DOLCE VITA

Fas: Kırmızı bir ülke olsaydı

Renklerin ve baharat kokularının birbirine karıştığı, Güney Fransa şıklığında sahillerin Berberi kültürüyle iç içe geçtiği bir stil tanrıçası gibi Fas. Çokluk ile hiçliğin harmanlandığı bu ülkenin kodlarını çözmeye çalışmak başlı başına gizemli bir macera.

Yelda İpekli

Otantik ihtişam
Marakeş'teki "Kralın oteli" diye bilinen Royal Mansour, ülkenin özgün tarzının görkemli bir örneği.

 

Atlas Dağı’nın haşmetine boğun eğmiş Sahra Çölü, Atlas Okyanusu’nun heybeti ve Akdeniz’in romantizmi... “En batıdaki yer” anlamına gelen mağrip ülkesi Fas, hepsini bir arada sunan eşsiz bir yer. Gitmek için sürekli bahaneler yarattığım, her seferinde başka bir hikâyenin kahramanı gibi hissettiren, mistisizmin dünyadaki en kırmızı ülkesi.
Neden ayrı bir yeri var? Çünkü, Fransa ve İspanya’nın etkisini hissettiğiniz, Berberi kültürünün detaylarını görebileceğiniz, İslamiyet’in görkemli eserlerinin Arap tarzı ile harmanlandığı Kuzey Afrika kültürlerinden tamamen ayrışan bir stil tanrıçası gibi. Öylesine kendine özgü, öylesine sürprizli ki... Tam bir uyumsuzluğun uyumu hali... Şehirlerindeki ‘çokluk’, sahradaki ‘hiçlik’ ile öylesine şaşırtıcı şekilde bir araya gelmiş ki, bu toprakların stil kodlarını çözmek bile başlı başına bir macera.
Fas stilinin peşine düşenler arasında pek çok ünlü isim var: Ridley Scott, Stephen Sommers, Alfred Hitchcock ve Martin Scorsese gibi sinema dünyasının iddialı yönetmenleri, Yves Saint Laurent gibi ikonik tasarımcılar...
Bu mistik ülkenin stiliyle öne çıkmasının başlıca nedenlerinden biri de elbette mimarisi. Fas mimarisi, Endülüs kültür mimarisini fazlasıyla etkilemiş. İhtişam, mütevazılıkla ustaca birleşerek mimariye yansıyor. Hemen her mekânda kapılar, kubbeler, renkler, oymalar, bahçelere, avlulara özenli şekilde kondurulmuş küçük havuzlar dikkat çekiyor. Tüm bu unsurlar Fas’taki mekânları kendi çapında birer mimari esere dönüştürüyor. Kızıl ve mavi sanki en güzel bu ülkede buluşuyor.
Şimdi Fas’ın stil kodlarını dört büyük şehrin izinde keşfetmeye başlayalım: Marakeş, Fez, golf cenneti Agadir ve UNESCO Dünya Miras listesindeki Meknes...

 

Klasik Fas (soldan saat yönünde)
Churchill’in vaktinde sık sık ziyaret ettiği Marakeş'teki La Mamounia Hotel.
Riad el Fenn otelinde kırmızı hep sizinle. La Mamounia Hotel'de sade ve otantik bir kahvaltı. Djema el-Fna, yani Kıyamet Meydanı.

 

İLHAM KAYNAĞI: MARAKEŞ
Djema el-Fna (Kıyamet Meydanı) renkleri, hareketliliği, kalabalığı ile dünyada en çok fotoğraflanan meydanlardan biri olsa gerek. Tipik bir pazar yeri aslında... Akşam saatlerinde, güneş batmadan kurulan tezgâhlarında yerel lezzetlerin basit sunumlarını, dövmecileri, yılan oynatıcılarını, falcıları çığlık çığlığa bir festivali izler gibi seyretmek mümkün. Meydana hakim Cafe de Paris’te nane çayı içerek ‘The Mask and the Mirror’ albümünü tasarlayan, besteleyen Loreena McKennitt’ın tınıları fark etmeden size eşlik edecektir.
Winston Churchill’in 1944-50 yılları arasında sık sık ziyaret ettiği La Mamounia Hotel, Marakeş’in en ikonik yapılarından… 2010 yılında Fransız tasarımcı Jacques Garcia tarafından yenilenen efsane otel, sade ihtişamın anıt yapılarından biri. Sedef kakmaların ustaca işlendiği, İspanyol mimarisinin etkilerini hissedebileceğiniz, avluları, kemerleri ve etrafını saran palmiye yoğunluklu ormanı –bahçe demeye dilim varmıyor- ile La Mamounia sizi 'çöl kraliçesi/kralı' gibi hissettirecektir. Tabii buna otelin harika servisini de ekleyelim.
‘Kralın oteli’ olarak bilinen Royal Mansour ise yerel kültürün Fransız tarzıyla yorumlanışına tanıklık eden bir mekân. Duvarlardaki altın, gümüş ve sedef işlemeler, dekorasyonundaki derinlik, şık Fas stilinin imzası gibi. Antikaların ve çok değerli sanat eserlerinin burada hayatınıza dahil edilmesi gerçek lüksü deneyimlemenizi sağlıyor.
Özellikle otelin girişinde bulunan butik, yerel giysilerin modern yorumlarını, altın ve gümüş takıları bulabileceğiniz, Kate Moss, Sarah Jessica-Parker, Carla Bruni gibi tarzlarına önem veren dünyaca ünlü kadınların Marakeş ziyaretlerinde alışveriş yapmadan geçemedikleri bir mekân.
Gwen Stefani’nin ve Kate Moss’un da kaldığı sanat galerisi tadındaki Riad El Fenn benim favori otelim olarak bu satırlarda yerini almalı. Kutubiye Camii manzarasına bakan bu otel, eski şehir Medina’da. Spa’sı, üç havuzu ve her biri ayrı yerel detaylarla tasarlanmış süitleriyle yerel ile modern mimari yorumunun en önemli örneklerinden. Modern sanatın her dalına yönelik sergiler El Fenn’in içinde hayata karışıyor. Modern sanatın her öğesi geniş bahçede, teraslarda, barda ve restoranda size bir sanat galerisinin içinde olduğunuz hissini yaşatıyor. Otelin geneline yayılan gökkuşağı renkleri Fas’ın renk cümbüşünün küçük bir özeti gibi. Yerel dokunuşlarla zenginleştirilmiş konfor ve her süite özel geliştirilmiş üstün tasarım zevki Marakeş gezinizi başlı başına bir hikâyeye çevirebilir. Özel nane çayınızı yudumladığınız teras, kapının dışındaki keşmekeşin çok ötesinde bir dinginlik sunuyor.

 

BERBERİ GELENEĞİ: MEKNES
Ülkenin kuzeydoğusunda bulunan UNESCO koruması altındaki Meknes, adını, şehrin kurucusu Berberi kabilesi Miknasalar’dan alıyor. Burası mistisizmin doruğunda bir başka Fas imzası. Mansur Kapısı, Meknes yakınlarındaki antik Roma şehri Volubilis’ten gelen mermer kolonları ve ince işlenmiş mozaikleriyle sadece kentin değil, dünya kültür mirasının da en ikonik yapılarından. Hikâyesi heybetini güçlendiriyor: Söylentiye göre, inşaatın tamamlanmasından sonra yapıyı ziyarete eden Sultan Moulay İsmail- ki 88 çocuğu olan kral, Fas tarihinin en parlak dönemine imza atmış- mimar El-Mansur’a “Daha iyisini yapabilir miydin?” diye sorar. El-Mansur, Sultan’a “Hayır” cevabı vermek istemediğinden bu soruyu “Evet” diye yanıtlar. Ancak daha iyisini yapabilecekken yapmamış olması yüzünden, Sultan çok sinirlenir ve El Mansur’u ölümle cezalandırır. Kapının yapımı ancak Moulay İsmail’in ölümünden beş yıl sonra, 1732’de oğlu Moulay Abdullah döneminde tamamlanmış. Kapı, anıtsallığı dışında çok önemli sanat eserlerine de ev sahipliği yapan bir sanat galerisi olarak iddiasını bugün de sürdürüyor.

 

 

 

Zarif çay sunumu
Nane çayı ikramı, Faslıların misafirlerine "Hoşgeldin" deme yöntemi (solda).
İhtişamlı kapı
Meknes şehrinin ince ince işlenmiş Mansur Kapısı (sağda).

 

 

GOLF VE AGADİR
Fas’ın bir başka süprizi ise yaklaşık 100 yıldır süren golf geleneği. Şimdiki kralın babası Kral 2. Hasan’ın golf tutkusu ve oğullarının onun izinden giderek, bu spora verdikleri destek ile özellikle Agadir şehri, golf severlerin önemli turnuvalarının merkezi olarak tanımlanıyor. 1914’te açılan, Akdeniz bölgesinin ilk golf sahası olma özelliğini taşıyan ve aynı zamanda Afrika’nın en eski sahalarından biri olan Tanger Royal Country Club, golfün dingin soyluluğunu yaşatan bir kulüp. Şehir sadece golf kulüpleri ile değil plajlarıyla da Güney Fransa sahillerinin şıklığını sunuyor. Burada plajlar sadece güneşlenenlerin değil, yılan oynatıcılarının, dövmecilerin ve size nane çayı sunmak isteyen yerel satıcıların da mekânı.

 

SOYLULARIN ŞEHRİ FES
Ve Fes... Türkçe’de bu ülkeye “Fas” dememizin sebebi olan Fes apayrı bir öneme sahip. Fes’li olmak bu ülkede bir ayrıcalık. Fes’ten kız almak ayrı bir prestij unsuru. Kraliyet ailesinin Fes’ten geldiğine inanılıyor. Ortaçağ’da kaybolmuşçasına 9 bin 700 adet daracık ara sokağa dalmak büyüleyici yapıyor bu şehri. Fes, 9’uncu yüzyılda Araplar tarafından kurulmuş; Fransız işgali sırasında Arap kültürünün üzerine giydirilen Fransız şıklığı ile bambaşka bir dokuya bürünmüş. Şehir, Endülüs Emevileri’nden kalma el sanatlarının açık hava müzesi gibi. Her köşede deri işçiliği, sedef kakmacılığı gibi ince ustalık isteyen sanatları görmek mümkün.

 

SAHRA ÇÖLÜ VE TUAREGLER
Bu kadar çok rengin içinde siz kendi renginizi ararken, aslında ruhunuzun tüm renklerini hissetmenizi sağlayan dinginlik Sahra Çölü’ndedir. Çöl, kurallarını ve renklerini rüzgârıyla size fısıldar. Çölü okuyabilen Tuaregler anılarınızda sizi çadırlarında ağırlayan, develeri ile çölün sırrını keşfetmenize yardım eden insanlar topluluğu olarak yer alır. Tuareg kelimesi Arapça’dan gelir; anlamı ‘Tanrı’nın terk ettiği’dir. Bu isim, topluluğun katı inanışlara mesafeli durması ve de İslamiyet’e dönmekte gecikmiş olmasından kaynaklanır. Genelde çöl tozundan etkilenmemek için taktıkları mavi peçe, kimi inanışa göre duygularını belli etmek istemedikleri için, kimi inanışa göre de kötü ruhların ağızlarından girmelerini engellemek için kullanılır.

 

ÜLKENİN LEZZETLERİ
Fas lezzetleri dünya mutfağı içinde güçlü şekilde yer alamamış olsa da, yoğun baharatları ve ritüelleri ile birçok akımı etkilediği kesin. Tajin (bir tür tencere) yemekleri ve kuskus, nane çayı ve briwat (yufkalı Fas tatlısı) sadece kendine özgün tatlarıyla değil, sunumlarıyla da aklınızda kalır. Gümüş tepsiler, özel ve zarif gümüş çaydanlıklar içinde sadece erkekler tarafından sunulabilen nane çayı her girdiğiniz mekânda Fasça “Hoşgeldiniz" demenin bir yöntemidir. Tajin et, tajin tavuk gibi isimlerle karşınıza çıkan geleneksel yemeğin, adı ‘tajin’ adı verilen özel toprak çömleklerde pişirilmesinden gelir. Et, sebze ve baharat karışımı bizdeki güveç tadındaki bu yemek, yuvarlak bir tepside üzeri püsküllü bir kapakla kapatılmış şekilde servis edilir. Marakeş’teki Yakut adlı restoran, lezzetli tajin yemekleriyle ünlüdür.

 

 

Fas modası
Grace Kelly, 1950'lerde St. Tropez'de Faslıların milli giysisi cilbab ile dolaşınca, moda dünyası buna kayıtsız kalmadı (solda).
Gelenek ve yemek
Fes şehrinde Berberilerin kilimcilerinde geleneksel yöntemler sergileniyor (sağda üstte).
Tajin adlı toprak tencerelerde pişirilen yemekler en meşhur yerel tatlardan (sağda altta).

 

‘CELLABE’ ŞIKLIĞI
Mimariden ve yemeklerden sonra hızlıca modadan da bahsedelim: Faslıların milli giysisi cilbab ya da cellabe dünya modasına Grace Kelly’nin St. Tropez fotoğraflarıyla katıldı. Renkli, düz kesimli, bol ve yakasında farklı el işlemeleri olan bu kıyafet, sakin yürüyen, ince yapılı ve dingin Faslılara ayrı bir zarafet yükler. Hem de kadın erkek fark etmeden... Sıradan sayılabilecek bir kesim ancak bunca kültürel zenginliğin harmanlandığı Fas insanında şık bir detaya dönüşebilir.
Mimari stil, yemekler, kıyafetler, renkler, kokular... Fas bir büyüdür. Zarafetin ve heybetin yeniden tanımlandığı bir başka dünyanın büyüsüdür. Kendi hikâyesini yazmak isteyenler, üzerlerine büyü tozu serpiştirmek istiyorsa mutlaka Fas’a gitmeli.