TEMPO KİTAP

Küçük İskender Waliz Bir

Can Yayınları bu ay Küçük İskender’in iki kitabını birden piyasaya çıkarıyor: Her Şey Ayrı Yazılır ve Waliz Bir. Yazarın hayranlarını mutlu edecek bir ay olduğu kesin.

Aziz Kedi

Birçok kişinin şiir yazması ama bu birçok kişinin hiç şiir okumaması size de süper ilginç gelmiyor mu? Posta gazetesindeki “Selami Cantutan, 57 yaşında, 56 yıldır şiir yazıyor”ların bu sanat dalıyla uzaktan yakından alakası olmadığını hepimiz hissetmiyor muyuz? Böyle, çünkü şiir aslında bir ihtiyaç. Islık çalmak gibi, iş yaparken türkü mırıldanmak gibi. Ama insan ancak biraz kurcalarsa, bir edebiyat takipçisi olur, hele düzyazıya bulaşırsa işte o zaman işin güçlüğünü ve şairin muazzam yeteneğini idrak ediyor. Koca bir romanın ürpertisini üç beş mısrayla nakletmek... İçimizdeki ışıkları birkaç sözle açıp, kapayabilmek... Neyse, ben nerelere geldim? Küçük İskender. Evet. Can Yayınları bu ay Küçük İskender’in iki kitabını birden piyasaya çıkarıyor. Konumuz bu.
İlki ‘Her Şey Ayrı Yazılır’. Şairin daha önce çeşitli yerlerde yayımlanmış denemelerinden oluşan bir derleme. Deneme okumak zevklidir. Kolaydır. Esas duruşta takip etmek zorunluluğu yoktur. İçeride kitap tavsiyelerinden edebiyat anekdotlarına, apartman hayatından, sinemaya çok sayıda meseleye temas ediliyor. Sanat üzerine düşüncelerini de paylaşıyor, futbol ve magazine bakıp oradan sosyolojiye de sektiriyor. Jörg Fauser, Hitchcock, Yahya Kemal ve William S. Burroughs da var. Çocukluk, LGBT ve tabii şiir de...

ŞİİR / METİN / GÜNLÜK
İkinci kitap ise 'Waliz Bir'. Sunumunda da belirtildiği üzere bir şiir/metin/günlük. ‘Waliz Bir’ oyuncaklı bir isim elbette. ‘Waliz’, bildiğimiz valizden geliyor. Ama nereye gidiyor, o biraz okura kalmış. Yola çıkmanın, kaçmanın, unutmanın ama bir o kadar da temizliğin, güzel bir hayata duyulan özlemin yoğunlaştırılmış bir metaforu gibi. Bir korunak alanı çağrıştırıyor. “Ben gidebilirim, ama belki sizin toptan gitmeniz lazımdır” diyen bir sembol sanki. 'Bir' ise ‘Terminatör 1’deki bir. İkinci kitaba bir köprü atıyor. Ama bunların hepsinde yanılıyor da olabilirim. Şairin sağı solu belli olmaz neticede.
Eser,
“Doğum tarihimi insanlık tarihine dahil etmeyin sakın
Ben gezerken sadece teğet geçtim dünyadan
küçük İskender”
epigrafıyla açılıyor.
14 Ekim 2015- 15 Eylül 2016 arasında tutulmuş bir günlüğü takip ediyoruz. Aslında “Aradaki bu günlerin sanatçının zihninde neler kımıldattığını görüyoruz” demek daha doğru. Günlük, “Bugün kabak dolması yedim, çok güzeldi”den ziyade, bir duvarın, bir şarkının, bir hamamböceğinin ya da eve gelen bir misafirin tetiklediği düşüncelerden örülmüş. Zaman zaman şiir, bazen manzume, bazen de düzyazı olarak akıyor. Aynen deneme gibi, günlük de okuması muazzam zevkli bir şey, bilirsiniz. Günlük tutan biri olarak bu manada ayrı bir tat alma zevkine de eriştim. Açıp aynı günlerde neler hissettiğime, kendi kaydıma neler düştüğüme baktım (Hayatımın çok dandik olduğunu görünce de hemen kitaba geri döndüm).
Uçuşan anılar, düşünceler ve fikirler arasında çok çarpıcı mısralara rastlamak mümkün.
“Cüce,
sakat değildir. İyi bir mısra kadar kısadır sadece.
Kambur, sakat değildir. Gövdesinin coğrafyası
engebelidir sadece” diyen şair burada toplumun küflenmiş değer yargılarına sesleniyor.
Ya da kendisine yaptığı ‘to do list’e “İstanbul’un Afrika Yakası’nı bul” notunu düşüyor.
Bir Küçük İskender takipçisi iseniz veya buna adaysanız, bu iki kitabı alıp yeraltındaki gizli sığınağınıza kapanmanız işten bile değil.