BİYOGRAFİ & PORTRE

Gerçek diva: Leyla Gencer

Türk operasının yüzü ve sesi, uluslararası arenada adını yaldızlı harflerle yazdıran Leyla Gencer’in hikâyesi azmin masalı. Dünyanın en önemli operası La Scala‘yı yuvası kılmıştı. Hep “Ufkunuz genişledikçe ruhunuz da zenginleşir. Her şeyin en iyisini, asilini arayın” derdi. Usta gazeteci Doğan Hızlan, anılarından yola çıkarak Leyla Gencer’i anlattı.

Doğan Hızlan

Engin birikim
İlk kez 22 yaşında sahneye çıkan Leyla Gencer'in repertuarı 23 bestecinin 72 operasını kapsıyordu.

 

Gazetelerde, magazin sayflarında her ‘Diva’ unvanına rastladığımda, “Bu kişiler Diva ise Gencer ne?” diye sorarım. Onun yaşamı, direncin, kendine güvenmenin, ısrarın, mesleğe adanmanın destanıdır. Hiç kuşkusuz her ülkede, opera dünyasında dönen rekabetler, çelmeler onun da önüne konmuştur, o sesiyle, bilgisiyle, kişiliğiyle hepsini yenmesini bilmiştir.
10 Ekim 1928 yılında Polonezköy’de doğdu. İtalyan Lisesi’nde okuduktan sonra, İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda eğitim görmeye başladı. Hedefi, operanın mabedi La Scala’da söylemekti. Türkiye’ye gelen ünlü soprano Giannina Arangi Lombardi’ye bir tenor arkadaşıyla gittiler. Verdi’nin 'Aida' operasındaki rolüyle ünlenen Lombardi bu iki genci dinlemek istemedi, neyse ki sonunda Leyla Gencer’i dinledi ve onların evine taşındı, Gencer’i her gün saatlerce çalıştırıyordu.
Bu öykünün ayrıntısını, Zeynep Oral’ın ‘Bir Tutkunun Romanı Leyla Gencer’ kitabından okuyabilirsiniz. Lombardi, konservatuvardan ayrılıp Ankara’ya gelmesini söyledi, hocasını dinledi, eşi bankacı İbrahim Gencer ile birlikte Ankara’da yaşamaya başladılar, orada tanındı Gencer. Muhsin Ertuğrul’un önerisiyle sınava girdi ve koroda söylemeye başladı. 1950’li yıllarda artık zirveye giden yolu tırmanıyordu. İlk rolü Cavalleria Rusticana’da Santuazza’ydı.
O dönemde önemli devlet adamlarının huzurunda resitaller verdi, devlet adeta Türk operasının görünen yüzü ve duyulan sesi olarak onu seçmişti. Ankara’nın tarihini okuyanlar, o zamanki Ankara’nın sanat açısından canlılığını bilir. Gencer, elbette Türkiye sınırları içinde ünü tatmıştı ama o sınırlarımız dışına çıkmak istiyordu. Bu önsezisini her zaman takdir etmişimdir; çünkü operanın yaygınlık alanını düşündüğünüzde, Türkiye’de kalsaydı belli bir alan içine hapsolurdu. Ama yeteneğin saklanmasına, kısır kavgalarla örtülmesine müzik tarihi müsaade etmemiştir. Birçok örneği vardır.
Leyla Gencer, 1953 yılında Napoli’de Cavalleria Rusticana’da söyleyince, İtalya kapısı ardına kadar açıldı. Ondan sonraki yükselişini, dünya sahnelerindeki başarılarını yinelemeye gerek yok. Ancak bir Türk opera sanatçısının bu başarısının bütün aşamalarını okumak bilmek, birkaç açıdan gerekli.
Birincisi; bir mesleğe kendini adanmışlığın mutlaka zaferle sonuçlandığını gösteriyor. İkincisi; iyi bir sanatçıysanız, her ülkede tanınıyor, beğeniliyor, seviliyorsunuz.
Leyla Gencer’in de dünya coğrafyasının her karesinde sesi yankılandı. Unutulmuş birçok operayı sahneye getirerek hem opera tarihine hem de kendi meslek tarihine büyük katkıları oldu. O yıllarda birçok başka ünlü sopranolar arasında, bu başarıyı yakalayabilmek gerçekten övülmesi gereken bir başarıdır. Her sanatçının yaşamında, unutmadığı ve unutturmadığı günler vardır. Ben bunlar arasında birinin altını çizmek isterim.

 

Kariyer basamakları (Soldan sağa)
'Eugenio Oneghin' operasının bir temsili sırasında İtalya'nın ünlü şefi Tulio Serafin ile, 1954.
Köln Operası'nın açılışı nedeniyle düzenlenen turnede 'Kaderin Gücü' operasında başrolde, 1957.
Çok sevdiği besteci Guiseppe Verdi'nin tablosunun önünde.
Son opera temsili öncesinde Venedik’te La Fenice Tiyatrosu’nda, 1983.
Donizetti'nin 'Robert Devereux' operasında Kraliçe Elizabeth rolünde, 1964.
Şakir Eczacıbaşı, bir dönem İKSV'nin mütevelliler kurulu başkanlığını yapan Leyla Gencer'e teşekkür plaketi sunuyor.
Ünlü şef Riccardo Muti ile La Scala'da bir galada, 1994.

 

“SİZ KENDİNİZİ TOSCANINI Mİ ZANNEDİYORSUNUZ?”
Dünyaca ünlü müzisyen ve şef Arturo Toscanini’nin cenaze töreninde Verdi’nin Requiem’inin soprano partisini o okudu ve ün hâlesini genişletti. Tarihin içinde garip rastlantılar vardır. Bunu okurken şef Adolfo Camozzo’ya isyanını da anımsadım: Camozzo’ya “Siz kendinizi Toscanini mi zannediyorsunuz?” demişti. Ölümü de ne kadar büyük bir sanatçı olduğunu gözler önüne serdi. Zeynep Oral’ın ‘Bir Tutkunun Romanı Leyla Gencer’ kitabında şöyle anlatılıyor:
“10 Mayıs 2008 akşamı Lorin Maazel, La Scala’da ‘1984’ operasının temsilinden önce sahneye çıkıyor ve şöyle diyor: ‘Bugün eşsiz diva Leyla Gencer’i yitirdik. Burası, La Scala onun evi, yuvasıydı.” 80 yaşında hayatını kaybeden Gencer'in külleri 16 Mayıs 2008 sabahında da çok sevdiği Boğaz’ın sularına döküldü.
Bir Türk sopranosunun başarısı, uluslararası alanda doruğa çıkışının öyküsü çok sert ve acımasız sahnelerle dolu. Çünkü opera geleneği olmayan, ancak devletin desteğiyle var olan bir ülkede doğup yurtdışında başarmak küçümsenmeyecek olağanüstü başarılarla bezelidir. Aramızdan ayrılan sevgili dostum Kurthan Fişek’in bir saptamasını her zaman anarım. Demişti ki, “Kapıkule’den öte her başarıyı överim.”

LEYLA GENCER İÇİN KUYRUK
Bir sopranonun klasik bir yaşam öyküsü olur mu ? Hemen hemen her hafta bir başka şehirde, bir başka sahnede, bir başka orkestrayla şarkı söyleyeceksiniz. Bir yandan bu göçmen kuş yaşamı, bir yandan sahne gerilimi... Ünlü opera sanatçısı Teresa Stratas’ın bir röportajında söyledikleri belleğimde yer etmiş. “Aylarca bir gece için emek veririz, en küçük bir başarısızlık mesleğinizi bitirir.”
Leyla Gencer’i sahnede ilk kez Puccini’nin 'Tosca' operasında seyrettim. Şimdi yerinde yeller esen, TRT binasının olduğu adada Dram Tiyatrosu ve Komedi Tiyatrosu vardı. Ankara’da tanınan sopranoyu İstanbulllular merakla bekliyor, dinlemek istiyorlardı. Ben de kuyruğa girenlerdim. Şimdi bir opera sanatçısı için kuyruklar var mı, bilemiyorum ama sanmıyorum. Cumhuriyet Türkiye’sinin okumuşu, aydını bütün devrimlere sahip çıkardı, çok sesli müzik başta olmak üzere.
Sonra onunla birçok kez buluştum, konuşmalar yaptım. Diva’ların günlük yaşamlarındaki duruşları da farklıdır, sahneden indiklerinde de hayatın sahnesinde sürdürürler. Gencer’in en sıradan cümleleri bile opera aryasından bir ölçü gibi gelirdi bana. Eşine seslenişini, eşinin de aynı biçimde karşılık vermesini dinler, bir düet yapacaklarını sanırdım.

 

'Müslüman ve oryantal'
La Scala'nın 'primadonna'sı Leyla Gencer, kökeninden hep söz etti. Bir röportajında "Müslüman ve oryantal bir altyapıdan geliyorum" demişti.

 

OTEL ODASINA GÖTÜRDÜĞÜ EŞYALAR
Dikkatimi çeken yanı nedir bilir misiniz? Kendinden söz etmezdi, sorduğunuzda yanıtlardı. Kendi mesleğinden emin herkeste aynı tavrı gözledim. Sizinle ilk buluştuğunda, sizi tanımak istediğini anlardınız. Soru sormazdı ama her anlattığınız onun sorusuna karşılık olmalıydı. Bilmeyen, tanımayan, onu seyretmeyen, dinlemeyen birine karşı nezaketini bozmaz ama duruşundan orada varlığının gereksiz olduğunu anlatırdı.
Türkiye’deki serüvenini bildiğimiz için, yurtdışındaki yaşamından, başarılarından öğrenmek istediklerimizi sıralardık. Zaman zaman bunu hoş görür, zaman zaman da bu yapılanların abesle iştigal olduğunu bakışıyla hissettirirdi. Yolculuklarda, otellerde geçen yaşamı için bir gün bana söylediğini unutmam: “Otel odalarına mutlaka evimden birkaç parça eşya götürürüm. Sahneden inip odama döndüğümde kendimi evimde hissedeyim diye.”
Sadece bir soprano değildi, araştırmacı yanı vardı. Neyi, niçin seçtiğinin her zaman gerekçesi olmuştur.
Gerek bir bestecinin bir operasının ilk seslendirilişinde, gerek notaları tozlu raflarda kalmış bir operanın sahneye getirilişinde. Ses rengini çok iyi bilirdi, o sesin hangi eserlerle ustalığını sergilediğini de. Müzik dünyası konusundaki bir saptamasını da gerçekten çok önemli bulurum. “Eskiden” demişti Diva, “Bir orkestrayı bir şef yıllarca yönetirdi, şimdi aynı orkestrayı başka başka şefler yönetiyor.” Bugün CD reklamlarını, konserleri izlediğimde bu gerçeği daha iyi algılıyorum.
La Scala’da birçok kişiyi yetiştirdi. Ben bir anımdan söz edeyim. Eskiden Hürriyet’in İtalya temsilcisi olan Mehmet Demirel’le bir opera temsiline gittik. Oradaki birkaç gence Demirel beni tanıttı. Türkiye’den geldiğimi söyleyince o gençler birdenbire şu ricada bulundular: “Leyla Gencer’i tanıyorsa, bizi tanıştırır mı? O büyük soprano bizi dinler mi?” Diva’ya telefon ettim, ricamı kabul etti, onları çağırdı. İtalya’daki bu konservatuvar öğrencilerinin isteği, onun İtalya’da ne kadar tanındığının bir göstergesi.
Peki biz Leyla Gencer için ne yapıyoruz? Şimdi CD’leri konusu üzerinde duracağım. Yıllar önce Roma’dan ve İtalya’nın başka kentlerindeki müzik mağazalarından önce uzunçalarlarını aldım. İlki ‘Leyla Gencer Sahnede’ adını taşıyordu. Mağazaya girdiğimde, satıcı çocuğa Diva’nın adını verdim “Cencer” diye bağırdı; benim Türk olduğumu öğrenince bana iltifat etti. Büyük sanatçıların ülkesinden olmak da, bir onur payını bölüşmemizi sağlıyor. Şimdi onun adına bir yarışma var, gerçekten de başarı yolunda yürüyecek genç sesler kazanıyor bu yarışmaları. Seçici kurul üyeleri de yabancı müzikçiler ağırlıklı. Bakırköy Belediyesi de onun adını taşıyan bir merkez yaptı, İKSV binasındaki odada bulunan özel eşyası da oraya nakledildi. 10 Ekim 2016 günü binanın resmi açılış töreni yapılacak .

TÜRKLÜĞÜNÜ HEP VURGULADI
La Scala’da onun için hazırlanan bir kitap, ‘Leyla Gencer - 50 Anni alla Scala’ (Leyla Gencer Scala’da Elli Yıl) adını taşıyor. Kitapta da Scala’da 19 başlık yazılı, çünkü sanatçı burada tam 19 operada rol almış.
Leyla Gencer bütün bunları yaparken, her zaman bir Türk sanatçısı olduğunu vurguladı. Bakın ne demişti bir konuşmasında: “İnsan köklerini hiçbir zaman inkâr etmemeli. Ben Avrupa’ya gidip Avrupalılaşmadım, Türklüğümü her zaman muhafaza ettim. Türk olduğumu her yerde söyledim. İsmimi de değiştirmedim. Hep Leyla Gencer olarak kaldım.”
Bilgisini, birikimini bölüşenlerdendi. İstanbul’a geldiğinde 'master class' çalışmaları yaptı. Diva’nın ne olduğunun tanımını yapmak yerine, onun bir salondaki, sahnedeki varlığının uyandırdığı etkiyi gözlemlemenizi görmenizi isterdim. Kendi adına düzenlenen şan yarışması için salona girdiğinde ayakta alkışlandı, alkışlattı. Nikita Magaloff’un piyanosu eşliğinde Aya İrini’deki resital, sanatçı duruşunun dersini içeriyordu. Onun uzunçalarlarının da, CD’lerinin de telifleri olduğunu sanmıyorum. Hepsi korsandı. Bu durumda Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bir Leyla Gencer toplu CD’leri çıkarmasını bekliyorum. Yazıyı onun sözüyle noktalayalım: “Ufkunuz genişledikçe sizin ruhunuz da zenginleşir. Her şeyin en iyisini, asilini arayın.”