STİL

Madonna'nın Metamorfozu

Dünya Madonna'sız nasıl bir yer olurdu? Pop kültür nasıl şekillenirdi? Moda ne yöne giderdi? Boşuna demiyorlar; "Modern pop'a dair her şeyin DNA'sında, ondan küçük bir parça var" diye. 'REBEL HEART' turnesiyle hâlâ yollarda olan pop ikonunun son 30 yılına, gardırobundan bakıyoruz.

Özlem Numanoğlu

1980’LER: SEKSİ SOKAK KIZI

1984 önemli bir yıldı.O yıl dünya ölümcül AIDS virüsüyle, Apple’ın devrim niteliğindeki bilgisayarı Macintosh’la ve pop kültürü sonsuza kadar değiştirecek genç bir kadınla; Madonna ile tanışıyordu. 26'sındaki Madonna, adını aldığı Meryem’e meydan okuyan bir fütursuzluk abidesiydi. “Helyum çekmiş Minnie Mouse” diye dalga geçilen incecik sesiyle ‘Like a Virgin’ (Bir Bakire Gibi) gibi parçalar söylüyor; boynundan haçı çıkarmıyor ve gerçekten ‘tuhaf’ giyiniyordu. MTV yayınına iç çamaşırından hallice bir gelinlikle çıkıp, beline de ‘Boy Toy’ (jigolo) yazan bir kemer takabiliyordu. Son 15 yıldır Madonna’nın kostüm tasarımcısı olan Arianne Phillips, o anı şöyle tarif ediyor: “Bu, pop kültüründeki ve moda tarihindeki en şoke edici, özgürleştirici ve ilham verici anlardan biriydi. Moda, bir daha asla eskisi gibi olmadı.” Doğru; Madonna, spreyden kaskatı kesilmiş, dipleri çıkmış sarı saçları, lahana gibi üst üste giydiği tişörtleri, parmaksız dantel eldivenleri, tayt üzeri minileri, abartılı makyajı ve bütün o bilezik-kolye-haç karmaşasının arasında 1980’lerin en ikonik stilini yaratmıştı (Tasarımcı Maripol’ün katkısıyla). Hormonları yeni uyanan ergenler ve genç kadınlar, bu feminen-maskülen tarza âşık oldu. Kuaförler Madonna saçı isteyen kadınlarla dolup taşıyor; sonsuz sayıdaki plastik bilezikleri -yaşayan bilir- başımıza bela oluyordu. Bu salgına yakalananlara “Madonnabe” (Madonna olmak isteyen) dendi. 1985’te Playboy’a soyunarak dünyaya bir şok dalgası daha gönderen şarkıcı, Marilyn Monroe’ya ilk selamını da bu dönemde, ‘Material Girl’ klibi ile yolladı. O yıl, saçlarını kısacık kestirip platin sarısına boyadı ve kaşlarını cımbızdan azat etti. Sean Penn ile dört yıllık fırtınalı evliliğinin sonuna geldiği 1989’da ise, Amerikalıları öfkelendirmekten fazlasını istiyordu artık. Kumral uzun saçlarıyla yanan haçların önünde dans edip, siyah bir azizi baştan çıkardığı ‘Like a Prayer’ın klibi ile işareti verdi: Artık bir ergen idolünden, Vatikan'ın lanetlediği tescilli bir provokatöre dönüşmüştü.


İMZA TARZ

  

Madonna, 1980'lerdeki unutulmaz stilini, 2010'dan bu yana, kızı Lourdes ile kurduğu ‘Material Girl’ markası altında yaşatıyor.


1990’LAR: PROVOKASYONDA ZİRVE

1990’lar, Madonna’nın megastar mertebesine ulaştığı dönem. Bugün Lady Gaga, Rihanna, Miley Cyrus ve akla gelen diğer popçular ağızlarıyla kuş tutsalar yeterince ‘aykırı’ olamıyorlarsa, sebebi 1990’lar Madonna’sıdır. Takvimler 1990’ı gösterdiğinde Madonna 32'sindeydi artık. O yılların ünlü çapkınlarından, ‘Dick Tracy’de birlikte oynadığı aktör Warren Beatty ile takılıyordu. 1980’lerin rüküş kıyafetlerini ve zevksiz aksesuarlarını fırlatıp atmış; gözünü cinsel tabuların yasak sularına dikmişti. Ortalıkta henüz çiğnenmemiş onlarca kural, Madonna’da tüm bunları yakıp yıkabilecek cesaret vardı. Aradığını, fetiş ürünler tasarlayan Fransız tasarımcı Jean Paul Gaultier’de buldu. Gaultier ona, kariyeri boyunca giyeceği en unutulmaz parçayı; konik korseyi verdi. Şarkıcının, ‘Blonde Ambition’ turnesinde giydiği korselerin füzevari göğüslerine kayıtsız kalabilen yoktu. Saygın Forbes bile, “İç çamaşırından çok zırha benziyor” diye kalem oynatıyordu. Muhafazakârlar ona parmak salladıkça, gençler bağrına bastı. Madonna, sanatında ve stilinde seksüel içeriğin dozunu korkusuzca artırdı ve aralara dini motifler yerleştirmeyi asla ihmal etmedi. MTV'nin ‘Justify My Love’ın klibini yasaklamasından birkaç ay sonra, -yine Gaultier tasarımı- babaanne iç çamaşırları ve pembe saten kimonosuyla ‘Madonna ile Yatakta’nın Cannes prömiyerindeydi. 1992’de, AIDS araştırmalarına fon sağlamak için yapılan Gaultier defilesinde ise, bu kez 6 bin kişinin önünde çıplak memelerini sergiliyor; ayağına geçirdiği iri postallarla Seattle’dan yükselen grunge akımına selam yolluyordu. Erotizmin sınırlarını pornografiye doğru esnettiği ‘Seks’ kitabını, ‘Erotica’ albümü ve İtalyan tasarımcılar Dolce & Gabbana’nın devreye girdiği ‘Girlie’ turnesi izledi. Yıllar sonra, “Gidebildiğim kadar ileri gittim. Kaşlarımı tıraş ettim; her eyalette ve ülkede soyundum” diye anlatacağı bu dönemde, giyiminde bolca sado-mazo unsura yer verdi. Dolce & Gabbana tasarımı sutyen ve kısa şortlar ile Hint motifli baş aksesuarları da bu dönemin unutulmazları oldu.


Ve Gaultier devreye girer

  

Jean Paul Gaultier, meşhur konik korseyi, 2012'de yeniden yorumladı. “O, evlenme teklif ettiğim tek kadın. Tabii ki reddetti. Ama benden kostüm istediğinde onu reddedemezdim” diyor.


1990’LARIN SONU: GOTİK-ETNİK MELEZİ

Madonna, pop'un gördüğü bu en aykırı çağı, 1996'da kızı Lourdes’in doğumu ile kapattı. “Çocuğunuz varsa anarşist olamazsınız” diyordu. 1990'ların sonunda, arenaya yavaş yavaş Jennifer Lopez gibi geleceğin yıldızları çıkıyordu ama hâlâ Madonna’nın gözünü korkutmaktan çok uzaktalardı. Gelgelelim, pop kraliçesinin kalbi yine kırıktı; 1997’de kızının babası spor eğitmeni Carlos Leon ile ayrıldılar. 40 yaşına bir yıl kala, yıllar boyunca müziğini ve imajını sürekli yenilese de, ruhunu ihmal ettiğini fark etti. Bu ruhani arayış onu mistik Yahudi inanışı Kabalacılığa, Hinduizme ve yogaya götürdü. Dış görünümü de bu ruh haline ayak uydurdu. Platin sarısı kısa saçlarına veda etti önce. 1998’de çıkardığı ‘Ray of Light’ albümünün kapağından, bal rengi bukleleriyle gülümsüyordu artık. Yine de Madonna Madonna’lığından vazgeçmezdi elbette; karşımıza bir gün siyaha boyadığı saçları ve gotik makyajıyla; ertesi gün sarilere bürünmüş, kolları bilezik dolu çıplak ayaklı bir Hindu kılığıyla çıkıyordu. Bu etnik-gotik melezi görüntü, hit parçası ‘Frozen’ın Cuddeback Gölü ve Mojave Çölü’nde çekilen klibiyle sembolleşti. Bir cesedi andıran beyaz teni, beline kadar inen siyah saçları, Olivier Theyskens tasarımı kapkara elbisesi ve mudra hareketi yaptığı Hint kınalı elleriyle karanlık bir tanrıçayı andırıyordu. Yıl boyunca Theyskens, Balenciaga ve Versace imzalı gotik tuvaletler içinde gezinip duran şarkıcı, sonraki yıl Jean Paul Gaultier’nin fuşya-kırmızı kimonoları ve modernize geyşa makyajıyla sahnedeydi. ‘Bir Geyşanın Anıları’ kitabından etkilendiğini; bir şov yıldızı olarak kendisini de hem bir geyşa, hem de bir mahkûm gibi hissettiğini söylüyordu. Madonna ile beraber Amerikan kültüründe geleneksel Asya kültürünün yükselişe geçtiği bu dönemden günümüze, sol bileğine takmaya başladığı, Kabalacılığı simgeleyen (ve ‘koruyucu’ olduğuna inanılan) kırmızı ip bileklikler kaldı. Bunların hızla moda olduğunu hatırlarsınız. Versace'nin özel stil ödülünü alırken, Sting’in söylediği gibi; “O önden gidiyor, diğerleri izliyor”du.


Karakter yaratmak

  

Madonna, kariyerinin başından itibaren, bir ilişkiden diğerine zıpladıkça ve yeni albüm çıkardıkça imajını da yeniledi. Hikâyesini kostümler aracılığıyla anlattı.


2000’LER: TEK RAKİBİ, GEÇMİŞİ

2000'lere geldiğimizde, Madonna'nın stilindeki etken maddenin adı, bu kez Guy Ritchie’ydi. İskoç yönetmen için Londra’ya taşınan pop kraliçesi, davetlerde, pastel tonlarda klasik tayyörler, çiçekli diz altı elbiselerle boy göstermeye başlamıştı. Günümüz Madonna’sı genel hatlarıyla bu dönemde ortaya çıktı. Hafif dalga verdiği saçlarını oturaklı bir sarıya, kırışıkların belirdiği yüzünü belirgin eyeliner’lara ve varla yok arası bir makyaja teslim etti. Enerjisinden bir şey kaybettiği yoktu ama başka bir farkındalık düzeyindeydi artık; endişeli bir dünya vatandaşı, çocuk kitapları yazan bir ebeveyn, yardım konserlerine çıkan bir hayırsevere dönüşmüştü. Özündeki provokatörü, evrene 7/24 ‘seks’ mesajları yollayan Kylie Minogue, Britney Spears ve ardılları meydana çıkana dek sakladı. Asker üniformalarını kuşandığı ‘American Life’ (2003) albümü ile hanımefendi pozlarını bir kenara bıraktı. Son yılların en akılda kalıcı Madonna görüntüsünü ise, 2005 tarihli ‘Hung Up’ ile yarattı. 50’sine merdiven dayamış ikon; kaslı vücudunu sıkıca saran pembe mayosu, diz altında biten ince çorapları, topukluları ve Farrah Fawcett saçlarıyla kıvılcımlar saçarak dans ederken, insanoğlu “Bu kadın hiç yaşlanmayacak mı?” şeklinde bir soru işaretine dönüşmüştü. Bu fütüristik disko albümü, Madonna'nın ‘geleceğe dönüş’üydü. O gün bugündür, görüntüsüne yeniden çok, geçmişin potpurisi hakim. Kostüm tasarımcısı Arianne Phillips’in Gaultier'den Dolce & Gabbana'ya; Gucci'den Prada'ya onlarca markayla doldurduğu gardırobunda, yelpaze, couture’den punk’a, etnikten burlesk ve Western'e uzanıyor. Hâlâ devam eden 'Rebel Heart' turnesinde denkleme, fetiş binici ve matador kostümleri ile 1920'lerin kılıkları da eklendi. Fakat bu şahane karmaşadan yeni bir trend çıkmıyor ne yazık ki. Super Bowl şovuna ponpon kız kıyafetleriyle çıktığında, “10’uncu sınıfı 48 kez okumuş gibi görünüyor” diye iğnelenmesi bu yüzden. Muazzam geçmişi, 57'sindeki Madonna’yı kendi hayaletiyle baş başa bırakmış vaziyette. 


Marka işbirlikleri

  

Madonna, son yıllarda H&M ve Dolce&Gabbana için giyim ve gözlük koleksiyonları hazırladı; Versace ve Louis Vuitton reklamlarında oynadı. Ayrıca, 27-50 yaş arası kadınlara yönelik ‘Truth or Dare by Madonna’ markasının sahibi.