SANAT & TASARIM

Dolapdere’de yeni bir dünya

İtiraf edelim; Dolapdere çoğumuz için Taksim’e çıkan bir kestirme yol. Oysa Yaşar Kemal, 40 yıl önceki satırlarında semti “İstanbul’un en cümbüşlü, karmaşık, büyülü yeri” diye tarif etmiş. İnsan çeşitliliğini, “Yetmiş iki dil konuşulur Dolapdere’de” diye anlatmış. Çok yakınımızda olup, pek az bildiğimiz bölge, şu an büyük bir değişimden geçiyor. Değişimin öncü güçlerinden Dirimart, Dolapdere'de İstanbul’un en geniş özel sanat alanını açtı. Dünya çapındaki ilk sergilerinde, yüzeyin ötesine bakmaya davet ediyorlar.

Özlem Numanoğlu / Fotoğraflar: Altan Aykan

Taze sanat vahası
Fotoğrafta gördüğünüz galerinin bir bölümü. Dirimart Dolapdere, heykel bahçesi ve ofis alanıyla bin metrekareye yayılıyor.

 

 

 

Şu sıralar rüzgar şehrin namlı bıçkınlarından Dolapdere için esiyor. Taksim’e olsa olsa 10 dakika yürüme mesafesindeki semtin, oto tamircileri, yapı marketler ve küçük imalathanelerin iç içe geçtiği ana caddesinden Pangaltı’ya doğru ilerlerken, bu rüzgârın getirdiği değişime ilk elden şahit oluyorsunuz. Toz duman içindeki şantiyelerden, Koç’un çağdaş sanat müzesi, oteller ve rezidanslar yükseliyor yavaş yavaş.
Hızlı kentsel dönüşüm çoğu zaman soru işaretleri yaratsa da, neyse ki iyi sonuçlar da var. Semtin 16 yıllık sakini Bilgi Üniversitesi ile aynı paraleldeki Dolapdere Ofis, onlardan biri. Bina, metal güneşlikleri ve endüstriyel tasarımıyla hemen dikkat çekiyor. Mimar Bünyamin Derman’a ait olduğunu öğrendiğimiz tasarım, semtin kaotik yapısına afili bir gönderme... Ofis katları, ‘yığılma’ temasıyla, birbirleri üzerinde kayarak yükseliyor. Girişin hemen sağındaki cam kapı ise, semtin taze sanat vahası Dirimart’a açılıyor.

TASARIMDA NEW YORK DOKUNUŞU
Mayıs sonundaki büyük açılışa birkaç gün kala, galerinin kurucusu Hazer Özil ile buluşmak üzere Dolapdere’deyiz. 2002 yılında Nişantaşı’nda açtığı Dirimart’ı çağdaş sanat piyasasının hatırı sayılır aktörlerinden birine dönüştüren Özil, galerinin son rötuşlarıyla ilgileniyor. Siyah epoksi zemin henüz istediği kusursuzlukta değil, işçilerle fikir alışverişi yapıyor. Ünlü sanatçılar Sarah Morris ve Şirin Neşat'ın eserleri gelmiş, beyaz duvarlara asılmayı bekliyor. Sergi salonunun açıldığı ince, uzun bahçenin yüksek duvarlarına hanımelleri, yaseminler dolanıyor.
Özil eşliğinde dolaştığımız Dirimart Dolapdere, artık İstanbul’un en geniş özel sanat alanı. Tavandan yere inen geniş pencerelerinden galeriye gün ışığı doluyor. Ferah fiziki şartlar, büyük boyutlu sanat eserlerinin içeride rahatlıkla sergilenebilmesine imkân veriyor. Üstelik dışarıda sizi küçük ama hoş bir heykel bahçesi bekliyor. Yakın zamanda buraya bir de kafe açılacak.
Galerinin mimarisi, uzun yıllar boyunca Zaha Hadid ile çalışan, Madonna’nın Malavi’de kız çocukları için yaptırdığı okulu tasarlayan New York’lu studioMDA mimarı Markus Dochantschi’ye ait.
İstanbul’un en sevdiği şehirlerden biri olduğunu ve yıllardır gidip geldiğini söyleyen Alman kökenli mimar, kendisinden burada bir galeri tasarlaması istendiğinde çok heyecanlanmış. “Galerinin en önemli elementleri şeffaflık ve esneklik” diyor, “Galeriler dışarıdan görünmezdir. Biz ise, görsel bir bağ yaratıp, erişilebilir olmak istedik.”

 

Dolapdere'nin ana caddesi üzerinde
Dolapdere Ofis'in girişinde, hemen sağda Dirimart'ı görebilirsiniz. Sarı renkli pano açılıştan sonra kaldırıldı, artık galerinin içi dışarıdan görülebiliyor.

 

BU SERGİDE NELER GÖRECEĞİZ?
Dirimart Dolapdere, 30 Temmuz’a kadar sürecek ilk sergisi ‘Yüzey ve Ötesi’nde, dünya çapındaki yerli ve yabancı çağdaş sanatçıların resim, heykel ve video alanındaki işlerini bir araya getiriyor. Peki, başlık neden ‘Yüzey ve Ötesi’? Alman küratör Heinz Peter Schwerfel, sergideki formlar klasik güzelliğin ötesine geçmeye çalıştığı için bu ismi tercih etmiş. Zira sergide estetik bakımdan zorlayıcı formlar da mevcut. Peki bu ay sergiye gidenleri kimler bekliyor? Bir özet:
•İranlı ünlü sanatçı Şirin Neşat, sergiye özel, yeni bir seri hazırladı. Kendisi, realist ve dramatik fotoğraf serileri kadar, köklerine vurgu yapan güçlü stiliyle, kadın dergilerinin bile ilgisini çeken bir sanatçı.
•Çalışmalarını New York’ta sürdüren dünya çapındaki sanatçımız Haluk Akakçe, yine açılışa özel iki yeni, soyut ve spiral iş hazırladı.
•Mimarlık okuyan ve eserlerini mühendislik, fizik, havacılık ve bilimden öğelerle buluşturan Arjantinli sanatçı Tomàs Saraceno, sergiye bir heykelle katılıyor. • Sergide daha pek çok önemli isim var: Renkli, geometrik resimleri ve büyük şehir görüntülerinden oluşan filmi ‘Rio’ ile New York’lu sanatçı Sarah Morris, büyük boyutlu eserleriyle Alman ressam Franz Ackermann, Käthe-Kollwitz ödülünü kazanan Fransız ressam Bernard Frize öne çıkanlar arasında.
Dirimart, dünya çapında sanatçıları bünyesinde barındıran, uluslararası sanat fuarlarına katılan bir galeri. Ancak Schwerfel, yeni mekânı sadece bir ticari girişim olarak görmemek gerektiğini söylüyor. “Burası, zorlu politik koşullara rağmen, sanat dünyasında olan bitene açık ve meraklı bir şehirde, daha fazla sanatsal çalışmayı göstermek için bir fırsat” diyor.

 

 

Karma sergi
Alman küratör Schwerfel, sergideki eserlerin sadece yüzeyde farklı olduğunu söylüyor; "Tüm sanatçılar, soyut ve dekoratif güzelliği kullanarak, gerçekliğin alanına giriyorlar” diyor. Sağda, Isaac Julien'in 'Echo (Stones Against Diamonds)' adlı eserini; solda Tomás Saraceno'nun heykel bahçesinde sergilenen 'Connectome'sini görüyorsunuz.

 

DOLAPDERE VE ÖNYARGILAR
İşin Dolapdere boyutuna gelince… Hazer Özil, bu bölgede galeri açma nedenleri sorulunca, ilk sıraya binanın fiziki şartlarını koyuyor. “Burası, bir sanatçının hayal edebileceği bir alan” diyor, “Üstelik Taksim’e, Nişantaşı’na 10 dakika yürüme mesafesinde.”
Ya, Dolapderelilerin semtlerindeki değişime bakışı? “Burada bölge insanları da çalışıyor ve proje sebebiyle çok keyifliler” diye yanıtlıyor Özil. Mimar Dochantschi ise, sanatın, mahalleleri, şehirleri ve belki milletleri bile değiştirme gücüne inanıyor. Bu sebeple galerinin her taraftan içi görünür şekilde tasarlandığını söylüyor. "Bunun, bölge halkı ile sanat arasında bir diyalog gelişmesini teşvik edeceğini umut ediyoruz.”
Sözü, Dolapdere'ye dair önyargılara getirince, Hazer Özil bir anekdot aktarıyor: “Harlem'i bilirsiniz, yıllarca namını duyduk; ‘Beyazlar giremez’ vs. diye… Bir arkadaşımız; Mısırlı sanatçı Ghada Amer, Harlem’de yaşıyor. Yıllar önce eşimle beni akşam yemeğine davet etti. Gecenin sonunda evinden çıktık. Kapkaranlıktı dışarısı. Siyah arabalar filan... Taksiymiş meğer… Bayağı korktuk. Çünkü kafamızda bir Harlem fikri vardı. Bir sene sonra tekrar gittiğimizde, bu kez bir Fransız restoranında oturuyorduk. Şu an giderseniz, inanılmaz bir yer olduğunu görürsünüz.”
Özil’in hikâyesini, küratör Schwerfel tamamlıyor: “Evet, Dolapdere pek çekici görünmüyor ve mimari bir güzelliği yok. Şu an Dolapdere’yi cazip kılan ise, yeniden hayat bulması. İstanbul’un en orijinal yönlerinden biri, güzel ve sıkı tarihi mirası kadar hızlı değişimi de… Caddeler hızla değişiyor, binalar, trafik… Yakında muhtemelen nüfus bile değişecek. Ama şu an nüfus aynı ve çevrede büyüyen yeni dünyayı kucaklıyor.”
O yeni dünyaya siz de bir adım atmalısınız.