BİYOGRAFİ & PORTRE

Grace Kelly: Esrarengiz prensesin bilmecesi

Hitchcock, “Seks fazla ortada olursa merak uyandırmaz” demişti. “Filmlerimde neden sofistike sarışınları tercih ediyorum biliyor musun? Çünkü asıl heyecan yaratan, yatak odasına girdiğinde bir sürtüğe dönüşen gerçek hanımefendilerdir.” Grace Kelly işte o hanımefendiydi. Tüm arzuları kışkırtırken mesafe koyan, flört ederken uslu duran bir muamma. Hollywood'un soğuk prensesiyken, imajını gerçeğe dönüştürdü. 34 yıl önce bir otomobil kazasında hayatını kaybeden efsanenin hayatı bugün hâlâ gizemini koruyor.

Ceren Şehirlioğlu

Gençlik ışıltısı
Amerikalı yıldız Grace Kelly, henüz 26 yaşında 1955'teki Oscar töreninde...


Grace Kelly, olimpik atlet John Kelly'nin dört çocuğundan üçüncüsü. Tüm ortanca çocuklar gibi anne-babanın ilgisinden payına en ışıltısızı düşeni. Sıradan bir uslu kız çocuğu. Fakat onu sıkıcı bir 'küçük hanımefendiden', Hitchcock'un tabiriyle 'kar kaplı bir volkana' dönüştüren ruhani ateşle kutsanmış bir kadın. 'Rear Window'da hepimizi röntgenciliğimizle yüzleşmeye iten, incecik geceliğine bakakalma isteğiyle kıvrandıran, fakat soğukluğuyla hep aramıza set çeken bir güzelliği var. Marilyn Monroe'nun ya da Brigitte Bardot, Sophia Loren gibi sıcak kedi kadınların sokulganlığının aksine, tam da Hitchcock'un sevdiği türden gizemli, uzak, daha çok İngilizlere özgü bir soylulukla süzülüyor. Bu yüzden de 'Rear Window'da Jeff'in (James Stewart) içine düştüğü gibi, sevişmenin kendisinin değil fantezisinin, daha cazip olduğu bir rüya yaratıyor.

ZENGİN, GÖRGÜLÜ KIZ
Philadelphia’da 17 odalı bir malikânede büyüyen, Alman kökenli annesinin adabı muaşeret eğitimiyle, başında kalın kitaplarla dik yürümeyi öğrenen küçük leydi Grace, öylesine kibarlığa bulanmıştı ki, zarafeti bir klişe olacak kadar tanıdıktı. Hitchcock'la çektirdiği ikonik pozda, porselen fincanına çay doldururken usta yönetmenin bile göbekli bir İngiliz kâhyaya benzemesine sebep oluyordu.
İrlanda göçmeni babası koyu bir Katolik’ti. Çocuklarının da iyi dindarlar olmasını önemsiyordu. Grace, erkeklerin olmadığı bir kız Katolik okuluna gitti. Her zaman tiyatroya, sahneye meraklı oldu. Babasının beklentilerinin aksine sporla hiç ilgisi yoktu. Pensilvanya'nın ilk kadın atletizm öğretmeni olan annesine, altın madalyalı bir kürekçi olan babasına rağmen sahne sanatlarını tercih etti.
Babasının 'sümüklü' kızı (çocukken sürekli hasta olan, cılız bir çocuktu), 17 yaşından sonra kuğu gibi serpilmesine rağmen kendi deyimiyle hep 'fazla' kategorisindeydi: 'Fazla zayıf, fazla uzun, fazla çeneli!'

EVLİ YAHUDİ ADAMLA AŞK MI?
New York'ta Amerikan Dramatik Sanatlar Akademisi'nde okurken, kendisine öğretilenden şaşmayan uslu bir kız olarak Barbizon Kadınlar Oteli'nde kalıyordu. İçeriye erkeklerin alınmadığı bir kız yurdunu andırıyordu burası. Fakat New York'un hercai rüzgârı her genç kızın içindeki alevi körükleyebilir. Hele ki Grace gibi bastırılmış tutkularla kuşatılmışsanız. Genç Grace Kelly, 1947'de kendinden 11 yaş büyük evli bir adamla aşk yaşamaya başladığında annesi Margaret, uslu kızın isyan bayrağını çektiğini anlamıştı. Üstelik evlenmek istediği bu adam bir Yahudiydi! “Bir Yahudiye âşık olabileceğimi asla akılları almıyordu” diye yazmıştı bir mektubunda.
Buna rağmen Grace sevgilisini Philadelphia'daki evlerine getirip ailesiyle tanıştırma cesaretini gösterdi. Ailesinin korkunç muamelesine maruz kaldıkları gibi, bir de annesi adamcağızın özel eşyalarını karıştırdı. Çantadan boşanma kâğıtlarının yanı sıra bir kutu prezervatif de çıkınca ipler iyice koptu. İlk aşkıyla işler umduğu gibi gitmedi; üstelik ikinci sevgilisi de pek parlak değildi. Aktör Gene Lyons da ondan epey büyük ve evliydi. Neyse ki, en azından İrlandalı bir Katolik’ti ama içki sevdası Grace'e aşkından ağır bastı.

 

Işıltılı, bol aşklı bir hayat
5 yaşındaki Grace Kelly, New Jersey sahilinde olimpik kürekçi olan babası, atletizm öğretmeni annesi ve kardeşleriyle, 1935.
1956'da çekilmiş fotoğrafında Kelly bir güzellik tanrıçasından farksız.
Sonradan sinema klasiği olacak 'Rear Window' (Arka Pencere)'nin 1954'te Los Angeles'ta yapılan galasında, filmin yönetmeni Alfred Hitchcock ve Oleg Cassini ile..
1955'teki Oscar töreninde Edmond O'Brien ve Grace Kelly ödüllerini kutluyor. Kelly o yıl, 'The Country Girl' filmindeki rolüyle en iyi kadın oyuncu Oscar'ını almıştı.
Clark Gable, güzel yıldızın adının aşk dedikodularına karıştığı isimlerdendi. Ama çoğu söylenti gibi bu da "Sadece arkadaşız" cümlesiyle geçiştirildi.

 

YUVA YIKAN KALTAK YA DA BAKİRE PRENSES
Kelly, sonunda Monaco sarayında durulana kadar Ali Han gibi playboylardan, Clark Gable gibi ultra yıldızlara kadar pek çok erkekle ateşli ilişkiler yaşadı. ‘Dial M for Murder'ı çekerken tanıştığı Ray Milland'ın karısı onun yuva yıkan bir kaltak olduğunu ilan etti. Hatta dönemin en ünlü köşe yazarlarından biri 'nemfomanyak' olduğuna kanaat getirdi.
'Fourteen Hours'un yönetmeni Henry Hathaway'in karısı Skip Hathaway, “O Grace yok mu! Yatmadığı adam yok!” diyor, biyograf James Spada “Katolik olması yatıp kalkmasını engellemedi. Yatağa haçıyla girer, üstünde haç kolyesinden başka bir şey olmadan kiliseye gider günah çıkarır, dönüşte yine birinin koynuna girerdi” diye anlatıyordu.
Grace Kelly'nin imajı, o yıllarda birçok Hollywood yıldızınınki gibi stüdyonun ürettiği bir ambalaj değildi. Grace, markasını annesiyle yaratmıştı. Annesi ona kibar bir genç kız olmasını öğretti, Grace bunu bir sanata dönüştürdü. Üstelik içine, herkesin açmaya heves edeceği bir hediye paketine şehveti karıştırarak.

CLARK GABLE İLE AFRİKA’DA AŞK
'Life of Grace Kelly'nin yazarı Donald Spoto, bu şehvetli ilişkilerin arasında en etkileyici olanın 'Mogambo'da birlikte rol aldığı Clark Gable kaçamağı olduğunu iddia ediyor. “Aralarında güçlü bir çekim olmasına rağmen kendilerini cinsel olarak tutmaya çalıştılar” diye anlatıyor. Örgüye meraklı Kelly, Noel’de Gable'a elleriyle çorap örüp hediye etmek gibi pek de seksi olmayan tatlılıklar yapsa da, yakın arkadaşı Prudence Wise'a yazdığı mektuptan bir çift çoraptan öteye gidildiği anlaşılıyor. Doğu Afrika'daki setten gelen mektup “Dün izin günümüzdü” diye başlıyor. “Clark'la cipe binip üç saat uzaktaki Bukoba'ya gittik. Korkunç bir öğle yemeği yedik ama göle girişimiz inanılmaz lezzetliydi! Üzerimizde sadece iç çamaşırlarımızla... Nasıl isyankâr, anlamışsındır...”
'Mogambo'nun çekimleri, Ava Gardner ve Frank Sinatra'nın ziyaretiyle, bitmeyen bir şenliğe dönüşüyordu. Bir başka mektubunda bu cümbüşün ona fazla geldiğinden şikâyet ediyordu. “Noel'i takip eden 10 gündür bitmeyen bir şampanya banyosunda gibiyiz. Pazar günü işin iyice dozu kaçtı. Ava ile çok iyi arkadaşız. Onunla Londra'ya gelmemi istiyor ama bayağı nevrotik bir tip. Neyse ki Frank cuma günü gitti. Belki şimdi işler biraz daha kolaylaşır.”

DIŞARIDA HANIMEFENDİ YA İÇERİDE?
Grace Kelly, gücünü içindeki gustodan alıyordu. Zaten varlıklı bir aileden gelmenin doğallığıyla Hollywood'un şaşaasından etkilenmiyordu. Oleg Cassini gibi görkemli playboyların önüne serdiklerine gözünü kapatabiliyor, MGM stüdyosunun onu sahiplenmesine izin vermiyordu. İçki alemlerine, havalı partilere, yakışıklı adamların yatlarıyla gidilen Avrupa tatillerine toktu. Dünyeviliği, peri masallarına özgü kibar bir ışıltıyla hafifletiyordu. Bunun için Alec Guinness'in tabiriyle 'Bayan Enigma'ydı. Acımasız bir erkek avcısı mı, bakire prenses mi asla karar veremeyeceğimiz bir sır perdesini, güzel yüzünü gölgeleyen bir duvak gibi taşıyordu.
Hitchcock, bu gizemin en büyük hayranlarındandı. “Onu bilerek hep soğuk göstermeye çalışıyorum. Genellikle profilden çekip, klasik, güzel ama uzak edasını yakalamak istiyorum. Ama sonra Cary Grant otel odasına girdiğinde bir anda ne yapıyor? Dudaklarını dudaklarına yapıştırıveriyor!”

 

Prenses gibi prenses
Grace Kelly ve Prens III. Rainier, 20 Nisan 1956'da Monaco'da evlendi. Kelly, güzelliği ve film şirketi MGM'in kostüm tasarımcısı Helen Rose tarafından hazırlanan gelinliğiyle masallardan çıkmış prenseslerden farksızdı.

 

BİR PRENSES ARANIYOR
Bu enigma onu 1950'li yıllarda Hollywood'un en çok kazanan yıldızlarından biri yaptı. O sırada Atlantik'in öteki yakasında Central Park'ın büyüklüğünü geçmeyen Monaco'da yeni tahta çıkan Prens Rainier III, ülkesinin düşüşe geçen popülaritesini artırmanın yollarını arıyordu. Monte Carlo kumarhanesi ışıltısını yitirmiş, Las Vegas jet setin yeni fantezi merkezi olmaya başlamıştı.
Prens'in danışmanları bir Hollywood yıldızıyla evlenmesinin Monaco'ya kaybettiği ışıltıyı yeniden kazandıracağını söylüyorlardı. Önce bu yıldızın Marilyn Monroe olacağı konuşuldu. Monroe, Monaco'nun Afrika'da olduğunu sansa da, kabul etmeye gönüllüydü, fakat kraliyet ailesi seksi sarışının imajının saraya uymayacağını düşündü.
1955'te Grace Kelly'nin Cannes Film Festivali için geleceği konuşulduğunda Paris Match yayın yönetmeni Pierre Galante'ın aklında ışık çaktı. Rainier ile Kelly'yi bir araya getirecekti. Buluşma ayarlandı, Kelly'nin saray bahçesinde gezdirileceği süslü bir program hazırlandı. O gün her şey ters gitse de (otelinde elektrikler kesildiği için elbisesini bile ütüleyemeyen Kelly, lahanaya benzeyen bir kıyafetle prensin karşısına çıkmak zorunda kalmıştı), sarayın hayvanat bahçesinde kaplan yavrularını birlikte besledikleri fotoğraflar büyük sükse yaptı.

YÜZYILIN DÜĞÜNÜ
Prens, bu hoş Amerikalı kadından, yıldız kimliğinden bağımsız etkilenmişti. Çocukken “Büyüyünce prenses olacağım!” dediği söylenen Kelly'nin, onu ciddiye almayan babasına daha etkili bir cevabı olamazdı. Prens Rainier ve Grace Kelly 16 Nisan 1956'da resmi seremoniyle 'Yüzyılın Düğünü'nde evlendi. Düğünü ekran başında 30 milyon kişi izledi. MGM'in Oscar ödüllü kostüm tasarımcısı unutulmaz gelinliği tasarladı. Kraliyet sarayı yeni prensesin portrelerinin yerleştirildiği büyük bir tadilattan geçti. Prensin derin aşkına rağmen annesi Charlotte ve kız kardeşi Antoinette, kraliyet inceliklerinden anlamayan Amerikalı gelini aileye kabul etmekte güçlük çekti. Daha evliliğin başında, Grace, Antoinette'ten nedimesi olmasını isteyerek büyük bir kabalık yapmış sayıldı!
Saray hayatı, Kelly'nin disiplinli, muhafazakâr köklerini filizlendirdi. Manhattan'ın cilveli kızı, yaşlandıkça annesi Margaret'ın Alman katılığına büründü. Gitgide tutucu, katı bir buzlar kraliçesine dönüştü. Kızları Stephanie ve Caroline ise baskılara inat, annelerinin gençliği gibi çapkın hayatlar sürdüler.
Prenses Grace, içindeki iyi aktrisin içgüdüleriyle kraliyet rolünü de iyi çalıştı. Kendine İngiliz monarşisini model alarak, Kraliçe Victoria'nın imgesine büründü. 1960'larda kadın hakları ve özgürlük hareketine karşı tutum aldı, daha da dindarlaştı, filmlerde seks ve şiddet kullanımını kınadı, kızlarına Avrupa Kraliyet Aileleri Almanağı'ndan eş aramaya koyuldu.

 

Anılarda kalan tablo
Prens Rainier ve Prenses Grace, 10'uncu evlilik yıldönümlerinde saraylarının bahçesinde çocukları 9 yaşındaki Caroline, 8 yaşındaki Albert ve 14 aylık Stephanie ile...

 

HITCHCOCK'UN HAYALETİ
Diana Spencer'ın Prens Charles ile evlendiği kraliyet düğününde, gözyaşlarını tutamayan müstakbel prensesi teselli ederken “Üzülme şekerim, her şey daha da kötü olacak” dediği rivayet ediliyordu. Her şeye rağmen Prens, güzel prensesini büyük bir aşkla sevmeye devam etti. Evliliklerinin bir döneminde sarayda değil Paris'teki apartmanlarında kalmayı tercih eden eşine yazdığı mektupta şöyle diyordu:
“Sevgilim,
Bu mektubu sana en basit haliyle aşkımı anlatmak için yazıyorum. Seni özlüyorum, ihtiyaç duyuyorum, her zaman yanımda istiyorum. İyi yolculuklar sevgilim. Dinlen, rahatla ve burada senin için hasretle yanan adamı düşün! Seni çok seviyorum...”
Prenses Grace 1982'de, Roc Agel'deki kır evinden dönerken, kullandığı spor otomobilin kontrolünü kaybetti. Yanında kızı Stephanie de vardı. Otomobil uçurumdan yuvarlandı, Stephanie kasık kırıklarıyla kazayı atlatırken, Prenses kurtarılamadı.
Son nefesinde bile Hitchcock'un hayaleti peşinde gibiydi. Kullandığı otomobil, tam da 'To Catch a Thief'te Cary Grant'le piknik yaptıkları kırlardan geçerken tepetaklak olmuştu. Grace Kelly, Hitchcock'un bir mitolojiye dönüştürdüğü arzu ve ihtiyatın, tutku ve kayıtsızlığın, özgürlük ve tutsaklığın prensesiydi. Ve öldüğü güne kadar profilden fotoğrafında yarısı saklı Mona Lisa gülüşüyle, bir bilmece olarak kaldı.