DOLCE VITA

Hydra: Leonard Cohen yanılmış olamaz

Ada değil başka bir gezegen! 1960'larda boho stilinin önemli merkezlerinden biri, bugün ise uluslararası sanat dünyası için zevkli bir durak. Leonard Cohen’in ilk gençlik yıllarında keşfettiği Hydra Adası, hiç şüphesiz Yunan adalarının en sofistikesi... Atina’ya yakınlığı sayesinde de Yunan elitlerinin gözdesi.

Füsun Hattat

Yürüyüşün en zevkli hali
Hydra limanının hemen yanından ilerleyen yol, adanın merkezine güzel bir bakış vaat ediyor.

 

"Marıanne ve benim Pire'de ucuz bir otelde kaldığımızı hatırlıyorum. 25 yaşlarındaydık ve Hydra'ya geri dönmek için feribota yetişecektik. Sabah kalktık, kahvemizi içtik ve taksiye bindik. Bu anıyı hiçbir zaman unutamadım. Olağanüstü bir durum yoktu, sadece taksinin arka koltuğunda birlikte oturuyorduk. İçinde bolca Türk tütünü olan Yunan sigaramdan derin bir nefes aldım, düşünmeye başladım: ‘Ben bir yetişkinim. Bilirsiniz, kendinize ait bir yaşamınız vardır. Ben bir yetişkinim, bu güzel kadınla birlikteyim. Cebimizde çok az para var ve Hydra'ya doğruyu gidiyoruz.’ O an hissettiğim bu duyguyu sonraları defalarca tekrar canlandırmayı denesem de başaramadım. O yetişkin olma hissini... Yan yana olmaktan mutluluk duyduğun güzel biriyle birliktesin ve bütün dünya önünüzde serilmiş, sizi bekliyor."
Leonard Cohen'e Hydra Adası ile ilgili en güzel anısı sorulunca verdiği yanıt bu. 1960 yılında büyükannesinden kalan mirasla 1.500 dolara 200 yıllık eski bir taş ev almıştır. Üç katlı beş odalı beyaz boyalı evde su-elektrik bile yoktur ama burası ona göre müziği ve şiirleri üzerine çalışabileceği dünyadaki en huzurlu, en özel yerdir.
Cohen burada Batı’nın karmaşasından uzaklaşmış, Yunan yaşam tarzını tanımış, yaratım sürecinde adalıların iş ve keyif ritimlerinden çok etkilenmiş. Yunan müziği ruhuna girmiş, melodileri başka bir stil, mistisizm edinmiş.
Her şeyden öte 10 yıl destansı bir aşk yaşadığı Marianne ile de Hydra’da tanışmış. ‘So Long Marianne’, ‘Days of Kindness’ şarkılarıyla aşkları ölümsüzleşmiş.

ADA HAYATI
Aklımda Cohen'in hatıraları sabırsız bir merak içindeyim. Pire’den kalkan feribot, Argosaronik körfezindeki Hydra'ya iki buçuk saat sonra yanaştığında hayat bir anda durdu. 1960'lardan da geriye gidip, bir zaman tüneline girdim sanki. Liman, Osmanlı'dan korunmak için burçlarla surlarla çevrili, şehir yarım ay şeklinde yamaçta yükselerek yayılmış. Denizcilerin inşa ettiği 18’inci yüzyıldan kalma sarı beyaz taş evler, daracık sokaklar, minik avlular planlı ve düzenli. Adada otomobil yok, ya basamakları tırmanıyorsunuz, ya da ulaşımı eşek ve atlarla sağlıyorsunuz. Eşya da el arabalarıyla taşınıyor. Motorlu araç olmadığı için fazla inşaat yapılamamış, oteller 8-10 odalı, günübirlik gelen turistler dışında kalabalık da pek yok.
Bu ada başka bir zamanda donup kalmış gibi. Küçük ama içi dopdolu. 300 kilise, 6 manastır, müzeler, sanat galerileri, inanılmaz lezzetli yemekler sunan restoranlar, el değmemiş turkuaz koylar “Bu kadarı nasıl olur?” dedirtiyor.
Ada kışın, yaz aylarının ışıltısının aksine kafelerde tavla oynayan yerliler ve feribottan inmiş kahvaltı eden birkaç turist ve kediler dışında sessiz. Yapılacak en iyi şey hiçbir şey yapmamak. Uyumak, yüzmek ve yemek yemek dışında tabii.

 

Adada güzel bir gün
Leonard Cohen'in Ihlen olarak bilinen Norveçli sevgilisi Marianne Jensen, kucağında oğlu Axel Jensen Jr ile (en solda). Yanında ise Leonard Cohen var. Çift, arkadaşlarıyla Ege'nin tadını çıkarıyor. Ekim, 1960...

 

LAGOUDERA DÖNEMİ
Her şey aslında biraz da Babis Morres'in, 1958’de Hydra'ya tatil için gelip Lagoudera Deniz Kulubü'nü açmasıyla başlıyor. Bundan bir yıl önce, Sophia Loren'in adada çekilen ‘Boy On A Dolphin’ filminin etkisiyle bir anda dönemin jet-setinin, uluslararası film yıldızlarının, kraliyet üyelerinin sanatçıların akınına uğruyor. Brigitte Bardot, Elizabeth Taylor, Jackie Kennedy, Aristotle Onasis, Maria Callas, Rex Harrison, The Beatles, Eric Clapton, The Rolling Stones daha niceleri efsanevi Lagoudera'da eğlenmek için adaya geliyorlar. Hydra, 1960’lı ve 70'li yıllarda Capri ve St.Tropez'nin ardından en çok rağbet gören destinasyon haline geliyor.

 

Yunan adalarının meşhur eşekleri
Otomobil bulunmayan Hydra'da eşeklerle ulaşım eski bir gelenek. 1960'tan yansıyan bu fotoğraf günümüzde de geçerli.

 

HYDREA HOTEL
"Burası bir ada değil başka bir gezegen!" Hydra'nın en güzel oteli, limanın bir ucunda yükselen Hydrea Oteli'nin müthiş misafirperver genel müdürü Katerina Nikolaidou, terasta şehir manzarasına karşı otururken adayı anlatıyor. Zamanında Hydra'da Yunanlı zenginlerin büyük konakları varmış. Bu konaklar bugün otel, galeri ve müze olarak el değiştirmiş. Hydrea, her yerinde hissedilen Osmanlı etkisi, yüksek ahşap tavanı, büyük camları ve geniş alanlarıyla diğerlerinin arasında öne çıkan benzersiz bir konak. Terasa açılan yemek odasındaki vintage devasa yemek masasından odaların gri beyaz renkte sade mobilyalarına, açık tavanlı tuvaletine ve adaya uyumuna hayran kalmamak imkânsız. Konak, 1800'lerden itibaren armatör Francesco Bulgari'ye ait iken, 1988'de Sir Richard Branson, ardından da bugünkü sahibi olan -yine bir armatör- Adamantios Polemis tarafından satın alınır. Yıllarca sahiplerine ev olarak hizmet veren konak, Mayıs 2016’da otel olarak misafirlerini ağırlamaya başlar. Bu yaz çok sayıda moda, seyahat dergisi editörü ile Hollywood yıldızları ve top modeller oteli ziyaret etmiş.

 

Geçmişin izleri
(soldan saat yönünde)
Sophia Loren, 1957'de 'Boy on a Dolphin' filminin çekimleri sırasında Hydra'da.
Greta Garbo 1966'da Hydra tatili sırasında.
Cohen'in adadaki evinin içi...
Kanadalı şair ve müzisyen Cohen, arkadaşlarıyla birlikte, 1960...
Vlychos sahili..
Audrey Hepburn, Yul Bryner'ın eski eşi olan yakın arkadaşı Doris ile Hydra'da.
Adanın ünlü müdavimlerinden Jackie Kennedy ve Aristotle Onassis.

 

SANAT DOLU
Hydra, her dönem sanatçı ve tasarımcıların ilgisini çekmiş bir ada. Buranın cazibesine kapılan ressamlar Picasso, Chagall ve yazar Henry Miller sık sık adayı ziyaret etmiş. Sanatın devamlılığı için günümüzde ada sakini zengin ailelerin konakları sanat enstitüsü ve galerilere dönüştürülmüş.
Örneğin, Tombazis ailesinin Hydrea Oteli'nin yanında bulunan evi bugün sanat okulu olarak hizmet veriyor. Sanatçılar burada ücretsiz konaklayıp, çalışmalarına yoğunlaşabiliyorlar.
Adanın sanatçıları çarpıcı hikâyeleriyle dikkat çekiyor. Elena Votsi onlardan. Hydra doğumlu bir takı tasarımcısı olan Votsi, 2004 Atina Olimpiyatları’ndan bu yana her yıl olimpiyat madalyonunun bir yüzünü tasarlıyor. Limandaki küçük dükkânında çalışırken tüm ilham kaynağını adadan ve denizden aldığını anlatıyor. Tasarımları Atina’daki Acropolis ve Benaki Müzeleri’nde de sergileniyor.
Pauline Karpida Galeri ise her yıl temmuz ortasında birkaç haftalığına karma sergilerle kapılarını açıyor. Sanat koleksiyoneri Dakis Joannou'nun Deste Kuruluşu da çarpıcı. Mandraki Koyu'na giden yolda eski bir kayıkhane içindeki mekânda her yaz farklı bir sanatçının çağdaş tasarımları sergileniyor. Sanatçı Dimitrios Antonitsis'in Hydra Okul Projesi kapsamında düzenlenen Bibelot adlı sergide bu yıl Damien Hirst'in bir işi de var. Tüm bu organizasyonların açılış davetlerine sanat, tasarım moda ve iş dünyasından insanlar katılıyor. Ada o günlerde bir başka hareketleniyor. Deniz ve Tarih Arşivleri Müzesi, Bizans Müzesi, Deniz Ticaret Okulu, yine eski bir konaktan dönüşen Ulusal Tarih Müzesi Hydra'nın bütün bir yıl çekim merkezi olmasını sağlıyor.

 

Hayat tam da budur
Hydra'da 1960'tan kalma bir sonbahar gecesi... Leonard Cohen gitar çalıp, şarkı söylüyor. Etrafında arkadaşları... Bir sinema klasiğinin unutulmayan bir sahnesi gibi değil mi?

 

RESTORAN VE PLAJLAR
Hydra’da şehir merkezinden yürüyerek veya sadece deniz dolmuş ve taksileriyle ulaşılan koylar var. Sırasıyla, Kamini, Vlychos, Plakes, Bisti ve St. Nicholas'da bulunan plajların bazılarında duş tuvalet bulunmuyor. Deniz kayalık ve çakıl taşlı ama rengi kristal mavi, tertemiz. St Nicholas'ta 3 euro’ya şemsiye ve şezlong kiralanabiliyor.
Plakes'te aynı zamanda içinde küçük bir oteli de olan ama aynı isimli uluslararası otel zinciriyle ilgisi bulunmayan Four Seasons plajına mutlaka gidilmeli. Şezlongumun ayak ucunda olgunluğa erişip toprağından koparılmasına az kalmış bir karpuz, iddialı bir mutfak ve servis o günden aklımda kalanlar.
Hydra'da çok lezzetli ve farklı bir dokunuşa sahip Yunan mutfağı ile karşılaştığımı söylemeliyim. Karpuz, roka ve feta peynirli salata, beyaz rezeneli Yunan salatası, hindibalı ve mitzithra peynirli kalamar, kırmızı safranlı buharda midye mutlaka denenmeli. Akşam yemeği için gün batımlarının eşsiz olduğu Lagoudera'nın eski yerinde bulunan Omilos ve Sunset restoranları yemekten sonra dans pistine dönüşebiliyor. Techne, Hydronetta, Pirate adada tercih edilen barlar.
Cohen, anılarında eline geçen ilk parayı çok uzaklarda bilinmeyen bir adaya yatırmasını annesine yazdığı mektupta şöyle açıklıyor: "Yıllar uçarak geçiyor ve bunu veya onu yapmaya cesaret etmeye endişelenerek çok zaman kaybediyoruz. Yapılması gereken atılmak, denemek, şansını kullanmak."
Hydra'da nisandan ekim sonuna kadar uzun bir sezon var. Ada yerlileri kalabalık yaz aylarından ziyade bahar aylarını tavsiye ediyorlar. Şimdi, gitmenin tam zamanı.

 

Sanat her yerde
Sanatçı Dimitrios Antonitsis'in Hydra Okul Projesi kapsamında düzenlenen Bibelot sergisi ve adanın önemli sanatçılarından Elena Votsi (soldan sağa).

 

Hydrea Hotel
Adanın en önemli otellerinden Hydrea, eskiden bir konakmış. Bugün hem konumu hem de özenli dekorasyonu ile Hydra ziyaretçilerinin en beğendikleri mekânlardan.