STİL

El işçiliği ve modanın detoksu

Terör saldırıları modayı nasıl şekillendiriyor, kendimizi koruma isteğimiz kıyafetlerimize nasıl yansıyor, akıllı telefonlarımız dokunma hissimizde ne tür eksikliklere yol açıyor? Tüm bu soruların cevaplarının Gucci, Alexander McQueen, D&G gibi markaların sonbahar-kış koleksiyonlarındaki nakışlarla, el işi süslemeleriyle ne ilgisi var? Tasarımcı Özlem Süer, teknoloji çağında el işinin bu kadar ilgi görmesinin nedenini dünya gündemi ekseninde değerlendirdi.

Özlem Süer

Bit pazarına nur yağıyor
Antonio Marras'ın 2016/17 sonbahar-kış koleksiyonundaki bu tasarım, eskileri değerlendirme ilhamı veriyor. Anneannenizden kalma battaniye, bir bakmışsınız trendy bir pançoya dönüşmüş.

 

El işçiliği, nesilden nesile aktarılan geleneksel üretimin ön plana çıkartılma çabası olarak moda sahnelerinde yerini aldı. Modaya yön veren ülkelerin başını çeken Fransa ve İtalya’nın couture markalarının son koleksiyonlarında yerellik ve el işçiliği temalarına vurgular yapıldı. Chanel sonbahar-kış 2016 defilesinde el işçiliği üzerinden hikâyeler yaratarak atölye konseptini podyuma taşıdı. Paris’te yer alan atölyesinin bire bir aynısını podyuma taşıyarak terzilerini de yüceltmiş oldu. Tabii couture’de el işçiliği yüceldikçe podyumdan sokağa taşan yansımalar da görür olduk. Hafızalarımızdaki malzeme, doku, renk algılarını da yeniden yorumlayabildik ve bunu günlük hayata da taşıdık.

POST-TECH ÇAĞINDA GELENEKSELE ÖVGÜ ZAMANI
El işçiliğinin bu kadar yükselmesi teknolojiye fazla bağımlı hale gelmenin bir post yansıması olarak görülmeli. İleri tekniklerle moda markaları kumaş, malzeme ve ışık yansımalarıyla ufuk açtılar. Ama teknoloji bize biraz daha fazla tüketme açlığı getirdi. Oysa ki el işçiliğindeki özgünlük ve yaratıcılık her daim çok kıymetli. Dünya modasına yön verenler de bu durumu hem övüyor hem de yeniden yorumluyor. İç içe geçişler de modayı estetik anlamda daha çok besliyor. Dijital çağda geleneksele de özlem duyuyoruz. Ama bunu, geçmişi özleme arzusu olarak görmemek lazım. Değişimin bir parçası olarak kucaklamalıyız bu özlemleri. Lüks dünyasının endüstrileşmesinin ardından bir teşekkür gibi görmeliyiz. El işçiliğine, deneyime, otorite olmaya değer vererek üretmek, köklerinize sahip çıkmak ve markanızı yaratan temel unsurları koleksiyonlarınıza yansıtmak bir samimiyet göstergesi olarak da kabul görüyor.
Bu samimiyetin altında da yüksek markaların kendi el işçiliklerini bir ayrıcalık nedeni olarak göstermesini gözlemliyoruz. Mesela LVMH grubu her yıl, lüks markalarına ait çalışma mekânlarını 'Les Journées Particulières' (Özel Günler) düzenleyerek halka açıyor. Paris’teki Christian Dior Haute Couture atölyesini, Berluti ayakkabı yapım atölyesini, Louis Vuitton Asnières deri ürünleri atölyesini, Madrid’deki Loewe binasını ve Roma'daki yeni Fendi Palazzo binasını bu özel günlerde gezerek, değerlerini nasıl paylaştığına şahit oluyoruz.
Peki bu reaksiyonlara neden şimdi şahit oluyoruz? Bu soruyu sormakta çok haklıyız. 2000’lerin başında konuşmaya başladığımız ‘untouchable visualities’ (dokunulamayan görseller) kavramı, teknolojinin hızıyla korktuğumuz kadar günlük hayatımızı ele geçirdi. Telefonlarımızda artık her gün binlerce kez ‘dokunuyoruz’ ama gerçeklik algısı bizi dokunduğumuz şeyden uzaklaştırıyor, doyum sadece gözle gördüğümüz ‘an’a eşdeğer oluyor. Ama insanoğlu dokunarak, hissederek bugünlere geldi, tenimizle hissetmediğimiz zamanlardan, duygusal bir dönemden çıktık. O yüzden anneannemizin sandığından çıkan ‘ikon’ dediğimiz her şeyi bugün emojilerle ifade etmeye çalışıyoruz.

2017 yazı bile etki altında Gucci'nin ipuçlarını bu yılın ilkbahar-yaz koleksiyonunda verdiği el işi teması, bırakın 2016/17 sonbahar-kışını 2017 ilkbahar-yaz erkek koleksiyonunda da kendisini gösteriyor.

 

GUCCI’NİN BAŞARISININ SIRRI
Gucci’nin hepimizi etkileyen ve çok başarılı bulduğumuz 2016 ilkbahar-yaz koleksiyonunda da bu vintage etkilerini gördük. Markanın tasarımcısı Alessandro Michele’in samimi, vintage etkilerle bezediği koleksiyonunda yönetmen Wes Anderson’ın ‘The Royal Tenenbaums’ filmindeki Margot Tenenbaum karakterinden ilham aldığını ve mükemmel olmayan, kusurlu bir kadın yarattığını görüyoruz. Defolu olmanın bizde yarattığı hisle Margot Tenenbaum’u ne kadar sevdiysek Gucci’nin koleksiyonunu da o kadar severek kucakladık. Çok renklilik ve malzemeler arası uyum kaygısının olmadığı kaotik kombinasyonlar gördük. Bu kaosu çok seviyoruz. Çünkü hem 1960’lardan, hem 70’lerden hem de 80’lerden bağlar taşıyor.

 

Farklı modacılardan el işine saygı duruşu
(Soldan saat yönünde)
Alexander McQueen, Dsquared2, Dolce & Gabbana ve Antonio Marras'ın 2016/17 sonbahar-kış koleksiyonları gece kıyafetlerinden, günlük kazaklara bol payetle, nakışla, el örgüsüyle, eski tip düğmelerle dolu. Anneleriniz gibi televizyon başında örgü örmeye hazırlanın.

 

'KOZALAMA' İLE ANNE KARNINA DÖNÜŞ
Sadece haute couture’de değil belki bir tişörtte ya da gömlekte el işinin yükselmesi de tasarımcıları heyecanlandırıyor. Şifon bir eteğin altına bir şort ya da pantolon giyebilmek, bir bluzla minik bir hırkayı kombinleyebilmek sık sık gördüğümüz çok katlı giyinmenin ipuçlarını veriyor. Bu, iklim değişikliklerinin bir reaksiyonu olabilir. Ya da “Göç olgusunun sosyolojik olarak sanattan modaya yansıması” diyebiliriz.
‘Kozalama’, kendini korumaya alma temasını da bu bağlamda atlamamak gerekiyor. Anne karnına dönme ya da bir koruyucu ile kendini sarma halini yansıtan yuvarlak formlara çok sık rastlıyoruz. Bu da yine yumuşak ve organik dokulara, doğaya ait olma vurgusuna gönderme. Savaşlardan geçen bir dünyada köşeli ve sert tasarımlar yerine el örgüsü yumuşak materyallere dokunmak istiyoruz. Retro ve vintage etkisi yüksek, anneannelerimizin el örgüsü ile ürettiklerine saygı duyuyor ve o şiş seslerini hatırlıyoruz. Bu da bize yeni bir romantizm sunuyor.

 

Yeni sezonun aksesuarları da süslü
(Soldan saat yönünde)
Stella Jean marka çanta.
Antonio Marras çanta.
Gucci'den taşlarla bezeli, baykuş motifli bir kasket.
Missoni, el eşçiliğini günlük hayatın vazgeçilmezi spor ayakkabılara da taşıyor.

MODA İLE DUYGUSAL TERAPİ
Son 10 yılda globalizmin bize sunduğu mono kültürel aynılaşmaya karşı tekrar yerel değerlere dönme çabası var. İnsan hayatında güven duygusunun azaldığı, yarınını göremediği, terör olayları veya doğal afetlerle insan kayıplarının hızlandığı bir dönemde modayla duygusal terapi yaşıyor gibiyiz. İnsanlar, yarınını göremediği için de, her gününü kutlama gibi yaşamak istiyor. Her gün kırmızı halıda yürüyor gibi özel olmak, kendi masalının kahramanı gibi süslenmek hoşlarına gidiyor. Maksi minimal bir dönemden sonra bu patlama da çok doğal. Önümüzdeki sezon bu masalsı yansımaları görmeye devam edeceğiz. Hollywood starları gibi ince belli ama kabarık etekli elbiseler, transparan ama işlemeli kombinler, işçiliği yüksek tasarımlar sunuyor olacak.
Materyal ile zenginleşen el dokuması ipek jakarlar, kadifeler, brokarlar, rafyalarla işlenmiş dekoratif işlemeler, kanaviçe tekniği ile işlenmiş etamin dokulu yüzeyler, makrameler, kroşeler, el boyamaları, mercan, turkuaz gibi renkler, incilerle işlenmiş yüzeyler, modern patchworkler, Camden, Çukurcuma gibi semtlerdeki antikacılardan, müzayedelerden toplanan eski kumaşlar, düğmeler yeniden kullanılıyor.
El işi ve geleneksel dokumalar bir geleneğe sahip çıkarken, kadın emeğine ve istihdama katkıda bulunuyor. Şile bezi, ehram, ikat gibi kumaşlar da hak ettikleri itibarı böylece yeniden kazanıyor.