STİL

Modanın ölümsüzleri

Hangimiz Ray-Ban Wayfarer’ları takıp kendimizi pek bir cool hissetmedik? Ya da bir Levi’s 501’i bütün jean’lerden daha çok istemedik? Moda bize sonsuz sayıda kıyafet ve aksesuar sunuyor olabilir ama ne olursa olsun, bu modellerin ikonik statüsü değişmiyor.

Özlem Numanoğlu

Her şarta uyumlu
Chanel 2.55 bir vakitler şık tayyörlerle özdeşti. Artık ona sneaker'lar bile eşlik edebiliyor.

 

O BİR FEMİNİST: CHANEL 2.55
O, moda endüstrisinin en çok taklit edilen çantalarından biri. Ölümsüz bir 1950’ler klasiği. Ve hâlâ Chanel’in çok satanlarından. Bu şık ufaklığı, matmazel Gabrielle ‘Coco’ Chanel’in, elde tutulan çantalardan fena halde sıkılmasına borçluyuz. Chanel, ilk olarak 1920’lerde -askerlerin sırt çantalarından ilhamla- omuzdan asılan kadın çantalarını tasarlamış ve hemcinslerinin ellerini tıpkı erkekler gibi özgürce hareket ettirebilmesini sağlamıştı. II. Dünya Savaşı bitip, Chanel 1955’te modaevini açtığında, çantayı biraz yeniledi. Ortaya çıkan tasarım, yaratıldığı Şubat 1955’ten esinle, ‘2.55’ diye anılmaya başladı. 2.55 pek şıktı ama aslında caka satmaktan çok fonksiyonelliğe hizmet ediyordu. Kapitone desenli deriden yapılmıştı (ki bu zamanla çantanın imzası oldu) ve askısı altın rengi zincirdendi. Astar kısmında kullanılan şarap rengi, Chanel’in büyüdüğü Aubazine Abbey yetimhanesindeki üniformalara gönderme yapıyordu. İri kıyım değildi ama gene de içi genişti. Dikdörtgen tokası, Chanel’in hiç evlenmemiş olmasına atıfla sonradan ‘Mademoiselle’ (matmazel) diye anılacaktı. Öyle tipik bir görüntüsü vardı ki, bir Chanel 2.55’i diğerlerinden ayırt etmemek imkânsızdı. Çantayı 1980’lerde ikonik tasarımcı Karl Lagerfeld yeniledi; zincir kısmına deri doladı ve tokada tipik çift C dönemini başlattı. Audrey Hepburn’den Prenses Diana’ya ve günümüzde de Blake Lively gibi isimlere, çanta, serüvenini kuşaktan kuşağa sürdürüyor.

 

2.55'in serüveni (soldan sağa)
Gabrielle ‘Coco’ Chanel, eseriyle.
Jacqueline Kennedy, 2.55 ile...
2.55'in astarının şarap rengi olmasının bile bir sebebi var.
i-D dergisinin 2009 tarihli çekiminde, Claudia Schieffer dev bir Chanel 2.55 ile Kayt Jones’a poz veriyor.

 


 


İLK BLUE JEAN: Levi’s 501

Time dergisi, Levi’s 501’i ‘20’nci yüzyılın moda parçası’ ilan etmekte haksız değildi. Düşünsenize; bugün giydiğimiz bütün jean’ler 501’den doğdu. İkonun hikâyesi, Altına Hücum döneminde, San Francisco’da başladı. Şehre taşınan Bavyera doğumlu girişimci Levi Strauss, ekmeğini altından değil, altın işçilerinden çıkarmaya karar vermişti. Onlar için kullanışlı giysiler üretmeye başladı. Strauss ile cin fikirli Letonyalı terzi Jacob Davis’in yolları burada kesişti. Davis, işçiler için kot kumaşından dayanıklı bir pantolon üretmek istiyordu. Günümüzde bile kotların cebini tutturmak için kullanılan metal zımbaları da bulan oydu. İkilinin güç birliği sonucu, ilk blue jean ‘XX’ doğdu. 1873’te patentini aldıkları pantolonun parti numarası ‘501’di (ve pantolon zamanla bu numarayla anılmaya başladı). Yüksek belli, arkasında tek cebi olan bu rahat pantolon, bütün gün kan ter içinde cevher arayan maden işçileri arasında salgın gibi yayıldı. Zaman içinde, Amerikan askerlerinin üniforma niyetine blue jean giydiği bir dönem bile oldu. 1934’te çıkan ‘Lady Levi’s’ kesimi, kadınları da 501 ile buluşturdu. Sessiz film ve western’lerle ilerleyişini sürdüren jean, Marlon Brando ve James Dean ile 'ikonik' mertebesine ulaştı. O dönemleri yaşamış olanların gayet iyi hatırlayacağı üzere, Levi’s 501, özellikle 1980’ler ve 1990’ların başında genç kuşak arasında bir çeşit arzu nesnesine dönüştü. Şimdilerde jean krallığı, daracık skinny’ler tarafından ele geçirilmiş olsa da, vintage rüzgârı 501'i sahalara geri döndürdü. 143 yıldır güncel beğenilerle evrilen 501, madenciler, çiftçiler, asiler, hippiler, rocker’lar, moda ikonları ve işadamlarını aynı kümede buluşturabilen nadir ürünlerden biri.

 

Tipik Amerikan
Marlon Brando, 'Vahşi Hücum'un (1953) setinde üzerinde bir 501 ile poz veriyor.
'Altına Hücum' döneminde maden işçilerinin giydiği bir Levi's 501.
Dönemin 'seks sembolü' Marilyn Monroe, 'Uygunsuzlar' (1961) filminin çekimlerinde, üzerinde 501 ile.

 

Levi's 501'in ilk müşterileri, 1800'lerin sonlarında Amerika'da altın arayan maden işçileriydi.
501 Original: Fermuarlı değil, düğmeli.
Amerikan rock ikonu Bruce Springsteen'in 'Born in the U.S.A.' (1984) albümünün kapağında da bir 501 görüyoruz.

 

 



EN COOL GÖZLÜK O: RAY-BAN - WAYFARER
Pek az aksesuar, onu taktığınız saniye havanızı binbeşyüze katlayabilir. Wayfarer onlardan biri. Pilot gözlüğü Aviators ile beraber, tarihin en çok satan güneş gözlüğü olduğu düşünülüyor. Wayfarer, 1950'lerde Amerikan gözlük tasarımcısı Raymond Stegeman tarafından yaratıldı. 1956’da satışa çıktığında, piyasanın hakimi metal çerçeveli güneş gözlükleriydi. Plastik çerçeveli ve ikizkenar yamuk şekilli Wayfarer, piyasayı şöyle bir silkeledi. Radikal, maskülen ve tekinsiz imajını, 1950 ve 60’lar boyunca James Dean, John Lennon, Bob Dylan gibi isimler besledi. 1970’lerde popülaritesini yitirse de, 1982’de Ray-Ban, ürünlerinin filmler ve televizyon programlarına yerleştirilmesi karşılığında 50 bin dolarlık bir anlaşma imzaladı (ve meyvelerini bolca topladı). Gençliğinin ve yakışıklılığının doruğundaki Tom Cruise, ‘Riskli İş’ (1983) filminde Wayfarer'ları taktığı an, model artık bir fenomendi. Madonna, Michael Jackson, Jack Nicholson gibi isimler ve ‘The Blues Brothers’ ile model, günümüz hafızasında kendisine sağlam bir yer edindi. 2000’lerin ikinci yarısı itibarıyla Wayfarer öyle popüler ki, yazar Christian Lander, ‘Whiter Shades of Pale’ adlı kitabında durumu, “Eğer etrafta Wayfarer görmüyorsanız ya bir country müzik konserindesinizdir ya da kapalı mekânda” diye özetliyor.

 

 En sevdiğimiz ikizkenar yamuk (soldan sağa)
Madonna, 'Desperately Seeking Susan' (1985) filminde Wayfarer'ları ile.
Michael Jackson da modelin kült seviyesine çıkmasında etkili.
Fenomenin kaynağı Tom Cruise, ‘Riskli İş’ (1983) filminde.
'The Blues Brothers' (1980) filminin kahramanları da Wayfarer'sız çıkmazdı.

 

En sevilen güneş gözlüğü (soldan sağa)
Günümüzde Wayfarer'lar çerçeve renkleri vb. ile kişiselleştirilebiliyor ama simsiyah olan, bir klasik.
2009'daki Ray-Ban Colorize kampanyasında renklenen modellerden biri de Wayfarer'dı.

 


 

ASLINDA ASKERLER İÇİN TASARLANMIŞTI: BURBERRY TRENÇKOT
Hikâye, manifaturacı Thomas Burberry’nin 1879 yılında piyasada devrim etkisi yaratan gabardin kumaşını üretmesiyle başlıyor. Gabardin, su geçirmeyen, ama benzerlerinin aksine teri içeri hapsetmeyip nefes alabilen, hava koşullarına dayanıklı, hafif bir kumaş. Havacılar, kâşifler, maceracılar ona bayılıyor. Ve tabii İngiliz ordusu da… İsmini siperlerden alan (İngilizce ‘trench’ siper, ‘coat’ ceket demek) ilk trençkotlar 1895’te, Boer Savaşı’nda kullanılıyor. 1907’de, Sir Ernest Shackleton Antarktika’ya gittiğinde, o ve ekibi yine Burberry trençkotları giyiyor. I. Dünya Savaşı yaklaşırken, Burberry ceketi daha da geliştiriyor. Trençkotu ilk kimin tasarladığı konusu ise tartışmalı. Zira Londralı Aquascutum şirketi, trençkotun temelini 1850’lerde attıklarını ve ceketlerinin Kırım Savaşı sırasında kullanıldığını söylüyor. Günümüzde üzerine pek kafa yormadığımız klasik trençkottaki her detay, bir zamanlar aslında bir amaca hizmet ediyordu. Mesela; omuzlardaki bantlara apolet/rütbe takılıyor, kemerdeki D biçimli tokaya (sonradan dikdörtgen formları da çıktı) harita vb. iliştiriliyor; göğüs kısmına düğmelenen kapakta silah taşınabiliyor; sırttaki ek katman ile içeri su kaçması engelleniyor; arkadaki yırtmaçla ise koşarken ya da at sırtında kolay hareket edilebiliyordu. Trençkot, o güne dek orduların kullandığı parlak renklerin aksine, sarıya çalan kahverengiydi. Bir trençkotu tamamlamak için 100’den fazla işlem gerekiyordu. Burberry trençkotları günümüzde de Castleford kasabasında üretiliyor. Bir trençkotu yapmaları hâlâ üç haftayı buluyor. Kumaş da yine Burberry atölyesinde dokunuyor. 1920’lerden itibaren savaş alanlarından çıkan trençkotlar, film yıldızları ve kraliyet mensupları arasında epey popüler oldu. Dedektifler, gangsterler, gazeteciler ve avukatlar, trençkotla özdeşleştirildi. Mevsim geçişlerine uygun, şık ve salaş her türlü ortama adapte olabilen bu ölümsüz parça, Humphrey Bogart’tan Cara Delevingne’e her kuşağı kucaklamaya devam ediyor.

 

Bir klasik (soldan sağa)
Yıllar içinde detayları değişse de, karşımızdaki klasik bir Burberry trençkot.
Burberry'nin savaş yıllarındaki bir reklamı.
Tipik ekose Burberry deseni, trençkotların astar kısmında bulunuyor.
1930'larda Burrberry trençkot böyle görünüyordu.

 

Kate Moss, ilk Burberry çekiminde trençkotu kuşanmış (1999).
Oyuncu Eddie Redmayne ve model Cara Delevingne, 2012 tarihli bir reklamda.