STİL

Japonya’nın radikal minimalistleri

Hayatınızda toplam kaç adet eşya var? Tek tek saymak bir yana, düşünmesi bile yorucu, değil mi? O halde, kendilerini eşyaları arasında boğulur gibi hissedip, hayatlarını sil baştan düzenleyen Japon minimalistlerle tanıştıralım sizi. Tüketimin baş tacı edildiği bir çağda, dört tişört, iki tabakla, sorgu odasına benzeyen evlerde yaşıyor, alışveriş canavarı arkadaşlarından giderek uzaklaşıyorlar.

Özlem Numanoğlu

Hafifleten değişim
Fumio Sasaki, Tokyo'daki evinde temizlik yapıyor. Bir koleksiyonerken, iki yıl önce hayatını değiştirmeye karar vermiş.

 

Fumio Sasaki’nin evi, bildiğimiz evlere benzemiyor. Etraftaki birkaç parça eşyaya bakıp, yeni taşındığını, ıvır zıvırın henüz karton kutulardan çıkmadığını düşünebilirsiniz. Ama hayır, Sasaki’nin hayatında ıvır zıvır yok. Gardırobunda sadece dört çorap, dört çamaşır, dört pantolon, üç de gömlek var. Salonunda birkaç parça eşya. Ve çantasında vazgeçemediği bir adet kalem. Hayatındaki eşyaların adedini sorunca, tak diye veriyor cevabı: “150!”
Sasaki, son yıllarda tüketim yorgunu kentliler arasında bir trende dönüşen, üzerine kitaplar yazılan ‘sade yaşam’ anlayışını o kadar ileri bir boyuta taşımış ki, arkadaşları evini ‘sorgu odası’na benzetiyor.
Peki, ama neden böyle yaşıyor?
Tokyo’daki tek odalı evinde, beyaz çıplak duvarların önünde, Reuters kamerasına anlatıyor: “Modern çağda hayat çok karmaşık. Bilginin ve bütün o maddi şeylerin içinde boğuluyoruz. Bu, bizim için çok fazla. Sadece Japonya değil, her birinci dünya ülkesi minimal yaşamalı.”
Editörlük yapan 36 yaşındaki Sasaki, iki yıl öncesine kadar kitaplar, CD’ler ve DVD’ler biriktiren bir koleksiyonermiş. O dönemki tüketim iştahını, "Sahip olmadığım her şeyi, bir kayıp olarak görüyordum” diye özetliyor. Bir gün, bu ‘yoksunluk’ hissinin onu ne kadar yorduğunu fark etmiş. Ve kararını vermiş: Eşyalarını satmaya ve arkadaşlarına dağıtmaya başlamış.
Artık temizliğe ve alışverişe daha az zaman harcıyor. Arkadaşlarıyla daha çok zaman geçiriyor, dışarı çıkıyor ya da izin günlerinde seyahat ediyor. “Çok daha aktif bir hayatım var artık” diyor.

 

 

Eşyasız hayat
Sasaki'nin (36) giyimi de evi gibi düz çizgiler taşıyor (üstte). Sasaki'nin banyo ve mutfak dolabı... Evet, hepsi bu kadar (sağda).

 

“EŞYALAR BANA ARTIK ÇÖP GİBİ GÖRÜNÜYOR”
Japon minimalistlerin ‘aydınlanma’ anları aşağı yukarı aynı. Bugün 22 metrekarelik bir dairede yaşayan online yayın editörü Katsuya Toyoda, bundan iki yıl önce evini taşırken, dehşet içinde ne kadar çok eşyası olduğunu fark ediyor. “Çok fazla şeye sahip olmak kötü değil bence” diyor, “Ama insanların bir şeyleri cahilce satın alıp sonra atmasından ve sonra daha fazla şey almalarından hoşlanmıyorum. Bu, fazlasıyla tüketime dayalı bir kültür.”
Artık iş için birbirinin aynı dört adet beyaz gömleği, izin günleri için de iki tane lacivert kazağı var. Yemek takımı tek kişilik: Bir pirinç, bir de çorba kâsesi, bir tane de büyük tabak…
Tüketim hevesinin iliklerimize işlediği bir dünyada, kuşkusuz bu zorlu bir hayat. Hatta kimileri için iş, yalnız kalmaya kadar gitmiş.
“Kız arkadaşlarım, sevimli bir şey görünce kendilerini onu almak zorunda hissediyorlar” diyor akımın kadın temsilcilerinden Saeko Kushibiki; “Ben artık aynı tepkiyi vermiyorum. Bana çöp gibi görünüyorlar. Zaman içinde arkadaşlarımla giderek uzaklaştık.”
Kushibiki, evinin güneşli salonunda, ahşap bir banka oturmuş sakince anlatıyor: “Eskiden alışveriş yapmayı severdim. Sürekli bir şeyler alırdım. Ama odamı onlarla doldurdukça, boğulduğumu, yorulduğumu hissettim. Temizlik üzerine okumaya başladım. Cevabı, eşyalarımı atmakta buldum. Daha çok eşyamı attıkça, daha az satın alma dürtüsü hisseder oldum.”
Üzerinde siyah düz bir elbise, krem rengi bir ceket var. Artık iki kaşık, bir de çatalla yaşayabiliyor.

İLHAMLAR: STEVE JOBS VE ZEN BUDİZMİ
Japon minimalistlerin ilham kaynakları çeşitli. Biri çok tanıdık: Apple’ın yaratıcısı Steve Jobs. Minimalizmin prensiplerini sadece iPod, iPhone gibi tasarım harikalarına değil, hayatına da uyarlayan Jobs’un bu yönünü, eski Apple CEO’su John Sculley’den bir anekdotla açalım.
Bir defasında Jobs’u evinde ziyaret eden Sculley, “Evde neredeyse mobilya yoktu” diye anlatıyor; “Sadece, büyük hayranlık duyduğu Einstein’ın bir resmi vardı. Bir adet Tiffany lamba, bir sandalye, bir de yatak. Etrafında bir sürü eşya olması gerektiğini düşünmüyordu, ama ne seçtiği konusunda inanılmaz dikkatliydi.”
Jobs’un içselleştirip ileri bir seviyeye taşıdığı bu yaklaşıma, Japon takipçileri de evlerindeki Apple’lar ile selam gönderiyor bugün. Bir kez Jobs’a ulaşınca, oradan Zen’e geçmek zor değil elbette. Jobs’un, özellikle gençlik yıllarında Zen öğretisine ilgi duyduğu ve bununla ilgili eğitim aldığı biliniyor. Zaten kimi Japon minimalistler de, felsefelerini dışarıdan ithal etmediklerini, aksine bu hayat tarzının geleneksel Japon kültürü Zen’in doğal bir sonucu olduğunu söylüyorlar.
Yazar Naoki Numahata (41), Zen bağlantısını şöyle açıklıyor: “Batı’da, bir mekânı tamamlamak, oraya bir şeyler yerleştirmek anlamına geliyor. Zen’de bir şeyler tamamlanmamış bırakılır. Maksat, o mekânı kişinin hayal gücünün tamamlamasıdır.” Numahata’ya göre, boşluk konsantrasyonu artırıyor.
Kyoto’daki Ryoanji Tapınağı’nın Zen bahçesi, boşluk ve konsantrasyon anlayışının çarpıcı bir örneği olarak gösteriliyor. Burada ne mi var? Kumdan bir boşluk ve birkaç taş parçası… Bahçenin etrafını çeviren insanlar sessizce bu manzarayı izliyor.
Zen’deki basitlik anlayışı, yaşamın özünü ve özgürlüğü simgeliyor. Sadelik, Zen’de sadece estetik bir öğe değil, aynı zamanda gerçeğe ulaşmak için gereken bir ahlaki kavrayış olarak görülüyor.

 

Az... Daha da az... (Soldan saat yönünde)
Naoki Numahata, iki buçuk yaşındaki kızı Ei ile Tokyo'daki evlerinin oturma odasında. Evdeki tek 'fazlalık', kızının oyuncakları. Minik Ei, oyunu bitince, oyuncaklarını sepetine doldurup odasına taşıyormuş.
Saeko Kushibiki, döşeğini dolaba kaldırıyor.
Kushibiki'nin dolabında stoklanmış sabunlar yok, hepsi bu.
Kushibiki'nin mutfak çekmecesi.
Sasaki'nin çalışma masasında sadece MacBook Air var.
Katsuya Toyoda, evinin odasına şilte-döşek serip üzerinde uyuyor.
Naoki Numahata'nın sadece dört çift çorabı var.

İÇİNİZDE YATAN MİNİMALİST UYANIR MI?
Bu ilham kaynakları arasında bir isim daha var: ‘Hayatı Sadeleştirmek İçin Derle Topla Rahatla (Japon Toplama ve Düzenleme Sanatı)’ kitabı Türkiye’de de çok satan, tescilli ‘KonMari Metodu’yla uluslararası bir fenomen haline gelen Marie Kondo.
Tokyo’da hayatlarını düzenlemek/sadeleştirmek isteyenlere danışmanlık hizmeti veren Kondo’nun halihazırda üç aylık bekleme listesi var. Kitapları 40’tan fazla dile çevrilen, tüm dünyada 6 milyondan fazla satan Kondo, bir dağınıklık savaşçısı. Zaten kendisi de, “Benim amacım dünyayı derleyip toplamak” gibi cümleler kuruyor.
31 yaşındaki çıtı pıtı görünümlü Kondo’nun metodunun özünde, Şintoizm’in prensipleri yatıyor. “Atmak istediklerini değil, sende kalmasını istediklerini seç” diyor. Kendisinin beş altın kuralı şöyle:
•Kendinizi düzenlemeye adayın: Bu zaman ve emek ister. Ama bunu bir kez kafanızda koydunuz mu, tek ihtiyacınız olan doğru metodu uygulamaktır.
•İlk önce atma işini bitirin: Düzenleme işini bir türlü bitiremeyenlerin tipik özelliği, her şeyi saklamalarıdır. Her yer gereksiz eşyayla doluysa, onları toparlamanız imkânsızdır, bir noktada başa dönersiniz. Unutmayın; depolamak da geçici bir çözümdür.
•Mekân değil, kategori bazlı toplayın: Diyelim ki giysilerinizi toparlıyorsunuz. Evin her yanına dağılmış giysileri bir noktaya yığın ve işe öyle başlayın. Bu, size ne kadar çok giysiniz olduğu hakkında bir fikir verecektir.
•Doğru sırayı izleyin: Bazen evi toparlarken eski bir fotoğrafa denk gelirsiniz ve bir bakmışsınız ki, saatler geçmiş. Bu yüzden toparlama sürecinde sıra izlemek önemli. Giysiler, kitaplar, evraklar, koleksiyonlar ve duygusal bağınız olan objeler mesela... Giysiler, ideal başlangıçtır. Fotoğraflar ve duygusal bağ kurduğunuz eşyalara, düzenleme yeteneğinizi mükemmelleştirdikten sonra geçmelisiniz.
•Kendinize sorun: Eğlenceli mi?: Unutmayın; neyi elden çıkaracağınızı değil, neyi saklamak istediğinizi seçiyorsunuz. Sadece size neşe veren eşyaları saklayın.
Ne dersiniz, omzunuzda oturmuş, “Haydi, satın al” diye durmadan sizi dürten şeytana sırt çevirme vaktiniz gelmiş olabilir mi?

 

Demek ki yetiyor
Japon minimalist Katsuya Toyoda'nın kıyafetleri bundan ibaret.