SANAT & TASARIM

Dünyayı güzelleştiren akım: Art Nouveau

Antoni Gaudí’nin La Sagrada Família’sı, Gustav Klimt’in ‘Öpücük’ü, Victor Horta’nın Tassel Evi, Bebek’teki Mısır Konsolosluğu… Hepsi 1890-1910 arasında, seri üretimin karşısında durup yerleşik sanata meydan okuyan, doğanın hesaba gelmeyen çizgilerinden esinlenen sanatçılar tarafından yapıldı. Art Nouveau akımının ustaları mimari eserlerden afişlere, resimlerden tasarımlara eşsiz eserler verdi. Dünya o gün bugündür çok daha güzel.

Burak Tatari

İlk günkü kadar etkileyici
1892-93'te inşa edilen ve eğrisel botanik formlarıyla tanınan Brüksel'deki Tassel Evi, 2000 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi'ne girdi.

ABD’de ‘Modern stil’, Almanya’da Jugenstil (Genç Stil), İtalya’da Stile Floreale (Çiçek Stili), İngiltere’de Liberty (Özgürlük), Fransa ve Belçika’da Art Nouveau (Yeni Sanat)… 1890’ların başında Batı Avrupa ve ABD’de yepyeni, çağdaş, genç ve özgür bir akım ortaya çıktı. En büyük ilham kaynağı doğaydı. Doğanın yaşam gücünden, doğum, hayat, ölüm döngüsünden etkilendi. Natürel figürler, çiçekler, böcekler seksin sembolü olarak kullanıldı. Yine doğanın kontrol edilemeyen güçleri, ürpertici yanı tuvallere, metropollerin ihtişamlı binalarına yansıdı. Tüm bunlar, içinde doğduğu dönemle çelişiyordu. Endüstriyel üretimin doruk noktasına çıktığı, sanayiye güzellemeler yapılan çağda, sanatçılar ve tasarımcılar sanayi öncesi geçmişe ilgi duydu. Folklorik hikâyeler, tarih, 18’inci yüzyılda yaşanan ‘altın çağ’ incelendi. Bir yandan da teknik ilerlemenin ve yeni malzemelerin sunduğu olanaklar sonuna kadar kullanıldı. Günlük eşyalardan modaya, mimariden heykele, resimden müziğe tamamen yeni biçimler ve kurgular yaratıldı. Asimetrik şekiller, kemerli ve kavisli formlar, bitkiyi andıran süsler, mozaikler, lekeli camlar, geometrik biçimler, ürkütücü masklar ve tavus kuşu gibi figürler özenli bir işçilikle binaların dış cephesine işlendi. Art Nouveau eserlerine Japon sanatının yalınlığı, minimal çizim stili, Kelt sanatı ve Ortadoğu’dan gelen arabesk tasarımlar damga vurdu. Akımın renk seçimi ise belirgindi: Koyu sarı, mat yeşil ve turuncu…
1880’lerde Belçika’da yayımlanan ‘Modern Sanat’ dergisinde ilk kez Art Nouveau deyimine rastlandı. 1895’in aralık ayında Alman sanat simsarı Siegrief Bing, dönemin sanat başkenti Paris’te ‘Art Nouveau’ adında bir sergi açtı. Akımın temsilcilerinin eserlerini satışa sundu. 1900 yılı, akım için dönüm noktasıydı. Paris’teki Dünya Fuarı’nın ana sahnesinde Art Nouveau vardı. Aynı yıl akımın simge isimlerinden Hector Guimard, şehrin yeni metro sisteminin girişlerini tasarlamakla görevlendirildi. Henri de Toulouse-Lautrec, kafelerde verilen konserler için hazırladığı posterlerle afişi hayatımıza soktu. Akımın önemli merkezlerinden bir diğeri Brüksel’di. Endüstri Devrimi’nin ve Belçika’nın Afrika’da yayılmasının anavatana getirdiği zenginliğin hissedildiği şehir, akımın en çok yansıdığı mekânlara ev sahipliği yaptı. Henüz 1893’te Victor Horta, Tassel Evi’ni tasarladı. Bu, Art Nouveau tarzında inşa edilen ilk mimari yapı oldu. Mimar, ressam ve tasarımcı Henry van de Velde de aynı tarihlerde akımın öncülüğünü yapıyordu.

SANAT, TASARIM VE ZANAAT BİRARADA
Tam o dönemlerde Avusturya’da da ünlü ressam Gustav Klimt’in öncülüğünde dönemin ilerlemeci sanatçı ve tasarımcıları bir araya geldi. 1897’de Viyana Ayrılıkçılar Grubu’nu kurdular. Amaçları yerleşik Viyana sanatına kafa tutmak; sanat, tasarım ve zanaat arasındaki bariyerleri kaldırmaktı. 1900’lerin ilk yıllarında Josef Hoffmann ve Koloman Moser başta olmak üzere birçok Art Nouveau eser ortaya koyacaklardı. İlhamlarını mimari ve dekoratif sanatlar alanında Avrupa’nın önde gelen akademilerinden Glasgow Sanat Okulu’ndaki yetenekli genç mimar, sanatçı ve tasarımcı Charles Rennie Mackintosh’dan alıyorlardı. 1868 doğumlu Mackintosh, Glasgow Sanat Okulu’nda arkadaşı Herbert MacNair, Margaret ve Frances MacDonald kardeşler ile tasarladığı mobilya, metal işleri ve illüstrasyonlarla dikkat çekmişti. O güne dek yapılmış tüm işlerden ayrışan eserlerde soyut ve garip kadın figürleri vardı. Japon sanatından etkilenerek oluşturulan geometrik formlar ve figürler, İngiliz illüstratör Aubrey Beardsley’nin çizimlerini anımsatıyordu. Ortaya çıkardıkları işlere ‘Hayalet Okulu’ lakabı takıldı. Mackintosh, 1896-1910 yılları arasında aristokrat Kate Cranston için Glasgow çay odası, iş adamları William Davidson ve Walter Blackie için büyük özel mülkler tasarladı: Kilmacolm’da Windyhill, Helensburg’da The Hill House. Mackintosh’tan ilham alan Viyana Ayrılıkçılar Grubu, onu 1900 yılında 8’inci buluşmalarına çağırdı. İskoç sanatçı burada bir ‘rock star’ gibi ağırlandı. Mackintosh, ülkesinde göremediği takdiri Avusturya, Almanya, İtalya ve Rusya’da gördü. 1902’de İtalya’nın Torino şehrinde yapılan Modern Dekoratif Sanatlar Uluslararası Sergisi’ne davet edildi. Stile Floreale (Çiçek Stili) olarak adlandırılan akımın Vittorio Valabrega, Agostino Lauro ve Carlo Bugatti gibi en önemli isimleri de bu sergide parladı.
Aynı dönemde Almanya’da ‘Jugendstil’ (Genç Stil) akımı Münih’te yayımlanan Die Jugend (Gençlik) dergisi etrafında gelişti. Yeni neslin öne çıkan sanatçısı Otto Eckmann, tekstilden mobilyaya, seramiğe hemen her alanda akıma uygun objeler tasarladı. Ama akımın en büyük temsilcisi İspanya’da ortaya çıktı. Ülkenin başlıca şehirlerinden Barselona’yı baştan sona değiştirecek, şehrin bugün milyonlarca turisti ağırlamasının en önemli sebeplerini yaratacak mimar Antoni Gaudí, Art Nouveau takipçisiydi. Gaudí’nin Güell Sarayı ve La Sagrada Família’sı (Kutsal Aile) akımın yalnız İspanya topraklarındaki değil dünyadaki en gösterişli örnekleri oldu.
Dünya ekonomisindeki ağırlığı giderek artan ABD’de, Louis Comfort Tiffany gibi sanatçılar yeni işler geliştirdi. Gelmiş geçmiş en büyük vitray sanatçılarından sayılan Tiffany’nin ilham kaynakları Roma camları, lekeli Ortaçağ camları, Japon, Çin ve İslam formlarındaydı. Amerikalı tasarımcının eserleri Bing’in Art Nouveau sergisinde Avrupalı sanatseverler tarafından takdir edildi. Chicago’da John Sullivan’ın gökdelenleri de Art Nouveau akımı içinde yer buluyor ve hem zamanın teknik gelişmelerini yansıtıyor hem de dış cephesi Kelt sanatına göndermede bulunuyordu. Macaristan, Rusya ve Letonya akımın hızlıca yayıldığı diğer ülkeler oldu.

 

 

Ayrıntılarda titizlik
Art Nouveau stilinin ince işlemeciliği tüm eserlerde ortaya çıkıyor. Sirkeci'deki Vlora Han'ın balkonlarındaki gül ve yaprak biçimindeki kabartmalar buna iyi birer örnek.

 

OSMANLI'DA ART NOUVEAU
Akım, padişah II. Abdülhamid sayesinde Osmanlı topraklarına da taşındı. Sultanın İstanbul’a davet ettiği İtalyan mimar Raimondo D’Aronco bu sanatın etkisini özellikle dönemin saraylarında gösterdi. Art Nouveau’nun nevi şahsına münhasır süsleme ve çizgileri, yapıların yanı sıra çeşitli saray aksesuarları ve süs eşyalarında kullanıldı. Yıldız Çini ve Porselen Fabrikası’nda üretilen vazolar Avrupa’da bile ilgi çekti.
Ama etkilenen yalnız saray ve çevresi değildi. 19’uncu yüzyıl sonunda binlerce yabancıya ev sahipliği yapan, Londra ve Paris kadar hareketli bir sanat ve eğlence hayatına kavuşan İstanbul’un farklı kesimleri, yerleri de Art Nouveau’dan nasibini aldı. Şehrin akımdan en çok etkilenen bölgesi Beyoğlu idi. Bugün Art Nouveau akımın izlerini taşıyan yapıların yoğunlaştığı nokta Galatasaray-Şişhane hattı. Ancak Beşiktaş’taki Şeyh Zafir Türbesi, Tarabya’daki İtalya’nın yazlık elçilik binası, Bebek’teki Mısır Konsolosluğu, Eminönü’ndeki Vlora Han, Taksim’deki Botter Apartmanı, Galata’daki Doğan Apartmanı, Çubuklu’daki Hidiv Kasrı akımın imparatorluğun başkentinde ne kadar yayıldığını gösterir nitelikte.
Ama Norveç’in batısından, İtalya’nın güneyine ve Osmanlı’ya, çiçek desenli taş binalardan transparan geceliklere her yeri her şeyi derinden etkileyen Art Nouveau’nun yıldızı çabuk söndü. I. Dünya Savaşı başladığında modası artık geçmişti. 1920’lerde yerini Bauhaus ekolüne bıraktı; o zamana dek başka akımlara ilham verse de, 1960’lardan sonra tamamen unutuldu. Ancak Art Nouveau aslında modern insanın hayatından hiç eksik olmadı. Bugün İstiklal Caddesi’nde yürürken, Fransa’da 100 yıl önce yaratılmış bir afişle karşılaşınca ya da Paris’te metroya binerken, Barselona’yı gezerken veya Gustav Klimt’in eşsiz resimlerine bakarken gördüğümüz o: Art Nouveau.


 

MİMARİDE ART NOUVEAU
Hareketin simgesi Secession (Ayrılık) binası, 1897’de ressam Gustav Klimt'in başını çektiği Avusturya'daki Ayrılıkçılar Hareketi’nin manifestosu olarak Viyana'da inşa edildi. Mimar Joseph Maria Olbrich binanın zafer, yücelik ve saflığı temsil etmesini istemişti. Bu hissi verebilmek için yapıyı sadece iki renkte, altın rengi ve beyaz olarak inşa etti. Kubbeyi ise altın kaplamalı 3 bin defne yaprağı biçiminde varakla oluşturdu (solda).
Akımın İstiklal'deki temsilcisiOsmanlı'da saray terzisi olan Hollandalı Jean Botter 1900'de modaevi açmak isteyince, o dönem kendisi gibi İstanbul'da yaşayan İtalyan mimar Raimondo D’Aronco'nun kapısını çaldı. D’Aronco da bu istek üzerine, İstiklal Caddesi'nde bir apartman inşa etti. Bugün Galatasaray'dan Tünel'e yürürken solda, hâlâ görebileceğiniz Botter Apartmanı, Art Nouveau stilinde. Bina yapılırken, dönemin en gelişmiş yapı teknikleri kullanıldı. Dış cephesindeki detaylar, akımın özelliklerini yansıtıyor.

 


 

 

ZANAATÇININ GÖZÜNDEN ART NOUVEAU
Marangozluk harikası Akımın en ünlü sanatçılarından Émile Gallé'nin tasarladığı bu dolap, ceviz ağacından yapılmış. Cam vazo tasarımlarıyla bilinen zanaatçı, Fransa'nın Lorraine bölgesinin dekoratif sanatları ve endüstrisini yaymak için 1901'de Nancy Sanat Okulu'nu kurdu. Arkadaşlarıyla cam sanatlarından mobilyaya, mimariden heykele geniş bir alanda ürünler verdi. Gallé, mobilyalarını genellikle meyve ağaçlarından doğal formlar kullanarak üretti. 1904'te hayata veda ettiğinde ardında bıraktığı ahşap eserler, XV. Louis gibi Fransız krallarının, marangozlarına yaptırdığı antikalarla karşılaştırıldı.
Kiliseden Art Nouveau'ya Fransız marangoz ve mimar Eugène Vallin, Émile Gallé ile tanışana dek kiliselerin iç dekorlarını ve dini mobilyalar tasarlıyordu. Nancy Sanat Okulu'na katılınca Art Nouveau akımını takip etti. Vallin, karakteristik mobilyalara, yemek odalarına ve salonlara imza attı.



TASARIMCININ ART NOUVEAU’SU
İtalyan imzası Bronz süslü seramik Art Nouveau tarzı vazoyu tasarlayan sanatçı, İtalyan Giorgio Spertini. Doğanın birbirine geçmiş asimetrik figürlerini yansıtan 1905 tarihli vazo, İtalya'da yeşeren Art Nouveau akımı 'Style Liberty'nin (Özgür Stil) tüm özelliklerini taşıyordu (solda). Akılda kalıcı tasarım Altın, ay taşı ve elmastan yapılmış, kelebek şeklindeki broşun imzası, mücevher, cam ve parfüm şişesi tasarımcısı René Lalique'in yanında yetişen Eugène Feuillâtre'a ait. Fransız sanatçı, yetenekli bir kuyumcu ve heykeltıraş olarak biliniyordu (sağda).


 


YENİ BİR AKIM, YENİ BİR SANAT
Simge poster Fransız ressam Jules Chéret'nin 1893 tarihli posteri, modern dansın öncülerinden Loïe Fuller'in, Folies Bergère müzikholünün tanıtımıydı.
Afişin mucidi Henri de Toulouse-Lautrec, 'Divan Japonais' adlı, konserlere ev sahipliği yapan kafe için üç yakın arkadaşının da yer aldığı bu afişi hazırladı. Afişte önde görünenler, edebiyat eleştirmeni Édouard Dujardin ile kankan dansçısı Jane Avril. Üçüncü kişi ise afişin üst sol tarafında yüzü görünmeyen kabare sanatçısı Yvette Guilbert. Onu siyah uzun eldivenlerinden tanıyoruz (sağda).