DÜŞÜNCE

“Karanlık bulutların ardında umut var”

Dünya, Fars kültürünü yeniden mi keşfediyor? Yoksa İran her zamanki yerinde tüm haşmetiyle duruyor da, Batı gözünü yeni mi açıyor? 32’nci Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması’nın ikincisi İranlı karikatürist Mohsen Nouri Najafi ile sohbete ülkesinin sanat hayatından başlasanız dahi, varacağınız yer felsefe ve insanlığın acıklı hali.

Burak Tatari / fotoğraf Emre Yunusoğlu

"Sinemayı sanattan sayamıyorum"
Hayatını felsefeyle, şiirle, resimle ve elbette karikatürle şekillendiren birinin sinemayı sanal bir ortam oluşturduğu için sanattan saymaması tartışma yaratabilir. Ama Najafi gibi hayattaki her şeyi sorgulayan biri için bu düşünce hiç de
tuhaf değil.

 

“İnsanlığa ait temiz bir düşünce, nerede olursa olsun bana ilham verir.” İran’ın en önemli çizerlerinden Mohsen Nouri Najafi’nin ilham kaynağını ‘temiz düşünce’den alması, aslında onunla konuşacaklarımızın sadece sanat olmayacağının işareti. Cümlelerinde çok daha fazlası var.
Najafi, çocukluğundan itibaren resim sanatına ilgi duymuş. Lisedeyken ailesinin maddi durumu yetersiz olduğu için gündüzleri çalışıp, akşamları okula gitmiş. O günlerden tebessüm ederek bahsediyor. Derslerin iptal olması için okulun şalterini kapattığını anlatıyor. Birçok karikatürü ve resim kitabı var. Olaylara hiç beklemediğim kadar farklı bir pencereden bakıyor. Sanki yüksek bir dağın tepesine oturmuş, biz fanilerin hayatlarını izliyor, üzülüyor ve düzelmemiz için dua ediyor.
Kendisiyle hem kendi sanatını hem de Contemporary İstanbul’un ‘focus’ bölümünü ayırdığı İran çağdaş sanatını enine boyuna konuşmak istiyorum. Ona İran’ın sanat alanındaki yükselişi hakkındaki görüşünü sorduğumda, bana soruyla karşılık veriyor: “Mevlana Türkiye’nin mi, İran’ın mı?” Cevabım, “Mevlana tabii ki insanlığa ait.” Onu anlamaya başladığımı söylüyor. Peki, 32’nci Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması’nın ilk üçünde, iki İranlı sanatçının bulunması tesadüf mü? Gülümsüyor; “Varlığın tesadüfle ilişkisi olmadığını düşünüyorum.” Yeniden fark ediyorum ki, Najafi’ye İran sanatıyla ilgili soracağım her sorunun cevabı beni felsefi bir sorgulamaya götürecek.
İran sanatının baskı rejimine rağmen üretime durmadan nasıl devam edebildiği ülkeye dışarıdan bakanlar için anlaması güç bir konu. Ancak İranlılar bunu, ülkenin var olduğundan bu yana sanat eserleriyle bir arada yaşamasına bağlıyor. Kutsal kitap desenlerinden mimariye, halıcılıktan şiir kitaplarına, sanatın İranlının günlük yaşamının parçası olduğunu söylüyorlar. Ancak nasıl oluyor da, ifade özgürlüğüne tamamen bağlı bir dal olan karikatür, otoriter yönetim altında yoluna devam edebiliyor, hatta uluslararası yarışmalarda ödül kazanabiliyor?

“SİYASET HAKKINDA KONUŞMAK BİLE İSTEMİYORUM”
Najafi, siyasi eleştirinin direkt olarak yapılması halinde engele takılacağını söylüyor. Sanatçıların ürettikleri formül, anlatımı dolaylandırarak bunu aşmak. Karikatürist, mesajını ince çizgilerle verdiğinde sansür filtresinden geçebildiğini itiraf ediyor. Yine de bahsetmekte olduğu son konunun güncel siyasetle ilişkisini ısrarla vurguluyor. “Dünyanın her yerinde birkaç siyasetçi koca ülkelerin gidişatını etkiler. Milyonlarca kişi de bunun peşinden gider. Sabah akşam bu konuşulur. Oysa bu magazinsel, ayağa düşmüş bir mesele. Bunun hakkında konuşmak bile istemiyorum.” Söylediği her cümle bana, karşımdaki sanatçının önce insan, sonra İranlı olduğunu hatırlatıyor.
Ressam şapkası ve fuları ile çarpıcı bir görüntü çizen Najafi sorularımı Farsça cevaplıyor. Dediklerini çevirmen aracılığıyla anlasam da, mimikleri ve tavrı, bilge bir kişi izlenimi yaratıyor. Sakin bir ses tonuyla insanı mutlak yalnızlığa, mutsuzluğa yönelten şekilde olmasa da kara mizah çizdiğini anlatıyor. Çizgileriyle okuru uyardığını düşünüyor. Sanatını toplum için yaptığını söylüyor. “Allah bana ömür verdiği sürece, sanatı araç olarak kullanacağım” diyor. Aklına gelen fikri hemen kâğıda geçirmeme sebebi de bu. Duygusunu topluma aksettirmek zaman alıyor. Ancak sanatı aracılığıyla ortaya koyduğu her tavrın siyasi olması gibi bir gereklilik hissetmiyor. Yine de Ortadoğu’da yaşayan hassas bir sanatçının olup bitenlere duyarsız olamayacağını düşündüğümü söylüyorum. Onaylıyor: “İnsanlığın acısını her an yanımda taşıyorum. Bunlar geceleri rüyalarıma giriyor. O kadar ki bazen delirdiğimi düşünüyorum.” Peki, var mı bunun çaresi? “Bence insanlık her gün hakarete uğramaktan yoruldu. IŞİD’in yaptıklarına bir bakın. Hollandalı bir filozof çözümün toplu intiharda olduğunu söylüyor. Bir Müslüman olarak bunu kabul edemem. Ama bu derin düşünceyi tartışılabilir buluyorum. Acılardan kurtulmanın yolunu el ele vererek bulmamız gerektiğini düşünüyorum.”

KOYUN GİBİ YAŞAMAMAK
İranlı karikatürist, insanlığın geldiği noktadan hoşnutsuz. Dört nesildir yaşadıkları İran’ın başkentinden söz ederken bile “Pis Tahran” diyor. Şaşkınlığım geçmeden bu sefer de “Pis İstanbul” diyor. Najafi, “Büyük şehirlerde yaşamak marifet değil. Sürekli, tekrardan oluşan bir hayatın anlamı yok” iddiasında. Kendimi bir köy hayatı güzellemesine hazırlıyorum. Ancak beni bir kez daha ters köşeye yatırıyor. Küçük yerleşim birimlerinin de şehirlere benzediğini söylüyor. Kafamın karışıklığını kendi hikâyesiyle netleştirmek istiyor: “Küçük bir çocukken kesilmeyi bekleyen koyunlara denk gelmiştim. Sırası gelenin başı uçuyordu. Sıranın en arkasındaki iki koyun ise durmadan zıplıyor, neşeyle çiftleşiyordu. Ne kadar salak olduklarını düşündüm. Kısa süre sonra onların da kafası kesildi. Hemen ötede oturdum ve onların ölü bedenlerine bakarak ‘Acaba biz de onlar gibi miyiz?’ diye uzun uzun düşündüm.” Bu, Najafi’nin hayata bakışını en çok etkileyen olay olmuş. Koyun gibi yaşamayı, klişe işler yapmak istemediğini keşfetmiş. Ancak umutsuz biri olduğu kanısında değil. “Bütün karanlık bulutların ardında umut vardır. Ben bunun peşindeyim” sözünü aklıma yazıyorum.

 

İç hesaplaşma
Najafi, iç dünyasına dönen insanı yumruğunda yansıtarak 32'nci Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması'nda ikinci oldu.

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı ARALIK 2015

“Mesut Bahtiyar’dan şarkılar dinlediniz...”

Yerel, geleneksel, güncel... Batılı, modern, evrensel... Bir taraftan Tanburi Cemil Bey geleneğinden kopup gelen bir alaturka, diğer taraftan ‘La Paloma’dan kalkıp ‘La Mamma’ya konan bir alafranga. Türkiye’nin gerçek pop ikonu. Cemal Süreya’nın 1989’da dediği gibi “Ülkemizde hem çok büyük görülüp hem pek ciddiye alınmayan tek kişi o belki de.” Ama şimdi Enrico Macias'tan Halit Ergenç'e pek çok ismin, söz ve müziği ona ait parçaları seslendireceği saygı albümü çıkarken, Zeki Müren’i sevgiyle anmanın tam zamanı.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı EKİM 2015

Bir Romancı Çok Üretken Olabilir Mi?

Sorunun kolay bir yanıtı yok. Nicelik genellikle nitelik getirmiyor. Ama niteliğin de asla nicelik getirmeyeceğini söylemek yanlış. Mesela 20’nci yüzyılın en üretken yazarlarından Agatha Christie’nin ya da Joyce Carol Oates’ın hakkını teslim etmek gerek.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı MAYIS 2016

“Birini tanımadan hayatını asla bilemezsiniz”

Scarlett Johansson böyle başladığı cümlesini “Hatta tanısanız bile hayatını gerçekten bilemezsiniz” diyerek tamamlıyor. ‘Kaptan Amerika: Kahramanların Savaşı’ filminde beşinci kez seyirci karşısına süper kahraman ‘Kara Dul’ (Black Widow) olarak çıkan oyuncu, bir Hollywood yıldızı olmayı, anneliği ve ‘süper güç’lerle mücadelesini anlatıyor.

DEVAMINI OKU