DÜŞÜNCE

Çocuğa vurma!

‘Şiddet’ son zamanlarda en çok telaffuz edilen kelimelerden biri. Biliyoruz şiddet şiddeti doğuruyor, şiddet gören çocuklardan şiddet uygulayan bireyler çıkıyor. 72 sivil toplum kuruluşunun üyeliğiyle oluşturulan ‘Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemek İçin Ortaklık Ağı’ girişimi, gelecek nesillerin şiddetten uzak durması için izlenmesi, desteklenmesi gereken bir adım.

Ayşegül Savur Özgen

Nasıl korusun?
Ufacık bedenli çocuklar kendilerine şiddet uygulayan yetişkinlere nasıl karşı koyabilir?

 

Klinik psikolog Yard. Doç. Dr. Başak Demiriz’in davetiyle Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemek İçin Ortaklık Ağı’nın ne yaptığını anlamak için buluştuk. Sonra bir baktık ki koca insanlar hepimiz oturmuş, “Hiç unutmam annem-babam beni bir keresinde şu yüzden dövmüştü” hikâyeleri anlatıyoruz. Aramızda çocukken ağır bir dayak yemese de, anne-babasının ya da öğretmeninin tokadına, fiskesine maruz kalmayan yok gibi. Sohbetlere bakınca en eğitimli, şehirli, modern görünen ailelerde bile çocuklara hafifçe de olsa vurmanın tuhaf karşılanmadığı bir toplumda yaşadığımız gerçeği ortaya çıkıyor.
Demiriz, konuştuklarımızı duyunca araya giriyor “Aslında çocuğu terbiye etmek için vurmanın, cezalandırmanın, çocuğa istenilen davranışı öğretmediği bilimsel olarak ortaya konuldu biliyor musunuz? Ayrıca şiddet gören çocuklar, genellikle başkalarına kolayca vurabiliyor, problemleri doğru çözme becerisi geliştiremedikleri için karşı karşıya kaldıkları problemleri şiddet uygulayarak çözmeyi normal buluyor.”

ÇOCUKLARIN YÜZDE 74’Ü DAYAK YİYOR
Şu an içinde yaşadığımız toplumun her yerine sirayet eden ‘şiddet’ olgusunun altında yatan neden tam da bu değil mi? Çocukluğunda en basitinden yemeğini yemediği, uyumadığı, lafa karıştığı, uslu oturmadığı (eften püften sebepler uzatılabilir) için dövülen çocuklar, yetişkin birer birey olduklarında da sokakta biri kendilerine yan gözle baktığı, otobüste yanlışlıkla omuz atıldığı, sırası kapıldığı için birer canavara dönüşebiliyor. Bunlar yine basit durumlar. Koca dayağıyla hayatını kaybeden kadınların, tecavüze uğrayan, şiddet gören çocukların haberleriyle her gün yıkılıyoruz.
Toplum içindeki bu kısır döngüye “Dur” demenin en etkili yolu çocuğa şiddeti engellemekten geçiyor. 2013 yılında ‘Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemek İçin Ortaklık Ağı’ adıyla kurulan oluşum bu konuda aktif bir çalışma yürütüyor. Ekim 2015 itibarıyla üye olan sivil toplum kuruluşlarının (STK) sayısı 72’yi buldu. Ağın amacı, Türkiye’de çocukların yararına faaliyet gösteren, ulusal veya yerel STK’lar, üniversiteler ve meslek örgütlerinin çocuğa karşı şiddeti önlemeye yönelik hak temelli izleme ve çalışmalarını kolaylaştırmak ve desteklemek.
Rakamlara bakınca konunun ciddiyeti daha iyi anlaşılıyor. 2013 yılında 0-8 yaş gurubundan birinci derecede sorumlu 4 bin 100 ebeveynle yapılan bir araştırmada, eğitsel amaçlar için ya da çocuğun öfkelendirici bir davranışına tepki olarak, çocukların yüzde 74’ünün son 12 ay içinde şiddetin en az bir biçimine (fiziksel ya da duygusal) maruz kaldığı belirlenmiş.

 

Toplum bilinci şart
Çocukların şiddet görmemesi için onların da en az yetişkinler kadar hak sahibi olduğunu anlamamız gerekiyor.

 

TCK’DAKİ TERBİYE HAKKI
Çocuğa şiddet ne yazık ki bu kadar yaygın. Ağın öncü STK’larından Uluslararası Çocuk Merkezi sorumlusu Adem Arkadaş, “Bu insanlar minik diye hakları da minik olamaz” deyip, Türk Ceza Kanunu’nda aileye terbiye ve disiplin hakkı veren ibarelerin mutlaka kaldırılması gerektiğini söylüyor. YÖRET Vakfı Başkanı Sibel Erenel de onunla hemfikir. 16 yaşında bir genç kızın annesi kendisini dövdüğü için onu dava ettiğini ama, hakimin "Ailenin terbiye yetkisi vardır" diyerek ceza vermediğini anlatıyor.
Meselenin düğümlendiği nokta da bu zaten. “Dayak cennetten çıkmadır” gibi bir sözün yeşerebildiği topraklarda, terbiye vermek için çocukların dövülmesi gayet sıradan. Yasa değişse bile, aileler çocuklarını dövmemeleri gerektiğini nasıl öğrenecek? Bunun bireyler ve sonrasında toplumlar üzerinde yarattığı tahribatı nasıl anlayacaklar? Ve diyelim ki yasa değişti, şikâyet mekanizması oluştu... 3-4 yaşındaki çocuklar ailelerini nasıl şikâyet edebilir? Sayısız soru beliriyor insanın kafasında.

İSVEÇ ÖRNEĞİ
Ağın temsilcileri de bu soruların farkında ama önemli olan bir yerden başlamak. Bu noktada da İsveç örneğini veriyorlar sık sık. 1979 yılında çocuklara her türlü fiziksel cezayı yasaklayan ilk ülke olan İsveç’te, iki yıl içinde yasaklama anne-babaların yüzde 50’si tarafından bilinir hale gelmiş. Süt kutularının üzerine yasaklama ile ilgili sloganlar basılarak, kahvaltıda ailecek konunun tartışılması sağlanmış.
“Türk ve İsveç kültürü bir mi?” diyenlere de ağ temsilcileri, “Orada da sandığınız kadar kolay olmadı ama etkin kampanyalarla dayağın ne kadar zararlı olduğunu anlattığınızda insanlar ikna oluyor. En önemlisi bu bilinci geliştirebilmek” diye karşılık veriyor.

NE YAPILMALI?
Bu bilinci geliştirebilmek için ağın öncelikli hedefi, TCK’da yer alan ailenin terbiye hakkı ile ilgili ibarelerin kaldırılması. Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı teşkilat yapılanması içinde çocuğun savunuculuğunu yapacak ‘çocuk koruma görevlisi’ adı altında yeni bir yapı kurulmasını da öneriyorlar. Etkin bir kampanya ve bilinçlendirmede elbette devlet desteğinin çok önemli bir rolü olacaktır.
Kampanyalar dayağın zararlarını anlatmaya devam ederken, bu zararları bilen biri yine de bir çocuğa vurabilir mi? Maalesef vurabilir. Bunu engellemenin tek yolu ise her türlü bedensel cezanın her türlü ortamda yasaklanması olacaktır.
Birbirlerine saygılı, sorunları şiddetle değil diyalogla çözmeyi başaran, empati kurabilen bireylerden oluşan bir toplum hayalimiz varsa, yola çocuk yetiştirirken koyulmamız gerekiyor. Unutmayalım, o çocuklar geleceğin ta kendisi.

 

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı KASIM 2016

Çağdaş sanatın beklenen anı: Contemporary İstanbul

Contemporary İstanbul 11’inci kez sanatseverlerle buluşuyor. Fuar, 3-6 Kasım tarihleri arasında Lütfi Kırdar Rumeli Salonu ve İstanbul Kongre Merkezi’nde ziyarete açık olacak. Bu yıl 19 ülkeden 70 galeri ve 520 sanatçının toplam bin 50 eserle katılacağı Contemporary İstanbul, MOMART’ın raporuna göre katılımcı sayısı en çok artış gösteren fuar olma özelliğini taşıyor. Yalnız Türkiye’de değil, dünyada da büyük merakla takip edilen Contemporary İstanbul 2016’nın çarpıcı işlerinden bazılarını sizler için derledik.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı MART 2016

Objektifin ardında bir ikon: Annie Leibovitz

O, en kasıntı Hollywood yıldızını bile muma çevirebilir. Disney yıldızı Miley Cyrus'ı yatağa sokup, hamile Demi Moore'u ta 1990'larda çırılçıplak soyan da o. Portfolyosunda, zamanımızın en büyük şöhretleri, entelektüeller, liderler geçit yapıyor. Haberimiz güzel, Annie Leibovitz'in kadın portrelerinden oluşan gezici sergisi, Türkiye'ye geliyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı EKİM 2016

Japonya’nın radikal minimalistleri

Hayatınızda toplam kaç adet eşya var? Tek tek saymak bir yana, düşünmesi bile yorucu, değil mi? O halde, kendilerini eşyaları arasında boğulur gibi hissedip, hayatlarını sil baştan düzenleyen Japon minimalistlerle tanıştıralım sizi. Tüketimin baş tacı edildiği bir çağda, dört tişört, iki tabakla, sorgu odasına benzeyen evlerde yaşıyor, alışveriş canavarı arkadaşlarından giderek uzaklaşıyorlar.

DEVAMINI OKU