SANAT & TASARIM

Dünyanın umudu: Türkiye’nin ‘Dilek Makinesi’

Bu yıl ilk defa yapılacak Londra Tasarım Bienali’ne Türkiye’yi temsilen tasarım ofisi Autoban’ın ‘Dilek Makinesi’ adlı projesi katılıyor. Bu ayki bienal öncesinde Autoban’ın kurucuları Seyhan Özdemir ve Sefer Çağlar ile buluştuk.

Şebnem Kırmacı

Dilek Makinesi
Autoban'ın Londra Tasarım Bienali'ne gidecek projesi 'Dilek Makinesi' ilhamını 'Dilek Ağacı'ndan alıyor.

 

Bu yıl ilk defa 7-27 Eylül arasında yapılacak Londra Tasarım Bienali’ne 30 ülke katılacak. Fransa’dan Güney Afrika’ya, İsrail’den Meksika’ya kadar farklı ülkelerin yer alacağı bu uluslararası kültürel buluşmada Türkiye’yi Seyhan Özdemir ve Sefer Çağlar tarafından kurulan İstanbul merkezli çok disiplinli tasarım ofisi olan Autoban temsil edecek. 2003 yılında kendi ofislerini kurulan ve o günden bugüne birçok yerel ve uluslararası projeye imza atan iki tasarımcı, Autoban imzasıyla İstanbul’un sosyal ve kültürel yaşam tarzını şekillendiren ve dönüştüren mekânlar yarattı. İstanbul’dan sonra diğer şehirlere yayılan House Cafe’ler markanın en önde gelen mekânlarından.
Bilinen form ve malzemeleri, mekândaki yaşamın parçası haline gelmek üzere güncel bir bakış açısıyla yeniden yorumlayan Autoban tasarım ofisi, zanaat teknikleri ve modern teknolojinin imkânlarıyla yeni deneyler yapan bir oluşum. İngiltere, İspanya, Hong Kong, Rusya, Çin ve Azerbaycan gibi ülkelerde uluslararası projeler gerçekleştiren Autoban, Salone Del Mobile, LDF, ICFF Design Biennale Interieur Kortrijk gibi son derece prestijli global tasarım etkinliklerine katılıyor.
Kendilerine özgü tasarımları ve yenilikçi yaklaşımlarıyla uluslararası alanda birçok ödül kazanan ikili, 2005'te Wallpaper* dergisi tarafından en iyi genç tasarımcılar arasında gösterildi. 2012'de Wallpaper* Tasarım Ödülleri’nin,  ‘En İyi Domestik Tasarım’ kategorisinde ‘En İyi Yatak’ ödülünü aldılar. 2014'te de Bakü'deki Haydar Aliyev Uluslararası Havalimanı çalışması ile Red Dot tasarım ödülüne layık görüldüler.

ESİN KAYNAĞI MORE’UN ‘ÜTOPYA’SI
Somerset House’un tamamına yayılacak Londra Tasarım Bienali, altı farklı kıtadan tasarımcıları bir araya getirerek fikir alışverişi, tartışma ve işbirliği platformu oluşturmayı hedefliyor. Bienalin direktörlüğünü, daha önce ICON dergisinin editörlüğünü yapan ve 2014 yılında İstanbul Tasarım Bienali’ni ziyaret eden Dr. Christopher Turner üstleniyor.
Londra Tasarım Bienali’nin ilkinde, Thomas More’un 1516 yılında basılan ve dünya edebiyat klasikleri arasında yer alan eseri Ütopya’nın yayımlanışının 500’üncü yıldönümü dolayısıyla ‘Utopia by Design’ (Tasarımla Ütopya) teması altında farklı ülkelerden projeler sergileniyor. Kralı kilisenin başı olarak görmediği için ölüm cezasına çarptırılan ve 6 Temmuz 1535'de idam edilen More, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi edebi örneklerinden olan şaheserinde Ütopya adlı bir adada ideal bir sistemi tarif etmişti. Eşit bir düzenin altının çizildiği Ütopya, 16’ncı yüzyılda yazılmasına rağmen bugün yoksulluk, çevre kirliliği, savaşlar ve son dönemin kanayan yarası göçmen kriziyle kaynayan dünyaya çözümler önerecek sistemi ile bu yıl ilk defa yapılacak Londra Tasarım Bienali’nin çıkış noktası oldu.
Ütopik düşüncenin tarihini sorgulayacak ve tasarımın insanlığın en zorlu meselelerini çözmedeki rolünü keşfe çıkacak Londra Tasarım Bienali, dünyayı daha iyi bir yer kılmaya katkı sunabilecek bir fikir laboratuvarı olacak.
İKSV’nin yürüttüğü Türkiye sergisinde yer alacak projenin ismi ‘Dilek Makinesi’. Türkiye sergisinde yer alacak ekibin belirlenmesi için İKSV tarafından, Paul McMillen liderliğinde, Koray Malhan ve mimar Zehra Uçar’dan oluşan bir seçici kurul oluşturuldu ve kurul Autoban’ı davet etti.

‘DİLEK MAKİNESİ’NİN HİKÂYESİ
Gelelim Autoban’ın Projesi ‘Dilek Makinesi’ne’: Kökleri Neolitik çağlara kadar uzanan ‘Dilek Makinesi’, Anadolu inanışında derin bir yere sahip, Yunan, Kabala ve Pers inançlarında da rastlanabilen kadim bir kültürel gelenekten, dilek ağacından ilham alıyor. Türkiye sergisini gezecek ziyaretçiler yansımalı bir mekânda, nefes alıp verir gibi hava basıncıyla çalışan pnömatik bir sistem görünümünde şeffaf tüplerden yapılmış altıgen bir tünelin içinden geçmeye davet ediliyor.
Ziyaretçiler, umutlarını, geleceklerini kendi ütopyalarını ve dileklerini yazdıkları kâğıt parçalarını tünelin sonunda bulunan kapaktan ‘Dilek Makinesi’ne yerleştirecekler. Ziyaretçilerin dileklerini yazdıkları notlar tüpler aracılığıyla, onların görmediği bir yere doğru yolculuğa çıkacak. Yani dileklerin gizemi korunacak.

SEYHAN ÖZDEMİR ANLATIYOR
Çok kültürlü bu geleneği, tasarım ve ütopyanın birlikte nasıl işleyebileceğine dair temel bir kavrayış olarak ele alan Autoban adına Seyhan Özdemir sorularımızı yanıtladı.

 

Yıldız tasarımcılar
Autoban'ın kurucuları Seyhan Özdemir ve Sefer Çağlar.


İlk defa yapılacak olan Londra Tasarım Bienali’nde Türkiye’yi temsil edeceksiniz. Kariyerinizin bu aşamasında bu bienale ülkeyi temsilen katılmak sizin için ne ifade ediyor?
İletişim çağındayız. Güncel kaosu ve problemleri derinlemesine yaşadığımız ve paylaştığımız bir zamanda ‘Tasarımla Ütopya’ temalı bir iş ile ülkemizi temsil etmek bizim için büyük bir gurur.

Sizin için ‘Tasarımla Ütopya’ teması nasıl bir sürecin başlangıcı oldu?
Bu başlık, fikir alışverişi yaparak, hep daha ‘iyi’yi aradığımız verimli bir çalışma süreci geçirmemize aracılık yaptı.
Sizin için Thomas More’un ‘Ütopya’sının, altı en çok çizilmesi gereken en güçlü yanı nedir?
Bizce en güçlü yanı ‘her zaman ideal çözümü arama’ eylemi. Bu eylem, zamanımızın çözümsüz görünen problemleri karşısında umudu korumanın anahtarı oldu.

‘Dilek Makinesi’ni bienal mekânına uygun mu tasarladınız?
Evet. Kusursuz işleyen mekanik bir sistem oluşturmaya çalıştık. Farklı uzmanların bir araya geldiği disiplinler arası ve kolektif bir çalışma oldu bu. Yüzyıllardır bilinen bir sistemi yeni bir form ve işlevle inşa etmenin olanaklarını araştırdık.

Sanat, özellikle güncel sanat için “Birleştirici gücü var” ya da “En büyük gücü birleştirici olmak” diyebiliriz. Tasarımın en önemli gücü nedir sizce?
Günlük hayat için daha iyi önermeler sunması.

ANADOLU'DAN ÇIKAN ÜTOPYA
Dünyanın hali malum. Savaşlar, çekişmeler, ekolojik dengenin altüst oluşu, göç etmek zorunda kalan insanlar... More’un Ütopya adası belki bazı referansları ile dünyaya bir kurtuluş yolu sunabilir. Siz tasarım projenizde dünyanın hangi sorunlarını düşünerek ve hangilerine çözüm üretmek için yola çıktınız?
More'un ‘Ütopya’ adlı eserinin merkeze alındığı projemizde dünyanın çok sesliliğini ve özgür düşünceyi temel alan bir çıkış noktası var. Tasarım dili olarak pnömatik sistemi metafor olarak aldık. “Anadolu'da ve birçok kültürde benzeri olan dilek ağacını bu çağdaş yaklaşımla ele aldık” demek en doğrusu.

Pnömatik tüp sistemi nedir?
Herhangi bir cismin plastik borular, istasyonlar ve yönlendiricilerle kurulan kapalı devre içerisindeki iki ya da daha fazla birim arasında, emme ve üfleme mantığıyla iletilmesini sağlayan sistemlere ‘Pnömatik Tüp Taşıma Sistemi’ adı veriliyor.

‘Dilek Makinesi’ Türkiye’de yaşanan mülteci sorunu ile ilgili ne ifade ediyor?
İltica tüm  dünyanın şu anda yüzleşmekte olduğu; günümüzün en önemli meselelerinden. Türkiye bu mülteci krizi konusunda merkezi bir rol üstlenmiş durumda. Sanat, tasarım, mimari gibi yaratıcı disiplinlerin bütün dünyayı ilgilendiren bu denli önemli bir konuya değinmemeleri, temas etmemeleri elbette imkânsız. Bu çerçeveden baktığınızda her ne kadar ‘Dilek Makinesi’ adlı projemizin altında yatan temel fikirlerden biri göçmen krizi olmasa da, projeyi yaratmamıza sebep olan bazı fikirler göçmen kriziyle direkt bağlantılı. Örneğin ‘Ütopya’ya ulaşmak’ ve ‘bilinmeyene inanmak’ gibi düşünceler, tasarım alanında imkânsızı yaratmak çabamıza eşlik ettiler. Bu düşünceler göçmen kriziyle çok yakından ilintili ve bu açıdan projemiz göçmen krizine göndermeler  yapıyor tabii ki.  Ayrıca, bu projenin ilhamını aldığı ‘Dilek Ağacı’ geleneği bize daha iyi bir yaşam için kat edilen yolları yani göç kavramını hatırlatıyor. Eh bu da zaten  Ütopya’ya ulaşma inancının ta kendisi değil mi?

 

Ya dilekler tutarsa?
Ziyaretçiler, dileklerini yazdıkları kâğıtları tünelin sonunda bulunan kapaktan “Dilek Makinesi”ne yerleştiriyorlar.
Notlar tüpler aracılığıyla, ziyaretçilerin göremediği bir yere gidiyor.

 

"GÜNÜMÜZÜN TASARIMI CEP TELEFONU"
Sizce yaşadığımız gezegende yaşamımızı değiştiren, şekillendiren, devrim yaratan ‘tasarımlar’ neler?
Yaşadığımız dönem için konuşursak “Hayatımızı şekillendiren en önemli tasarım cep telefonu” demek lazım.

Londra Tasarım Bienali manifestosunda, tasarımların/tasarımın ‘bu dünyayı daha iyi bir yer yapmaya’ katkıda bulunacağı  ifadesi var. Siz buna inanıyor musunuz?
Evet. Tasarım her zaman sonuç odaklıdır; bu nedenle süreçleri geliştirir ve dünyayı daha iyi bir yapmak için bizi motive eder. Tıpkı olimpiyatlarda olduğu gibi.

30 ülke katılıyor bienale. Diğer ülkelerin projeleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Öne çıkan, merakla beklediğiniz, etkilendikleriniz var mı? 
Aslına bakarsanız birini diğerinden ayırmıyoruz. Tüm bienali merak ve hayal gücü etrafında heyecanla bekliyoruz.

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı KASIM 2015

İmtiyaz mabedi

Crème de la crème’in Milano'daki son gözdesi Palazzo Ralph Lauren. Burada özel dokunmuş kumaşlardan egzotik derilere, göz alıcı mücevherlere her şey var. Kulüp, sadece davetle üyeliğe kabul ettiği kişilere ayrıcalıklı bir alışverişin kapılarını açıyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı OCAK 2016

İki Amerika’nın Hikâyesi

Yüzyılın ortasında, ABD'deki Avrupa kökenli beyazlar, nüfusları yüzde 50'nin altına ineceği için azınlık durumuna düşecek. Donald Trump’ın ‘Müslümanların Amerika’ya girmesine yasak koyma’ teklifinin peşine kitleleri takmasının sebebi, bu değişim dalgasının yarattığı korku. Politikacının akıl dışı açıklamasına en büyük tepkinin Amerika’nın hukuk, politika ve akademi çevrelerinden gelmesinin sebebi ise açık; Trump Müslümanlara değil, ABD’yi ABD yapan değerlere meydan okuyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı EKİM 2016

Hillary Rodham Clinton: “Hoş geldiniz sayın başkan” diyebilir miyiz?

Bu sorunun yanıtını, gelecek ay yapılacak Amerikan başkanlık seçimlerinin sonucunda alacağız. Son anketlere bakılırsa yanıt, Hillary Clinton’ın sağlığıyla ilgili çıkan olumsuz haberlere karşın “Evet.” Hıllary ClInton başkan seçilirse, ABD’nin ilk kadın başkanı olmakla kalmayacak, Beyaz Saray konusunda ilk kez bu kadar tecrübeli bir isim de başa geçmiş olacak. Emekli Büyükelçi Yalım Eralp, Hillary Clinton’ı mercek altına aldı.

DEVAMINI OKU