STİL

Her şeye karşı Vivienne Westwood

Punk’ın başlama vuruşunu yaptı. Fetiş nesnelerden moda yarattı. Modaya tarihi soktu; sanat eserlerini podyumda yürüttü. Bugün artık dünyayı kurtarmak için tasarlıyor. Çağımızın ikonu, yaşayan efsane, tasarımcı Vivienne Westwood, hep hikâye anlattı; şimdi kendi hikâyesini anlattığı kitabıyla karşımızda.

Eren Başağan

İlk müzelik oluşu
Sonradan pek çok sergiye katılan Vivienne Westwood, 1991 yılında Paris'teki Kostüm ve Moda Müzesi'nde
düzenlenen 'Yaratıcılarına Göre Dünya' enstalasyonunda.

 

“Punk, ben ve Malcolm için her şeydi. Bunun hakkında, insanların konuşmam gerektiğini düşündüğü kadar konuşmuyorum artık, ama utandığım veya demode olduğunu düşündüğüm için değil. Şu anda yaptıklarımla daha çok ilgileniyorum. Yine de şunu açıklamak zorundayım. Şimdi yaptığım şey hâlâ punk; hâlâ haksızlıkları haykırmak ve insanları düşündürmekle ilgili, rahatsız edici olsa bile. Bu bakımdan her zaman bir punk olacağım. Punk yaşıyor!”
O söylüyorsa inanmalısınız. Çünkü bu bembeyaz saçlı, biraz soğuk çokça küstah bakışlı, 75 yaşındaki karizmatik kadın, bizzat punk’ı yaratan birkaç isimden biri. Moda dünyasının yaşayan efsanesi, gelmiş geçmiş en özgür ruhlu tasarımcısı, çılgın, enerjik, cesur Vivienne Westwood bugüne dek çizgileriyle, fikirleriyle Jean Paul Gaultier'den John Galliano'ya pek çok modacıya ve moda akımına yön verdi. İki kez Britanya’da yılın tasarımcısı seçildi, tüm sistem karşıtlığı düşünüldüğünde ironik ama Kraliçe Elizabeth tarafından şeref madalyasıyla onurlandırıldı. Gold Label, Red Label, Vivienne Westwood Man, Anglomania markalarını yarattı; Paris’ten Hong Kong’a mağaza zinciri kurdu. Hâlâ koleksiyonlarıyla podyumu, bıkıp usanmadan sürdürdüğü çevreci eylemler ve yürüttüğü kampanyalarla dünyayı sallıyor. Ancak Vivienne Westwood’un gündemimize düşmesinin nedeni bunlar değil; yazar Ian Kelly ile birlikte kaleme aldığı, “Yaşayan saygıyı hak ediyor, ölüler gerçeği” diye bahsettiği kitabında anlattığı kendi hikâyesi. Kitap, tam da ondan bekleneceği gibi sansasyonel.

 

Kitabı çıktı
Yazar Ian Kelly ile kaleme aldığı Vivienne Westwood kitabı, Türkçe'de Artemis Yayınları'ndan çıktı.

SIRADAN, ÇOK SIRADAN

Vivienne Isabel Swire, 8 Nisan 1941’de savaşın tam ortasında Derbyshire, Glossop’da dünyaya geldi. Bembeyaz tenli, mavi gözlü, bildik İngiliz bebeklerindendi. Hayata epey mütevazı başladı. Babası ayakkabı tamircisiydi; annesi yerel bir pamuklu atölyesinde çalışıp ailenin iki yakasını bir araya getirmesine katkıda bulunuyordu. 17 yaşındayken Londra’ya Middlesex-Harrow’a taşındılar. Geleceğin moda ikonu yerel bir fabrikada iş buldu. Bir dönem Harrow Sanat Okulu'na da devam etti ama sürdürmedi. 1960’larda hayatı, İngiliz işçi sınıfından tipik bir genç kadınınkine benziyordu. 1962’de soyadını ve ilk oğlu Ben’i ona veren Derek Westwood ile evlendi; Vivienne Westwood’un tabiriyle “Deney yapmanıza izin verilmeyen bir dönemde…” Öğretmen olarak çalışmaya da başlamıştı. Oğlu ve kocası ile mutlu görünüyordu, ideal, kendi halinde bir hayat sürüyordu. Fakat kısa süre sonra her şey dağıldı. Vivienne’in şık giyimli mod kocası Derek, pilot olma hayalinin peşinden gidip Londra’dan ayrıldı. O sıralar öğretmenliği de bırakmış olan genç kadın yapayalnız kaldı. Bir yandan takı yapıp Portobello Road’da satıyor bir yandan oğluna bakıyordu.

“MALCOLM’SIZ DÜNYA, BREZİLYA’SIZ DÜNYA…”
Hayatında her şeyi değiştiren adamla o günlerde tanıştı: Kardeşi Gordon’ın arkadaşı, kendisinden beş yaş küçük, sanat öğrencisi Malcolm Mclaren ile.
“Çok çok az aşk yaşadım. Çok, çok az… Erkek arkadaşlarımın sayısı elimin parmaklarını geçmez. (…) Her zaman tek bir kişiye sadık oldum. Ve hiçbir zaman aynı anda birden fazlasını istemedim. Sanırım hayatımdaki ilk entelektüel erkek Malcolm’dı” diye anlatıyor Vivienne Westwood. “Ona âşık olduğumda, çok güzel olduğunu düşündüm ve hâlâ da böyle düşünüyorum. Malcolm tecrübem benim için çok değerli. Onsuz bir dünya, Brezilya’sız bir dünya gibi olurdu. Karizmatikti, yetenekliydi; ondan gerçekten çok hoşlanmıştım. Ve deli olmasına rağmen, onun hakkında daha fazla şey öğrenmek istediğimi biliyordum.”

 

Azı klasik, çoğu Punk günler (Soldan saat yönünde)
Vivienne Westwood, 15 yaşında Isle of Man'de tatilde, 1956.
SEX adlı dükkânın müdavimlerinden (soldan sağa) Danielle, Alan Jones, Chrissie Hynde, Vivienne Westwood ve 'tanrıça tezgâhtar kız' olarak bilinen Jordan.
Üzerinde, Sex Pistols'ın hit parçasından esinlenerek tasarladığı efsanevi 'God Save the Queen' tişörtüyle Vivienne Westwood ve sevgilisi, tasarım ortağı Malcolm McClaren, 1976.
İki ergen genç Vivienne Westwood tasarımı Destroy tişörtlerini giyiyor, 1980'ler.
Vivienne Westwood, ilk butiği Let It Rock'ta, 1971.

 

PUNK’I BAŞLATMAK
İlişkileri birdenbire gelişmedi, yavaş yavaş adım adım ilerledi. Ama inişli çıkışlı, kavgası tutkusu bol ilişkilerinin o kadar güçlü bir enerjisi vardı ki, punk’ı şekillendirdi. Bazılarının deyişiyle ‘o ikisi dünyayı değiştiren bir ortaklık’ kurmuşlardı.
Vivienne Westwood ikinci oğlu Joseph’ı dünyaya getirip, takı yaptığı günlerde, yeni partneri aracılığıyla, politik alanda rol oynayan yaratıcı, özgür ve güçlü sanat dünyasına da girdi. Ve kendini asla suyun akışına bırakmadı.
1960’larda hippilik yükselirken, Vivienne-Malcolm çifti bir çeşit 'rock’ın dönüşü' hareketini başlattılar. Vivienne Westwood, Malcolm için şeker mavisi Teddy Boy kıyafetleri dikiyor; 1950’lerin müziğine, objelerine tutku duyuyorlardı. Çevrelerinden gördükleri ilgi, 1971’de 430 Kings Road adresinde ilk butikleri ‘Let It Rock’ı açmalarını sağladı. İçini Westwood’un rock esintili tasarımlarıyla doldurdular. Ama 1950’lerden çabuk sıkıldılar. Yeni jenerasyon daha yıkıcı bir şeyler istiyordu. Hemen bir yıl sonra, 1972’de motosikletçi kıyafetlerinin, fermuar ve derilerin devreye girmesinin arkasında bu istek yatıyordu. Butiğin ismi yeni tasarımlarına uygun şekilde değişti: Too Fast To Live, Too Young To Die. Hâlâ platform tabanlı ayakkabılar ve bobstil takım elbiseler satmaya devam ediyorlardı ama Westwood’un çığır açan yeni tasarımları kendine büyülenmiş bir hayran kitlesi yaratıyordu artık. Bir parti kolsuz siyah tişört almış, bunları bambaşka bir hale sokmuştu. Örneğin birinin göğsüne çivilerle VENUS yazıyor, diğerinin göğüs ucuna küçük fermuarlar yerleştiriyordu.

 

Zirveden anlar  (Soldan saat yönünde)
Vivienne Westwood aksesuarları, 2012.
Naomi Campbell, Westwood'un tasarladığı 20 santimetre topuklu ayakkabılarla podyumda yürürken düştüğünde, 1993.
Model Carla Bruni, Vivienne Westwood'un şovunda hayli cüretkâr, 1994.
Anti-terör yasasını protesto etmek için tasarladığı tişörtü bir bebekle tanıttı, 2005.
Paris Moda Haftası 2012 Sonbahar/ Kış defilesi.
Seksi oyuncu Pamela Anderson, Westwood tasarımıyla podyumda.
Somerset House'da Ebola Yaşam Fonu'nu desteklemek için düzenlediği defilede, kendisinden 25 yaş küçük ikinci eşi ve iş ortağı Andreas Kronthaler (solda) ile bir erkek modelin kollarında, 2015.
Dame unvanını 9 Haziran 2006'da aldı.
Andreas Kronthaler ile kendi tasarımı couture kostümleriyle poz veriyor, 1997.

 

TEK KELİMEYLE SEX
O sıralar yaptıkları ABD seyahati, tasarıma bakışlarını bir kez daha değiştirdi. 1974 yılında dükkân Westwood ve Mclaren’ın ellerinde yeniden şekillenip, adlandırıldı. Tabelaya dev, pembe kauçuktan büyük harflerle SEX yazıldı; altına da Thomas Fuller’ın şu aforizması: “Hile giyinmek zorundadır ama gerçek çıplak dolaşır.” Dükkânın içi yeniden dekore edildi, sprey boyalarla pornografik grafitiler yapıldı ve hardcore malzemelerle süslendi. Kilitler, kauçuk perdeler, zincirler, kırbaçlar, kelepçeler. Butikten çok sex-shop’a benziyordu ama tanınmalarını da bu dükkâna borçluydular. Jerry Hall ilk kez buraya geldi, şov dünyasının ünlüleri Bryan Ferry ve Jonathan Ross’dan müzisyen Marco Pirroni’ye pek çok kişinin hayranlığını kazandılar. “SEX look’umu çok seviyordum. Kauçuk dizüstü çoraplarım ve pornografik resimli tişörtüm, stilettolarım ve dik dik saçlarım. Daha iyi görünemeyeceğimi düşünürdüm” diye hatırlıyor Vivienne Westwood o günleri. Her parça, her detay Punk’ın dışavurumuydu. Westwood’un “Ben ve Malcolm’dan önce punk yoktu” demesinin sebebi…
Punk onlar için doruğuna 1975’te Malcolm Mclaren’ın Sex Pistols’ı keşfetmesiyle ulaştı. Bir yıl sonra Mclaren artık grubun menajerliğini üstlenmiş, butik de yeniden değişmişti. İsmi Sex’ten Seditionaries’e çevrilmişti. Özeti punk makyajı, teatral şiddet -Westwood’un sözleriyle “Aslında biz kaosa meraklıydık, şiddete değil”- ve fetiş giyimdi. İşler yavaş yavaş değişmeye başlıyordu. Mclaren grubun peşinde koşarken, Westwood kendisi için en anlamlı bulduğu şeyi yani tasarımlarını yapıyor, aralarındaki ilişkinin iniş çıkış hızı roller coaster’lara taş çıkarmaya başlıyordu. Kavgalarının desibelleri uzaya ulaşmıştı. Sex Pistols’ın çöküşü ve punk’ın ana akım içinde soğurulması, Westwood’un inancını yitirmesine neden oldu. 1979’da butik son kez isim değiştirdi ve bugüne kadar gelen ‘World’s End’ adını aldı. ‘Son’, Westwood’un punk döneminin sonunu da işaret ediyordu. Oğlu Ben, bunu şöyle anlatıyor: “Punk yayılmaya başladığında çoktan ölmüştü. The Sex Pistols’ın dağılmasıyla punk da öldü, çünkü işin politik tarafı vardı. Ama o taraf Malcolm değiştiğinde ve annemle ikisi başka şeylerle ilgilenmeye karar verdiklerinde öldü. Onlar punk’ı başlatan ve sona erdiren kişilerdi.”
Mclaren geldiği gibi çıktı Vivienne Westwood’un hayatından; yavaş yavaş… Hatta Sex Pistols dağılıp, modaya devam etmeliler mi etmemeliler mi tartışmalarında, Mclaren moda için ısrar eden, hatta şaşırtıcı dönüşümü gösteren taraf olduğu halde...“Romantik olmalı” diyordu. Vivienne da ona uydu; 1981’de iki koleksiyon, Pirate (sonbahar/kış 1981) ve Savage (ilkbahar/yaz 1982) değişimi başlattı. Mclaren’ın yeni dönemdeki bu ilk etkisine rağmen, çift aynı yıl ayrıldı; iş ortaklıkları da 1984’de sona erdi.
“Kimsenin beni sevmesini istemedim” diye anlatıyor duygularını Westwood. “Sevgi benim için elzem değil. İnsanlar benden hoşlanıyorsa, buna minnettar olurum. Ama böyle bir beklentim yok. Kendi başıma olmayı seviyordum. Birine edebileceğim en iyi iltifat, onunla birlikte olmanın en az tek başıma yaşamak kadar iyi olduğudur.”

 

Son koleksiyon
Paris Moda Haftası'nda, Vivienne Westwood Sonbahar/Kış 2016/2017 koleksiyonundan kareler.

 

KÜLTÜREL ELİTİST, ÇEVRECİ AKTİVİST
Westwood için punk’ın ardından gelen dönem bir çeşit kültürel elitizm dönemiydi. Seyahat etti, okudu, dinledi, sanat galerilerinde günler geçirdi. Korsanlarla çıktığı yola, kraliyet çizgileriyle, Van Dyck’ın portrelerinden esinlenen tasarımlarla, tüvitler, sonra da tartan kumaşlarla devam etti. Ve moda ile sanat tarihini birleştirdiği bu dönemde ürettikleriyle efsaneleşti. Öyle ki, taklitçileri en ünlü modacılar oldu.
“John Galliano benim büyük hayranımdı ve kıyafetlerimi kopyalıyordu. Bunu biliyorum, çünkü dükkânıma gelirdi. Bir arkadaşımla Paris’te şovunu izlemeye gittim ve arkadaşım koleksiyona bayıldı, ben de öyle. Çünkü bu benim bir yıl önceki şovumun aynısıydı. Şöyle düşündüm: Moda işte! Gerçekten tuhaf. Kıyafetlerimin giyilemez olduğunu yazdılar ama bir sonraki sezon ve ondan sonrakilerde işlerim başkaları tarafından kopyalanıp, çok daha büyük destekler alıp çok daha büyük paralara satıldı.”
2000’lerin başından bu yana Westwood’un çizgisi daha fazla aktivizme kaymış durumda. Asistanı ve 1993’te evlendiği kendisinden 25 yaş küçük ikinci eşi Andreas Kronthaler ile yaptığı tasarımlar, artık insani ve ekolojik adalet için yürüttüğü çalışmaların izlerini taşıyor. Hem seçtiği kumaşlar, hem oluşturduğu look’lar bakımından. Kâh yağmur ormanları için tasarlıyor, kâh Kuzey Kutbu, kâh Ebola için. Ve ardında bıraktığı 45 yılda çok az kişinin yapabildiği bir şeyi başarıyor: hem kendinde hem tasarımlarında birden çok devrim yapmayı. Kim bilir, belki yenisi de yoldadır: “Benim kıyafetlerimin bir hikâyesi var. Kimlikleri var. Karakterleri ve amaçları var. Bu nedenle klasik oluyorlar. Çünkü hikâye anlatmaya devam ediyorlar. Hâlâ da anlatıyorlar.”