DÜŞÜNCE

Krizdeki Avrupa kültürünün gezgin kurtarıcısı: Defne Ayas

10 yıl ABD’de, yedi yıl Çin’de yaşadıktan sonra kapısını Hollandalılar çaldı. Beş yıldır Avrupa’nın önemli sanat kurumlarından Witte de With’in direktörlüğünü yürütüyor. Defne Ayas’ınki klasik bir başarı öyküsü değil. Krizdeki Avrupa kültürünün yeniden kurulmasında yön verici bir rol oynuyor. Macerasından fragmanlar, dünyaya bakış açısı, sanatın geleceği hakkındaki fikirleri için buyrun…

Eyüp Tatlıpınar

"Sen de mi gazeteci olacaksın?"
Cengiz ve Tuba Çandar'ın kızı Defne Ayas'a çocukluğunda en çok bu soru sorulmuş ve ailesi sanat ile ilgili eğitim almasına hiç sıcak bakmamış. Ayas, Uluslararası İlişkiler okumuş olsa da bugün yine sanatın içinde ve farklı bir disiplinden yetişmenin kendisini geliştirdiğine inanıyor.

 

Parlak, kendi deyimiyle ‘inek’ bir öğrenciydi. Sanata meraklıydı. St. Georg Avusturya Kız Lisesi’nin ardından, kızlarının sanat okumasına pek sıcak bakmayan siyasetle yakından ilişkili bir ailede (anne Tuba Çandar, baba Cengiz Çandar) büyümenin etkisiyle ABD’deki Virginia Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler’e başladı. Fakat kaderini, merakını gidermek için katıldığı sanat tarihi eğitim programları belirleyecekti. Birkaç sergi açıp işlerini satmayı becerdi. Sanatçı olmanın disiplin, yalnızlık, cesaret gerektirdiğini fark etti, geri çekildi. New York Üniversitesi’nde ‘interaktif telekomünikasyon’ yüksek lisansına başladı ama aynı zamanda sanatsal yeteneği bir kez fark edilmişti; New Museum of Contemporary Art’ta eğitim ve medya programları koordinatörlüğüne geçti.
Derken küratörlük görevleri… New York sanat ortamında dikkat çeken sergiler… 2005’te, halen sürdürdüğü New York Performa Bienali’nin küratörlüğünü üstlendi. Arkasından Wong Kar-wai’nin ‘Aşk Zamanı’ filmine; hikâyenin, atmosferin etkisine kapılma… New York Üniversitesi’nin Çin’de bazı bölümler açacağını duyunca, sanat tarihçisi göreviyle Şangay’a yerleşti. 10 yıllık New York hayatının ardından yedi yıllık Şangay günleri böylece başladı. 2007’de Şangay’da Prens Claus Vakfı işbirliğiyle ArthubAsia Kültür Vakfı’nı kurdu. 2012’deyse kapısını Hollandalılar çaldı. Avrupa’nın etkili sanat merkezlerinden Witte de With’in direktörlük önerisini kabul etti. Beş yıldır Hollanda’da yaşıyor. Arada bir İstanbul’a geldiği de oluyor. Örneğin geçen yıl Venedik Bienali’nde Sarkis’in yer aldığı Türkiye Pavyonu’nun küratörlüğünü üstlenmişti.

AVRUPA TARİHİNİ YAZMAK MI?
Defne Ayas’ın başarısının, Türkiye’den yurtdışına gidip önemli işlere imza atmış pek çok kişiden ayrılan bir yanı var. Bir söyleşide tarihçi İlber Ortaylı bahsetmişti; zengin arşivlerine, olanaklarına karşın Türkiye’den kimsenin aklına Avrupa’nın tarihini yazmak gelmez, Avrupalı pek çok tarihçi Türkiye’nin tarihini yazmışken… Ayas’ın hikâyesinin özgünlüğü de burada; Hollanda’ya gitmeyi kabul etme nedeninde; iddiasında: Krizdeki Avrupa kültürü yeniden kurulurken ona yön vermek… Yankı uyandıran sergiler düzenlemesini, ‘yılın en iyi sergisi’ ödüllerine değer görülmesini, sanat merkezi ziyaretçilerinin onun döneminde ikiye katlanmasını dikkate alırsak etkili adımlar attığını düşünebiliriz.
Kendisiyle macerasını, sanata bakışını, gördüklerini, beklentilerini konuştuk.

BİR FİLMİN İZİNDE: AŞK ZAMANI
Sanata ilginiz New York’ta mı ortaya çıktı?
Babam Joseph Beuys’a çok düşkündü, onun sosyal heykel fikrine. Kendisinin de amatör de olsa heykele, altın dökmeye merakı vardı. Annem kültür editörü, dayım tiyatrocu… O zamanlardaki en yakın arkadaşımın babası da yönetmen olduğu için sanatçıların etrafında büyüdüğümü söyleyebilirim.

New York çekici bir yer. Oradan Çin'e gitme isteği nasıl uyandı sizde?
Wong Kar-wai’nin Aşk Zamanı filmini izleyince hikâyeye, atmosfere kapılıp Uzak Doğu’ya gitme isteği duymuştum. Asya’ya merakım için ilk sinyal, davet, kapı bu film oldu. Aklımdan Hong Kong geçiyordu ama sonra New York Üniversitesi Çin’de açılacağını duyunca Şangay’ın yolunu tuttum. Çin’i anlamadan, çözmeden dünyayı çözmek imkânsız. Bu genellemeye Rusya’yı da katabilirim şimdi. Dünya vizyonu olan memleketler bunlar. Beni ilgilendiren, hem dinler tarihi hem de siyasi tarihi oldu.

TÜRKİYE AĞIR ÇİNLEŞME MODUNDA
Yedi yıl uzun bir süre gibi, sıkılmadınız mı?
Çin’deki yıllarımı hiçbir şeye değişmem, tek bir gün bile sıkılmadım. Her gün kana kana öğrendim. Açıldıkça açıldı Çin... "Doyamadım" diyebilirim. Allah’a çok şükür Çin her yerde, gittiğim çalıştığım her şehirde. Hem de içimizde. “Türkiye bile ağır Çinleşme modunda” diyebiliriz. Orijinal sanmasın kimse kendini.

Türkiye ve Çin’in ortak modunu, ruh hailini neler belirliyor?
İki ülkenin tarihi boyunca ‘yabancı güçlerle’ paranoyak bir ilişkisi var. İkisinin de Batı’yla ilişkileri gelgitli. Milliyetçilik duyguları provokasyona açık, ‘devlet baba’cı ülkeler. İkisinde de korkunç, anlamsız, çirkin, ahlaksız patlamalar, düzensizlikler, üçkağıtlar var. "Modernizmin gecikmeli pasları" diyelim.

 

Avrupa değişiyor
Defne Ayas, Avrupa'nın beş yıl öncesinden çok farklı olduğunu, insanların artık siyasete ilgi duyduğunu anlatıyor. Ve ekliyor: Bizi yeni bir satranç masası bekliyor.

 

AVRUPA’NIN KRİZİ
Çin’den sonra Hollanda tercihinizin nedeni neydi?
Witte de With beni Çin’de buldu. Sadece 20’nci yüzyıla değil, binlerce yıla bakabilmeyi, Avrupa kültürünün kriz aşamasında tekrar şekillenmesine yardımcı olmayı istiyordum.

Ne gördünüz Avrupa'ya dair?
Avrupa soluksuz, bitmiş; enerji ihtiyacında. Öte yandan halen eleştirel, halen omurilik sahibi. Benim amacım alışılmış standartları, kriterleri askıya alıp kalıp kırmaktı. Vorteks yaratmak (uçakların arkalarında oluşturduğu hava girdabı), öte yandan dünyaya yüksekten bakan Kuzey Avrupa’ya başka dünyaları açmaktı. Herkes kendi bahçesiyle ilgileniyor ancak binlerce paralel evren var ve çoğu aşağı yukarı aynı arayışlarda. Zor olan, köprüler kurabilmek. Biz cüret ettikçe başkaları da etti. Hem sergilerimizle hem davet ettiklerimizle kimsenin almak istemediği riskleri aldık.

Kendi çizginizi Witte de With’e nasıl yansıttınız?
Beş yıldır inanılmaz bir enerji verdim mekâna. İzleyici sayısı ikiye katlandı, yüzlerce sanatçı, yazar ve düşünüre çalışma olanağı sağladık. Hem edebi hem oyunbaz hem de eleştirellikten taviz vermeyen bir programı hayata geçirdiğimizi söyleyebilirim. ‘Buzdolabı mekân’ yerine ateşin devamlı yandığı ‘fırın mekânlar’ kurduk. Görsellik benim için çok önemli. Bir kuralım da şudur: Her konuşma bir performanstır; hiç kimseyi uyutmayan, sıkmayan, heyecanlandıran söyleşiler düzenledik. Her sergide yeni bir konu, yeni bir izleyici kitlesi hedefliyorum. Aynı anda üç sergi kuruyorsak sergiler arasında ilişki kurulmasına önem veriyorum. Biraz ‘tığ işlemesi’ diyebiliriz. İzleyicinin algısını içgüdüsel bir şekilde hesaplayarak prizmatik sergiler kurmak ‘tığ’dan kastım. Sergilerin ya da hazırladığımız programların ortak noktası günümüzde, içinde bulunduğumuz krizin çeşitli, görünen ya da görünmeyen yüzeyleriyle temas halinde olması. Krizin ekolojik, kültürel, ekonomik boyutları olabilir.

SANATIN GELECEĞİ
Önümüzdeki dönemde sanat alanında ne tür eğilimler öne çıkacak sizce? Sanat nereye gidiyor?
“Dünya görüşü erkenden yerine oturmuş, internet ve nesli hiç tükenmeyecek kitaplar sayesinde epey bilgi sahibi, ıvır zıvır app’lerle vakit ve hafıza kaybetmeyecek yeni bir kuşağa umut bağlayalım” derim. Yoksa erozyon düşüncesi, kültürün devamlı gerilediği kanısı insanı yer bitirir. Bizde endişeye, korkuya yer yok! Sanatsal üretim babında ‘obje fetişizasyonu’ bin yılların hikâyesi, bu kulvarda bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Ancak sanat ve siyaset daha fazla ortak alanlar bulacak kendilerine. Ve umarım sanat mezarlıkları olan koleksiyonerler de kendilerine çekidüzen verecekler. Bu dediklerim vizyon mu yoksa umut mu emin değilim.

TÜRKİYE’DEKİ SANAT ORTAMI
Türkiye’deki sanat ortamını gözlemleme fırsatı buluyor musunuz? Burada çalışsaydınız gündeminize neyi alırdınız?
Bu kemiğe dayanan bir soru. Biraz daha sanatçıya cömert mekânlara ihtiyaç var gibi. İhracat ithalat modundan çıkmış, ancak yine de kurumsal destek almayı becerebilmiş mekânlar… Çok sıkı hocalar olmasına rağmen iyi bir sanat okulu eksikliği de cabası.

 

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı KASIM 2015

Neye göre, kime göre Nobel?

Başta Edebiyat ve Barış Ödülleri olmak üzere Nobel’i kimin kazandığı neredeyse her sene tartışma konusu. Zamanı geldiğinde ödüllerin verildiği iki ülke, Norveç ile İsveç bile kazananlar konusunda anlaşmazlığa düşebiliyor. Peki, Nobel Ödülleri'nin adayları nasıl belirleniyor, kazananlar nasıl seçiliyor?

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı MART 2016

Vahşinin sanatı: Primitivizm

“Yeni bir şey yapmak için kaynağa geri dönmeliyiz.” ‘Yabani’den etkilenen, ‘öteki’nin sanatını alıp modern insanın gözüyle birleştiren Primitivizm temelini, Fransız sanatçı Paul Gauguin’in bu sözlerinden alıyor. Yerli figürlerin ve pastel renklerin öne çıktığı ilkelciliğin izlerine Pablo Picasso’dan Amedeo Modigliani’ye, Fovistlerden Sürrealistlere modern sanatın her yerinde rastlanıyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı OCAK 2016

Vera’nın anlattığı Nâzım Hikmet

Nâzım Hikmet’i doğumunun 114’üncü yıldönümünde yönetmen ve senarist Ali Özgentürk’ün çok özel bir söyleşisiyle anıyoruz. Özgentürk’ün 1988 yılında, şairin son eşi Vera ile Moskova’da yaptığı ve hiç yayımlanmamış bu söyleşi, Nâzım Hikmet’in günlük hayatından pek çok hatırayı gün yüzüne çıkarıyor. Hız tutkusundan aşçılık merakına, Moskova’da en sevdiği yerden köy ve şehir hayatına dair düşüncelerine pek çok samimi not, Nâzım’ı salt insan tarafıyla günümüze taşıyor.

DEVAMINI OKU