BİYOGRAFİ & PORTRE

Kasımpaşa’dan dünya sahnelerine

Bir iftihar hikâyesi bu... Annesiz, babasız, fakir bir hayattan, yetim yurduna; oradan da David Bowie, Tina Turner gibi dünya devlerine uzanan inanılması zor bir öykü... Bu eşsiz hayatın başrolünde Türk müzisyen Erdal Kızılçay var. En son Royal Filarmoni/Sezen Aksu konserinde notalarıyla karşımıza çıkan, Türkiye’nin pek az tanıdığı bir müzik dehası...

Ayşegül Savur Özgen

Müzik için doğmuş
Neredeyse her enstrümanı çalabilen, düzenleme ve beste yapan Erdal Kızılçay, tepeden tırnağa bir müzik insanı.

 

İstanbul, Kasımpaşa…Yıl 1950. Fakirlik içinde iki erkek çocuk büyütmeye çalışan aileye bir üye daha katılır. Erdal koyarlar adını. Ama şans yüzlerine gülmez. Erdal, yedi yaşına geldiğinde babası ölür. Üstelik annesi de bir süre sonra tüberküloza yakalanıp, sanatoryuma yatırılır.
Üç kardeş önce amcasıyla yengesinin yanına sığınır ama onlar da üç çocuğa birden bakamayacak kadar fakirdir. Erdal’ı ve ondan beş yaş büyük ağabeyini, Yakacık’ta bir yetim yurduna yerleştirirler. Sadece en büyük ağabeyleri amcalarında kalır.
Erdal’ın ağabeyi, yetim yurdunda bir yıl kaldıktan sonra ortaokul çağına gelir ve devlet görevlilerinin yönlendirmesiyle çeşitli okulların sınavlarına girer. Onlardan biri de müzik yeteneği öne çıktığı için konservatuvardır. Gerçekten de sınavı kazanır. İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda yatılı okumaya başlar.

MUCİZE GİBİ BİR YETENEK
Bu sıralarda ne yazık ki anneleri de hastalıktan kurtulamayıp, bu dünyadan göç etmiştir. Yetim yurdunda yalnız kalan Erdal’ın hayattaki en büyük desteği konservatuvarda okumakta olan ağabeyidir. Küçük kardeşi Erdal’ı sık sık kaldığı yetim yurdunda ziyaret eder. Ve ilkokulu bitirmesine yakın, “Sen de konservatuvar sınavına gireceksin” diye Erdal’a ısrar etmeye başlar. Erdal gerçekten müziğe yatkındır. Yetim yurduna gelen gönüllü müzik hocası da bunu çoktan fark etmiştir. Mandolin çalan Erdal’a, eski bir kemanı tamir ettirip getirir ve Erdal o güne kadar hiç çalmadığı kemanı eline alır almaz ‘Üsküdar’a Gider İken’i çalmaya başlar. Bu küçük yaştaki yetenek, müzik öğretmenini bir kez daha büyüler.
Ne var ki Erdal’ın okumaya pek niyeti yoktur. Zaten üçüncü sınıfta kalmış; ilkokuldan akranlarından bir yıl geç mezun olmuştur. Bir yaşmakçıda çalışmaya başlar. Elleri boya içinde çalışırken ağabeyi gelir ve “Konservatuvar sınavı için adını yazdırdım, gireceksin o sınava” diye emrivaki konuşur. Erdal “Yok ben çalışacağım” dese de, ağabeyinin, kulağından tutup sınava götürmesiyle hocaların karşısında bulur kendisini. Ve 70’e yakın aday arasından birincilikle konservatuvar sınavını kazanır. Ağabeyi gibi yatılı okumaya başlar.

GERÇEĞİN TA KENDİSİ
Bu okuduklarınız bir romandan ya da filmden alıntı değil. Geçen ay Royal Filarmoni Orkestrası’nın seslendirdiği Sezen Aksu şarkılarını yeniden düzenleyerek yeniden tek tek nota yazan, sahnede de piyano ve bas gitarın başında gördüğümüz müzisyen Erdal Kızılçay’ın hikâyesi... Dünya çapında bir müzisyen olmasına rağmen Türkiye’de adını müzik çevreleri hariç pek kimsenin bilmediği Kızılçay, sessiz sedasız yaşadığı İsviçre’de dünya starlarıyla çalışıyor. Şimdi onun eşsiz hikâyesine kaldığımız yerden devam edelim.
Konservatuvarda okurken, eline aldığı her enstrümanı kısa sürede çalabilecek duruma gelen Erdal tam bir müzik dehasıdır. Ağabeyi de o sıralarda konservatuvardan mezun olmuş ve orkestralarda çalmaya başlamıştır. Erdal 14 yaşındayken, ağabeyi bir işi çıktığı için Zonguldak’a gitmek zorunda kalır ve kardeşinden kendi çaldığı orkestrada bir iki aylığına yerine geçmesini ister. Erdal işe başlar. O kadar iyi enstrüman çalıyordur ki, ağabeyi döndüğünde “Kusura bakma. Erdal burada çok iyi, biz onunla devam edeceğiz” derler.

 

Soldan saat yönünde:
1980'ler... Dağhan Baydur, Fuat Güner ve Erdal Kızılçay, The Beatles'ın doğduğu yere; Liverpool’a gitmeden önce bir arada. Kızılçay, gençlik günlerinden bu yana büyük bir The Beatles hayranı. Kızılçay'ın 12 yıl birlikte çalıştığı David Bowie, 1990'da 'Sound and Vision' adlı dünya turnesi için Hollanda'nın Rotterdam kentinde. Kızılçay, bu turnede Bowie ile birlikteydi. Müzisyen Aşkın Arsunan ile... 1980'lerden kalma bir fotoğrafta bu kez saksafonla...

 

İSTANBUL GELİŞİM YILLARI
Zaman ilerler ve Erdal konservatuvardan mezun olur, artık iş hayatının içindedir. Türklerin, 1988'de Eurovision Şarkı Yarışması’nda İsviçre adına katılarak, birinci olan Celine Dion’un seslendirdiği şarkının bestecisi olarak tanıdığı Atilla Şereftuğ da Erdal’ın en yakın arkadaşlarından biridir. Erdal ve Atilla’nın da içinde olduğu beş kişilik bir grup kurup, 1969’da Avrupa’ya gidip ülke ülke dolaşırlar. Kızılçay, o dönemi “O zamanlar böyle müzik grubu modası vardı, ben de gitarist ve solist olarak bu gruptaydım” diye anlatıyor. 1972’de, askerliğini yapmadığı için vizesi uzatılmaz; İstanbul’a geri dönmek zorunda kalır.
O sırada müzik dünyasından başka ünlü isimler de askere gitmiştir. İstanbul Gelişim Orkestrası’nın başarılı isimleri Uğur Başar, Neco ve Garo Mafyan... Bu dönemde Başar’ın yerini Onno Tunç, Garo Mafyan’ın yerini Atilla Şereftuğ, Neco’nun yerini de Erdal Kızılçay alır.

KIZILÇAY’I ARAYAN DÜNYA STARI KİMDİ?
1975’te askerlik sırası Erdal Kızılçay’a gelir. Görevini tamamlayınca vize sorunu ortadan kalkar ve Kızılçay İsviçre’ye gider, bir İsviçreli ile evlenir ve hayatını orada kurar. Weather Report grubunun dünyaca ünlü bas gitaristi Jaco Pastorius, Kızılçay’ın en yakın arkadaşlarından biri olur. Kızılçay da, İsviçre stüdyolarında özellikle bas gitarist olarak isim yapmaya başlar; ülkenin neredeyse tüm şehirlerinde kayıtlara davet edilir. Ve 1982’de Montrö’de Queen grubunun satın aldığı ve kayıtlarını yaptığı stüdyodan ilginç bir telefon gelir. Kızılçay’ı arayan kişi, çok ünlü bir müzisyenin o sırada İsviçre’de olduğunu ve bas gitarist olarak kendisiyle çalışmak istediğini söyler. Kızılçay, “Kim bu” diye sorduğunda cevap “Kim olduğunu ancak siz teklife ‘Evet’ derseniz söyleyebiliriz, çünkü burada bulunduğunun öğrenilmesini istemiyor” olur. Kızılçay, bu kez alacağı parayı sorar. “400 frank” derler. Oysa Kızılçay bu tür işlerden bin frank kazanmaktadır. “Kendisine bin franktan az olmayacağını söyleyin lütfen” diyerek, bu ünlü ismin kim olduğunu öğrenemeden telefonu kapatır. Ertesi gün stüdyodan yeni bir telefon gelir. “Tamam bin frank’ı kabul etti.” “Peki kim?” diye tekrar sorar Kızılçay. Telefonun ucundaki ses “David Bowie” der. Kızılçay’ın kariyerini bambaşka bir noktaya taşıyan hayat da böylece başlamış olur.

Notaların sahibi
Erdal Kızılçay, Royal Filarmoni'nin Sezen Aksu şarkılarını seslendirdiği konserde piyano başında.

 

DAVID BOWIE KAYITLARI
David Bowie’nin demo çalışmaları sırasında başka ünlü isimler de çıkar karşısına. Arif Mardin, Nile Rodgers gibi dünya starlarının yapımcılığını üstlenen devler... Bu sırada David Bowie’nin kayıtları biter ve 1983'te 'Moonlight' turnesine çıkar. Kızılçay evine geri dönüp, kendi kurduğu stüdyosunda çalışmalarını sürdürür. Ama bir yandan da üzgündür: “Hep böyle olur, sana harikasın falan derler ama sonra kimse aramaz sormaz. Öyle hissetmiştim o zaman, halbuki bir taraftan da İsviçre’nin en iyi basçısı seçilmiştim.”
Kızılçay’ın, neredeyse tüm müzik enstrümanlarını çalabilmesi, düzenleme yapması ve ses mühendisi olarak çalışması müzik dünyasında onu çok aranan biri yapmaktadır. “Adamlar ‘Beş-altı müzisyen kullanacağımıza Erdal’a gidelim, nasıl olsa hepsini yapıyor’ demeye başladı. Üstelik onlara çok ucuza geliyordu ve hakikaten iyi işler çıkıyordu” diye anlatıyor o günleri. Bir yıl kadar sonra ilginç bir telefon alır. Karşıdaki İngilizce konuşmaktadır.
-Erdal’la konuşabilir miyim lütfen?
-Buyrun, benim.
-Merhaba Erdal, ben David Bowie...
-Tabii canım, ben de Hz. İsa!
- Erdal şaka değil, ben David! Gerçekten!
Evet, arayan gerçekten de David Bowie’dir. Kızılçay’ın “İşte hep böyle olur, harikasın derler ama unuturlar” diye düşünmesinden bir yıl kadar sonra Bowie yeniden karşısına çıkar. Kendisini unutmamıştır. Kızılçay, daveti üzerine Bowie’yi Lozan’daki evinde ziyaret eder. O evde bir başka dünya yıldızı çıkar karşısına: Iggy Pop.

YENİLMEZ TÜRK
David Bowie, yakın arkadaşı Iggy Pop’un yeni çıkacak albümündeki tüm işleri Kızılçay’ın yapmasını istediklerini söyler ve ekler: “Arkasından da benim albüme geçeceğiz.” Ve inanılmaz bir dönem başlar. Kızılçay, önce Iggy Pop’un 1986’da çıkan ‘Blah Blah Blah' albümünün bütün müzik işlerini yapar. Düzenlemeler, çalgılar... Ondan sonra da Bowie’nin 1987 yılında çıkan ‘Never Let Me Down’ albümünde kullanılan enstrümanların yüzde 80’ini çalar. Bu çalışma ona bir altın plak da getirir.
Artık Bowie ile aralarında çok sıkı bir müzik ilişkisi vardır. Bowie, Kızılçay’a her enstrümanı çalabildiği için “Invincible Turk” (Yenilmez Türk) diye seslenip, öyle tanıtmaya başlar. Ve ardından 1987’de çıktığı turnesine davet eder. İstediği, sahnede onun ‘side man’i olmasıdır. 117 konser verirler bir yıl boyunca. Dönüşte Kızılçay’ın telefonları her zamankinden fazla çalmaya başlamıştır. Ama bu dönemin özel hayatında bir de bedeli olur. Eşinden ayrılır. “Galiba değişmiştim o bir yıl boyunca” diyor Kızılçay hafiften gülerek...

DÜNYA ÇAPINDA İŞLERİ
Yıllar içinde Kızılçay’ın imza attığı albümlere, turnelere ve şarkılara şöyle bir bakalım ki karşımızda nasıl bir müzik devi var, iyice ortaya çıksın.

David Bowie: 'Absolute Beginners', 'Never Let Me Down', 'The Buddha of Suburbia', 'Lodger, Out Side', 'When The Wind Blows' albümleri ve iki büyük turne: 1987, 'The Glass Spider' ve 1990, 'Sound and Vision' Iggy Pop: 'Blah Blah Blah'
Queen: 'Heaven for Everyone'
Freddie Mercury: 'Yellow Breezes', 'All God's People'
Roger Taylor: 'The Cross'
Jane Siberry: 'When I was a Boy'
Jacques Dutronc: Üç albüm ve iki büyük turne (orkestra şefi ve müzisyen)
Tina Turner: 'Girls' (beste)

‘Bas’ın ustası
Kızılçay için bas gitar başka bir yerde... 1983'te 'İsviçre'nin en iyi basçısı' seçilen müzisyen, pek çok dünya starı için de çaldı.

 

CİMRİ BOWIE
Bu isimler arasında en çok zaman geçirdiği isim, 12 yıla yakın çalıştığı David Bowie. Birlikte çapkınlık bile yapmışlar. Kızılçay, Bowie’yi “Sanat gücü çok yüksek bir insan ve o da bunun farkında” diye tarif ediyor. Peki şu rock yıldızlarının inanılmaz cool duruşları? Öyleler mi gerçekten, yoksa her şey bir imajdan mı ibaret? “Elbette bir aradayken soğuk davranan biri değildi Bowie ama turne boyunca sadece o değil, bizler de tüm ekip olarak çok sıkı korunduk ve yanımıza kolay kolay kimse yaklaşamadı. Daha çok bir güvenlik endişesi bu” diyor Kızılçay. Bir de Bowie ile ilgili “Size en başta neden bin frank yerine 400 frank vermek istemiş, adam koskoca dünya starı” diye sorduğumda Kızılçay tüm samimiyetiyle “Biraz öyledir o arkadaş” diyor gülerek.

MAZARETİM VAR, ASABİYİM BEN
Erdal Kızılçay, dünya starlarıyla turnelere çıkıp, onların albümlerinde çalışırken, Tina Turner gibi birine beste yaparken, Türkiye’de onunla ilgili ne oluyordu dersiniz? Koskoca bir hiç. Kızılçay, David Bowie ile turneye çıktığında Türk basınını arayıp kendisi haber vermiş “Bakın orada bir Türk'ün olması çok önemlidir” diye ama kimse ilgilenmemiş. Bir tek Raks firması... Kayahan ve Mazhar Fuat Özkan...
Kızılçay’ın önceki yıllardan tanıdığı Fuat Güner arıyor bir gün ve “Abi, biz yeni bir şeyler yapmak istiyoruz, birlikte çalışalım mı” diyor. Kızılçay da “Ben sizin tarzınızı yapamam yalnız, benimki gitar ağırlıklı rock olur" deyince “Tamam” diyor Güner “Bizim istediğimiz de o zaten.” Ve ortaya, 1995’te MFÖ’yü bambaşka bir sound ve imajla karşımıza çıkaran ‘Mazaretim Var, Asabiyim Ben’ albümü çıkıyor. Kızılçay, bu albümde yer alan tüm şarkıların enstrümanlarını çalmış, düzenlemeleri yapmış. Grup, Paris’te yapılan kayıtlarda sadece şarkıları seslendirmiş. 1995’te çıkan albümün ne kadar büyük ses getirdiğini ve şarkılardaki rock sound’u hatırlarsanız, Kızılçay’ın işlerine kendinizi daha yakın hissedebilirsiniz. Kayahan’ın ‘Son Şarkılarım’ ve ‘Canımın Yaprakları’ da Kızılçay’ın yer aldığı albümler arasında.

ROYAL FİLARMONİ VE SEZEN AKSU
Erdal Kızılçay, son olarak Sezen Aksu’nun 40’ıncı sanat yılı etkinlikleri kapsamında İngiliz Royal Filarmoni Orkestrası’nın konserinde karşımızdaydı. Aslında onun için “Bu konserin arkasındaki en büyük müzik insanı” dememiz sanıyorum hiç yanlış olmaz. Çünkü konserde Royal Filarmoni’nin 120 sanatçısının, 50 kişilik İstanbul Filarmoni Korosu ile seslendirdiği 15 Sezen Aksu şarkısını yeniden düzenleyip, tek tek nota yazan isim o. Üstelik kendisi İsviçre’deydi, orkestra Londra’da, koro ve Sezen Aksu da İstanbul’da. Büyük ses getiren konser öncesinde sadece üç prova yapılabildi. Kızılçay buna rağmen ortaya muhteşem bir konser çıkmasından en az konsere gelenler kadar etkilenmiş: “Royal Filarmoni inanılmaz. Böyle bir profesyonellik görmedim” diyor.
‘Çakkıdı’, ‘Şıkıdım’, ‘Kahpe Kader’ gibi hareketli şarkıların bile senfonik yorumla bambaşka hale dönüştüğü konseri izleyemeyenler üzülmesin, çünkü Most Production ve Erdal Kızılçay, şu sıralarda konserin DVD kayıtları için çalışıyor. Konserde piyano ve bas gitar da çalan Kızılçay, ‘Seni Kimler Aldı’ şarkısını ithaf ettiği Onno Tunç’u anmadan geçemiyor.
Yaptığı onca dev işin arasında sessiz sedasız İsviçre’de hayatını sürdüren Kızılçay, fakirlikle büyüdüğü yetim yurdundan çıkıp, dünyanın en iyi sanatçıları arasına ismini yazdırmayı başarabilmiş ve buna rağmen mütevazılığını, sade zevklerini koruyan büyük bir müzik insanı. “Ben hep hayallerimin peşinden gittim. Çocukken pilot olmak istiyordum. Müzisyen oldum ama sonradan eğitim alıp pilot da oldum. Kendi uçağımı aldım. Düşünsene bunu yapacak noktaya geldim. Hani doğru zamanda doğru yerde olmak lafı var ya... Benim yolumun David Bowie ile kesişmesi doğru yerde doğru zamanda olmaktı, bunu biliyordum ve bu şansı iyi kullanmak için çok çalıştım” diyor. Ve bazı ünlülerin yaptığı gibi fakirlikle geçirdiği geçmişini unutmak bir yana, bununla iftihar ediyor. Olması gerektiği gibi...