YÜZLER

Emily Blunt: “Aşk, bilmeden günah işlemektir”

Derin derin bakan kocaman yeşil gözleriyle hayatımıza girdiği günden bu yana, sağlam bir şekilde kariyerini ilerleten Emily Blunt, bu ay, büyük hayran kitlesine sahip ‘Trendeki Kız’ romanının sinema uyarlamasıyla karşımızda. Blunt ile kariyeri, hayatı, aşkı ve yeni filmi üzerine…

Samantha Reyes / The Interview People

Bundan 10 yıl önce ‘Devil Wears Prada’ (Şeytan Marka Giyer) ile ünlenen 33 yaşındaki yıldıza, filme gönderme yaparak ''Emily, bugün ne giyiyorsun?'' diye soruyoruz. Gözlerini kırpmadan, film esprisini bir kenara bırakarak, zarif elleriyle eteğini ütülerken bir çırpıda yanıt veriyor: ''Peter Pilotto. Beğendiniz mi?''
Onunla, hayatını ve yeni filmlerini konuşmak için New York'taki London Hotel'de buluşuyoruz. Onu en son 'The Huntsman - Winter's War' (Pamuk Prenses'ten esinlenen bir aksiyon filmi) ve 'Sicario'da (Benicio del Toro'yla oynadığı uyuşturucu savaşlarını konu alan film) izledik. Ne zamandır merakla beklenen, Paul Hawking'in 2015 tarihli çok satan romanından uyarlama 'The Girl on the Train'in çekimleri bitti (film bu ay vizyonda). Blunt, boşanmış Londralı Rachel Watson rolünde, tuhaf, gerçeküstü bir yolculuğa çıkıyor. Geçen sene neredeyse her yerde onun yüzünü gördük. 'Into the Woods'ta kraliçe rolünde idolü Meryl Streep'le yan yanaydı.
''Meryl ile bir daha çalışmak için her şeyi yaparım'' diyor, efsanevi oyuncuyla ilk kez karşı karşıya geldiği 'Devil Wears Prada'dan söz ederken. 10 yıl sonra bu rüyası 'Into the Woods' ile gerçek oldu.
Blunt şimdi, eşi, aktör John Krasinski'den üç ve bir yaşında iki kız annesi. Tam bir çalışan anne. Meryl Streep ile ilişkisinden ve annelikten bahsederken, ''Meryl'in benim yaşlarımda iki kızı var. 'Into the Woods'un setinde bir kere bana annem gibi hissettiğini söyledi'' diye anlatıyor. ''Bu benim için inanılmaz duygu dolu bir andı. 'Prada'yı çektiğimiz günlerden beri ona karşı çok sıcak hisler besledim. Kamera önünde rol gereği bana karşı ne kadar zalimse, kamera arkasında bir o kadar şefkatli. Annem onu biraz kıskanıyor; ben de şimdi anne olduğum için neden olduğunu biraz anlayabiliyorum!'' (gülüyor)
Blunt son yıllarda hiç durmadan çalıştı. İki hamileliği bile onu yavaşlatmaya yetmedi. 'Into the Woods'u bitirdiğinde kızı Hazel'a altı aylık hamileydi. Doğumdan sadece dört ay sonra ise 'Sicario'nun çekimleri için sete döndü. İkinci kızı Violet, Haziran 2016'da dünyaya geldi. 'The Girl on the Train' çekilirken de ona dört aylık hamileydi.
John Krasinski ile 2010'da, yakın dostları George Clooney'nin İtalya Como Gölü'ndeki evinde evlendiler. Blunt mükemmel vücudu, güzel yüzü ve anlamlı yeşil gözleriyle ne zamandır moda tasarımcılarının gözdesi. Ayrıca, Yves Saint Laurent'ın parfümü Opium'un yüzü.

Emily, Hollywood, hem oyuncu, hem kadın, hem de 'Huntsman'daki rolünden sonra, yeni modern prenses olarak sana âşık görünüyor. Bunu nasıl yorumluyorsun?
İnsanlar destansı öyküleri seviyor. Ne zaman ve nerede olduğunun önemi yok. Bize hayal kurduran şeylerden hoşlanıyorlar. Dolayısıyla, hayal kurmak için klasik bir masaldan güzel ne olabilir? Film, oyunculuk, eğlence dünyası tamamen bir düşü anlatabilmek üzerine kurulu.

Senin içinde de bir prenses var mı?
Küçükken prensesten başka her şeydim. Hiç cici bici bir kız olmadım. Biraz erkek Fatma'ydım. Sabırsız, her an patlamaya hazır... Pembeden nefret ederdim mesela. Buna rağmen Prenses Diana'yla büyüdüm. Onu çok severdim. Ama sevdiğim tarafı bağımsızlığıydı. Kitlelerle bağ kurabilmesini ve karşılığını da aynı şekilde almasını beğeniyordum. Sıradan insanlar ona âşıktı. 'The Huntsman 2'de Kraliçe Freya'yı oynarken onu düşündüm.

AŞK DEMEK...
Bize aşkı tarif edebilir misin?
Vay be! Milyon dolarlık soru! (gülüyor). Bence aşk günah tanımaz. Aşk, bilmeden günah işlemektir! Âşıkken kendimizi tamamen bırakmalıyız. Aşk, akışa koşulsuzca kendini bırakmak demek bence.

Senin beyaz atlı prensin kim? Bir erkekte hangi özellikleri ararsın?
Beni güldürmesini isterim öncelikle. Derinde kim olduğumu anlamalı, bana güvenmeli. Tüm bu özellikleri eşimde buldum. Kıskanç, kompleksli, kadınlarına güvenmeyi beceremeyen adamlara katlanamıyorum. Güven çok seksi bir şey bence.

Seni güzel yapan şey ne?
Güzellik kremi, saç kesimi ya da parfüm değil kesinlikle! İlk aklıma gelen, ne kadar klişe olsa da, aşk. John'la, eşimle tanışmak benim hayatımı değiştirdi. Kendim olduğum için sevildiğimi ve takdir gördüğümü onunla hissettim. Bana kendimi durdurulamaz hissettirdi. Her başarılı kadının arkasında bir erkeğin olduğuna eminim!

 

 

Hem kariyer hem aşk
Pek çok ülkede hâlâ 'en çok satanlar' listesinin başında yer alan ‘Trendeki Kız’ romanının, sinemaya uyarlaması bakalım aynı etkiyi yaratacak mı? Film, Türkiye'de 7 Ekim'de vizyonda.
Emily Blunt, iki çocuk sahibi olduğu eşi John Krasinski ile...

 

MERLY STREEP’İN ANLAMI
Meryl Streep sana neler öğretti? Ondan aldığın en iyi tavsiye neydi?
Ne kadar çok iş teklifine “Evet” dersem o kadar iyi olacağını söyledi. “Yalnızca çalışarak, pratik yaparak daha iyi olabilirsin. Bu işin püf noktalarını öğrenmenin tek yolu çalışmaktır” dedi. İşin gereklerinden korkmamamı söyledi. Çok da haklı: Oyunculuk müzik gibi, ne kadar pratik yaparsanız enstrümanınıza o kadar hakim oluyorsunuz. Kendinize ait odanızdan çıkıp, seyirci karşısına geçmeniz gerekiyor.

Aynı zamanda moda dünyasının da gözdesisin. İşinin gereği ihtişamla, modayla aran nasıl?
İlham vermek, iletişim kurmak anlamında iyi bir ilişkimiz var. Oyunun kurallarının bu olduğunu, eğlenceden ibaret olduğunu bildiğim sürece bir ünlü olarak görevim bu. Kendini ve modayı fazla ciddiye alırsan zavallısın demektir.

Aktrisler arasında rol modelin kim?
Karakterini ve zekâsını ifade edebilen kadınlar ve oyuncular. Meryl Streep dışında, Julie Christie, Helen Mirren, Sharon Stone aklıma geliyor. Konuşmayı iyi bilen, kendine güvenli kadınları beğeniyorum.

‘TRENDEKİ KIZ’
Biraz 'The Girl on the Train'den bahseder misin? Filme dahil olmadan önce kitabın hayranlarından mıydın?
Her şey çok hızlı oldu. Erin Cressida Wilson'ın uyarladığı senaryoyu okudum önce. Ancak ondan sonra Paul Hawkins'in romanını okuyabildim. İkisine de bayıldım! Herkesin artık bildiği üzere, eşinden boşanan Rachel Watson'ın boşanma sonrası hayatının öyküsü. Her gün Londra'ya trenle işe gidiyor ve her gün tren eski evinin önünden geçiyor. Kocasıyla eskiden yaşadığı ve hâlâ onun yeni eşi ve çocuğuyla yaşamaya devam ettiği ev. İçindeki acıya odaklanmamak için zamanla birkaç ev aşağıda oturan bir çiftin hayatına konsantre olmaya başlıyor. Aklında onlarla ilgili bir rüya yaşam kuruyor. Onları mükemmel aile olarak hayal ediyor.
Sonra bir gün tren evin önünden geçerken onu çok öfkelendiren şok edici bir şey görüyor. Ertesi gün berbat, akşamdan kalma bir halde uyanıyor; üzerinde morluklar, çiziklerle. Ve önceki geceyi hiç hatırlamıyor. Yalnızca içinde bir his var: Çok kötü bir şey oldu. Bundan daha fazlasını anlatamam. Kitabı okuyanlar tabii ki biliyordur ama geri kalanlar için sürprizi bozmayalım. Ben bir film izlemeye gideceğim zaman baştan hakkında hiçbir şey bilmek istemem. Hatta türünü bile; korku mu, dram mı, romantik komedi bilmeden izlemek isterim. Hiçbir önyargı, bilgi, yönelim olmadan filme dalmayı seviyorum!



 

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı EKİM 2016

“Aslı Özge ile Alman sinemasında yepyeni bir dönem başlıyor”

Bu cümle bize değil, Almanya’nın önde gelen gazetelerinden Der Tagesspiel’e ait. Ödüllü yönetmen Aslı Özge’nin ilk kez Almanya’da, Almanca çektiği üçüncü filmi ‘Auf Einmal’ (Ansızın) bu ay Türkiye’de gösterime giriyor. Filmin çıkış noktası Defne Joy Foster’ın, Kerem Altan’ın evinde öldüğü gece. Ama senaryo bambaşka gelişiyor. Çünkü Özge’nin derdi, bu olayı değil, toplumun olaya verdiği tepkileri sorgulamak. Bu sorgulama içinde Alman sistemi de hayli sert bir eleştiriye uğruyor. Özge’ye bağlandık, detayları aldık.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı OCAK 2016

Sonia Delaunay: sanattan doğan stil

Çağdaş sanat kadar moda endüstrisinde de öncü olmuş, feminizmin yaygınlaşmasına etki etmiş müthiş bir kadın SonIa Delaunay. Yaşadığı dönemde küçük ama etkili bir çevrede çok tanınmış, buna rağmen ileri görüşlü ve yaratıcı olsalar dahi, eski geleneklerin etkisinde kalmış olan erkek sanatçılar tarafından çoğunlukla dışlanmış ve küçümsenmiş bir değer. Oysa, özellikle moda alanında onun 1920’lerde yaptıklarına bugün bile rastlamak zor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı NİSAN 2016

​“Gelinlikte önemli olan hikaye”

Gelinlik nasıl olmalı? Peki ya düğün? Aileler bu işin neresinde durmalı? Düğün mevsimi kapıda. Özellikle gelin adayları için koşturmalı bir dönem. Moda tasarımcısı Özlem Süer ile konuşunca, insan gelinlik seçmenin güzel görünmeye çalışmaktan çok daha fazlası olduğunu anlıyor. Ama telaşa gerek yok, her şeyin yöntemi ve çaresi var.

DEVAMINI OKU