DÜŞÜNCE

Macbeth: Soylu ve Trajik

William Shakespeare’in sayısız kere sahnelenen ve filme çekilen trajedisi Macbeth, gelecek ay Michael Fassbender ve Marion Cotillard’ın oynadığı yeni bir filmle tekrar karşımıza çıkacak. Filmi izlemeden önce Macbeth’i, asıl uzmanlık alanı İngiliz edebiyatı olan yazarımız Murat Belge’nin kaleminden hatırlamak istedik. Kötülükleri mi kuvvetliydi, aşkları mı? Vicdanları mı ağır basıyordu, iktidar hırsları mı? İnsan, yüzyıllar önce de karmaşıktı bugün de öyle. Macbeth’ler bu yüzden hep hayatımızda.

Murat Belge

Kritik an geldiğinde Macbeth panikler. Kral yemeğe devam ederken o çıkar, kendi kendine konuşur: “… akrabası ne tebasıyım” der, “İkisi de bu eyleme karşıt…” Üstelik ev sahibidir. Nasıl öldürebilir konuğunu? O sırada Lady Macbeth gelir, “Niye çıktın odadan?” diye sorarak. “Bu iş buraya kadar” der Macbeth.

Macbeth’in böyle ansızın cayması, Lady Macbeth için bir sürpriz değildir. Böyle olabileceğini düşünmüştür (I. Perde, 5. Sahne)

“…Gene de korkuyorum yaradılışından senin:Fazla emmişsin insanca iyiliğin sütünden…”

Onun için hazırlıklıdır ve hemen çullanır panikleyen kocasının üstüne: “… atasözündeki kedi gibi” olduğunu söyler. Heywood’un bir oyununda ‘balığı yiyen ama ayağını ıslatmak istemeyen bir kedi’den söz edilir, atasözü bu. “Bunu bana açıklarken adam değil miydin, hayvan mıydın?” diye sorar. ‘Adam’, aynı zamanda ‘erkek’… Bunun üzerinden giden bir kelime oyunu kullanır. “Ya başaramazsak?” diye sorar Macbeth. Lady Macbeth nasıl başaracaklarını anlatır. Macbeth ikna olur.

Kötülükten mi, sevgiden mi?

Yani Macbeth, tam kötülüğünü yapmaktan vazgeçerken karısı onu yeniden vazgeçirir ve cinayet işlenir. Kötü kadın Lady Macbeth!

Öyle mi? Hayır öyle değil. Shakespeare’de hiçbir şey böyle düz mantıkla açıklanmaz. İnsan, çok daha karmaşık bir yaratıktır.

Cadılarla karşılaşıp onlardan kral olacağı haberini alan Macbeth, karısına mektup yazarak olayı anlatır. Lady’yi ilkin bu mektubu okurken görürüz. Macbeth ona, “Sana vaat edilen yücelikten habersiz kalmanı istemedim” diyerek olayı anlatmıştır. Ama asıl yücelik tabii ona vaat edilmiştir. Lady Macbeth işte bu mektubu okuduktan sonra Macbeth’in içtiği sütü hatırlar. Bu sütten ötürü ‘en yakın yolu’ bulamayacağından korktuğunu söyler. Ve kocasının gerekli cesareti göstermeme durumuna karşılık, kendisinin devreye girmesinin gerekli olduğunu da bu sahnede düşünür.

Onun Macbeth hakkında konuştuklarından, kocasını ne kadar sevdiğini anlarız.

Bir kere “Benim kocam bunu göze alamaz. Zorlu an gelip çatınca ödlekleşir” demez; ‘insan iyiliğinin sütü’nden söz eder. Ödleklikten değil, iyiliğinden eylemsiz kalacaktır. Onun için de karısının yönlendirici rolünü benimseyip onu iteklemesine ihtiyacı vardır.

Ama Lady Macbeth ‘iyilik sütü’nden söz ederken, kendini kandırmaya çalışıyor da değildir. Sevgisi, ona durumu ve kocasını öyle göstermektedir. Macbeth’in kral olmak için Duncan’ı öldürmesi gerekiyorsa, bunun için de birinin onu dürtüklemesi gerekiyorsa, Lady Macbeth bu kötü kişi olmayı kabullenir. Yeter ki Macbeth kendisine vaat edilen yere gelsin.

Freud’un doğmasına daha birkaç yüzyıl var. Doğmuş olsa, Shakespeare belki cadılarla filan uğraşmaz, Macbeth’in bilinçdışını konuşturmanın bir yolunu bulurdu.

“Ya başaramazsak?”

Cinayet için ikna sahnesinin başında Macbeth gerçekten de karısının tahmin ettiği ‘mertlik’, ‘namus’ konularından giderek “Bu iş olmamalı” sonucuna varmaktadır. Ama karısı üstüne varınca asıl derdini açığa vurur: “Ya başaramazsak? Lady Macbeth, başaracaklarının garantisini veren bir plan sununca, Macbeth ilk kararına döner.

Yani Macbeth, korkak ve ikiyüzlü biri mi? Değil. O da öyle biri değil. Ama denetleyemediği bir hırsı var. Ayağını ıslatmak istemediği zaman da balığı yeme tutkusu hafiflemiyor. Ayrıca akıllı bir adam. Bilmeden kötülük yapan biri değil. Biliyor ve gene de yapıyor. Dolayısıyla vicdan azabının yükü daha ağır sırtında: “Yalancı kalbin bildiğini, yalancı surat saklamalı” diyerek hazırlanıyor cinayetine.

Tuttukları adamlar beceremeyecek, iş onlara kalacaktır. Lady Macbeth’ten ilk zaafı burada görürüz: “Kendi uyuyan babama benzemese, ben yapardım” der. O sırada Macbeth, kralın yattığı odadan çıkıp yanına gelir. Macbeth yapmıştır. Yapmış ve dehşet içinde kalmıştır. Lady, hançerlerin, suçlayacakları uşakların yanında –kana bulanmış olarak- kalması gerektiğini söyleyince Macbeth cinayet yerine geri gidemez. Bu işi yapmak da onu görünce kendini toparlayan Lady Macbeth’e kalır.

Bu gerilimi iyice doruğa taşıyacak şekilde kapı vurulmaktadır bu sırada. Yapılması gerekenleri gene Lady Macbeth düşünür, söyler. Kanlı eller yıkanmalı (“Azıcık su arıtacak bizi bu eylemden”), uykudan uyanmış gibi görünmek için gecelik giyilmeli vb. II. Perde 2. Sahne biterken Lady Macbeth, “Kapıyı vura vura uyandır Duncan” der, “çok isterdim uyandırabilmeni.” Tam bu noktada önemli bir itiraf bu.

“Arabistan’ın bütün kokuları temizleyemez bu küçük eli”

Kral olan Macbeth, arkadaşı Banquo’nun öldürülmesine kendi karar verir. Burada Lady Macbeth’in bir payı yoktur. Cinayetin işleneceğini ona Macbeth haber verir. Akşam ziyafette, Banquo’nun hayaletini gören Macbeth, kimsenin anlam veremediği sözler söylemeye başlayınca onu yatıştıran, gene durumu anlayan karısı olur.

IV. Perde’de Macbeth’i biraz görürüz ama Lady Macbeth görünmez. V. Perde ise onunla açılır. Uykuda yürümektedir, elinde de bir mum vardır. Doktorla bir nedime konuşurlar. Onların konuşmalarından Lady Macbeth’in bir süredir bu durumda olduğunu öğreniriz. Ellerini ovuşturmaktadır. Nedime bunun bir el yıkama jesti olduğunu ve sürekli böyle yaptığını anlatır. Lady Macbeth de konuşmaya başlar. Elindeki lekeleri çıkaramamaktan mustarip olduğunu anlarız. Duncan’dan (yaşlı adam) ne çok kan aktığına şaşmaktadır. Macduff’ın karısının öldürülmüş olmasının azabını duymaktadır. “İşte hâlâ kan kokusu” der. Ünlü sözü söyler: “Arabistan’ın bütün kokuları temizleyemez bu küçük eli.” Bu sayıklama halinde Lady Macbeth koşukla da konuşmamaktadır. Bu sahne düz yazıyla yazılmıştır. Bu da anlamlıdır.

Macbeth, Shakespeare’in “Dramatik ironi” dediğimiz söz sanatına sıkça başvurduğu bir oyundur. Örneğin Duncan, Macbeth ailesinin şatosuna geldiğinde, öldürüleceği bu şatonun ne kadar sevimli bir yer olduğunu anlatır. Kaderin kendisine ne hazırladığını bilmediği için, olanın ya da olacakların tersine sözler söylemektir ‘dramatik ironi’.

Lady Macbeth de ilk cinayetten sonra “Azıcık su arıtacak bizi bu eylemden” demişken, şimdi Arabistan’ın olanca esanslarının elindeki kan kokusunu silemediğini söylemektedir.

Lady Macbeth’i son görüşümüz bu sahnededir. Oyunun sonuna doğru (V. Perde 5. Sahne) ölüm haberi gelir. Macbeth’in en ünlü, en şiirsel monoloğunu (‘ses ve öfke’nin geçtiği konuşma. Ama bunu Türkçe’ye ‘uğultu, gümbürtü, tantana’ türünden kelimelerle çevrilmesi daha doğru olurdu diye düşünüyorum) yapar. “Brief candle!”, “Ömrü kısa mum!”; bu hem hayatı hem de Lady Macbeth’i niteleyen bir metafordur.

Macbeth’in bu haberle ağır bir yara aldığını, derinden üzüldüğünü anlarız. Lady Macbeth, onu çok sevmiştir ve onun mutluluğunu sağlamak için altından kalkamadığı işler yapmıştır. Ama Macbeth de onu çok sevmiştir. O da içinde Lady Macbeth’in olmadığı bir şey yapamamıştır.

“Altından kalkamamak” dedim. Aslında bu iki karakter de kendi yaptıklarının altında ezilmişlerdir. Çünkü ikisi de iyiyle kötüyü zihinlerinde çok iyi ayırabilmekte ve “Vicdan azabı” denen şeyden kendilerini kurtaramamaktadır. Ama Lady Macbeth daha güçlü görünürken, süre uzayınca daha dayanıksız çıkmıştır.

Aristoteles’ten bu yana tragedya kavramı üstüne kafa yoranlar, tragedya kahramanının sıradan insanlardan biraz daha ‘iri’ (tabii manen) olması gerektiğini söylemiştir. Kusurları, zaafları bile sıradan insanı bir şekilde aşmalı. Aynı zamanda, birtakım erdemleri ya da meziyetleri de olmalı. Bir yığın kötülük yapan ve sonradan alaşağı olan roman, tiyatro kahramanı var; ama onlara “Trajik” demiyoruz. Kötülüğün cezalandırılması üretmiyor tragedyayı.

Macbeth’ler aynı zamanda içlerinde bir soyluluk barındırıyor, onun için de ‘trajik’ oluyorlar.

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı OCAK 2016

Çantada türk tasarımı

Özgün modelleri, dünya standartlarındaki kaliteleriyle Türk tasarımcıların ellerinden çıkma çantalar giderek yükseliyor. Aralarında Milano’nun dünyaca ünlü mağazası La Rinascente’nin vitrinini süsleyen de var, ABD'de keşfedilen de. Çoğu, geleneksel Türk deri işçiliğine saygı duruşu niteliğinde olan bu özel modeller, peşlerine yeni girişimleri takarak Türk çantasında ‘tasarım’ faktörünü epey üst noktalara taşıyacak gibi.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı KASIM 2016

Krizdeki Avrupa kültürünün gezgin kurtarıcısı: Defne Ayas

10 yıl ABD’de, yedi yıl Çin’de yaşadıktan sonra kapısını Hollandalılar çaldı. Beş yıldır Avrupa’nın önemli sanat kurumlarından Witte de With’in direktörlüğünü yürütüyor. Defne Ayas’ınki klasik bir başarı öyküsü değil. Krizdeki Avrupa kültürünün yeniden kurulmasında yön verici bir rol oynuyor. Macerasından fragmanlar, dünyaya bakış açısı, sanatın geleceği hakkındaki fikirleri için buyrun…

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı AĞUSTOS 2016

”Seçim bizim elimizde:Yaşam mı diyeceğiz yoksa ölüm mü?“

2010'da Hakkari insanının ruhsal durumunu inceleyen psikiyatr Ayla Yazıcı ile darbe girişiminin psikolojik etkilerini konuştuk. Yazıcı, "Gerçeği uzun zaman önce kaybettik" derken, 15 Temmuz gecesi ve sonrasında Türkiye toplumunun yaşadığı en büyük travmanın güven kaybı olduğunu vurguluyor. Bir askerin kafasının kesildiği iddiasının ise bazı imgeler barındırdığını söylüyor. Yazıcı'ya Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve olan bitene "tiyatro" diyenlerin ruh halini de sorduk.

DEVAMINI OKU