DÜŞÜNCE

Erotizm Bitti mi?

Yüksek kültür ürünü, gizemli hazların toplamı erotizm, tarih boyunca insanlığın çiğ arzularını, karanlık fantezilerini şiire, tabloya, romana, filme dönüştürdü. Ama çoktandır gizemli erotizmin yerini pornografinin 'kullan-at' çıplaklığı almış durumda. İnsan, popüler kültürün geldiği noktaya bakınca sormadan edemiyor: Sahi, erotizm nereye gitti?

Ali Tufan Koç

Küçük bir parça buz ve bir kadının gözlerini tamamen örtecek uzunlukta bir bez parçasının 300 küsur yıllık suç ortaklığı, bize insanlığın cinsel evrimi, devrimi ve erotizm sanatı hakkında çok şey anlatabilir.

18’inci yüzyılda yaşamış İtalyan ‘maceraperest’ Giacomo Casanova’nın anılarını döktüğü; erotik edebiyatın ilk ürünlerinden sayılan kitabı ‘Histoire de ma vie’ (Hayatımın Hikâyesi) ile başlayalım. Günümüzde adı çapkınlıkla özdeşleşmiş Casanova, gözü bağlı bir kadını, yatakta, hiç dokunmadan, nasıl da saatlerce uyarabileceğini size günlerce -edebi bir derinlikle- anlatabilir. Bir parça aşk, bol şehvet ve estetiği eksik etmez. Aynı fantezinin Choderlos de Laclos’nun ‘Tehlikeli İlişkiler’ini süslemişliği; '91/2 Hafta’da Mickey Rourke’un kontrolündeki Kim Basinger’ın teninde şiir yavaşlığında erimişliği vardır. En son ‘Grinin Elli Tonu’nda kullanım biçimiyse, zaman içinde yitirilen estetiğe, gizeme ve erotik dokunuşa dair çok şey söyler.

SİYAH BİR TÜL TADINDA

Değişen cinsellik anlayışını, erotizmin kayboluşunu incelemek için önce büyük şairlerin, yüksek düşünürlerin ‘erotizm’den ne kastettiğini anlamalı...

İlk kez 1770’lerde kullanılmaya başlanıyor ‘erotica’ kelimesi. Gizemle beslenen; insanlığın cinsel açlığını, en çiğ içgüdülerini siyah bir tül gibi örtüp estetize eden bir kavram bu. Bir tür yüksek sanat, yüksek kültür ürünü. Fakat erotizmi anlamak, hissetmek, üretmek için entelektüel birikim tek başına yeterli değil. Dünya edebiyatına ‘Sefiller’ gibi bir yapıt bırakmış yazar Victor Hugo’nun, edebi eserlerinden çok eşi Adèle Foucher ile ilk gecesinde sekiz kez cinsel ilişkiye girmesiyle gurur duyması, başta Fransız filozof Jean Rostand olmak üzere dönemin düşünürleri için alay konusundan başka bir şey değildir. Konu; Hugo ile hayvanların cinsel hayatını karşılaştırmalı dillendirmeye kadar varır.

Ama Rostand haklıdır: Seks, insanla hayvanı birbirinden en belirgin şekilde ayıran aktivite olmalıdır. Cinsel birliktelik bir ‘aktivite’, ‘ihtiyaç’ olmaktan çıkıp, hayatı anlamlaştırmalı ve güzelleştirmelidir. İnsanı hayvandan ayıran bir nokta da, hayatı sanatla süsleme, hayal gücünü zorlayan fantezilerle renklendirme ‘ihtiyacı’ zira. Erotizmle keşfedilen haz, o kadar yüce, o kadar derindir ki, dönemin sanatçıları ancak bir şiire, tabloya, öyküye dönüştürerek tarif edebilir, kutlayabilir.


  

Erotizmden teşhirciliğe Titian’ın 1538 tarihli ‘Urbino Venüsü' (solda), gizem ve estetik yüklü. Jeff Koons'un 1989 tarihli 'Made in Heaven' (Cennetten Çıkma) serisi ise (sağda), erotizmin teşhirciliğe kaymasının çarpıcı bir örneği. Pornografik poster ve heykellerdeki modeller, Koons'un kendisi ve porno yıldızı eşi Ilona Staller.

 



CESARET İSTEYEN BİR DÜNYA

Erotizm kokan satırların kökenini Shakespeare’e, Antik Yunan’a kadar uzatmak mümkün. Fakat erotizmi gerçek anlamda keşfedenler, insanın en derinliklerinde kilitli tuttuğu tüm fantezilerle yüzleşme cesaretini göstermiş Diderot, Mirabeau, Marquis de Sade, Aretino, John Wilmot gibi isimlerdir. Yazdıkları şiirler, mektuplar, anılar bize erotizmin kökeni hakkında da çok şey söyler.

Bu, her âşığın girmeye cüret edemeyeceği bir dünya; ucu sado-mazoya varan ürkütücü bir tüneldir. Yer yer şiddete meyleder ve ölüme yaklaşır.

Freudyen düşünceye göre, insan davranışını doğumdan itibaren şekillendiren iki güdü; cinsellik ve şiddet, zaptedilmediği sürece ölümcül sonuçlar doğurabilir. Erotizm, bu iki güdüden kontrolsüz şekilde beslendiğinde ortaya çıkan sonucu, Fransız aristokrat/yazar Marquis de Sade’ın kendi yaşamında ve ‘Sodom’un 120 Günü’ kitabında görmek mümkün.

40 YIL BEKLEYEN PICASSO EROTİZMİ

Erotizmin bu tehlikeli yüzünü incelemeye başlayan isim Fransız sosyolog Georges Bataille; insanları erotizmin gizemi ve karanlık fantezilerden uzaklaştıran kitap ise Guillaume Apollinaire’nin ‘Erotism: Death & Sensuality’si (1962) olur. Edebiyatta, sanatta ve daha sonra sinemada zaman içinde erotik yapıtlar üretilmeye devam etse de, gün ışığına çıkanların sayısı azalır.

Picasso’nun tam da bu dönemlerde ağırlık verdiği erotik çizimleri, ancak 40 yıl sonra, avangart yazar Jean-Jacques Lebel’in sonsuz gayretiyle görücüye çıkmıştır. Fırça darbeleriyle kadın bedenini yeniden tanımlamış, yer yer erotizmin karanlığından beslenmiş Picasso’nun sadece erotik işlerinden oluşan bir sergisi neden 40 yıl beklemişti? Lebel, bunu bir mülakâtta şöyle açıklar: “Picasso’nun çizdiği Stalin portresinin boyası henüz kurumamıştı ve dünya ‘komünist parti’ gerçeğiyle karşı karşıyaydı. Picasso’ya göre erotizmi kutlamanın ne yeri, ne zamanıydı.”

 


Erotizmin çağları

  

Soldan sağa doğru; Pablo Picasso'dan (1881-1972) erotik taşbasması. Kim Basinger ve Mickey Rourke ‘9 1/2 Hafta’ filminde, (1986). Kazanova efsanesi yaşıyor. John Malkovich ve Veronica Ferres'in oynadığı 'Casanova Çeşitlemeleri', 2014 tarihli.

 



KAPIDAKİ DÜŞMAN: PORNO

Devir değişir, dünya savaşları geride kalır, Picasso’nun endişeleri azalır, 1970’ler beraberinde cinsel uyanışı/devrimi getirir. Kim Basinger’in ‘91/2 Hafta’sı (1986), Just Jaeckin’in ‘Emmanuelle’ filmleri (1974-75) ve Andy Warhol’un ‘Torsos and Sex Parts’ (1977) işleriyle erotizm dönüşür, yer yer ‘soft porno’ olarak anılmaya başlar. Aynı dönemde Marquis de Sade’ın ‘Sodom’un 120 Günü’ eseri (1975) sadizm dozu yüksek pornografik bir anlatımla beyazperdeye aktarılır.

Erotizmden beslenen, yer yer pornografik tatlar barından bu ve benzeri eserlerin sayısı zamanla artar. Müzikte Madonna’nın ‘Erotica’sı (1992), sinemada Roman Polanski’nin ‘Acı Ay’ı (1992) tam bu döneme denk gelir. ‘Soft porno’, tarih boyunca birbiriyle çelişmiş/çekişmiş erotizm ve pornografinin geleceğine dair bir işarettir. Birinin görkemli ve estetik düşüşüne, diğerinin iştahlı ve arsız yükselişine...

NEDEN GÜNÜMÜZDE YERİ YOK?

Nobel ödüllü yazar Mario Vargas Llosa, birkaç ay önce çıkan kitabı ‘Notes on the Death of Culture’da (Kültürün Ölümü Üzerine Notlar) kültür çağının neden ‘resmen’ bittiğini açıklarken, erotizmin kayboluşuna da ayrı bir bölüm açar: Vargas’a göre, ‘kültür’ adına gerçek bir üretimin olmadığı; mektubun, şiirin, klasik sanatın bittiği noktada, bir ‘yüksek kültür’ ürünü olan erotizmden bahsetmek pek mümkün değil. Ona göre, günümüzde üretilen işler ‘kültür’ olarak tanımlanamaz; olsa olsa “Popüler kültür” denebilir. Gelgelelim; popüler kültürde erotizme pek yer yok.


Emmanuelle Seigner, Polanski'nin 'Acı Ay'ında (1992).

 


Popüler kültürün; gizemli ve sabır gerektiren erotizmden ziyade pornografinin çıplak, ‘kullan/at’ kimliğinden hoşlandığı bir gerçek. Sebebi basit, gerekçesi anlaşılır: ‘Teşhirci’liği destekleyen düzen, ‘gizleyen’i sıkıcı buluyor. “Gizem” dediğin zaman kaybı; fantezilerse uzun ve ağdalı değil, kısa ve vurucu olmalı.

Ve erotizm son darbeyi, internet pornosundan yedi. İnternet, önce, son erotik örneklerden ‘Emmanuelle’i yuttu, sonra Playboy kapak kızlarını sildi. Pornonun açık seçik yaşandığı, doya doya tüketildiği bir düzende, kimse siyah poşetin içindeki Playboy kızının o ay nasıl bir fantezi vaat ettiğini artık merak etmiyor. Playboy da ‘seks malzemesi’ olma görevini internete devretti ve daha ‘usturuplu’ bir erkek dergisi olmak için üstüne başına çekidüzen verme kararı aldı.

Neticede, zamanla değişen seks anlayışı, erotizmi öldürmüş, pornografiyi yüceltmişti. Artık gizemli bakışlar değil, teşhirci Instagram pozları ve karşılıklı ‘like’lar ilişkileri yeşertiyor. Tinder ve benzeri online ilişki aplikasyonları, yeni ilişki/flört modelleri, internet, sosyal medya kanalları hep pornografi lehine çalışıyor, hatta farklı alt kavramlarla yerini daha da ‘sağlamlaştırıyor’. Yemeğin, vahşetin, hatta havanın, bulutun bile pornosu çıkıyor; popüler Instagram etiketlerine dönüşüyor. (#foodporn, #artporn, #cloudporn vs.)

Erotizm ise pornografik öğeler barındıran filmleri, kitapları tanımlamak adına kullanılan cılız bir ‘kategori’ başlığı, paket süsü olarak kalıyor. Bugün ‘erotik’ kategorisi altında piyasaya sürülen yapıtlarsa porno kökenli isimlerin (Rocco Siffredi, Sasha Grey, James Deen) kullanılmasından, seks ve porno bağımlılığı hikâyelerinden (‘Shame’, 'Nemfomanyak'), kalemi değil pozu kuvvetli yazarlardan (Catherine Millet, Melissa P.) ve içi boş yaldızlı bir seks ambalajından (‘Grinin Elli Tonu’) ibaret. Vargas haklı: “Kimsenin gizemli bir siyah tüle ihtiyacı kalmadığı bir dönemde, erotizmi kim ne yapsın?”


Sylvia Kristel ve Alain Cuny, Fransız erotik filmi 'Emmanuelle'de (1974).