YÜZLER

Gökyüzü gibi kadın: Hazal Türesan

O gökyüzü gibi... Çünkü masmavi bakışları sayısız kadını barındıran uçsuz bucaksız, enerjik bir ruha ev sahipliği yapıyor. ‘Kara Para Aşk’la tanıdığımız Hazal Türesan, delidolu bir rolle arzı endam ediyor şu sıralar. ‘Tatlı İntikam’ın çılgın Başak’ı olarak izlediğimiz Türesan, gerçek hayatında aksine çok çekingen olduğunu anlatıyor. Peki bu çekingen kadının içinden bu ruhlar nasıl çıkıyor?

Cansu Uras / Fotoğraflar: Altan Aykan

Saç rengi totemi
'Kara Para Aşk'tan önce saçını siyaha boyatan Türesan, kızıl tonlarına geçtikten çok kısa bir süre sonra 'Tatlı İntikam'dan teklif almış.

 

‘Tatlı İntikam’, hangi yanıyla seni cezbetti?
‘Tatlı İntikam’, bana ilk geldiğinde sadece romantik komedi türünde bir iş olacağını biliyordum. Seçmelere gittim ve ertesi gün de kendimi sette buldum. Karakterim Başak, ‘Kara Para Aşk’taki Aslı’dan tamamen farklı. Hikâyenin ana aksındaki, her biri farklı çizilen üç kadından biriydi. Bu üçlü arasındaki en eğlenceli ve komedi hamuru yoğun olan karakterdi. Açıkçası tüm bu faktörler cezbetti beni.

Peki, kâğıt üzerindeki Başak ile şu anki arasında nasıl bir değişim oldu?
İlk birkaç bölüm karakter analizine çok bağlıydım. Sonraki bölümlerde senaristlerimizin kurduğu temel üzerine güzel bir bina dikip boyamaya çalıştım. Senaristlerimizi bile şaşırtan doneler ekledim. Bana harika bir oyun alanı sağladılar. Açıkçası onların yarattıkları Başak şu anki kadar hareketli değildi. Bu kadar uçacağını ve delireceğini ne onlar tahmin etti ne de ben (gülüyor).

Fotoğraf çekimi sırasında iki hafta aralıksız çalıştığını söyledin. Bu yoğunlukta kendine biraz alan tanıyıp karakterini geliştirmen zor olmuyor mu?
Olmuyor, çünkü onunla daha çok haşır neşir oluyorum. Sette bir şey denerken aklıma Başak’a katabileceğim farklı doneler geliyor. Galiba ben çalıştıkça işleyen, durdukça paslananlardanım. O yoğunluk benim yaratıcılığımı tetikliyor. Okulda da böyleydim. Üç dört saat uyku bana yetiyordu. Sahnede olmayı isterdim hep.

“DURDUKÇA KÖTÜ OLUYORUM”
Peki, oyunculukta motivasyonunu ne korur? Anlık düşüşlerinde kendine ne telkinde bulunursun?
Öncelikle bu mesleğin okulunu okudum ve çok çaba sarf ettim. Şu anda bir işim var, istediklerimi yapabiliyorum. Rolüm çok güzel. Durmuyorum, çünkü durdukça kötü oluyorum. Tabii bunun bir de maddi getirisi söz konusu. Kendi ayaklarım üzerinde durmaya devam ediyorum. Bütün bu faktörler benim motivasyon kaynaklarım. Yorulduğum anlar rolümü düşünüp ona tutunurum. Genel olarak her şeyden çok yorulduğumda ise kafamda direkt şu düşünce dolaşır: “Sevdiklerim hayatta, sağlıklılar. Buradan çıkıp onlara gideceğim veya onların sesini duyacağım.”

Şu an, nasıl bir rol teklif edilse çıldırırsın?
‘Kabileler’ oyununda rol alan 'Tatlı İntikam'daki rol arkadaşlarımdan Barış Gönenen'e hayran kaldım. İşitme engelli, dilsiz birini canlandırıyor. Barış’ın kendi sınırlarını zorlaması beni büyüledi. Sahnede onu izlerken bizi duyan ama aslında duymayan birini görüyorsun. Dilsiz alfabesiyle konuşuyor. Sen onun bu özelliğini unutmuyor ama resmen onu dinlemeye başlıyorsun. Böyle bir rol gelse benim karaktere katabileceklerimi ve onun bana katacaklarını düşündükçe delirebilirim.

 

Başak'ın enerjisine hayran
Türesan, kendisini bazen yok edip hayalet bile olabileceğini söylerken, böyle anlarda 'Tatlı İntikam'daki karakteri Başak gibi atılgan olmak istediğini söylüyor.

 

“ÇAĞRI ÇITANAK İLE İYİ PASLAŞIYORUZ”
Hem ‘Tatlı İntikam’ hem de ‘Kara Para Aşk’ı düşündüğünde en güzel paslaştığın rol arkadaşın kimdi?
Hem sette hem de set dışında daha uzun vakit geçirdiğim için ‘Tatlı İntikam’daki partnerim Çağrı’yı (Çıtanak) söyleyeceğim. Birbirimizi ve de canlandırdığımız karakterleri çok iyi tanıyoruz. Birbirimizi nasıl yükselteceğimizi biliyoruz. ‘Tatlı İntikam’da hem kendi hem de Çağrı’nın rolüne sahip çıkıp onu ilerletmeyi öğrendim. Keza Çağrı da öyle. Birbirimiz için oynuyoruz. Onunla çalışmak çok zevkli.

“Keşke şu anımda onun gibi olsaydım” dediğin an ve karakterin hangisi?
Her ikisi için de yorum yapayım. ‘Kara Para Aşk’taki Aslı, doğru bildiği ve gördüğü şeyleri hiç çekinmeden açık bir şekilde söylerdi. İçime atmak yerine ben de öyle olmak isterdim. Başak’a gelirsek; ben normalde utangaç biriyim. Bir topluluğa girdiğimde çok fazla tanımadığım kişi varsa bir yerden sonra açılırım ancak. O an sesim gidebilir ve dilim kurur. Öyle anlarda Başak olmak isterim. Onun enerjisine ve atılganlığına bayılıyorum. Ben bazen kendimi yok edip, hayalet bile olabiliyorum.

“O KADAR ÇEKİNGENİM Kİ...”
Peki, bu çekingen tarafının handikabını gördün mü hiç?
Kesinlikle! (gülüyor). Uluslararası ilişkiler okurken okulu bırakıp oyunculuk yapmayı kafama koymuştum. Aslında küçüklüğümden beri de bunu istedim. Konservatuvar sınavları beş aşamadan oluşur ve alanında uzman eğitmenlerden oluşan bir jüri de seni izler. İlk iki aşamada birer komedi ve dram oynarsın. Sonrasında hareket ve şan sınavına girersin. Ardından sınava girecek diğer öğrencilerle birlikte doğaçlama çalışırsın ve o sırada jüridekiler de seni gözetler. Son aşama ise en kritik an, yani mülakattır. Benim de en büyük dileğim o anda benimle hiç konuşmamalarıydı. Yanlış anlaşılmasın, söz konusu yüksek ego vb. bir durum değil, aksine benim dilimin damağıma yapışıp sesimin çıkmaması. Bilgisayar oyunu gibiyim o an. Komut alıyorum, parçalarımı oynuyorum ve çekiliyorum. Mülakatta az soru sorsunlar diye dua ettim. Üç soru sordular, cevapladım ve çıkabileceğimi söylediler. O an o kadar rahatladım ki sınavı kazandığımdan eminim neredeyse. Tam çıkarken “Hazal, en sevdiğin aktris kim?” dediler. İşte orada beynim durdu ve bir anda ağzımdan “Madonna” çıktı (gülüyor). O sırada fısıldaşmalar başladı; “Madonna mı dedi o? Ne dedi? Doğru mu duydum?” Sonra aralarından biri bunu yüksek sesle dile getirince ben de zaten bir kere batmışım, daha da durumu kötüye sürüklememek için “Evet, Evita’daki performansı bir harikaydı” cevabını verdim. Misal, o an bana en sevdiğim şarkıcıyı sorsalardı herhalde “Juliette Binoche” derdim. Tabii son aşamada elendim.

Arkadaş ortamında çekingen değilsin galiba, değil mi?
Değilim ama arkadaşlarımla keyifli bir yemek sofrasındayken şarkı söyleyemem ya da eşlik edemem. Sadece işimin parçasıysa şarkı söyleyebilirim. Öteki türlü, yanımda en yakınlarım da olsa resmen boğazıma turp oturuyor.

“EN ÖNEMLİSİ SEVGİLİMİN YORUMU”
Oyunculuğunla ilgili ilk kimin yorumunu duymak istersin?
Erkek arkadaşımın. Tam bir izleyici gözüyle yaklaşıyor. Ayrıca okulda hazırladığım her sahneyi ve bir role nasıl yaklaştığımı bilir. Beni asla durduk yere yüceltmez. Bununla birlikte bir sinefil kadar film izler. Yeni çıkanlar, bağımsızlar, Oscar ödüllüler kısacası her tür radarındadır. Bu nedenle onun yorumu çok önemli benim için.

Özeleştiride sen ne kadar acımasızsın? Çekimde kendini beğenmediğini belirttin.
Kendi sesimi duymayı da sevmiyorum. Reklam dublajı yapıyorum ve sesimi duyduğumda irkiliyorum resmen. Performansımı hiçbir zaman çok yeterli bulmuyorum. Fotoğraf çekiminde de aynı durum geçerli. Misal, normalde çok gülerim ama gülerken de kendimi beğenmem. Fotoğraf çekilirken de bunun bir gerilimi olur (gülüyor). Fakat nasıl göründüğüm veya durduğumu pek önemsemem. Hep nasıl oynadığımla ilgilenirim. Zaten eğer iyi oynuyorsan yüzün veya vücudunda seni rahatsız eden unsur görülmez.

Hangi özelliğinle arkadaşların seni 'nevi şahsına münhasır' sıfatıyla niteler?
Ciddi bir konu hakkında konuşulurken bile çok çabuk yabancılaşırım. Orada söylediğim bir kelime beni bambaşka yere götürür. Bunu dile getiremeyeceğim bir ortamdaysam önce kendimi güldürürüm. Sonra da o kelimeyi alıp cümle kurarak tabiri caizse seni dağıtırım. Tutamıyorum kendimi. Ayrıca bir anda dans etmeye başlayabilirim. Bu nedenle çevremdekiler “Hazal’ın müziğe ihtiyacı yok” derler.

 

Edebiyat kurdu
Genç oyuncu başta Hakan Günday ve Haruki Murakami olmak üzere Türk ve dünya edebiyatından sayısız yazarı takip ediyor.

 

BABANIN YOKLUĞUNDA...
Peki, üzüldüğün anlarda sığındığın güvenli liman olarak gördüğün bir çocukluk anın var mı?
Çok kalabalık bir ailede büyüdüm. Bayramlarda ve yılbaşında mutlaka anneannemin İzmir’deki evinde toplanırdık. O günün özel olması, hepimizin bir arada o sofrada oturmasından gelir. Fakat maalesef 2013 yılında babamı, 2015’de ise eniştemi kaybettik. Biz o masada eksildik giderek. O döneme kadar her şeye gülüp geçebildiğimiz anlar benim için paha biçilemez. Benim güvenli limanım da hep bu olmuştur.

Kız evlatların babaya düşkün olduğu söylenir. Babanı kaybetmen hayata bakış açını nasıl etkiledi?
Açıkçası onu kaybedene kadar kimseye “Hayır” diyemezdim. Beni üzenlere karşı da hiçbir zaman olumsuz bir duruşum olmadı. Babamı kaybettikten sonra daha net olmayı öğrendim. Ve biri beni kırmışsa veya enerjimi kötü etkiliyorsa ona “Hayır” demeye başladım. Bununla birlikte “Seni seviyorum” demeyi de öğrendim. Her ne kadar bunu belli etsem de, sözlü olarak ifade eden biri değildim pek. Şimdi söyleyebiliyorum. Ayrıca sevdiklerimle görüşmeyi veya yapmam gereken önemli bir şeyi ertelememeyi öğrendim.

Son olarak oyunculuktaki en büyük hayalini sorayım.
Hayatımın sonuna kadar, sağlıklı kalabildiğim sürece işimi iyi yapabilmek istiyorum. Seçim hakkım oldukça beni kendine en çekeni seçip bir sonraki aşamaya gelebileceğime inanıyorum zaten. Tabii bunun için deli hırslarım yoktur. Fakat en iyisini uzun yıllar aramak istiyorum.

 

 

 

 

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı TEMMUZ 2016

Hızla değişen iş dünyasına nasıl hazırlanmalı?

Başarılı bir kariyerin ilk adımı üniversitede doğru tercih yapmak. Peki ama neye göre, kime göre doğru? Sorunun yanıtı iş dünyasında saklı. Büyük şirketlerin yöneticileri Fatoş Karahasan'ın moderatörlüğünde toplandı, iş yaşamındaki gelişmeleri, kariyer trendlerini değerlendirdi. Dijital çağın hızla dönüştürdüğü dünyada, üniversitenin artık sadece bir başlangıç olduğuna dikkat çeken yöneticiler, “Üniversite ilk adımdır, eğitim ömür boyu sürer” görüşünü vurguladılar.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı EKİM 2016

Japonya’nın radikal minimalistleri

Hayatınızda toplam kaç adet eşya var? Tek tek saymak bir yana, düşünmesi bile yorucu, değil mi? O halde, kendilerini eşyaları arasında boğulur gibi hissedip, hayatlarını sil baştan düzenleyen Japon minimalistlerle tanıştıralım sizi. Tüketimin baş tacı edildiği bir çağda, dört tişört, iki tabakla, sorgu odasına benzeyen evlerde yaşıyor, alışveriş canavarı arkadaşlarından giderek uzaklaşıyorlar.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı EKİM 2015

Jane Birkin & Serge Gainsbourg: Bohem Alemin Kült Aşkı

Serge Gainsbourg ve Jane Birkin'in 1968'de St. Tropez'de başlayan ikonik aşkları, seks, skandal ve kederle yoğruldu. Bugün hâlâ siyah-beyaz bir karede, özgürce sevişmeyi, çekip gitmeyi, hasretle geri gelmeyi, ağlayarak ayrılmayı ve âşık kalmayı hayal edenleri erotik bir rüyaya davet ediyorlar.

DEVAMINI OKU