SANAT & TASARIM

En devrimci sanat metni: Sürrealist Manifesto

Hayatın gerçek sorularına yanıt rüyalar olamaz mı? Sanatçı, kendini sadece hayal gücüne mi adamalıdır? Peki ya gerçeküstücülük, izleyiciyi nasıl etkiler? Bu çarpıcı sorular, yanıtlarını kendileri kadar çarpıcı bir metinde buldu. Şair-yazar André Breton, 1924 yılında Sürrealist Manifesto’yu yayımladığında, yerleşik sanat algısı yerle bir oldu. Hedef, gerçekliğin keşfedilmemiş alanlarına el atmaktı. “Uykudan uyanan insan, her şeyden önce belleğinin tutsağıdır” sözünün peşinden giden akımın etkileri bugün hâlâ sürüyor.

Burak Tatari

Simge fotoğraf
Sürrealizmin en ünlü isimlerinden Salvador Dalí'yi, sandalyeyi, kedileri ve suyu aynı karede havada yakalamayı başaran Amerikalı fotoğrafçı Philippe Halsman. 1948 tarihli eserin adı 'Dalí Atomicus'.


Pablo Picasso, Man Ray, Joan Miró, Paul Éluard, Salvador Dalí, Luis Buñuel… Hepsinin ortak noktası Paris’te 1924 yılında yayımlanan ve sanat çevrelerini şaşkına çeviren Sürrealist Manifesto’nun peşine düşmüş olmaları. Fransız şair-yazar André Breton’un kaleme aldığı metin, tüm bu isimlerin sürrealizm (gerçeküstücülük) akımına –bir süreliğine de olsa- katılmalarını sağlayan ana motivasyonun kaynağı. Ancak dünya sanat ve edebiyat tarihini silinmeyecek şekilde etkileyen sürrealizm akımını anlamak, bugün bile çaba gerektiriyor.
Sürrealizm, tüm ayrıksılığına karşı Dadaizm’i birkaç adım ileriye taşıdı. Dadaist akımda da yer alan André Breton’un yazdığı Sürrealist Manifesto ile açılan pencerede ise sanatçılar mantık ile mantıksızlık arasındaki ince çizgide dolaşmayı seçti. “Dil insana, onu gerçeküstücü biçimde kullansın diye verilmiştir” diyen sürrealizm, misyon olarak gerçeğin ötesine geçmeyi amaçladı. “İnsanlığın anlama yeteneğini baştan sona değiştirmek” hedefiyle dünyaya meydan okudu.
Manifesto’da, “Aklın her türlü denetiminden uzak, ahlaki ya da estetik her türlü kaygıdan muaf, sadece düşüncenin dikte ettiği akım” olarak nitelenen sürrealizmin gerçek dışı olduğunu söyleyemeyiz. Hatta 1994 yılında, Varlık Dergisi’nin ‘70’inci Yılında Gerçeküstücülük’ sayısı için manifesto metnini inceleyen yazar Enis Batur, akımın hedefinin gerçeğin dışına çıkmak bir yana, gerçekliğin keşfedilmemiş bölgelerine ulaşmak olduğunu yazıyor. Şair, Max Ernst’in kolajlarını, Salvador Dalí’nin resimlerini hep gerçeğin dokunulmamış alanlarını ortaya çıkarma gayreti olarak görüyor.
Sürrealizmin devrimci bir akım olarak nitelendirilmesinin sebeplerinden biri, o güne dek sarsılmaz gibi görünen, en yerleşik sanat akımlardan realizme savaş açması. Bu akımı sanat olarak bile görmüyor, “Realizm, vasatlıktan, nefretten ve tam bir yavanlıktan ibarettir” diyordu. Akımı takip eden sanatçıları bombalıyordu. Diğer sebep ise gerçeküstücülerin sanatlarını ortaya koyma yöntemleriydi. ‘Ruhsal otomatizm’ adını verdikleri metot, bilinçaltını su yüzüne çıkarma çabasıyla psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’a referans veriyordu. Manifesto, gerçeküstücüler gibi yazmak isteyenler için şöyle buyuruyordu: “Kafanızda önceden tasarladığınız bir konu olmadan, yazdıklarınız aklınızda kalmasın ve yazmış olduklarınızı tekrar okuma zaafına kapılmayasınız diye en hızlı şekilde yazın. İlk cümle kendiliğinden gelecektir; hakikat o kadar güçlüdür ki, her saniye, bilincimizin bilmediği, işitilmek için çırpınan bir cümle bulunur.”

 

Soldan saat yönünde:
Belçikalı ressam René Magritte, eserine 'Bu bir peynir parçasıdır' adını koyarak realistlerle alay ediyor (1936). Sürrealist Manifesto, André Breton'un düzyazı şiiri 'Çözünür Balık' ile aynı kitapta Fransızca yayımlandı. Salvador Dalí'nin 1936 tarihli 'Istakoz Telefon' eserinde kullandığı böcek, cinsel hazzı ve acıyı simgeliyor.


Sürrealizm, dokunulmuş alanlardan, sıkıcı anlatımlardan köşe bucak kaçan bir akım. Breton, manifestosunda şöyle diyor: “Her şeyin, lüzumsuzca, en ince ayrıntısına kadar gösterilmesi, benimle alay edildiği hissi uyandırır. Karakter hakkında, benim dolduracağım hiçbir boşluk bırakılmaz. Sarışın mı olsun? Adı ne olsun? Onunla ilk defa yazın mı karşılaşalım? Bütün bu soruların cevabı daha baştan verilir, bu durumda benim keyfime kalan tek karar kitabın kapağını kapatmaktır ki, bunu ilk sayfanın ortalarında yapmaya dikkat ederim.”
Joan Miró’nun, Salvador Dalí’nin, René Magritte’in çizgilerinde, Man Ray’in, Henri Cartier-Bresson’un fotoğraflarında, Luis Buñuel’in filmlerinde sürrealist sanatın çerçevesinin genişliği görülüyor: “Korku, sıradışı olanın çekiciliği, rastlantı, gösterişli şeylere düşkünlük gibi unsurlar, aldatma korkusu olmadan daima başvurabileceğimiz araçlardır.” Tüm sürrealist sanatçıların en çok değer verdikleri ise tahayyül: “Sadece hayal gücü, bana neler olabileceğinin ipuçlarını veriyor ve sırf bu bile, o korkunç yasağı bir parça olsun esnetmeme yeter; kendimi, hata yapmaktan korkmaksızın hayal gücüne adamam için de yeter.”
Breton, hayal gücüne bu denli bağımlı olan akımı, ‘keyif verici maddeler’e benzetiyor. “Sürrealizmin, zihin üzerinde uyuşturucuların yarattığı etkiye benzer bir etki yarattığını düşünmek için her türlü haklı gerekçemiz var. Tıpkı uyuşturucular gibi, sürrealizm de insanda bir ihtiyaç hali yaratır ve onu korkunç isyanlara sürükleyebilir. Sürrealizm pek çok açıdan, mutlu bir azınlığın tekelinde olmayan yeni bir kötü alışkanlık olarak görülebilir.”
“Benim tasavvur ettiğim biçimiyle sürrealizm, mutlak uyumsuzluğumuzu öylesine açıklıkla ortaya koyar ki, gerçek dünyanın mahkemesinde bizi aklayacak belgelere tercüme edilmesi söz konusu bile olmaz” cümlelerini yazan Breton, manifestoda gelmiş geçmiş en iyi romanlardan ‘İlahi Komedya’nın yazarı Dante Alighieri’nin ve ‘iyi zamanlarında’ William Shakespeare’in de ‘sürrealist’ olarak nitelenmesi gereken sanatçılar olduklarından bahseder.
Gerçeküstücülüğün çerçevesini çizen manifesto yayımlandıktan hemen sonra, metnin altında imzası bulunan yazar Louis Aragon, şairler Paul Éluard ve Philippe Soupault gibi sanatçıların öncülüğü ile Paris’te 1924’ün ekim ayında ‘Sürrealist Araştırmalar Bürosu’ kuruldu. “Beynin bilinçsiz aktivitesine bağlı tüm mümkün ifadeleri bir araya getirmek” amacıyla Sürrealist Devrim gazetesi çıkarıldı. Sürrealizm, asıl ressamlar arasında hızla yayıldı. Pablo Picasso, Joan Miró ve Max Ernst gazeteye çizimlerini göndermeye başladı. 1924-1929 arasında Sürrealist Devrim’in toplam 12 sayısı yayımlandı. Gazete, dünyanın dört bir yanından gencin bu sıradışı akıma merak salmasına neden oldu.
Şimdi, yayımlandıktan 91 yıl sonra bile Sürrealist Manifesto, sanatçılar için hâlâ kutup yıldızı işlevi görüyor. Gerçeğin dokunulmamış yanlarının tükenmediği göz önünde bulundurulunca, metnin etkileyiciliğinin daha on yıllarca süreceği hissediliyor. İyisi mi, bu gece uykuya dalmadan önce Breton’un manifestoda yer verdiği şu sözü hatırlayın ve gülümseyin; “Dün geceki rüyam, belki de bir önceki gece gördüğüm rüyanın devamıydı ve bu geceki rüyam da, mükemmel bir kesinlikle, dün geceki rüyamın devamı olacak.”

 

Sürreel eserler
Soldan saat yönünde: Fotoğrafçı Philippe Halsman, şair-yazar ve film yapımcısı Jean Cocteau, aktris Ricki Soma ve dansçı Leo Coleman'ı belgeliyor (1949). Salvador Dalí'nin çizimi Minotaure dergisinin kapağında (1936). Vogue dergisinin 1934 yılı kasım sayısı kapağını Alix Zeilinger'ın sürrealist çizimi süslüyor. Sürrealizm akımının esin kaynaklarından Sigmund Freud, Hırvat heykeltıraş Oscar Nemon'un elinden çıkan 'eş'i ile. İspanyol yönetmen Luis Buñuel'in 'Bir Endülüs Köpeği' filminden çarpıcı bir kare (1929). Henri Cartier-Bresson'un 'gerçeküstü' fotoğrafı 'Hyères' (1932). Méret Oppenheim'ın ünlü 'Obje'si, kürk bir fincan (1936). William Klein'ın fotoğrafında André Breton, kızı Aube, yazarlar Jean Schuster ve Radovan Ivšić, sürrealistler grubu ile bir arada (1959). Fotoğrafçı Man Ray'in 'göz'ünden André Breton (1930). Joan Miró'nun başyapıtlarından biri; 'Ayın Önünde Kadın ve Köpek' (1936). Salvador Dalí'nin 'Uzay Fili' heykeli altından (1960). Salvador Dalí, kuzeydoğu İspanya'nın Cadaqués kasabasındaki evinde 'sürreel' bir fotoğraf veriyor (1955). René Magritte'in ünlü 'Aşıklar II' resmi (1928). New York'taki Whitelaw Reid malikânesinde 'Sürrealizmin İlk Belgeleri' sergisi (1942).