SANAT & TASARIM

Isparta’dan dünya moda devlerine

Başlık, ekonomi sayfasından çıkmış bir klişe gibi görünebilir. Ama Stepevi’nin Münih’teki açılışında anladık ki Isparta’dan çıkan halı markası Step ve dünyaya sesini duyuran Stepevi, Cartier’den Armani’ye Türk halıcılığını moda devlerine taşıyan önemli bir gelişim içinde. “Neden Berlin değil de Münih?” sorusunun cevabı ise yazımızda.

Ayşegül Savur Özgen

Modern görünüm
Stepevi markası halıda keten, ipek, viskon gibi malzemeleri birleştirip, ağırlıklı olarak soyut desenler çalışıyor.

 

Halı, tasarımın en geleneksel şekillerinden biri olarak Türkiye’de ayrı bir yere sahip. Bizler, Türk kadınlarının halı dokurken tüm ilmeklere duygularını yansıttığını öğrendik. Ortaya çıkan ürün, el dokuması olmasının yanı sıra işin içine duygular girdiğinden de önemlidir Türkiye’de. Çoğumuzda böyle aile yadigârı halılar vardır. El dokuması olmasa bile halıya önem verir Türkler. Kapı arkasında gazetelere sarılmış rulolar halinde bir sonraki destinasyonunu beklerken, asla açılmayan halılarla doludur evlerimiz.
Stepevi mağazasının açılışı için bulunduğumuz Münih’te, Step Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı Cem Şengör de Türkler için halının gelenekselliğinden ve aile yadigârı olarak nesiller boyu el değiştirmesinden söz ediyor ve “1998’de halıyı ve halı perakendeciliğini yeniden tanımlamak hedefiyle yola çıktık” diyor. Amaçları, eskiden bir tür yatırım aracı gibi görülen halıyı kolay ve trendy bir ev tekstiline dönüştürmek olmuş.

MARKALARIN TERCİHİ STEPEVİ
Üç kuşak halıcı bir aileden gelen Şengör’ün anlattıklarıyla, Step markasının bugüne kadar gelişimini düşününce hedeflerine ulaştıklarını söyleyebiliriz. Step, üst segment markası Stepevi ile de yurtdışına Türk halıcılığını taşıyor. Şengör’ün eşi ve aynı zamanda Step Yönetim Kurulu Üyesi (pazarlamadan sorumlu) Ayşegül Yürekli Şengör, halının Türkiye’de pazarlık anlamına geldiğini anlatırken, alışverişi ve ürün modelini farklılaştırmak istediklerini ekliyor.
Ayşegül Yürekli Şengör’ün memleketi Isparta’daki fabrikada üretilen Step halıları, Stepevi markası altında bakın hangi moda devlerine ulaşıyor: Cartier, Christian Dior, Armani, Michael Kors, Louis Vuitton... Philippe Starck gibi dünyaca ünlü tasarımcılar da Stepevi markasını tercih edenler arasında. Fransa’daki selde Cartier’nin Cannes mağazası büyük hasar görünce, Stepevi, mağazanın halılarını 15 gün gibi kısa bir süre içinde yeniden döşemiş. En son Victoria Beckham’ın New York defilesinde de Stepevi halıları kullanılmış. Hatta David Beckham halıların fotoğrafını Instagram’da paylaşmış. Ayşegül Yürekli Şengör, halılarının tercih edilir olmasını fiyat-kalite dengesinin yanı sıra, hizmetteki hızlarına bağlıyor.
Yurtdışında ilk olarak 2005’te Londra’da açılan Stepevi halen Paris, Milano, New York ve Cenevre’de hizmet veriyor. Altıncı mağaza Münih’te şık bir davetle açıldı. Biz de bir Türk markasının daha dünyaya açılmasını yerinde izledik. Stepevi ve Architectural Digest dergisinin birlikte verdiği davette Türkiye’den ve Almanya’dan konuklar vardı. Hurmalarla, zeytinlerle, pideyle, simitle, biberiyeyle donatılan sofra hem Türkiye’ye hem de Ramazan ayına sahip çıkıyordu. Konuklar arasında Faber Castell’in varisi Charles von Faber Castell ile evlenen Melisa Eliyeşil dikkat çekiyordu. Eliyeşil, adeta ev sahibi gibi kendisine selam veren konuklara “Evimize hoşgeldiniz” dedi.

 

Münih durakları (Soldan saat yönünde)
Stepevi'nin son mağazası Münih'in lüks markalarıyla ünlü caddesi Maximillianplatz'da açıldı. Mağazanın tasarımı, Zeynep Fadıllıoğlu'nun şirketi ZF Design'a ait.
Haus der Kunst'ta devam eden sergiden...
Kandinskiy eserleriyle dolu Lenbachhaus...
Haus der Kunst'un anti-faşistlerin fotoğraflarıyla donatılmış dış cephesi.

 

NEDEN BERLİN DEĞİL MÜNİH?
Şengör çiftine en çok sorulanlardan biri “Almanya mağazanızı neden Berlin değil de Münih’te açtınız?” oldu. Ayşegül Şengör Yürekli, bu seçimin tesadüf olmadığını, üst-segment konumlandırmasına Münih’in daha uygun düştüğünü, Avusturya ve İsviçre’ye yakınlığın da tercihlerinde rol oynadığını söyledi.
Gelelim Münih’e... Bu açılışın gerçekten de üst segment bir markanın konumlandırması açısından tesadüfi bir yer olmadığını şehri gezdikçe anlıyorsunuz. Her yere yayılan 'cool' havada, Münih'in bir zamanlar Bavyera Krallığı’nın başkenti olması büyük rol oynuyor. Şehir genel havası itibariyle Alman değil de İsviçre kentiymiş gibi. Aynı İsviçre’deki gibi kusursuzluk kaygısı olduğunu hissediyorsunuz. Sanat ve estetiğin Münih için önemini her adımda hissediyorsunuz.

 

Evde, işte beraber
Ayşegül Yürekli Şengör ve Cem Şengör çifti, 25 yıllık birlikteliklerini iş hayatında da sürdürüyor (solda).

 

NAZİ BİNASINDAKİ ANTİ-FAŞİSTLER
Münih’teki sanat turumuzun ilk durağı olan Haus der Kunst müzesine ev sahipliği yapan bina, Hitler’in 1933-1937 yılları arasında Nazi propagandasına yönelik inşa ettirdiği ilk anıtsal yapı olarak biliniyor. Açıldığında adı Haus der Deutschen Kunst (Alman Sanatı Evi) olan bina bugün sadece ‘Sanat Evi’ olarak varlığını sürdürüyor. Halen Paris’teki Pompidou Müzesi’nin üçüncü dünya sanatçılarına ait eserleri burada sergileniyor. İçeride Lübnanlı, Çinli, Kübalı sanatçıların işlerini görmek mümkün. Hepsi sorgulatıyor, farklı bakış açılarını ve kültürel özellikleri izleyenle buluşturuyor. Binanın dışında ise zamanında Nazilere direnen Rote Kapelle adlı anti-faşist örgütlenmenin içinde yer alan 150 kişinin fotoğrafları yer alıyor. Nazi propagandası için inşa edilen binanın bugün bu fotoğraflarla donatılması büyük bir ironi elbette.

KANDINSKIY ETKİSİ
Kentteki bir diğer şahane müze ise Lenbachhaus. Müze, adını 1836-1904 arasında yaşamış ve çoğunlukla aristokratların portrelerini çizmiş Münihli ressam Franz von Lenbach’tan alıyor. Lenbach’ın evi, akıllı bir mimari anlayışla müzenin içinde korunmuş. Müzeden içeri girince evin dış cephesi ile karşılaşıyorsunuz. Hayatı boyunca (1866-1944) değişimi, düşüncelerin özgürleşmesini savunan ve resimleri, yaptığı dönem için hayli soyut olan Rus ressam Vasiliiy Kandinskiy, ailesindeki Alman kökenlerden dolayı 1896’da yerleştiği Münih’te, Blue Rider (Mavi Binici) akımına öncülük etti. Bu müze, dünyayı değiştirmek isteyen akımın sanatçılarına ait eserlerle dolu. 1933'te Hitler, Kandinskiy’nin de eğitmenlik yaptığı Bauhaus Okulu’nu anti Nazi propaganda yürüttükleri suçlamasıyla kapattı. Bauhaus akımına öncülük eden mimarlar ve sanatçılar ABD’ye göç ederek, dünyayı değiştirme gayretlerine orada devam ettiler.

 

Galeri gibi restoran
Münih'in en iyi restoranlarından Tantris'in dekorasyonu, yemekleri kadar iddialı.

 

HALKIN KÜLTÜR GÜCÜ
Münih’teki Ulusal Tiyatro binasının hikâyesi ise bir toplumun isterse neler yapabileceğinin harika bir örneği. Öykü şöyle: Bavyera Kralı I. Maximilian, Paris’teki Opera Binası’na hayran olur ve aynısını Münih’te yaptırmak ister. Bunun için yer düşünürken, rezidansının hemen yanındaki boş alanı gözüne kestirir ve binanın aynen Paris’teki gibi yapılmasını emrini verir. Bina 1811’de açılır ama beş yıl sonra, perdelerin duvardaki mumlar yüzünden ateş almasıyla küle döner. Kral, bu görkemli binayı yeniden yaptırabilmek için kaynak düşünürken aklına “Almanların en çok tükettiği şey ne” sorusundan yola çıkarak bira gelir. Böylece biraya ekstra vergi koyar. Halkın tepkisine rağmen bira vergisiyle binanın inşası için gerekli para toplanır ve aslına uygun kalınarak yeniden yapılır. Ancak 2. Dünya Savaşı sırasında yeni bir felaket daha gelir binanın başına. Bu kez de bombardımanda yerle bir olur. Savaş yorgunu Almanya’da yöneticiler, binadan boşalan yere para getirecek alternatifler düşünmeye başlar. Otopark ve alışveriş merkezi gibi... Ama Münih halkı buna şiddetle itiraz eder. “Burası bir kültür binasıydı, yine öyle kalmalı” diyerek binanın inşası için bağış toplamaya başlarlar. Bugünün parasıyla 1 milyon euro’ya yakın para toplanır ve opera binası bu kez ‘Ulusal Tiyatro’ adıyla 1963’te yeniden açılır. Bina bugün sanki başına bunca felaket gelmemiş gibi, tarihi atmosferini koruyor.

TANTRİS’TE GASTRONOMİK YOLCULUK
Münih’te yeme-içme mekânları da kalite ve yaratıcılık arayanları memnun edecektir. Özellikle de Tantris adlı restoran. Anahtar kelimelerini tutku, mükemmeliyetçilik, keyif ve sihir olarak sıralayan Tantris’in şef Hans Haans’ın elinden çıkma yaratıcı yemekleri, gastronomi dünyasında yeni bir deneyim edinmek isteyenlere göre...
"Almanya seyahati" denince akla ilk gelen yer Berlin olsa da sanat, tasarım, estetik, kalite, gastronomi ve çevreciliği önemseyenler rotalarına mutlaka Münih'i de katmalı. Kaybetmeyecekleri çok açık.



 



 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı TEMMUZ 2016

“Bütün kadınlar meydan okur”

Kuşağının en yaratıcı sanatçılarından İnci Eviner’in kadınları böyle; mağdur değil, mağrur. İstanbul Modern’in yaşayan bir kadın sanatçının retrospektif sergisini ilk kez onun için düzenlemesinin bir nedeni de bu yaklaşımı. 23 Ekim’e kadar sürecek 'İçinde Kim Var?' başlıklı sergide 30 yıllık birikimini gözler önüne seren Eviner, çizgilerinin yolculuğunu anlatırken, “Politika sanatın tam kalbinde” diyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı NİSAN 2016

“Türkler mucizeler yaratıyor”

20 yıl öncesini hatırlayın. Turizmin büyük dünya markası Four Seasons’ın Sultanahmet’teki eski cezaevi binasını otele dönüştürecek olması nasıl önemli bir haberdi. O günden bu yana İstanbul’da bir otel daha açan Four Seasons, Türkiye’de yeni yatırımlar yapmayı planlıyor. Four Seasons İstanbul Genel Müdürü Leonardo Baıocchı ile turizm sektöründeki krizden, Türklerin hizmet sektöründeki yerine 20’nci yıla özel bir söyleşi yaptık.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı HAZİRAN 2016

Paris yeniden Ritzy*

İngiltere Kralı VII. Edward sevgilisiyle küvetinde sıkıştı, Romanya Kraliçesi Marie salonlarında ülkesi için kulis yaptı, Ernest Hemingway barını Nazi işgalinden kurtardı, Fitzgerald’lar şoförünü kaçırdı, Coco Chanel 30 yıl buraya "Evim" dedi. Efsanevi Rıtz Paris, dört yıl süren renovasyonun ardından kapılarını, dünyaya bir kez daha lüksün gerçek anlamını öğretmek için açıyor.

DEVAMINI OKU