BİYOGRAFİ & PORTRE

Gölgede kalan cesur kadın

Bir zamanların efsane gazetecisi, eşi Hikmet Feridun Es ile dünyayı dolaşıp, Hollywood yıldızlarını, Afrika kabilelerini, Uzakdoğu’nun alabildiğine farklı dünyasını fotoğrafladı. Ama paylaştıkları yalnız onlar değildi. Mavi gözleri kimsenin görmemesi gereken korkunç savaşları gördü. Kore, Vietnam ve Ruanda’nın ateş altındaki cephelerinde çektiği fotoğrafları herkesle paylaştı. Semiha Es, Türkiye'nin ilk kadın savaş fotoğrafçısıydı.

Seral Cumalı

Hollywood yıldızı gibi
Semiha Es, dönemin en güzel kadınlarındandı. 1950'lerden 1970'lerin ortasına kadar fotoğraf makinesine dünyayı sığdırdı.

Yıl 2012. Semiha Es ile röportaj yapmaya gittiğimde, kendisi tam tamına 100 yaşındaydı. Ziyaretim sırasında, Balmumcu'daki dairesinin caddeye bakan camının önünde yatakta uzanıyordu. Anıları evinin duvarlarında taptazeydi. Zorlanarak da olsa bana o anıları anlatmaya çalıştı.
Eşi Hikmet Feridun Es’in adını duyunca gözlerinden yaşlar boşanıverdi. Haliyle benim de gözlerim dolmuş, “Sizinki nasıl bir aşktı?” diye sormuştum; bakışlarını pencereden gökyüzüne çevirmiş, bir süre hayallere dalmış, sonra derin bir iç çekişle yalnızca şöyle demişti: ”Hikmet’i çok sevdim ben, çok!”
Röportaja gittiğim gün, Semiha Hanım'ın 100'üncü doğum günüydü. Bir grup foto muhabiri arkadaş da pastayla gelmişti. Semiha Hanım doğum günü mumlarını bütün gayretine rağmen üfleyememişti, biz onun yerine hep birlikte üflemiştik. Bir firma kendisine yeni nesil bir fotoğraf makinesi hediye etmişti. Uzun uzun o fotoğraf makinesini incelediğini hatırlıyorum. 100 yaşındaki yorgun elleri arasında tuttuğu makine onu hâlâ heyecanlandırabiliyordu. Kendisine duyduğum hayranlık kat be kat büyümüştü.

İLK GÖRÜŞTE AŞK
Semiha Es, 1912 yılında İstanbul’un Vefa semtinde küçük bir evde doğdu. Babası o zaman Fransızlara ait yolcu vapuru işletmelerinde gişe memuruydu. Çat pat bildiği Fransızcayı çocuklarına da öğretmeye çalışıyordu. Ailenin hali vakti yerinde değildi. Ama müziğe yeteneği olan Semiha’ya keman dersi aldırıyorlardı. Bir de sıradan bir fotoğraf makinesi vardı küçük kızın. Onunla fotoğraf çekmeye bayılıyordu. Semiha 15 yaşına geldiğinde eve maddi katkı sağlamak için, yine o yıllarda Fransızlara ait telefon idaresinde santral memuresi olarak çalışmaya başladı. Tam da o sıralarda Cumhuriyet Gazetesi bir güzellik yarışması düzenlemişti. Gazeteci Abidin Daver, Semiha’nın babasının arkadaşıydı. Mavi gözlü, sarışın, güzel Semiha’nın bu yarışmaya katılması için babasını ikna etti. Semiha yarışmaya katılmaya gidince beklenmedik bir yanıt aldı; ona “Yaşın çok küçük, imkânı yok katılamazsın” dediler. Bu yanıt genç kızı hayal kırıklığına uğrattı. Merdivenlerden başı önünde ağır ağır inerken, bir mülakat için yarışma salonuna gelen genç gazeteci Hikmet Feridun Es ile karşılaştı. Hollywood yıldızları gibi çok yakışıklı bir adamdı bu genç gazeteci. Semiha ve Hikmet Feridun Es, o gün orada birbirlerine âşık oldular. Semiha Es, daha sonraki yıllarda verdiği röportajlarda şöyle anlatacaktı o müthiş anı: “Çok yakışıklıydı Hikmet, yani o devrin en yakışıklı insanlarından biriydi. Bütün kadınlar bayılırdı ona; bilhassa sinema, tiyatro artistleri... Hep çevresini sararlardı. Hikmet’i gördüğüm o anda oldu ne olduysa; bir şey, bir elektriklenme, onda da bende de. İlk görüşte aşk diyebiliriz yani…”

 

Haberin göbeğinde
(Soldan saat yönünde)
Semiha Es, eşi Hikmet Feridun Es ile savaş haberleri yapmak için yola çıkarken.
Semiha Es'in Vietnam'da görev yaparken kullandığı basın kartı.
Altlı üstlü iki kare Es'in objektifinden Vietnam Savaşı'nı gösteriyor.
Es, asker giysileriyle görev yaptığı Kore'de yabancı basına röportaj veriyor.
Kızılay ambulansının ölü ve yaralıları taşıdığı kare ona ait.
Semiha Es'in Kore Savaşı'ndan gönderdiği fotoğraflardan bir diğeri.

 

“BEN EVLENDİM”
Bu aşk Semiha’nın ailesinden habersiz başlamıştı ve tüm şiddetiyle öyle de devam etti. Bir gün annesi Semiha’ya çok zengin, fabrikatör bir ‘kısmet’ buldu. O dönemde kimsenin arabası yokken bu ‘kısmet’in arabası bile vardı. Annesi sevinçle konuyu Semiha’ya açtı. “Mutlaka bu fabrikatörle evlenmelisin” dedi. Semiha bir şey demeden koşarak evden çıktı. Soluğu Hikmet Feridun Es’in yanında aldı, büyük aşkına durumu anlattı. Genç âşıklar hemen iki şahit bulup evlendiler. Semiha ne tepki göstereceklerini umursamadan akşam eve gitti ve ailesine; “Ben evlendim” dedi. Bir sessizlik oldu. Anne ve babası tek kelime bile edemediler. İşte o gün, Semiha baba evini terk edip, çiçeği burnunda eşinin yanına yerleşti.
Semiha, baba evinde hep maddi sıkıntı çekmişti. Bu durum evliliğinde de devam etti. Gazeteci eşinin onları refah içinde yaşatacak ekonomik imkânları yoktu. Semiha da çalışmadığı için kıt kanaat evi geçindirmeye çalışıyorlardı. Oysa Hikmet Feridun Es, 1950’lerde Hürriyet okurlarının ayağına dünyayı getiren tek gazeteciydi. O kadar popülerdi ki, uçağa binerken çekilen fotoğrafı, “Hikmet Feridun Es, yeni haberler yapmak için uzaklara gidiyor” başlığıyla gazetenin birinci sayfasından duyurulurdu. Hollywood starlarıyla röportajlar yapar, dünyanın hiç bilinmeyen köşelerine ulaşırdı. Okuyucu bu ilginç haberleri onun akıcı dilinden masal gibi okurdu. Prensler ve prenseslerle fotoğrafları manşetleri süslerdi. Ama her yolculuk büyük aşkından, Semiha'sından ayrılık demekti. Sonunda Hikmet Feridun Es, bu dayanılmaz hasrete bir çare buldu. Eşi Semiha’ya fotoğraf çekmeyi öğretecek, onu da seyahatlerine yanında götürecekti. Hikmet Feridun Es röportaj yapacak, Semiha da fotoğraflayacaktı. Ve bu kararın alındığı andan itibaren âşıklar seyahatler yüzünden bir daha hiç ayrılmadılar. Semiha Es de fotoğraf makinesini yarım yüzyıl bir daha hiç elinden bırakmadı...

CEPHEDE BİR KADIN FOTO MUHABİR
Es çifti, önce birlikte Hollywood’a gitti. Hikmet Feridun Es, zamanın ünlüleriyle röportajlar yaparken, Semiha da onların fotoğraflarını çekti. Semiha Es, bir rüyada gibiydi. Ne var ki, dünya Hollywood’la sınırlı değildi. Yerkürenin öbür ucunda bir başka yerde, Kore’de savaş vardı. 25 Temmuz 1950’de dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nda Kore Savaşı’na katılmak üzere 4 bin 500 kişilik silahlı birliğin Birleşmiş Milletler emrine verilmesi kararlaştırıldı. Hürriyet gazetesi, Kore Savaşı’nı yerinde izlemesi için Hikmet Feridun ve Semiha Es’i görevlendirdi. Semiha Es, fotoğraf makinesini koluna takıp, eşiyle 15 Ekim 1950’de Kore Savaşı’na gitti. Hürriyet, Kore Savaşı haberleri ve fotoğraflarıyla büyük çıkış yakaladı. Çiftin ilk haberinin 8 Kasım 1950 tarihli Hürriyet’te yer almasından sonra, okuyucular nefeslerini tutup savaşı izlemeye koyuldu.
Semiha ve Hikmet Feridun Es, Kore Savaşı’nda ateş altında haber peşinde koşuyor, asker kıyafetleri giyip bomba, silah ya da ceset yüklü kamyonlarda cepheden cepheye ulaşıyor, ateşin ve ölümün orta yerinde görevlerini yapıyorlardı. Geceleri ise Türk askerlerinin karargâhında ya da çadırlarda, giysilerini bile çıkartmadan kıvrılıp uyumaya çalışıyorlardı. Her an yeni bir habere gebeydi.
İşte bunlardan biri: "Bir gün, bir uçağın yakınlarımızda bir yere düştüğü haberini almıştık. Hemen ciplere atlayıp uçağın bulunduğu yere gittik. Aslında uçak düşmemiş, mecburi iniş yapmıştı. Uçağa koştum. Parmağımı deklanşöre basmak üzereyken Hikmet büyük bir telaşla geldi, beni hızla geriye savurdu ve kendisi fotoğraf çekmeye başladı. O anda kocamın, önemli bir görüntüyü yakalama şansını bana bırakmak istemediğini düşündüm. Ama daha sonra Hikmet’in uçağın infilak edeceğini düşünerek benim hayatımı kurtarmak istediğini öğrenince çok duygulandım..."
Savaş sırasında yaşadıkları birkaç cilt tutacak uzunluktaydı. Ama bir anısı onu çok etkilemişti: "Cephelerde, her zaman ölümle burun buruna yaşadık. Fakat bir keresinde, bir Çinli asker, beni öldürmek için bayağı uğraştı. Sonra bize esir düştü. Zavallıcık yaralanmıştı. Onun hastaneye gönderilmesini sağladım, yaralarıyla ilgilendim..."
Cephelerde asker kıyafeti ile dolaşan, kadın olduğu anlaşılmasın diye ellerini gizleyen Semiha Es, elçiliklerde verilen davetlere de diğer hemcinsleri gibi süslenip püslenip gitmezdi. Cephede haber peşindeyken giydiği asker kıyafeti onun en havalı davet giysisi olurdu. Ama görev dışında, şıklığından asla taviz vermeyen çok bakımlı bir kadındı.

 

Semiha Es, Afrika’nın adı bile duyulmamış yerlerini türkiye’ye tanıttı, yerli halkı fotoğrafladı. bu fOtOğrafları çekmek hiç de kolay olmadı.


“KORKTUĞUMU HİÇ HATIRLAMIYORUM”
Es çifti, Kore Savaşı'ndan sonra, beş yıl Vietnam Savaşı'nın, iki yıl da Ruanda'daki iç savaşın gözü ve dili oldu. Semiha Es’e göre Vietnam Savaşı hepsinden farklıydı. “Vietnam, Kore’den de korkunç bir savaştı. Tam bir cehennemdi” diye anlatıp ekliyordu: “Savaş çok korkunç. Dünyada savaşlar olmamalı!” Kendisine sonraki yıllarda sık sık bir kadın olarak savaşın o zor koşullarında ne hissettiği sorulmuştu. Yanıtı hep şu oluyordu: "Çevremizde mermiler uçuşurken korktuğumu hiç hatırlamıyorum..."
Bu arada en sıcak çatışmaların tam ortasında olmanın farklı bir yönü daha vardı. Savaşlar Hikmet Feridun Es'in gazetecilik ününe ün katmıştı. Ama Semiha Es'in adı pek bilinmiyordu. Çünkü röportaj yayımlandığında, Hikmet Feridun Es’in adının altında küçük puntolarla ‘Fotoğraflar: Semiha Es’ diye bazen yazar, bazen yazmazdı.

EFSANE GEZGİN ÇİFT
Bu arada Es çiftinin savaşsız görevlerinde de macera eksik olmazdı. Çünkü onlar sıradan bir gezi yazarı ve fotoğrafçısı değildi. Afrika'nın bilinmeyen yerlerinden haber ve fotoğraf göndermek uğruna yaşadıkları aksiyon filmlerini aratmayacak cinstendi. Bunlardan birini Semiha Es şöyle anlatmıştı:
"Afrika'da bir pazar yeri çok hoşuma gitmişti. Çıplak dolaşan yerli halkın pazar alışverişini enteresan bulmuştum. Fotoğraf makinemi hazırlayıp, resim çekmeye başlayınca ortalık karıştı. Yerlilerin üzerime geldiklerini gördüm. Hikmet’in yüzü sapsarı kesilmişti. ‘Canına mı susadın Semiha ’ diye bağırdı. Beni o çılgın kalabalığın arasından ite kaka uzaklaştırdılar. Canımı zor kurtarmıştım..."

 

En değerli varlığı Yıllarca savaş ve gezi fotoğrafları çektiği fotoğraf makineleri onu hep heyecanlandırdı.

 

“AYAKLARI ACIMASIN DİYE ONA ÇORAPLAR ÖRDÜM”
Semiha Es, 1950’lerden başlayarak 1970’lerin ortalarına kadar eşi ile dünyayı dolaştı. Televizyonun olmadığı yıllarda uzakları Türkiye’nin ayağına getirdi, dünyadan haberdar etti. Kendileri de Hayat Mecmuası ve Hürriyet gazetesi için çalışırken, kimsenin yaşayamayacağı maceralar yaşadılar. Bu rüya gibi hayat Hikmet Feridun Es’in hastalanmasıyla son buldu. 1980’lerin sonuna yaklaşırken sağlığı iyice bozuldu. Doktorlar iç organlarının iflas ettiğini söyledi. Üç ay ömür biçtiler ünlü gazeteciye. Ama Semiha Es, sevgili eşini beş yıl yaşattı. O acılı dönemi şöyle anlatıyordu daha sonra: “Evde kendim baktım eşime, hem de gece gündüz başında durarak. Ayakları acımasın diye ona çoraplar ördüm...” 1992’de hayatının 70 yılını birlikte geçirdiği eşini kaybetti Semiha Es. Ardından 20 yıl yalnız, suskun, sessiz geçti. 14 Aralık 2012’de Semiha Es'i sevgili eşinin yanına uğurladık.