YÜZLER

Hiç dinlemeyen de Türkçe dinlesin diye...

1990’lar Türk pop'unun hâlâ dinlenen pek çok şarkısının prodüktör koltuğunda o vardı. Yıllarca Sezen Aksu ile çalışan Aykut Gürel, bu kez usta sanatçının 12 şarkısını caz sound’uyla buluşturdu. Sezen Aksu ilk kez bir albüme baştan sona söz ve müziklerini verdi. Şarkıları ‘demli’ sesiyle Bergüzar Korel yorumladı. “Canım böyle bir şey yapmak istedi, yaptım” diyen Gürel ile söze albümden girdik, Türk müziğinin 2000’lerdeki durgunluğundan çıktık.

Burak Tatari

Gerçeğe dönüşen hayal
Bergüzar Korel, albümle ilgili, "Şarkı söylemeyi hep hayal ettim ama albüm yapmaya cesaret edemezdim. Aykut Gürel projesini anlattığında bunun parçası olarak hayalimin peşinden gittim" diyor.

 

1990 yılında Ajda Pekkan’ın ‘Yaz Yaz Yaz’ albümünün mikslerini hazırladı. Daha sonra Sezen Aksu’nun basçısı oldu. Onno Tunç ile çalıştı. Aşkın Nur Yengi’nin ‘Hesap Ver’, Emel Müftüoğlu’nun ‘Faka Bastın’, Yonca Evcimik’in ‘Kendine Gel’ albümlerinin yapımcılığını üstlendi. Sezen Aksu’nun orkestra şefi ve müzik direktörü olarak görev aldı. Aykut Gürel şimdi, özgün bir projeyle karşımızda. Müzik adamı, Sezen Aksu’nun ‘Büklüm Büklüm’, ‘El Gibi’, ‘Kaç Yıl Geçti Aradan’, ‘İzmir’in Kızları’ başta olmak üzere 12 şarkısına Ediz Hafızoğlu, Cem Tuncer, Ercüment Orkut, Siney Yılmaz ve Volkan Topakoğlu gibi profesyonel müzisyenlerden oluşan grup ile caz yorumu kazandırdı. Konservatuvar mezunu Bergüzar Korel ise bu eserleri 40 yıllık şarkıcı gibi yorumladı. ‘Aykut Gürel Presents: Bergüzar Korel’ albümü iTunes’da satışa sunuldu. Gürel, albümün çıkış fikrinden Bergüzar Korel ismine nasıl karar verdiğine, müzik dünyasında 1990’larla 2000’ler arasındaki temel farklara kadar birçok konuya ışık tutuyor.

Albüm fikri nasıl ortaya çıktı?
Amatör bir caz grubunu dinlerken “Sezen Aksu şarkılarını böyle çalsak ne güzel olur” diye düşündüm. Gruptaki çocuklar sonradan bu işin içinde yer almak istemediklerini söyledi. Eşim Senem (Çapa), bu işi oyuncularla yapabileceğimizi söyledi. YouTube’da oyuncuların şarkı söyledikleri video’ların hemen hemen tamamını seyrettim. Bu sırada Sezen’le konuşmaya başladık. Sezen ve Yaşar Gaga, Bergüzar’ı (Korel) önerdi. Dinlediğimde ses rengini çok beğendim.

Bergüzar Korel’in ‘şarkıyı oynayabildiği’nden bahsediyorsunuz. Bunu tarif eder misiniz?
Sezen şarkılarının sözleri şiirdir. ‘Zalim’ şarkısını düşünün. Sözlerini A4’e basın, yukarıdan aşağıya okuyun. Şarkı sözünden çok şiirdir. Sezen Aksu, şarkılarında sıkıntılı bir laf eder. Sözleri dinleyene geçer. Bu şarkıları söyleyecek solistten de, o lafı ederken duyguyu bana geçirmesini beklerim. Oyuncuların hayatı, metni karşı tarafa aktarmak üzerine kurulu. O yüzden bunu en iyi bir oyuncunun becerebileceğini düşündüm.

12 şarkıyı nasıl seçtiniz?
İstediğimiz formda çalınmaya uygun şarkılar hangileri diye baktık. İşin doğrusu çok da zor olmadı. Ama şunu söylemeliyim; bu formda, orijinalinden farklı şekilde 12 Sezen Aksu şarkısından 20 albüm daha yapabilirim.
Peki, yapacak mısınız?
Sezen Aksu benim dostum. Ayrıca onun repertuarı benim çok iyi bildiğim, yıllardır içinde bulunduğum bir repertuar. Yapabilirim ama “Yeter, Sezen şarkılarının tadını kaçırdın” denmesini de istemem.

 

 

“ANA AKIMDA YARIŞAN BİR PROJE DEĞİL”
Sezen Aksu’dan izin almak kolay oldu mu?
Sezen, hayatında ilk defa bir albüm için baştan sonra sözlerini ve müziklerini veriyor. Onun prensibi vardır. Bir albüme üç şarkıdan fazla vermez. Benim onunla ilişkim farklı, yine de çok kolay değil. “Al istediğin gibi kullan” denecek kadar basit bir iş değil. Ama Sezen benim iyi bir iş çıkartacağımı bilir. Bu, ana akımda yarışan bir proje değil. Bambaşka bir dili, söylemi var. Daha müzik müzik bir iş.

Sezen Aksu, Aykut Gürel ve Bergüzar Korel’in içinde olduğu bir iş ana akımın dışında kalabilir mi? Bu albümle belki genel müzik kalitesini yukarı çekersiniz.
Tabii amaç biraz da o. “Dünyada böyle bir müzik türü de var. Bunu da biraz dinleyin” diyoruz. Bu, güzel çalınmış müzik. İçinde yalan dolan, teknolojik numaralar yok. Bizde temel enstrümanlarla müzik yapınca, “Ah çok güzel. Nostaljik. 90’lar…” diyorlar. Ama öyle bir şey yok. Bu, müziğin en temel hali. Bruno Mars da bunu yapıyor. Mars 90’lar mı? James Brown’un getirdiği yeri biraz yönünü değiştirerek devam ettiriyor.

Sezen Aksu kayıtları nasıl buldu?
Annesiyle ilgili sıkıntılı bir süreçteydi. Hem onu yormak istemedim, hem de bitince görüşünü dinlemeyi tercih ettim. Bir işi yaparken içinde duman altı oluyorsunuz, dışarıdan taze birinin değerlendirmesi daha büyük önem taşıyor. Sezen’e kayıtları her şey bittikten sonra yolladım. Çok beğendi.

Hiç düzeltme istedi mi?
Tek bir şarkıda düzeltme istedi. O da ‘Aldatıldık’. Bu, albümde yer alan ve Sezen Aksu’nun hiç söylemediği tek şarkı. Şarkıyı yıllar önce yolladığında Attila Özdemiroğlu’nun küçük bir değişiklik yaptığını söyledi. “O hep sıkıntımdır. Keşke benim bestelediğim şekilde yapsaydınız” dedi. Şarkının mikslerini yurtdışında yapmıştık. Bunun için şarkıyı tekrar çalmamız gerekiyordu. Ama artık çok geçti.

Birçok müzik eleştirmeni bu albümü yayınlamanın cesaret olduğunu düşünüyor.
Bunun neresi cesaret? Ben cesaret göremiyorum. Yılların ‘easy listening soft jazz’ (kolay dinlenilebilen yumuşak caz) müziğini Sezen’in risksiz şarkılarıyla bir araya getirdik. Ama geldiğimiz noktada bu bile cesaret oluyor. Benim canım böyle bir şey yapmak istedi. Yaptım. "Sektörü değiştireceğiz" diye yukarıdan laflar etmek istemiyorum. “Hiç Türkçe dinlemiyorum” diyen adam “Bu albümü aldım” diye bana tweet atıyor. Evet; bu adam da Türkçe dinlesin işte.

 

"Klasik" deyince...
Aykut Gürel'e göre 'klasik' kelimesinin anlamı yanlış biliniyor. Onun için bu kelime 'eski'yi değil, 'klas'ı anlatıyor.

 

Albümü yurtdışında yayınlamayı düşünüyor musunuz?
Bergüzar, birçok ülkede ünlü bir oyuncu. Kolombiya, Arjantin, Venezuela, Panama’da hayranları var. iTunes satışlarına, tweet’lere ve mail’lere bakıyorum. Tuhaf tuhaf İspanyolca yorumlar geliyor. Kalpler, öpücükler olduğuna göre iyi şeyler söylüyorlar. Bergüzar’ın kariyer planı şarkıcılık üstüne olmadığı için çok fazla ekstraya, konsere koşmaya niyetimiz yok. Ama burada yapılan bir iş niye yurtdışında kendine yer bulmasın? Tabii ki buna yönelik planlar var.

Bu projenin devamı gelecek mi?
Olabilir. Türkiye’de 2000’e kadar yapılan çok güzel şarkılar var. Bu kıymetli bestecilerin eserlerine bayılıyorum. Onları tekrar düzenlemek çok hoşuma gidiyor. Türkçe çalan kulüpler ağzına kadar dolu. 70’ler, 80’ler, 90’lar çalıyorlar. Biz o dönemde yapılan müziği yurtdışına da satıyorduk. 2000’lerden sonra yapılan müzikle dünya ilgilenmiyor. Demek ki o zamanlar daha evrensel dille konuşuluyormuş.

 

Doğal yorum
Aykut Gürel, Bergüzar Korel'in sesini profesyonelleştirmek istememiş. Aksine şarkıları kendi gibi okuması için çaba göstermiş.

 

“1990’LARDA KALABALIĞIN İSTEDİĞİNİ YAPMIYORDUK”
Bu sürede ne değişti?
Bugün dizi dünyasından biriyle görüştüm. Reyting tablosunun değişmesiyle ortaya çıkan işlerin yurtdışına satılamadığını söyledi. Çıta o kadar aşağı indi ki… Kurgunun gerçeklikle ilgisi azalınca ortaya çıkan işle artık Arjantin de ilgilenmiyor. Müzikte de aynısı oldu. Kalabalığın istediğini yapmaya başlayınca dünyadan koptuk. Oysa biz 90’larda hiç kalabalığın istediğini yapmıyorduk. Bütün prodüktörler, müzisyenler canının istediğini yapıyordu.

Müziği bu sonuca götüren temel faktör neydi?
Ben 90’larda en çok üretim yapan adamlardan biriydim. Toplasan beş kişiydik. Ama yılda beşer albüm yapıyorduk. Bayrağı Onno Tunç, Atilla Özdemiroğlu’ndan devralmıştık. Bize yapımcı karışmazdı. Onu stüdyonun ilk günü görürdük. Pastası ve şampanyasıyla gelirdi. “Abi albüm bitti, gel dinle” dediğimizde “Estağfurullah. Ne dinleyeceğim” cevabını verirdi. O albüm iki milyon satar, beş şarkıyı yurtdışına satardık. Plakçılar albümün nasıl olması gerektiğine karar verip işe karıştıklarında her şey değişti.

Sizce artık niçin yeni isimler çıkmıyor?
Müzik dinleyicisi, özel eğitimden geçen bir kitle değil. Sen ona ne verirsen, onu alıyor. Bu albüm alternatif değil. Alternatif işi ‘no name’le yapıyorsun. Ama ‘no name’i de radyocu çalmıyor, televizyoncu klibini oynatmıyor. Böyle olunca 70 milyonluk ülkede son beş senede en fazla beş yeni şarkıcı çıkabildi. Fazlası çıkmaz. Sektörün içindeki dinamikler buna müsaade etmiyor. Müzik sektörü de radyoları, televizyonları karşısına alıp “Bizim ürünlerimizi yayınlayarak para kazanıyorsunuz. Yayın politikasını bizimle birlikte belirleyin” diyemiyor.