da “Tamam mutlaka” dedi ama Cem’i yitirdik, dinleyemedi yani. Sonra ben Cahit’leri çağırdım, dinlediler... Cahit hüngür hüngür ağlamaya başladı. İnanılmaz bir müzikal kalite ve hatıra... Düşünsenize Beatles’ın falan böyle bir kaydının ortaya çıktığını, hazine gibi bir şey...
 
2 Şubat’ta çıkarmanızın da özel bir anlamı var değil mi? 
Evet 2 Şubat’ta çıkaralım ki kaydın üzerinden tam 43 yıl geçmiş olsun istedim. 8 Şubat da Cem’in ölüm yıldönümü. Ben o gün ziyaretine gittiğimiz vakit bir tane bundan Cem’in mezarına gömmek istiyorum... (gözleri dalıyor, bir süre sessiz kalıyor)... İlkim (Cem Karaca’nın eşi) o gün bir anma gecesi düzenleyecek zaten Cem için ama biz, bu albüme özel konseri daha sonra yapacağız. 
 
Genç müzisyenler arasında gerek yorumlarıyla, gerek stilleriyle Cem Karaca’ya öykünen çok isim görüyoruz. İçlerinde gerçekten Cem Karaca ekolünü devam ettirebilecek biri var mı sizce? 
Bir numarada bence Cem Karaca’nın oğlu Emrah Karaca var. Zaten Moğollar’la birlikte, ben onu çok beğeniyorum. Yıllarımı müziğe vermiş biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Cem Karaca bence Türkiye’nin şu ana kadar çıkardığı en iyi yorumcudur. Özellikle bu albümde bir Alageyik Destanı var; Cem kendine has yorumlarıyla kimi zaman anlatıcı oluyor, kimi zaman ezan gibi seslendiriyor. Arkadaki müzisyenlerin hepsi de enstrümanlarına o kadar hakim ki... Bu albüm müzik dünyasına ileride çok önemli bir tarihi belge olarak kalacak. Özellikle koleksiyonerlerin mutlaka edinmesi gerek. Düşünsenize 43 yıl öncesinin konuşmalarını dinleyecekler, Cem Karaca’nın el yazılarını görecekler.
 
Biz Tempo olarak şubat sayımızı aşka ayırdık. Aşk bu albümün neresinde duruyor? Biraz da ondan söz edelim mi? 
Aşk bunun her yerinde. Birincisi tüm bu müzisyen arkadaşlarımız öncelikle müziğe âşıktılar. Müziğe aşk çok başka bir duygudur, müziğe âşık olan insan her gün aşkı da yaşayabilir. Aşkı en güzel kelimelerle tarif eden müziktir. Ben her Sevgililer Günü’nde bir radyo programı yapardım ‘En sevdiğim aşk şarkıları’ diye… Müzik söz konusuysa liste sıralamaları yerine, sevdiğim, etkilendiğim şarkıları öne çıkarmayı severim. 
 
Sanata baktığımızda sanki aşk adına üretilmiş en iyi eserler geçmişte kalmış gibi bir algı var. En iyi aşk şarkıları da geçmişte mi kaldı? 
Ben öyle görmüyorum. Her gün yeni bir aşk yaşanıyor. Şimdi bu albümü gerçekleştirdiğimiz için aldığımız keyif bambaşka. Bir de şöyle düşünelim; şu an bir gencin evinde yaptığı ve daha hiç bilmediğimiz bir şarkının, albümün bir gün torunu tarafından ortaya çıkarıldığında olay yaratmayacağını kim bilebilir?