YÜZLER

‘Yol’ yeni kurgusuyla çıkmaya hazırlanıyor

Cannes’da aldığı ‘En İyi Film’ ödülüyle, Yılmaz Güney’in siyasi ve sanatsal kişiliğiyle, hakkında anlatılan bitmez tükenmez hikâyelerle bir fenomen… Tarık Akan hayata veda ettiğinde sevilen oyuncuyu anmak isteyenlerin de dilindeydi. Evet, ‘Yol’dan bahsediyoruz. Film, 35 yıl sonra yeniden, kullanılmayan ama uzun süre kulaktan kulağa anlatılan yeni sahnelerle izleyiciyle buluşacak. Filmin İsviçreli yapımcısı Donat F. Keusch yeni versiyonu 2017’de göstermek için hazırladığını söylerken, Güney’in çevresinden gelen ilk tepkiler olumsuz.

Eyüp Tatlıpınar

Zorlu set
Yılmaz Güney, 'Yol' filmini hapishaneden Şerif Gören aracılığıyla çekmişti, 1982.

Hakkında üretilen tartışmalar, anlatılan hikâyeler, efsanesini devamlı canlı tutacak kadar çeşitli. Yeşilçam dünyasının kralıyken ya da hapishanelerde yatarken, Cannes’da Altın Palmiye’yi kaldırırken ya da 35 yıl sonra filmi yeniden kurgulanırken… Yaşamının her anında ve bu dünyayı geride bıraktığında… Sürekli konuşulmuş, konusu açıldığında söylenebileceklerin sonu gelmeyecekmiş gibi görünen az bulunur kişilerden biri Yılmaz Güney.
Buradaki konumuz az önce verdiğimiz haber. 1982’de Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülüne değer bulunan ‘Yol’ filmi, 35 yıl sonra bugünlerde yeniden kurgulanıyor. Filmin İsviçreli yapımcısı Donat F. Keusch’un, 2017’nin başlarında gösterime hazır hale getireceği ve Berlin ya da Cannes film festivallerinden birinde göstermek istediği ‘Yol – Yönetmenin Kurgusu’, Güney tartışmalarını tekrar canlandıracağa benziyor.
‘Yol’un, senaryo yazımından çekim aşamasına, negatiflerinin yurtdışına kaçırılmasından Türkiye’de gösterilmesine kadar uzanan ilginç hikâyesine eklenen bu yeni halkanın tamamlanması, aynı zamanda sponsor bulunmasına bağlı. E-posta yoluyla konuştuğumuz Keusch, yeni kurgu için 15 bin metrelik negatif ve çokça pozitif malzemeyi gözden geçirdiğini, görüntü ve ses malzemesindeki düşük kalite nedeniyle restorasyona gerek duyulduğunu, bunun için de sponsor desteği aradığını söylüyor.
İyi de bunca yıl sonra yeni kurgu nereden çıktı? Keusch, dayandığı nedenin Güney’in gerçekleşmemiş isteğini hayata geçirmek olduğunu anlatıyor. Bir tür vasiyet… Güney, Fransa’da kurguladığı ‘Yol’u Cannes Film Festivali’ne yollar. Festival başkanı, programın belirleyicisi Gilles Jacob, 140 dakikayı aşkın filmin yarışmaya katılabilmesi için kısaltılmasını ister. Güney, kurgucu Elisabeth Waelchli ve Keusch filmi yeniden kurgulamaya karar verip 110 dakikaya indirerek Cannes’a yetiştirirler. Ancak yine Keusch’un anlatımına göre bu kurgu Güney’i tatmin etmez. Sonrasında yeniden kurgulamak istediğini söyler. Film Cannes’da, Costa Gavras’ın ‘Kayıp’ filmiyle birlikte ‘En İyi Film Ödülü’nü kazanır. Bir süre sonra ‘Duvar’ın çekimleri başlar, Güney 1984’te kanser nedeniyle hayatını kaybeder, yeni kurgu fikri geride kalır.

 

Aşklar, filmler, mahkemeler... (Soldan saat yönünde)
Yılmaz Güney ve Nebahat Çehre'nin 1967'deki düğünü.
Fatoş ve Yılmaz Güney, oğulları Yılmaz ile.
Hülya Koçyiğit ve Yılmaz Güney, 1970 yapımı Zeyno filminde.
Fatoş Güney.
Yılmaz Güney, Yol filmiyle Cannes Film Festivali'nde en büyük ödül olan Altın Palmiye'yi aldığında, 1982.
Güney, cinayet davası yüzünden mahkemede ifade verirken.

 

‘YOL’UN EVRENİNDE HIZLI BİR YOLCULUK
İzlemeyenler için biraz filmden bahsedip, çekildiği dönemde hızlı bir yolculuğa çıkalım.
1978’de gösterilen, senaryosu Oliver Stone’a yönetmenliği Alan Parker’a ait Hollywood filmi ‘Geceyarısı Ekspresi’ dünyada büyük ilgi toplarken, Türkiye’deki cezaevi koşullarını da gündeme getirir. Ortaya çıkan kötü imajı gidermek için Hollywood’un tanınmış yönetmenlerinden Elia Kazan’a, Türkiye’deki hapishane koşullarını anlatan bir film çekmesini önermek gibi girişimlerde bile bulunulur ama sonuç alınamaz.
Bu esnada Yılmaz Güney, İmralı Yarı Açık Cezaevi’nde yatmaktadır. 1972’de devrimci Mahir Çayan’ı evinde sakladığı için ceza almış, iki yıllık hapislik döneminin ardından çıktığında, 1974’te Adana’da ‘Endişe’ filminin çekimleri sırasında bir gazinoda Yumurtalık Savcısı’nı öldürdüğü gerekçesiyle tekrar cezaevi yolu görünmüştür. İmralı’da cezasını çekmekteyken konuştuğu mahkûmların hikâyelerinden etkilenir. Daha sonra adı ‘Yol’a dönüşecek ‘Bayram’ filminin senaryosu kafasında böylece şekillenir. Senaryoda bayram izni alıp, Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki ailelerini ziyarete giden 12 mahkûmun yaşadıklarını anlatıyordur Güney. Sıra, bu eleştirel senaryoya çekim izni almaya geldiğinde yukarıda bahsettiğimiz durumdan yararlanılır. 12 Eylül darbesi gerçekleşmiş, sıkıyönetim ilan edilmiştir. Hayat zordur. Filmin oyuncuları arasına seçilen Tarık Akan, senaryoyu sansür kuruluna götürdüğünde niyetlerinin cezaevi koşullarını dünyaya iyi gösteren bir film çekmek olduğunu söyleyip izni koparır.

YÖNETMENİN HİKÂYESİ
Güney, çekimlere 1981’in ilk günlerinde başlanılan filmin yönetmenlik koltuğunu Erden Kıral’a teslim eder. İki hafta sonraysa bu kararından vazgeçer. Kıral’ın çektiği sahnelerin kendi istediği gibi olmadığını görmüştür. Ekonomik sıkıntılar içinde çekilen filmin negatiflerini, filmde fazla yer tutmamasına karşın hapishane sahnelerinde harcaması Güney’in filmi Kıral’dan almasının diğer bir nedeni olur. Karamsarlığa kapılıp, filmin istediği gibi çekilemeyeceğini düşünür. O sırada senaryosunu yazdığı ‘Dağ’ adlı filmi çekmeye karar verir. Fakat film sansür kurulunda toptan reddedilir, mecburen ‘Yol’a döner. Yönetmen koltuğu için bu kez aklında ‘Sürü’de birlikte çalıştığı Zeki Ökten vardır. Ökten, filmi Güney’in kontrolü altında çekmeyi kabul etmeyince, öneri o sıralarda hapisten çıkan Şerif Gören’e gider. Gören 11 kişinin hikâyesinin fazla olduğunu (senaryodaki 12 kişi çekim aşaması başladığında 11’e düşmüştür), bu sayı altıya indirilirse çekebileceğini söyler ve anlaşırlar.
Güney 1980’de, Isparta Yarı Açık Cezaevi’ne nakledilir. 1981 Ekim’inde bir günlük izin alıp çıktığında hapishaneye dönmeyip firar eder. Antalya-Kaş’ın hemen karşısındaki Yunan adası Meis’e geçip oradan Fransa yolunu tutar. Niyeti, ‘Yol’un kurgusunu kendisinin yapmasıdır. Daha önce Güney Film’in sorumlusu Nihat Behram yurtdışına çıkıp, yapımcı bulmuştur. Olayın devamını, Cannes’daki macerayı yapımcı Keusch’un gözünden kısaca aktarmıştık.

 

Geçen ay kaybettiğimiz Tarık Akan, Yol filminin başrol oyuncularındandı. Akan, askeri baskının yüksek olduğu bir dönemde Yol'da rol alarak siyasi duruşunu sergilemiş, bu rolüyle Cannes'da en iyi erkek oyuncu ödülüne aday gösterilmişti.

 

GÜNEY’İN NASIL FİRAR ETTİĞİNİ DE YAZACAK
Burada dikkat çekici bir nokta Güney’in firarı… Üzerine belgeseller hazırlanabilecek, çok katmanlı hikâyenin bugüne kadar pek konuşulmamış bir yanı. Keusch işin bu kısmıyla ilgili, Güney’e kaçması için yardım eden kişinin kendisi olduğunu söylüyor. Peki ama nasıl? Haberin ‘flaş’ını verip ‘onlarca sayfa sürecek’ hikâyesini saklamakta kararlı. Zira 1984’te kanserden ölümüne kadar hep yakınında durduğunu söylediği Güney’le geçirdiği zamanları anlatan bir kitap yazıyormuş. Bunu da orada anlatacağını söylüyor. Birkaç anısını anlatmasını istediğimizde, Güney’e rahatsızlığı boyunca hastaneye gidip tedavi görmesini önerdiğini, fakat onun bu öneriye yanaşmadığından söz etmekle yetiniyor.

YENİ KURGUDAKİ FARKLILIKLAR
Filmin yeni versiyonuna dönelim. Keusch, ‘Yol – Yönetmenin Kurgusu’ adını verdiği yeni versiyonu Güney ile Waelchli’nin 1982’de tuttukları notlara dayanarak kurguladıklarını söylüyor. Vaktiyle Cannes’a yollarken kısaltmak için filmden çıkarılan altıncı mahkûmun hikâyesinin eklenmesi yeni kurgudaki en önemli farklılık.
Film hakkında konuşulurken çokça bahsedilen, yine Cannes’a giden kurguda kesilen at sahnesinin ‘bir kısmı’ da yeni kurguda yer alıyor. Senaryo gereği Tarık Akan’ın bir atı öldürmesi gerekirken eli gitmediği için bu işi bir set çalışanı üstleniyor. Akan’ın ‘Anne Kafamda Bit Var’ kitabında aktardığına göre bu kişi Güney’in yeğeni. Akan, 2002’de yayınlandığında büyük ilgi gören anı kitabında bu sahnenin devamından şöyle söz ediyor:
“Senaryoya göre donmak üzereydim. Atın karnını kesecektim, ellerimi, ayaklarımı atın karnına sokup donma tehlikesini bir süre geciktirecektim. Ne yazık ki bu sahneyi kötü bir zamanda, hava kararmak üzereyken çekmiştik. Ertesi güne bırakamıyorduk, çünkü gece boyunca kurtların atı parçalayacağını biliyorduk. Sonuçta akşamüstü çekilen sahnede renkler çok koyu çıktığı için Yılmaz Güney montajda bu bölümü çıkarmak zorunda kalacak, bu da onu hem üzecek, hem de sinirlendirecekti.”
Bu sahnenin ne kadarının kullanıldığını yeni kurguyu izlerken görebileceğiz. Keusch’un aktarımına göre, Cannes kurgusunda Güney’in içine sinmeyen bazı sahneler de çıkarıldığı için filmin süresi değişmemiş.

 

Yeni kurgu ve Tarık Akan
Filmin kurgusunu yeniden yapan İsivçreli yapımcı Donat F. Keusch.

 

İLK TEPKİLER
Keusch’un bir yıldan fazla zamandır üzerinde çalıştığı yeni versiyonu herkesten önce izleyen biri var. 2007’de ‘25 Yıl Sonra Bilinmeyen Görüntüleriyle ‘Yol’ başlıklı etkinliği düzenleyip, filmde kullanılmayan görüntüleri gösteren Gezici Festival’in genel sekreteri Ahmet Boyacıoğlu. Kendisi bu yılın başlarında ‘Yol’un yeni versiyonunun hazırlandığını bir yazıyla duyuran ilk kişi aynı zamanda. Boyacıoğlu’na göre ‘Yol’, bu yeni haliyle çok daha çarpıcı bir film olmuş.
Fakat elbette öngörmek zor değil, film gösterildiğinde olumsuz tepki duyanlar da çıkacaktır. Güney’in hayatını Paris’te sürdüren kızı Elif Güney Pütün’ün bu olaya en hızlı tepki veren isim olduğunu söyleyebiliriz. Yeni versiyonun hazırlandığı bilgisi dolaşıma girdiğinde kişisel blog’unda yayımladığı bir yazıda itirazını şöyle dile getirdi; “Seneler önce Donat Keusch bana ‘Yol’ filmini restore etme projesinden bahsetmişti. Yapılması gereken de buydu. Sonra filmin, Yılmaz Güney’in montajda kestiği bölümleri tekrar eklenerek yeniden kurgulanması söz konusu oldu. İlk taslağı gördüm ve tasvip etmediğimi açıkça belirttim. Çünkü o ‘Yol’, Yılmaz Güney’in ‘Yol’u değil…”
Pütün’ün yeni versiyona yaptığı itirazın önemli bir gerekçesi altıncı kişinin hikâyesinin eklenmesi. Bunu, Güney’in 1983’te Jurgen Rothik’e verdiği söyleşideki şu ifadelere dayandırıyor: “Başlangıçta film 11 kişiyle başladı. Ancak 10 günlük çalışma sonrasında bana ulaşan neticeler beni tatmin etmedi. Bu nedenle çok zor bir kararla filmi durdurdum. Gerek zaman, gerek harcanan para, gerekse o an içinde bulunduğum durum, bu filmi 11 kişiyle yeniden yapmaya elverişli değildi. Çünkü çok zaman kaybedilmişti. Bu nedenle filmi altı kişiye indirdim. Daha sonra filmin montajını yaparken o altıncı kişinin karısıyla ilişkilerinde oyun, mizansen, inandırıcılık eksikliği vardı. Özellikle kadının, altıncı kişinin karısının oyunu iyi değildi. Onu olduğu gibi çıkartmak zorunda kaldım.”
Filmin yönetmen koltuğunda oturan Şerif Gören yeni kurgu hakkındaki fikrini sorduğumuzda bu tartışmaya herhangi bir biçimde katılmak istemediğini söylüyor. Kendisi, çokça dahil edildiği ‘Yol, Güney’in mi yoksa Gören’in mi filmi?’ başlıklı tartışmalardan yorulmuş, sıkılmış olacak ki bu konuya da mesafeli duruyor.
Filmde Gören’in yardımcılığını yürüten Muzaffer Hiçdurmaz da yeni versiyona olumsuz bakanlardan. “Dünyanın en önemli festivallerinden birine katılıp ödül almışsa bir film yapılmış ve bitmiş bir şeydir, bunun yeniden kurgulanması meselesi de karışık bana göre” diyen Hiçdurmaz’a göre, çekilen ama filmde yer almayan sahneleri Güney beğenmediği için kullanmadı. Hiçdurmaz’ın altıncı karakterle ilgili görüşüyse şöyle; “Beş buçukuncu kişi diyoruz biz, Güven Şengil’in hikayesi... Lümpen bir karakteri anlatıyordu, içiyordu, karısıyla yatak sahnesi vardı, dövüyordu, sertti, maço bir karakterdi, meyhane meselesi vardı… Karakteri bu filme uymuyordu bence.”
İşin bir de telif haklarıyla ilgili tartışmalı yanı var. ‘Yol’u 1999’da restore ettirerek Türkiye’de vizyona girmesini sağlayan, Yılmaz Güney’in eşi ve Güney Film’in yönetim kurulu başkanı Fatoş Güney epey tepkili: “Cactus Film (Başında Donat Keusch’un bulunduğu şirket) ile Güney Film ortak yapımcıydı, Cactus Film iflas edince ‘Yol’un haklarını Keusch satın aldı, bize haber vermesi gerekiyordu ama hiç haber vermeden oldu bittiye getirdi işi. Avukata da bu konuda bilgi verdim, ne yapabiliriz bilemiyorum ama gerekli girişimlerde bulunmak için... Şimdi filmin mülkiyetinin kendine ait olduğunu söylüyor Keusch. Yeniden gündeme gelmek için de bu versiyonu hazırladığını düşünüyorum.”
Önceki satırlarda bahsi geçtiği gibi, kapsadığı hikâyeler ve tartışmalarla ‘Yol’, Güney’in zaten hayli fazla katman üzerine inşa edilmiş efsanesinde bağımsızlığı hak eden bir bölüm. 35 yılın ardından efsanenin bu bölümünün tekrar önümüze gelmesi ilginç olacak gibi.

 

 


İkonik görüntü
Filmin afişe dönüşen sahnesinde Tarık Akan ve Şerif Sezer birlikte...

DESTANSI BİR HİKÂYEDEN NOTLAR...

• Senaryodaki 12 mahkûmun hikâyesi çekimler başlayınca 11’e, yönetmen değişince altıya, Cannes’a giderken kurgu masasında beşe düştü. Yeni versiyonda hikâyesi anlatılan mahkûm sayısı altı olacak.
• Film, sansür kurulundan geçmesine rağmen çekimlerde askerleri oynatmak pek kolay olmadı. 12 Eylül’ün sıkıyönetim koşulları yaşanıyordu. Diyarbakır’daki Kolordu Komutanlığı’na giden yardımcı yönetmen Muzaffer Hiçdurmaz burada komutanın “İyi de senaryoda asker yazmıyor” sözleriyle karşılaştı. Senaryoda her şeyi yazamayacaklarını yoksa yüzlerce sayfa tutacağını söyledi, senaryodaki sahneyi anlatıp “Bu sahneyi asker olmadan nasıl çekeriz?” diye sordu. Komutanın haber yollayıp çekimler için kolaylık göstermesini istediği yüzbaşı da hiç istekli görünmüyordu. Askerlerin yer aldığı sahneleri izlememesi ve canının sıkılmaması için çekim boyunca yüzbaşıyla bezik oynadı.
• Filmin müzikleri hayli başarılı bulunmuştu. Jenerikte müziklerin bestecisi olarak Sebastian Argol adı geçmekteydi, fakat kendisini tanıyan yoktu. Zira o sıralarda yurtdışında bulunan Zülfü Livaneli, siyasi riskler nedeniyle bir tedbir olarak bu takma ismi kullanmıştı. İsmi bulansa Abidin Dino’ydu.
• Güney, ‘Yol’ filmiyle yankı uyandırırken 1983’ün ilk günlerinde Bakanlar Kurulu kararıyla Cem Karaca’yla Türkiye vatandaşlığından çıkarıldı. 2009’da Türkiye’de AB ile uyum yasaları çerçevesinde esen demokrasi rüzgârının etkisiyle Nâzım Hikmet’e vatandaşlığı iade edilmişti. Ertesi gün gazetelerde ‘Sıra Yılmaz Güney’de mi?’ diye haberler çıktı. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay her türlü haksızlığı gidermekte kararlı olduklarını açıklayıp, Güney’in vatandaşlığına yeşil ışık yaktı. Fakat durum sonra anlaşıldı; 1993’te çıkan bir yasayla Güney’e vatandaşlığı zaten iade edilmişti.
• Güney 1983’te filmin galasına katılmak için Almanya’ya gitmek istedi, fakat Türkiyeli farklı gruplar arasında çatışma çıkabileceği ihtimali nedeniyle ülkeye girişine izin verilmedi.
• ‘Yol’, Ocak 1983’te açıklanan Altın Küre ödüllerinde İsviçre adına ‘En İyi Yabancı Film’ kategorisinde yarıştı. En İyi Film Ödülü, o yıl çok büyük sükse yapan, yarışmada Hindistan ve İngiltere’yi temsil eden Attenborough’un ‘Gandhi’ adlı filmine gitti.
• 1989’da gazetelerde çıkan bir habere göre Samsun’da bir evde ‘Yol’ filmini izleyen beş üniversite öğrencisi gözaltına alındı.
• Film, Türkiye’de Cannes’da ödül aldıktan 17 yıl sonra 1999’da vizyona girdi. Fatoş Güney’in ve başında bulunduğu Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Vakfı’nın (vakıf destek bulamadığı için 2012’de kapandı) girişimleriyle restore edilen ‘Yol’un bu yeni halinde, Cannes’da gösterilen filmin bir sahnesindeki ‘Kürdistan’ yazsı kaldırıldı. Yine Cannes’da gösterilen ilk halinde bulunan, filmin başında cezaevinde hoparlörle yapılan duyuruda kullanılan Yılmaz Güney’in sesi de restorasyonda çıkarıldı.
• Filmin çekimleri başladığında oturduğu yönetmen sandalyesinde iki hafta kalan, ardından Güney tarafından sandalyesi alınan Erden Kıral 2005’te, Güney’le ve ‘Yol’ ile ilişkisini de ele aldığı ‘Yolda’ adında bir film çekti. Bu filmde Yılmaz Güney rolünü, ‘Yol’da mahkûmlardan birini canlandıran Halil Ergün’e oynattı. Kıral, Olkan Özyurt’a verdiği söyleşide ‘Yol’un çekiminin ardından Güney’in kendisiyle görüşmek istediğini ama kendisinin kırgınlık nedeniyle gitmeyip bir mektup yazdığını anlattı, “Yolda, keşkeler filmi. Keşke gidebilseydim” dedi.
• 2015’te Birdman, 2016’daysa The Revenant filmleriyle Oscar’larda ‘En İyi Yönetmen’ ödülüne uzanan Alejandro Inarritu’nun, 2016 Şubat’ında İtalya’nın yeni sanat alanı Fondazione Prada’da düzenlediği ‘Beden, Akıl ve Ruh’ sergisinde yer verdiği sinema tarihinden 14 film arasında ‘Yol’ da vardı. İnarritu’yla ilgili kaynağını bulamadığımız bir anekdot; sinemaya ‘Yol’ filmini izleyerek başladığı görüşü Türkiye’deki medyada genişçe yer aldı. The Revenant’ta Leonardo DiCaprio’nun karlı havada donmamak için ölü bir atın karnını yarıp, içine girdiği sahne de ‘Yol’ filminde çekilen ama kurguda çıkarılan at sahnesine benzetildi.