DOLCE VITA

Cinsellik ve sofra: ’Tahrik edici’ yiyeceklere dair..

Gergedan boynuzunu havanda saatlerce dövmekten, kaplan penisinin peşine düşmeye; aktar aktar gezip, kitapları tarayıp en ‘doğru’ reçeteleri bulmaya; neredeyse tüm insanlık tarihi boyunca cinsel gücü artırmak için mutfakta yapılanların haddi hesabı yok. Bunların gerçekten faydası var mı? İşte orası tartışılır.

Artun Ünsal
Lezzet, aşk ve cinsellik  
Fransız ressam Abraham Bosse'un 17'nci yüzyılda yaptığı 'Beş Duyu-Lezzet' adlı gravür, yüzyıllar boyunca yemek ve aşk ilişkisine göndermede bulunan bir eser olarak bilindi. Sayfamızda adı bilinmeyen bir ressam tarafından tabloya taşınmış halini gördüğünüz eserde zengin ve soylu bir çifte hizmetkârlar tarafından, o zamanlar cinselliği çağrıştıran enginar sunuluyor. 
 
 
Tarçın, kimyon, karanfil, safran, zerdeçal; hardal, roka, sarımsak, acı biber, soğan, demirhindi; ‘padişah macunları’; kaymaklı ballı, cevizli, hurmalı, fındıklı ‘bombalar’ ya da ‘aganigiler’; bol şekerli, tahinli pekmezli tatlılar... Sadece bizim coğrafyada değil; dünyanın her yerinde ve yüzyıllar boyunca, insanoğlu cinsel arzu ve gücünü artırma umuduyla neler denemedi, neler deniyor ve deneyecek. Şimdilerin Viagra türü haplarından çok önce de, cinsel yaşamı renklendirdiğine inanılan nesneler baş tacı ediliyordu. Tahrik edici ve sevişmeye kapıyı açan ya da öyle olduğu farz edilen madde ve yiyecekleri tanımlayan ‘afrodizyak’ sözcüğünün eski Yunan'ın aşk tanrıçası Afrodit’ten türetilmesi elbette rastlantı değil.
Bizde Mısır Çarşısı ya da Çemberlitaş aktarlarının ‘şifahi’ tavsiyeleri revaçta iken, Batı ülkelerinde, sofra-aşk ilişkileri konusunda bayağı yazıldı çizildi. Örneğin, 1927‘de Fransa’da Gastronomlar Prensi ilan edilen Curnonsky (Maurice-Edmond Sailland), 1950’de yayımladığı ünlü eseri ‘La table et l’amour‘da (Sofra ve Sevişme) okurlarına başlangıçlardan çorbalara, etlere, kuşlara, balıklara, deniz mahsullerine, sebzelere, salatalara, peynirlere, şaraplara ve çeşitli alkollü içeceklere dair ‘faydalı bilgiler’ sunuyordu (2. baskı, Paris, Editions de L’Arsenal, 1994). Oysa, bu ünlü ancak ‘çakma’ prensin yaptığı, bildik ve basmakalıp iddiaları cafcafla süslemekten başka bir şey değildi. 
Ne gam, insanoğlu boş inançlara düşkündür değil mi? İtiraf etmek gerekir ki, bizde de ‘Osmanlı mutfağı’ başlıklı ciddi bir araştırma yerine, bilimselliği tartışma konusu olsa bile, ‘Osmanlı’dan günümüze yemek ve cinsellik’ konulu bir çalışma, ortalama kitapsevere daha çekici gelebilir. Kimse yüksünmesin, sağlıklı yaşam ve diyet kitaplarındaki satış patlaması da benzer bir durumu yansıtmıyor mu? Önemli olan, doğru yanlış anlatılanlara inanmak, gerisi teferruat… Tersine, kimi maddelerin de cinsel arzuyu gemlediğine inanılır. Örneğin, bizde askerlerin karavanalarına gizliden şap eklendiğine dair bir kent efsanesi vardır ki, günümüzde bile, ‘her tertip’ için geçerlidir. Bilimsel adı alüminyum ve potasyum sülfat, halk dilinde şap denilen bu bileşiğin insanlarda cinsel dürtüyü azalttığına ilişkin herhangi bir somut bulgu söz konusu olmasa da. 
Cinsel performansını artırmak ya da karşı cinsin arzularını tahrik etmek isteyenlerin özel ilgi duyabileceği bu tür bir edebiyatın, bilimsel olarak kanıtlanmış verilere dayanmadığı açıktır. Gelgelelim, örneğin sosyal prestij simgesi şampanya, havyar, istiridye, karides ve ıstakozun yanı sıra, az bulunan toprakaltı mantarları beyaz trüf ve esmer trüf’ün de cinsel arzuyu tetiklediği inancı Batı’da yaygındır. Gastronomların piri Brillat-Savarin’in 1825’te Paris’te yayımlanan ünlü eseri ‘La Physiologie du Goût'da (Lezzetin Fizyolojisi), ‘namus abidesi’ evli bir kadının masada ona bir tabak dolusu trüf ikram eden yakışıklı gurmeye neredeyse teslim olacak kadar kendini kaybettiğini yazması boşuna mıydı? 
Acılı, baharatlı yiyeceklerin kan dolaşımını hızlandırıcı ve terlettirici, bademle yapılan karışımların ise rahatlatıcı etkileri nedeniyle; bu yiyeceklerin cinsel arzu ve güç takviyesi ile ilişkilendirilmesinde şaşılacak bir şey yok. Zira, cinsel ilişki de kan dolaşımını hızlandırır, terletir ve sonunda rahatlatır. Yine de, Peter Farb ve George Armelagos gibi antropologlar, her çeşit yiyeceğin bizatihi afrodizyak sayılması gerektiğine muzipçe dikkat çekmekten geri kalmıyorlar: Yemek yemek kan basıncını, dolaysıyla nabız atışını artırır, vücut hararetini de…
Kimi yiyeceklerin cinsel şehveti ‘beslediğine’ ilişkin inançlar, sadece onlara atfedilen ‘sihirli’ içerik ile sınırlı değildir. Biçimleri de cinselliği çağrıştırır: Söz gelimi, kabuklu enginar, midye, kuşkonmaz veya muzun kadın veya erkek cinsel organlarını ima eder görünümleriyle, ‘tahrik edici’ sayılması gibi. Asya’da, örneğin Çinlilerin, deniz hıyarının cinsel gücü artırdığı inancı da, bu yaratığa elle dokununca tıpkı insan penisi gibi irileşip şişmesinden kaynaklanıyordu kuşkusuz. Vahşi güç simgesi hayvanlar bâbında; köpekbalığının sırt yüzgecinden yapılan çorba gibi, havanda dövülmüş gergedan boynuzu veya kaplan penisinin de Asya’da, Afrika’da seks düşkünlerince el üstünde tutulduğunu unutmayalım. Bizim coğrafyada ise, erkeklik ve güç simgesi olarak ‘koç yumurtası’ ya da ‘horoz taşlığı’nın faziletine inanılırken, Orta Amerika’da timsah böbrekleri, dövülmüş örümcek ya da bir sürü hayvanın cinsel organlarının tüketilmesi de şaşırtıcı değil. 
 
 
 
Şehvet ve yemek ilişkisi
Deniz hıyarı, kabuklu enginar, midye ve muz gibi yiyeceklerin şekilleri, cinsel çağrışımlara neden olabiliyor. Safran gibi değerli ve pahalı baharatların da cinsel gücü artırıcı etkisinin olduğu düşünülüyor. Ama bu güç cinsellikten çok para ile ilgili olabilir. 
 
 
RİTÜELLER: NEREYE KADAR? 
Bu arada, affınıza sığınıp “Günümüzde Batı dünyasında olduğu gibi Türkiye’de de, acaba aşk ve cinsellik, duygusallıktan çıkıp ‘metalaşıyor’ mu?” sorusunu sorarak , bu hassas konuya moda tabirle bir ‘link atayım’. ‘Elin icadı’ 14 Şubat Sevgililer Günü’nde büyük kentlerimizde artık kırmızı gül yetiştiremez; dahası şık restoranlarda rezervasyon yaptıramaz olduk. Öyle ya, sevgililik işinin bir de sofrasal devamı var. ‘Kıdemli sevgili’ evli çiftler için rutin dışı keyif anları, henüz yüzükleşmemiş sevgililer için de gözlerden uzak baş başa içkili güzel bir masayı paylaşmak hiç de fena olmaz… Ne var ki, Sevgililer Günü, sanki kimi çiftler için sevgilerinin hâlâ sürdüğünü kanıtlama çabasına; kimi çiftler için ise sadece ‘bir gecelik’ olmasa bile, ‘o anlık’ sevgili ilişkilerinin resmi bir göstergesine dönüşmüş gibi. Gerçek bir aşk ayini (ritüeli) yerine, işte size küresel modadan beslenen ticari bir ayin! 
Kredi kartıyla harcamaların zıpladığı Sevgililer Günü’ne ilişkin bu kaba saba, düzeysel ve kişisel değerlendirmelerime ne ölçüde katılıp katılmadığınızı elbette bilemem. Ancak, salt baştan çıkarıcı ‘aşk yiyecekleri’ne dair acizane diyeceğim şudur: Siz siz olun, kendinizi bu konuya fazla kaptırmayın. Bir avuç fındık, ceviz, ya da bir fincan tahin pekmez gibi; bunca masraflı şampanya, ıstakoz ve istiridye gibi deniz ürünlerinin ya da en azından çikolata sosuna bandırılmış ‘kıpkırmızı’ çileklerin, başka bir deyişle, sıradan veya lüks yiyecek ve içeceklerin cinsel arzuyu ne ölçüde tetiklediği konusu hâlâ bilimsel olarak kanıtlanmış, aydınlatılmış değil. 
Bu yüzden, yemek ve seks gibi hassas bir konuda son sözü, günümüz sosyal antropologlarından Jeremy MacClancy’e bırakmak belki de en doğrusu. 'Consuming Culture' (Tüketim Kültürü) başlıklı kitabıyla (Chapmans, Londra, 1992) tanınan bu İngiliz bilim adamına göre, cinsel arzunun uyarılmasında ne yemek ne de ‘kimyasalların’ pişirilmesi yeterlidir. ‘Romantik görev’ açısından, yenilenler içilenler sadece tamamlayıcıdır. Asıl etken, yaratılan ‘uygun ortam’dır. Eğer havaya sokulmaz ya da girmezse, kimse kolay kolay baştan çıkmaz. Bu nedenle, ‘uygun bir ortam sağlama görevi’ yiyeceklerde değil sizdedir, diyor özetle. Haksız mı? 
 
 
 
Havaya girmek
Aşk dolu dakikalar için yemekten çok ortam önemli. 
 
 
 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı TEMMUZ 2016

Gerçek diva: Leyla Gencer

Türk operasının yüzü ve sesi, uluslararası arenada adını yaldızlı harflerle yazdıran Leyla Gencer’in hikâyesi azmin masalı. Dünyanın en önemli operası La Scala‘yı yuvası kılmıştı. Hep “Ufkunuz genişledikçe ruhunuz da zenginleşir. Her şeyin en iyisini, asilini arayın” derdi. Usta gazeteci Doğan Hızlan, anılarından yola çıkarak Leyla Gencer’i anlattı.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı OCAK 2016

Çantada türk tasarımı

Özgün modelleri, dünya standartlarındaki kaliteleriyle Türk tasarımcıların ellerinden çıkma çantalar giderek yükseliyor. Aralarında Milano’nun dünyaca ünlü mağazası La Rinascente’nin vitrinini süsleyen de var, ABD'de keşfedilen de. Çoğu, geleneksel Türk deri işçiliğine saygı duruşu niteliğinde olan bu özel modeller, peşlerine yeni girişimleri takarak Türk çantasında ‘tasarım’ faktörünü epey üst noktalara taşıyacak gibi.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı EYLÜL 2016

Gökyüzü gibi kadın: Hazal Türesan

O gökyüzü gibi... Çünkü masmavi bakışları sayısız kadını barındıran uçsuz bucaksız, enerjik bir ruha ev sahipliği yapıyor. ‘Kara Para Aşk’la tanıdığımız Hazal Türesan, delidolu bir rolle arzı endam ediyor şu sıralar. ‘Tatlı İntikam’ın çılgın Başak’ı olarak izlediğimiz Türesan, gerçek hayatında aksine çok çekingen olduğunu anlatıyor. Peki bu çekingen kadının içinden bu ruhlar nasıl çıkıyor?

DEVAMINI OKU