STİL

Modanın peri-annesi Jeanne Lanvin

Kraliçeler, prensesler, sinema-sahne yıldızları, sosyetenin ikonik isimleri… Özel gecelerde, yeni yıl kutlamalarında, balolarda, önemli davetlerde en çok onun gece elbiselerini tercih ettiler ve büyü yapılmışçasına birer Lanvin kadınına dönüştüler: Güzel, kendine güvenli, özgür… Tıpkı bugüne dek süren sihri yaratan, efsanevi modacı Jeanne LanvIn'in istediği gibi.

Eren Başağan

Çalışma üssü
En üretken modacılardan biri kabul edilen Jeanne Lanvin'in, şirketin Paris'teki genel merkezinde yer alan ofisi bugün aynen korunuyor. Bu kare 1930'da orada çekilmiş.


Küçük bir kız çocuğu, bir moda imparatorluğu yaratabilir mi? Bu tuhaf sorunun yanıtı “Evet.” Zira Marguerite’in -daha sonraları Marie Blanche de Polignac'nın- yaptığı tam da buydu. Bugün hâlâ “Kendine baktırmaya zorlamayacak kadar sade, ama gözlerinizi alamayacağınız kadar hoş ve güzel bir silüet…” diye tanımlanan Lanvin kadınının arkasında, dört-beş yaşlarındaki bu kız vardı. Ama her şey sırayla. Şimdi hikâyenin başına, annesi Jeanne Lanvin’in Paris’te bir şapkacının yanına çırak girdiği zamanlara geri dönelim.
Tarihler 1880’lerin ilk yıllarını gösteriyordu. Paris La Belle Époque’un doruklarında geziyor; sanat hayatla bütünleşiyor, gündelik eşyalar bile farklı ve incelikli tasarımlarıyla birbirleriyle yarışıyorlardı. 11 çocuklu Lanvin ailesinin en küçüğü, 1867 doğumlu Jeanne, sanatın modaya uzandığı bu dünyanın tam ortasında, Madame Félix’in şapkacısında çalışıyordu. Sürekli şapka ustalarının arkasından koştuğu için lakabı ‘küçük otobüs’ idi. Çok geçmedi; 1885’te o da şapka yapmaya başladı. Bununla yetinmedi ama... Dört yıl sonra, Rue du Faubourg Saint-Honoré’de kendi şapkacısını açtı. O sıralar caddedeki tek moda dükkânı kapı komşusu Hermès idi. Jeanne başarılıydı ama dükkânı mütevazıydı.
Jeanne Lanvin’i 'Jeanne Lanvin' yapan, 1895 yılında evlendiği İtalyan soylu Emilio di Pietro’dan doğan kızı oldu. Kucağına ilk aldığı andan itibaren Marguerite’in sevgisiyle sarhoş olmuştu. Yaşamının her alanında kızı egemendi; başlıca esin kaynağı oydu. Elbiseler tasarlayıp dikmeye de Marguerite ve onun oyuncak bebekleri için başladı. Küçük kızının rahat edip, özgürce hareket etmesine izin veren, hayat dolu, neşeli ruh halini yansıtan, bir çocuğa yakışacak ölçüde sade ama aynı zamanda kimselerin ondan gözünü alamayacağı kadar hoş kıyafetler tasarladı. Diktikleri, özellikle de küçük gece elbiseleri o kadar güzeldi ki, diğer anneler hayran kaldı. Kısa sürede Marguerite’in giydiklerinin ve tabii annesinin ünü yayıldı. Kadınlar kendi küçük kızlarına da aynı model elbiseler dikmesi için ısrar etti. Sonra yetişkin kız kardeşler gelip aynı havada elbiseler istemeye başladı. Sonunda anneler de kızlarını takip etti.
Böylece Jeanne Lanvin terzilik tarihinde tamamen yeni bir alanı, anne-kız kostümlerini yarattı. Kadın giyimine genç kız ruhundan yansıyan özgür ve neşe dolu bir estetik anlayış getirdi. Böylece de kadın modası ile çocuk modası arasındaki çizgiyi bulandıran modacı olarak sivrildi. Tasarımlarıyla bir kadını genç bir hanım, bir eş, bir anne veya büyükanne gibi kalıplara sokan kıyafetler yerine, onun hayatı boyunca kendine özgü bir tarz yaratabileceği fikrinin öncülüğünü ve tabii modelleriyle uygulayıcılığını yaptı. 1909’da ‘Genç Kızlar ve Hanımefendiler’ departmanını açtı. Aynı yıl Terziler Sendikası’na da üye oldu. Kabul edilmesi çok zor olan Fransız moda dünyasına girmişti artık.

 

Gelinliklerde 'robe de style'
1920'lere damgasını vuran 'robe de style', ipek krep ve dantelden gelinliklerde de çok gözde bir modeldi. Lanvin'in bu gelinlik ilanı 1927 yılından.

 

EN ÜNLÜ GÖRÜNÜM: ‘ROBE DE STYLE’
Paris'te, Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Jeanne Lanvin’in dışında da modada söz sahibi olan pek çok kadın tasarımcı ortaya çıkmıştı. Örneğin Vionnet, verev kesimleriyle tanınıyordu; mesleğe Lanvin gibi şapkacı olarak başlayan Coco Chanel ise jarse kumaşları kullanmasıyla. Ama Jeanne Lanvin’in yeri ayrıydı. O, gece kıyafetleriyle ünlenmişti. Özellikle de vücut hatları oturmamış genç kızlar için yarattığı tuvalet tasarımlarıyla, “Peri vaftiz anne” diye anılmaya başlamıştı. 1912’de Vogue dergisi şöyle yazıyordu: “Genç kızlar için gece kıyafeti Madam Lanvin’in işi. Paris’te ondan başka kimse, kızların vücutlarını bu kadar düzgün gösteren küçük doğal kuplar tasarlayıp, uygulamayı bilmiyor.”
Ancak Jeanne Lanvin’in belki de en önemli üstünlüğü, kendisi de modayı yönlendirmesine karşın, kıyafetlerinin ‘son moda’ olup olmadığına aldırış etmemesiydi. O, sadece güzellikle ilgileniyordu. Boyunuz mu kısa, beliniz mi kalın, göğüsleriniz mi küçük? Jeanne Lanvin size dokunduğunda, bütün kusurlarınız yok olurdu. Çünkü odaklandığı tek şey güzel yanlarınızdı. Öyle kararlıydı ki, işi bittiğinde kendinize güvenmekten başka bir şey gelmezdi elinizden. Ve elbette hiçbir Lanvin gece kıyafeti, onu giyen kadını ezmezdi. Özellikle her şeyin şıklıktan ibaret olduğu 1920’lere gelindiğinde, bu düşünceyi ve ona uygun tarzı yaratmış olmak büyük bir başarıydı. Hem de ne başarı! Madam Lanvin’in tam flapper’lara göre, ayak bileklerini açıkta bırakan, geniş yaka dekolteli, düşük büzgülü belli, kabarık etekli ‘robe de style’i* döneme tam anlamıyla damgasını vurdu. Boncuk ve payetlerle süslü gece elbiseleri ‘Kükreyen Yirmiler’in en belirgin parçaları oldu. Kumaş ya da metalik renkli deriden, bantlı ayakkabılar veya sandaletlerle kombinlenen elbise tasarımlarının çıkış noktası danstı. Çarliston ve Black Bottom danslarının ritmine ayak uyduran elbiselerin püskülleri, kurdeleleri havada uçuşuyordu. Kıyafet, vücudun üzerinden dökülüyor hissi yaratırken, bir yandan da erotizmi, kadınsılığı vurguluyordu. Jeanne Lanvin’in alamet-i farikası ‘robe de style’ Fransız modasının yüksek standartlarını mükemmel yansıtıyordu.

 

Soldan saat yönünde:
Ressam Clémentine-Hélène Dufau'nun 1925'te yaptığı Jeanne Lanvin portresi. 1924'te Vogue dergisine poz veren oyuncu Carlotta Monterey'in inciler, kadifeden yuvarlak aplikler, kurdele biçimi kemerle süslü tafta gece kıyafeti Lanvin imzalı. Kızı Marguerite di Pietro bu fotoğrafta annesinin tasarımlarından birini giymiş. Yaratıldığı günden bu yana modaevinin tasarımlarında kullanılan Lanvin mavisi 1930 koleksiyonunun en özel parçalarından bu kadife gece elbisesine hayat vermiş. Sovyet Halk Komiseri Anatoly Vasilyevich Lunacharsky'nin eşi Rosenelli, 1928 tarihli bu fotoğrafta, Lanvin tasarımı altın rengi dantelden gece elbisesi ve ceketle poz veriyor. Jeanne Lanvin'in bu tasarımı 1928 tarihli; 1920'lerde modaevini dev bir işletmeye dönüştüren Jeanne Lanvin'in yanında bin 200 kişi çalışıyordu. Modacı bu fotoğrafta kadrolu modellerinden birinin üzerinde prova yapıyor. Jeanne Lanvin Retrospektif Sergisi, 8 Mart-23 Ağustos 2015 tarihleri arasında Paris'teki Palais Galliera'da gerçekleşti. Lanvin'in efsanevi parfümü Arpege için hazırlanan reklam 1932 tarihli. İllüstratör Paul Iribe'nin tasarladığı Lanvin logosunun kaynağı, Jeanne Lanvin'in kızı Marguerite ile 1907'de bir maskeli baloda çektirdiği bu fotoğraf.

 

 

UZAKLARDAKİ ESİN PERİLERİ
Ama ne kadar Fransızdı? İşte orası tartışılır. Zira baş esin kaynağı kızı olmasına karşın Lanvin, tasarımları için ihtiyaç duyduğu farklı fikirleri yurtdışı seyahatlerinde ve güzel sanatlarda buluyordu. Ortaçağ ve Rönesans sanatına duyduğu ilgi, eski Mısır ve antikiteye tutkusu, onu İtalya’ya, Mısır’a seyahatler yapmaya yöneltti. Seyahatlerinde hep günlükler tutuyor, gittiği yerlerden etnik kumaş ve desen örnekleri getiriyordu. 16 rue Barbet de Jouy’daki dairesinde, çoğu Edgar Degas, Auguste Renoir, Eugène Boudin ve Édouard Vuillard’ın imzasını taşıyan kapsamlı bir tablo koleksiyonu ve Batılı olmayan sanat kitaplarının yer aldığı geniş bir kütüphanesi vardı. Ofisinde Hindistan’dan gelen basmadan bir sari ile zincir zırh ve gömleğe dönüştürülmüş Japon pamuğu duruyordu.
“Sürekli yeni tasarımlara odaklandığınızda, gördüğünüz her şey, elinizdeki her malzeme ona dönüşür. Süreç doğal biçimde, kendiliğinden işler; bir içgüdü, bir gerçeklik, gereklilik, farklı bir dil haline gelir” diyordu.
Lanvin’i markalaştıran, ayırt edici mavi ton da bu her şeyden, özellikle de uzak diyarlardan ilham alma yaklaşımının sonucunda ortaya çıkmıştı. Jeanne Lanvin, Floransa’ya yaptığı bir ziyarette Rönesans ressamı Fra Angelico'nun fresklerini görmüş ve onlarda kullanılan ‘quattrocento mavisi’ o tarihten itibaren ürettiği neredeyse her işe damgasını vurmuştu. Öyle ki, bu mavi ton bir süre sonra Lanvin mavisi olarak anılmaya başladı. Renkler, Lanvin koleksiyonlarında merkezi öneme sahipti. Jeanne Lanvin, 1923 gibi erken bir tarihte ‘mükemmel rengi elde etmek’ için kendi boya fabrikasını kurmuştu. Pembeler, sülfür yeşilleri, maviler, kırmızı, siyah ve gümüşün dramatik kombinasyonları… Bütün bu renkleri, şifon, ipek, saten gibi yumuşak dökümlü ya da brokar, kadife gibi tok kumaşlarda başarıyla uygulardı. Dahası bol bol nakış, dantel, aplik, kapitone, çiçek, kurdele, boncuk ve küçük ayna kullanmaya bayılırdı.
Bu arada moda dünyasında devrim yapmayı da aralıksız sürdürüyordu. 1920’lerde, modacıların yılda iki koleksiyon döngüsünü, dört koleksiyona çıkardı. Her koleksiyonu 200’den fazla ‘görünüm’ içeriyordu.

 

Jeanne Lanvin'in ruhu
Parlak taşlar, irili ufaklı kurdeleler, danteller, pullar, şifon eşarplar... İlk kez Paris Moda Haftası'nda gözler önüne serilen Lanvin'in İlkbahar/ Yaz 2016 koleksiyonundaki gece elbiseleri, her ne kadar Alber Elbaz'ın (ki bu ünlü modacının Lanvin için hazırladığı son koleksiyon oldu) imzasını taşısa da, Jeanne Lanvin'in en sevdiği bu detaylarla dolu.

 

KENDİLİĞİNDEN ÇIKAN TASARIMLAR
Lanvin’in başarısı; tasarım ustalığı, ona özgü çok katlı kesimleri ve paralel dikişleri, renk duyarlılığıyla açıklanabilir ama bir yere kadar. İşlerinin arkasındaki gerçek güç, tutkuyla yaratılmalarıydı. Hep “Aniden gelen dürtülerle harekete geçerim ve içgüdülerime güvenirim. Elbiselerim planlanmazlar” derdi.
Provalarının özgünlüğü de bu sözlerini kanıtlıyor. Taslak yaparak başlamıyordu. Kumaşı modelin ya da müşterinin üzerinde elbise formunda kıvırıyor, tutturuyor ve oradan bir giysi ortaya çıkarıyordu. Özel ofisindeki provalar sırasında model ya da müşteri, dev, üç yönlü, hareket ettirilebilir aynanın önünde duruyordu. Lanvin’e yardım eden tasarımcı bir sandalyeye oturup, gerekli düzenlemeleri yapıyor; bir başka eleman aynayı raylar üzerinde hareket ettiriyor ve en arkada duran Lanvin, görüntüyü her açıdan inceliyordu. Bittiğinde elbiseyi bir ressama gönderiyor, o da Lanvin’in modellerini topladığı görüntü kitabı için eskizini çıkarıyordu. Bu görüntü kitapları önemliydi. Çünkü Lanvin’in mağazalarının olmadığı ülkelerde yaşayan müşterilere gönderiliyor ve sipariş vermeleri sağlanıyordu.
Jeanne Lanvin’in ticari zekâsı, tasarımcı yanı kadar iyiydi. 1920’lerde şapka, kadın ve çocuktan oluşan işini geliştirmesi de bunun kanıtıydı. Tiyatrolar için hazırladığı sahne kıyafetlerini, sinema filmleri için yaptığı kostümler izledi. Peşi sıra erkek modasına el attı, ardından da parfüme. Hep hırslı, hep öncüydü. 1927’de bugün bile dünyanın en başarılı kokularından Arpege’ı yarattığında, siyah camdan top biçiminde tasarımı için Fransa’nın en önemli mimarlarından Armand-Albert Rateau’yu görevlendirdi. Kısa sürede Rateau işin parçası haline geldi. Birlikte, şimdi Art Deco koleksiyoncuların topladığı ev mobilyaları tasarladılar.
Jeanne Lanvin, 1946 yılında 79 yaşında gözlerini ebediyen kapatana kadar durmadan çalıştı. Dev moda imparatorluğunu ise biricik kızı Marguerite'e bıraktı. Bugün Lanvin modaevi 70 yaşındaki Çinli işkadını Shaw-Lan Wang'a ait. Ancak Jeanne Lanvin'in etkisi öyle güçlü ki, hâlâ bütün kreasyonlarda varlığı hissediliyor.

(*) Robe de styie: Geniş yaka dekolteli, ayak bileklerini açıkta bırakan, düşük büzgülü belli, kabarık etekli elbise modellerine verilen ad.

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı EKİM 2016

‘Yol’ yeni kurgusuyla çıkmaya hazırlanıyor

Cannes’da aldığı ‘En İyi Film’ ödülüyle, Yılmaz Güney’in siyasi ve sanatsal kişiliğiyle, hakkında anlatılan bitmez tükenmez hikâyelerle bir fenomen… Tarık Akan hayata veda ettiğinde sevilen oyuncuyu anmak isteyenlerin de dilindeydi. Evet, ‘Yol’dan bahsediyoruz. Film, 35 yıl sonra yeniden, kullanılmayan ama uzun süre kulaktan kulağa anlatılan yeni sahnelerle izleyiciyle buluşacak. Filmin İsviçreli yapımcısı Donat F. Keusch yeni versiyonu 2017’de göstermek için hazırladığını söylerken, Güney’in çevresinden gelen ilk tepkiler olumsuz.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı AĞUSTOS 2016

Türkiye’nin baledeki gururu: Batur Büklü

Bugünlerde ülke gündeminden başka bir şey konuşamıyor olsak da, arada güzel, umut verici haberler geliyor. 23 yaşındaki baletimiz Batur Büklü’nün, İstanbul Uluslararası Bale Yarışması’nda birinci olması bunlardan biri. Batur Büklü, genç yaşına rağmen parmak ısırtan çalışma azmi ve dünyaya bakışı ile başarının şans olmadığını ispatlıyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı ŞUBAT 2016

​Gölgeli bir aşk

Biri Trabzon’da, diğeri Bükreş’te başlayan iki hayat 1930’larda Paris’te kesişti. Rumen Ernestine, çiçeği burnunda ressam-şair Bedri Rahmi'yi ismini eren olarak değiştirecek kadar çok sevdi, Bedri Rahmi de ErnestIne’yi ailesiyle arasını bozacak kadar… Polisin bile önüne geçemediği bu aşk hikâyesini sonsuza kadar buruk bırakan ise, ikinci bir kadın, Mari Gerekmezyan oldu.

DEVAMINI OKU