YÜZLER

Ezber bozan aşk hikâyesi

Cate Blanchett nadir bir mücevher gibi. Günümüz sinemasının belki de en etkileyici kadını. Sade ve klasik görünümüyle özellikle dönem filmlerinin yıldızı. Bu kez, 'Carol' ile bizleri 1950’lere götürüyor ve iki kadının zor aşkının sürüklediği bir dramın içine bırakıyor.

Jessica Young / Famous / Seskimphoto

Bir kez daha Oscar adayı
Daha önce 'Blue Jasmine'deki rolüyle 'En İyi Kadın Oyuncu' Oscar'ını alan Cate Blanchett, 'Carol' ile bu kategoride yeniden aday.

 

Güzelliğinde, konuşma tarzında, hareketlerinde, kendisini bir film karakterine adama şeklinin özel bir kalitesi var. 1950’lerde birbirine âşık olan iki kadını anlatan yeni dönem filmi ‘Carol’la ilgili konuşmak için Manhattan’daki bir balo salonuna adımını attığı an çarpılıyorsunuz. Oradaki herkes, yardımcı oyuncular Rooney Mara, Kyle Chandler ve yönetmeni Todd Haynes da...
Cate hoş görünüyor. Önünde büyük bir fermuarı olan, fildişi renkli bir keten ceket ve dökümlü siyah bir pantolon giymiş; üzerine geniş siyah bir kemer takmış. Saçları açık; sarı bukleleri omuzlarına dökülüyor. Gözleri dumanlı. Dudaklarında belli belirsiz şarap rengi bir parlatıcı var.
‘Carol’, Patricia Highsmith'in 1950 tarihli romanı ‘The Price of Salt’tan uyarlandı. Zamanının ötesindeki bu lezbiyen aşk hikâyesinde başrolleri Cate Blanchett ile 'Ejderha Dövmeli Kız’dan hatırlayacağınız Rooney Mara paylaşıyor.
Sürükleyici film, 1950 Noel’inde geçiyor. Therese Belivet (Rooney Mara), Manhattan’da, büyük bir mağazanın oyuncak bebek reyonunda çalışan, rutin bir hayat süren sessiz ve çekingen bir genç kadın. Bir gün, kızına Noel hediyesi bakan sosyetik Carol Aird (Cate Blanchett) ile tanışıyor. Ve aralarında doğal bir ilişki başlayıveriyor.
Bu girift ve sert drama, Türkiye’de 5 Şubat’ta vizyona giriyor. Filmin yönetmeni, ‘Cennetten Çok Uzakta’ ve ‘Mildred Pierce’ gibi dönem filmlerini de çeken Todd Haynes. Filmin güzel Carol’ı Cate, elegan giyinmiş bir kadından çok daha fazlası; bu zor ama bilge kadın karakterine bürünmüş vaziyette.

 

 

Eşcinsel aşk
Filme adını veren 'Carol'ı Cate Blanchett canlandırıyor. Âşık olduğu genç Therese'ye ise, 'Ejderha Dövmeli Kız’dan hatırlayacağımız Rooney Mara hayat veriyor.

 

Bir annenin zor durumdaki anne rolünü oynaması daha mı zor? Filmde, kızınla ayrıldığın sahnede olduğu gibi...
Kesinlikle. Anne olmadan önce de anne rolleri oynamıştım. Annelerin ve anneliğin çok farklı çeşitleri var. Ama evet, ebeveyn olduktan sonra kesinlikle büyüyorsunuz. Dünyanın işleyişine dair yeni bir kavrayış geliştiriyorsunuz.

Tatil geleneklerin var mıdır? Mesela; yemek yapar mısın?
Evet, yemek yapmayı severim! Özellikle de Noel, ailenizle vakit geçirip yemek pişirmek için en güzel zaman bence.

Film çok duygusal. Senin için geride bırakması zor muydu?
Bunu alıyorum! (üzerinde ismi yazılı kartı alıp yelpaze gibi sallıyor) Filmi geride bırakmaktan mı söz ediyorsun? Böyle bir film insanda tortu bırakır. Ama iyi bir şekilde. Tıpkı yuvarlanan bir taş gibi...

Carol karakteri ve onun savunmazlığı sana neler hissettirdi?
Phyllis’in (Nagy) senaryosu çok güzeldi. Therese’yi, sanki boşluğa fırlatılmış biri gibi tarif etmesi de.

Nasıl yani?
Daha önce gitmediğin bir yerdeymiş gibi hissediyorsun. Sorularla ve kendinle yüzleşiyorsun.

Todd, kocan Harge’ı oynaması için gerçek bir yetişkini kadroya dahil etmek istemiş. Beyzbol şapkasıyla dolaşıp, yetişkin bir oğlan çocuğu gibi görünen günümüz aktörlerinden pek hoşlanmıyor.
Evet, gerçek bir adam istiyor!
 
Bu sefer, daha önce bulunmadığın topraklardasın.
Carol, bu bilinmeyen topraklarda olma halini, serbest akışa benzetmişti. Birine ilk kez âşık olmak gibi. O, gerçekten özel bir insan. Ortada ona hiç sorulmamış ya da onun kendisine hiç sormadığı sorular vardı.

Ya cinselliği? 
Kendisiyle ilişkisinde bu bir problem yaratmıyor. Ya da belirsiz. Ama tam bir cehennemde yaşıyor. Çünkü kendisini ifade edemiyor. Bu, yetiştirilme tarzından kaynaklanıyor olabilir. Herkes, yaşadığı şeye “Sevgisiz evlilik” diyor ama bence öyle değil. Bence Carol’ı karmakarışık eden -ve Therese tarafından karşı karşıya bırakıldığı- şey, kaybedeceklerinin çok olması. Küçük kızına sevgisi yüzünden Hodge ile mutluluk verici olmayan bir denge yakalıyor. Çok fazla şeyi riske ediyor.

Filmdeki stilin ve tavrınla (sigarayı tutma şeklin mesela) ilgili konuşalım.
Bana göre bu, daha çok bakış açısıyla, daha az da dönemle ilgili. Bir sigara belli bir şekilde tutulmuşsa, bir dönemin prizmasından ziyade bir kişinin prizmasından geçtiği içindir. Benim çok faydalandığım ama pek bilinmeyen bir film var; ‘Lovers and Lollipops’. Bu film, bugüne kadar sinemada 1950’lere dair gördüğüm her şeyi yıktı. Gerçekten de o dönemdeymişim ve her şey gözlerimin önünde cereyan ediyormuş gibi hissettim. İnsanlar kıyafet giymişti, kostüm değil. Tıpkı bizim gibi yaşıyor ve davranıyorlardı. Bence, 1400’ler Çin’inde ya da 1952 New York’unda bir aşk yaşıyorsanız, bu zamansız bağı hissedersiniz. Bütün iyi dramlarda, başrol oyuncularının aşması gereken engeller vardır.

Peki, kostümlerin daha farklı bir yönü var mı?
Evet, korseler süreci bayağı etkiledi! Rooney’nin piyano çaldığı bir sahne vardı. Ben de yerde belli bir pozisyonda onu izliyordum. Zarif olmam gerekiyordu! Epey provadan sonra, o korsenin içinde, tek hamlede ayağa kalkmayı başardım. Çok zordu.

Sizin ve âşığınız Therese’nin, kendi hayatlarınızda bulunduğunuz noktadan söz edelim biraz. Siz daha kurulu bir düzenin içindesiniz.
Ha! Daha yaşlı demek istiyorsun!
 
Ee, evet.
Sorun şuna işaret ediyor: Bir anne kendi kurtuluşunu seçerse, seyircinin sempatisini kaybetme riskini göze alır. Eğer söz konusu olan gay bir erkek ise, sempati sorusu sorulmaz bile. Sinemada kim bir anneyi canlandırsa, doğru yolda olması istenir. Kimliğinizi kaybetmeniz, en başta anne olmanız... Benim sevdiğim ise, bizim bu sempati konusunu hiç konuşmamış olmamız. Bir oyuncu olarak kişisel fikrim de, seyircinin sempatisi için oynamanın iğrenç olduğu!
 
Biraz daha açar mısın lütfen.
“Beni sev, beni sev!” demek gibi bir şey bu. Carol’un içine sokulduğu durum gerçekten berbat; berbat ve trajik. Açıkçası, Harge’ın durumu da öyle. Carol, avukatının ofisinde, “Çirkinleşmeyelim” dediğinde, onları tehdit eden şeyi geride bıraktıklarını düşündüm. Gerçek buydu. Toplumun kurduğu bütün o tuzakları aşmışlardı. Bizim sempati konusunun S'sini bile konuşmamış olmamız, tam da bu sebeple harika!
 
Şunu hiç düşündün mü; bunlar birbirlerine âşık olan iki kadın ve burada pek yırtıcı bir şey yok? 
Burada ilginç olan şey, obsesyon. Ve Therese’nin Carol’ı obsesif biçimde kovalaması. Carol'ın sonu hissetmesi. Aralarındaki yaş ve deneyim farkı. Ve farklı sosyo-ekonomik kökenlerden gelmeleri. Burada, ortamı biraz sakinleştirmemiz ve çok hızlı gitmememiz gerekiyor. Çünkü biliyorum ki, bu pek iyi bir şekilde sonuçlanmayacak. Bu çok cazip bir rol! Bütün o sessizlikleri dolduruyorsunuz. Senaryodaki tüm kelimeler dikkatle seçilmiş. Bir şey söylüyorum ve bu iki anlama da gelebilir. Doğru anlaşılacağından emin değilim. Söylediğinizi değil de, söylediğinizi düşündüğümü duyabilirim. Dediğim gibi, bu harika bir rol.

 

Aranan reklam yüzü
Cate Blanchett, elegan duruşuyla, markaların gözdesi. Yıldız, Armani Sì parfümünün de yüzü.

 

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı EKİM 2016

Rıza Tansu: “Yat tasarımı askeri gemi ciddiyetinde yapılmalı”

Türkiye'nin en önemli yat tasarımcılardan Rıza Tansu, trendlerin ötesine geçerek yarattığı teknelerle dünya çapında ödüller alıyor, işlevsellikle konforu bir araya getiriyor. Bu işe 35 yaşından sonra başlayan Tansu, müşterilerini kendisi seçecek kadar titiz. Apartman gibi yatlar onun estetik ve deniz anlayışına hiç uymuyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı ŞUBAT 2016

Teoman:“Karım hayatımın büyük aşkıydı”

O bir klasik. 10 yıllar geçtiğinde de var olmaya devam edecek, hiç eskimeyecek. Kim bilir belki çocuklarımız bile kalpleri kırıldığında onun bir parçasıyla ağlayacak, içecek, iyileşecek. Bunu başarmak için uğraşmadı. Çok daha zorunu yaptı; kendinden ne çıkıyorsa olduğu gibi ortaya koymayı becerebildi. Teoman, yıllardır konuşmuyordu; bu arada evlendi, baba oldu, boşandı, müziği bıraktı, geri döndü ve şimdi suskunluğunu TEMPO için bozdu.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı MAYIS 2016

Mutlu yıllar Miss Monroe!

O, doğum günü şarkısına bile erotizm katabilen tek yıldız. Ömrü incecik ruhunun yaralarını sarmakla geçmiş hassas bir peri. Ne Elizabeth Taylor gibi pırlantalara sarılan bir diva, ne Sophia Loren gibi ana kraliçe. Mesleği boyunca hak ettiği saygıyı görmeyen, milyonların gönlünü fethederken kendi kalbinin parçalarını toparlayamayan yalnız bir kadın. Marilyn Monroe'nun 90'ıncı doğum gününde ona "İyi ki doğdun" demek için çok sebebimiz var.

DEVAMINI OKU