SANAT & TASARIM

Mimar Winy Maas:”Tek bir yapı değişimi başlatabilir“

21’inci yüzyılın en önemli mimarlarından, MVRDV’nin kurucusu Winy Maas, giderek birbirine benzeyen yapıları radikal şekilde değiştirmenin, mimarların üzerine düşen en önemli görev olduğunu söylüyor. ‘Starchitect’lerin en mütevazısı, T Buluşmaları için geldiği İstanbul’da geleceği önümüze serdi.

Eren Başağan, Fotoğraf: Emre Yunusoğlu

Yıl 1980. Yer, Hollanda’nın orta kesimlerinde küçük bir yerleşim, Schijndel. Winy Maas adında çok genç bir öğrenci, doğup büyüdüğü bu kasabanın belediye başkanına bir mektup yazar. II. Dünya Savaşı’nda uğradığı büyük yıkımdan sonra sayısız kez yenilenen Schijndel meydanında, tam kilise, belediye binası ve ana caddde arasında yeni bir yapı inşa edilmesini önerir. Mektubu, belediyenin dilek ve temenniler kısmında neredeyse 20 yıl unutulur. Ta ki o genç, 21’inci yüzyıl mimarlık dünyasının en çok konuşulan işlerine imza atan MVRDV’yi kurup, ‘starchitect’e dönüşene kadar. Maas’ın, Schijndel için önerdiği bina ‘Camdan Çiftlik’ (Glass Farm) bugün kasabanın göbeğinde insanları bir araya getiriyor; Maas’ın belediye başkanına yazdığı mektubun taş baskısı da onun hemen yanındaki kaldırımda binanın ‘uzun’ hikâyesini anlatıyor. “Böyle projeleri çok seviyorum. Belleği, ebedi olanı, kim olduğumuzu sorgulatıyorlar, komşularımızla diyaloğumuzu nasıl sürdüreceğimiz üzerine kafa yormamızı sağlıyorlar” diyor Winy Maas heyecanla. Güneşli bir İstanbul sabahında, Divan Taksim’in hayli loş salonunda konuşuyoruz. Başlarken, röportaj için tanınan çok sınırlı sürenin nasıl yetişeceğinden duyduğum kaygıyı, Maas’ın coşkuyla, hızlı hızlı konuşması yok ediyor. Projelerini, mimariye bakışını anlatırken kapıldığı heyecanın bulaşıcı olduğunu düşünüyorum bir kez daha. Bir gün önce Şişecam Düzcam’ın düzenlediği T Buluşmaları’ çerçevesinde verdiği ‘What’s Next’ (Sırada Ne Var?) başlıklı konferansta, iğne atılsa yere düşmeyecek kalabalığa geçirdiği duygu da buydu çünkü. Özellikle “Tokyo, İstanbul, Mexico City… Dünyadaki büyük metropollerin hepsi artık birbirine benzemeye başladı. Mimari kendini kopyalamamalı. Mimarlar olarak bize düşen, bir şeyleri radikal şekilde değiştirmek, dönüştürmek” dediğinde.

1990'ların başında, Jacob van Rijs ve Nathalie de Vries ile avangart mimarlık şirketi MVRDV’yi kuran Maas'ın projeleri de sözleri kadar güçlü. Henüz 2000 yılında Hannover’de düzenlenen World Expo için tasarladıkları Hollanda Pavyonu, çevreci çözümleriyle “Çığır açıcı” diye selamlanmıştı. Gerisi geldi. Mimarlıkla ilgilensin ilgilenmesin, görenlerin kayıtsız kalamadığı yapılar birbirini izledi: Kopenhag’da iki siloyu dönüştürdükleri konut projesi Gemini Residence, Madrid’de –sonradan tüm dünyayı saracak- ‘delik’li yapıların ilk örneklerinden Mirador binası, son dönemde tamamladıkları Rotterdam’daki devasa Market Hall, Schijndel’deki Camdan Çiftlik, Suffolk’daki Dengede Duran Ambar Ev, Cakarta’da birbirinin üzerine öylesine konulmuş gibi duran ‘binalar yığını’ Peruri 88…

  

Soldan sağa doğru; Mağaza, restoran, ofis kompleksi Camdan Çiftlik -Glass Farm/ Schijndel -Hollanda (2013), Hollanda Pavyonu/ Hannover - Almanya (2000), 
Bir ticaret merkezi ve 156 konut içeren Mirador binası/ Madrid - İspanya (2005)


Bütün bu projeleri arka arkaya görünce, insanın aklından bir tek şey geçiyor: 21’inci yüzyılın mimarlığı neye benzeyecek? Gerçekten sırada ne var? Röportajın ilk sorusu da haliyle bu oluyor. “Pek çok şeyi değiştirebileceğimizi umuyorum. Ufukta beliren teknoloji, farklı bir mimarlık ve kentleşme yaratacak bence. Başı çekecek, örnek oluşturacak tek bir yapı, değişimi başlatabilir. Bunun olması, çevremizin radikal biçimde değişmeye başlaması beni büyüler. Aslında biraz durup çevremize bakarsak, değişimin başladığını görürüz. Yeni otomobillerde kullanılan teknolojiye, malzemeye bakın. Güzel mi? Evet. Korkutucu mu? Evet. İyi mi, ya da kötü mü? Her ikisi de. Etkileyici tarafı da bu. Onlara şans vermek gerek.”

Yeni nesil teknoloji ve malzemeler özel ilgi alanı. 2008’de Delft Üniversitesi Mimarlık Fakültesi ile, geleceğin kentleri üzerine araştırmalar yürütmek üzere kurduğu ve yöneticiliğini yaptığı araştırma enstitüsü Why Factory’de tam da bunun üzerinde çalışıyor: Bu tür teknoloji ve malzemelerle nasıl tasarım yapılacağı? Şekillendirilebilir, nefes alan duvarlar, mobilyalara dönüştürülebilen halılar bugün için fütüristik belki ama yarın gerçeğe dönüşebilirler. Ona göre önemli olan dönüşüme açık olmak.

Yaşam alanları, ofisler, hal ve eğlence bölümlerinden oluşan Market Hall/ Rotterdam - Hollanda (2014)

Winy Maas’ın imzasını taşıyan MVRDV’nin son dönem projelerinde, bu dönüşümün izleri görülüyor. Doğanın içinde, doğaya zarar vermeden ama yeni teknoloji ve malzemelerin tüm olanaklarından yararlanılan modern binalar ortaya koyuyor. Tasarımlarında ağırlıklı olarak cam kullanıyor. Çünkü geleceğin binalarının şeffaf ve nefes alması gerektiğini düşünüyor. Camdan Çiftlik, bu anlayışın örneği. Kiminin “Hollanda’nın Sistine Şapeli” diye övdüğü, kiminin “Tam bir heyula” diye yerdiği Rotterdam’daki Market Hall, Spijkenisse’deki Book Mountain, Paris’teki Pushed Slab, Seul’deki Chungha binası da öyle. Form üzerinde de öncü niteliği taşıyan tasarımlara imza atıyor. Örneğin tıpkı İstanbul gibi genişleme alanı sınırlı bir şehir olan Endonezya’nın başkenti Cakarta’da yaptıkları Peruri 88 projesi, çok fonksiyonlu, yüksek bir binanın nasıl ekolojik ve sosyal bir çözüm sunabileceğini ortaya koyuyor. Maas, proje fikrinin “Farklı biçime sahip, birçok apartman bloğunu üst üste yığarak yoğunluğu tek yerde toplamak nasıl olur?” düşüncesinden çıktığını söylüyor, sonunda da projeyi sosyal, yeşil bir düşey kent gibi kurguladıklarını dile getiriyor.

Ancak gelişme ne yönde olursa olsun, Maas’ın mimarlığının odağında hep insan var. “Bir projeyi tasarlarken önce orada yaşayacak olanlara bakarım” diyor. “İnsanlar çevrelerindeki değişimlerden nasıl etkileniyor, yaşadıkları binalardan ne bekliyor, güdüleri, eğilimleri neler diye düşünürüm. Sonra da ‘Burada özlemi duyulan ne var? Benim getirdiğim çözümler nasıl daha iyisini yaratır?’ sorularına yanıt ararım.” Maas’ınki, mimarlık fakültelerinin hepsinde anlatılan, yapının kullanıcıları, çevresi açısından doğru planlanmasını sağlayan yaklaşım aslında. Peki ya binanın sahipleri, özellikle İstanbul gibi metropollerde belirleyici olan ya da olduğu öne sürülen müşteriler tasarımın neresinde yer alıyor? Maas’ın bu soruya yanıtı alışılandan hayli uzak: “Pek çok mimar, ‘İşin daha başında, nasıl bir şeyin ortaya çıkacağını bilirsiniz’ der. Bence öyle değil. Siz ‘Bu bina bana ait’ diye düşünürsünüz, müşteriniz de aynı şekilde binanın kendisine ait olduğunu düşünür. Ama sonunda ortaya ikisinin karması bir şey çıkar. Tutkularınızı koyarsınız binaya. Sonuç öngörülebilir değildir. Çünkü müşterinizle yarattığınız kombinasyondan eşsiz bir şey çıkar ortaya. Benim için her seferinde şaşırmak çok güzel bir şey. Tekrara düşmemek harika.”

"Dünyanın en kalabalık kentlerinden Endonezya'nın başkenti Cakarta'da tasarlanan Winy Maas imzalı Peruri 88 binası karma işleve sahip. Tasarımları birinden farklı, ama birbirinin üzerinde konumlanan yapıda; konut, ofis, otel, alışveriş, düğün, cami, tiyatro bölümleri yer alıyor. Peruri 88, 2012'de projelendirildi."