STİL

Modanın sanatla aşkı

Hızlı tüketim, gösteriş ve seks... 1950’lerden itibaren pop sanatın ele aldığı ve yükselişe geçen bu değerler çağdaş moda endüstrisinin de belkemiğini oluşturuyor.

Ece Eraslan

Çağdaş sanat
Yaşayan en ünlü sanatçılardan Damien Hirst'ün Alexander McQueen için tasarladığı koleksiyondan, 2012.

 

Bir rivayete göre Pıcasso, bir diğerine göreyse Igor Stravinsky demiş ki “İyi tasarımcılar kopyalar, büyük tasarımcılar çalar.” Sanat ve moda dünyasında özellikle 20’nci yüzyılın ortalarından itibaren oluşan önemli işbirlikleri bu sözü doğrular nitelikte. Sanatçıların, özellikle de sürrealist ve pop art akımına üye olanların, eserleri on yıllardır dünyaca ünlü modacıların kıyafet ve aksesuarlarını süslüyor. Hatta Andy Warhol ve Salvador Dali gibi bazı sanatçılar moda tasarımcılarıyla işbirliği yapmanın yanı sıra kendi eserlerinden ilhamla kıyafetler tasarladılar. Modanın giyilebilir sanat olarak da betimlendiği düşünüldüğünde bu şaşırtıcı değil. Sadece bağımsız tasarımcıların değil, büyük moda evlerinin sanatçılardan ilham alması ya da doğrudan sanatçılarla çalışması her iki tarafa da fayda sağlıyor. Uygulamalı sanat olarak genellikle küçümsenen modanın prestiji artarken, sanatçı da çok daha geniş bir kitleye hitap ederek tanınırlığını yükseltiyor. 20’nci yüzyılda başlayan sanat ve moda endüstrisi işbirlikleri sayesinde bugün ‘modada sanat’ yeni bir konsept değil. Hemen hemen her yıl podyumlarda, deyim yerindeyse, sanat eserlerinin yürüyüşlerine tanık oluyoruz.
Sanat ve modanın buluştuğu bu provokatif medya kampanyalarının mimarının tasarımcı Elsa Schiaparelli olması kuvvetle muhtemel. 1937’de sonradan Windsdor Düşesi olan Wallis Simpson, Salvador Dali ve Schiaparelli’nin birlikte tasarladıkları ıstakoz desenli tuvaletiyle Vogue dergisine poz verdiğinde yer yerinden oynamıştı. Söylentiye göre Schiaparelli, Dali’nin elbisenin üzerine mayonez sürme arzusunu geri çevirmiş. Buna rağmen o dönem için son derece çarpıcı ve sıra dışı bir tasarım olan elbise bugün Philadelphia Sanat Müzesi’nin koleksiyonunda bulunuyor. Dali ile aralarında ayakkabı formunda şapkanın da bulunduğu birkaç işbirliğine daha imza atan Schiaparelli’nin sanatçı Jean Cocteau ile tasarladığı ceketlerden biri de Metropolitan Sanat Müzesi’nde yer alıyor.

 

Pop sanat ve Sürrealizm
(soldan saat yönünde)
Andy Warhol'un kağıttan Campbell's Soup elbisesi; Yves Saint Laurent'ın 1965 tarihli Mondrian koleksiyonu; Salvador Dali ile Elsa Schiaparelli'nin ıstakoz tuvaleti; Dali tasarımı ayakkabı şapka.

 

POPÜLER, SEKSİ, TOPLU ÜRETİM
1950’li yıllarda ortaya çıkışından itibaren pop sanat moda endüstrisiyle deyim yerindeyse el ele ilerledi. Elitist değerlere ve dışavurumcu sanata tepki duyarak doğan pop sanat sıradan insanın gündelik deneyimlerine odaklandı, kitle kültürünü öne çıkardı ve "Savaş sonrası Amerika’da hakim olan tüketici zihniyetin tüm yönlerinden faydalandı" diyebiliriz. Reklamlardan sıradan objelere, kitle kültürüne ait görsellerle çalışan pop sanatçılar yoğun hisler uyandıran çarpıcı renleri bir araya getirdi. Akımın öncülerinden Richard Hamilton’ın dediği gibi "Pop sanat popüler, geçici, harcanabilir, düşük maliyetli, toplu üretime dayalı, genç, nükteli, seksi, oyunbaz, görkemli, büyük bir iş.” Bunlar pop sanat ile tüketim toplumunun ve moda endüstrisinin ortak değerleri aynı zamanda. Hal böyle olunca ikisinin yan yana gelmesi de aslında kaçınılmazdı. Pop sanat, modaya parlak bir renk paletini ve baskı konseptini getirdi; moda tasarımcıları da bundan ilham almakta gecikmedi. Pop art, sanatın yönünü kitlelere çevirdikçe, bir zamanlar elit kesimin tekelinde olan moda endüstrisi de toplu üretime yöneldi.
Moda dünyasını köklü olarak ilk değiştiren pop art sanatçısı elbette Andy Warhol. Kariyerine moda illüstratörü olarak başlaması bunda büyük etken. Glamour, Mademoiselle hatta Vogue için çalışmış olan Warhol, sanat üretmeye başladıktan sonra, bazı eserlerini moda objelerine döndürdü. 1960’lı yılların başında baskı resimlerini kağıttan elbiselerin üzerine basmaya başladı. Elbette bu tasarımların kıyafet mi yoksa başlı başına sanat mı oldukları tartışılabilir. Warhol’un kağıt kullanarak aktarmak istediği nokta, tüketim toplumunun nesneleri hızla harcaması, her şeyin yerine konulabilir olduğu gerçeğiydi. Bu elbiseler arasında en ünlüsü, Warhol ile özdeşleşmiş Campbell çorba konservesi desenlisidir. Sanatçı bu elbiselerden o kadar çok üretti ki, o dönemde tanesi birkaç dolara satılıyordu. Moda dünyasını deyim yerindeyse sallayan bu kağıt elbiselere her partide ve etkinlikte rastlanabilirdi. Doğası gereği günümüze ulaşan çok az örneği bulunan elbiseler bugün hâlâ moda tasarımcılarına ilham veriyor. 

 

Modacılar ve ilham kaynakları
(soldan saat yönünde)
Diane von Fürstenberg'in Andy Warhol elbiseleri. Vivienne Westwood'un Keith Haring koleksiyonundan, 2012.
Yayoi Kusama'nın Louis Vuitton için tasarladığı koleksiyondan bir parça.
Charlotte Olympia marka Lichtenstein baskılı ayakkabılar... Alexander McQueen'in Damien Hirst tasarımı kurukfa desenli fularlarından biri.
Diane von Fürstenberg imzalı Picasso elbise.
Versace, Andy Warhol koleksiyonundan, 1991...
Christian Dior'un Warhol baskılı çantası.
Converse limitli üretim özel Lichtenstein serisinden...

 

Ünlü Japon sanatçı Takashi Murakami'nin Louis Vuitton için tasarladığı çantalardan

 

MANTIK EVLİLİĞİ
Peki, klasik sanattan ilham alan tasarımlar yok mu? Neden modacılar daha ziyade pop sanattan, sürrealizmden ya da çağdaş sanattan ilham alıyor? Doğası gereği tüketim ürünlerini yüceleştirdiği, parlak renkler, çarpıcı desenler kullandığı, evrensel dilde ürünler sunduğu ve güzel sanatların ‘snobluğundan’ uzak olduğu için 1950’den beri modacılar pop sanata yönelmekten vazgeçmedi. Kendinize sorun, üzerinde Da Vinci’nin son akşam yemeği tablosu basılı ceketi mi, Yayoi Kusama’nın benekleri olanı mı satın alırsınız? Hangisi daha evrensel ve yoruma açık?
1960’larda sağlamlaşan çağdaş sanat ve modanın işbirliği günümüze dek bu yüzden, yani sosyal şartlar yüzünden, günümüze dek bozulmadan geldi. Dünya savaşları öncesindeki toplum yapısı ve değerleri savaşlardan sonra tepetaklak oldu. Savaş sırasında pratik, sade ve benzer kıyafetler giyen toplumlar, savaş sonrasında özellikle Amerika’da artan refah sayesinde bireysel, gösterişli ve iddialı tasarımlar talep etmeye başladı. Ayrıca 1960’lı yıllarda sanatçılar ve modacılar aynı çevredeydiler; sürekli birbirleriyle iletişim halinde oldukları, aynı kültürü paylaştıkları için birbirlerini etkiliyor ve ilham veriyorlardı. Bu yüzden Yves Saint Laurent’ın sanat eserlerini kıyafetlere dönüştüren ilk modacılardan olması ve Andy Warhol’un dört ayrı renk paletiyle tasarladığı ünlü portreler dizisinde modacıyı kullanması tesadüf değildi. Çağdaş sanatla modanın kaçınılmaz mantık evliliğinden doğan çocuklar arasında, (madem Andy Warhol ile başladık oradan devam edelim) Christian Dior’un üzerinde sanatçının eskizlerinin yer aldığı çantaları ile Jean-Charles de Castelbajac’ın doğrudan Warhol’un portresini kullanarak tasarladığı elbiseleri sayabiliriz. Versace de 1991 koleksiyonunu Warhol’a adamıştı.
Birçok modacının ilham aldığı bir diğer ünlü isim de Roy Lichtenstein’dır. 2011’de Lisa Perry tüm koleksiyonunu sanatçının karikatür serisi üzerine kurdu. Bundan bir sene sonra Karla Špetić ve Markus Lupfer kaşmir süveterlerin üzerine Lichtenstein’ın desenlerini bastı. Sanatçıdan ilham alan ayakkabı tasarımcıları ve markaları arasında ise Charlotte Olympia, Nike, Vans ve Converse sayılabilir.
En bilinen ve ünlü modacı-sanatçı işbirliklerinden birisi ise Yves Saint Lauren ile Mondrian arasında yaşandı. Sanatçının ilk bakışta tanınan ünlü soyut tabloları bilindiği üzere siyah çizgilerle ayrılmış beyaz ile sarı, kırmızı ve mavi alanları bir araya getirir. Aslında baktığınızda o kadar basit bir tasarım ki, fakat içerdiği anlam (yani resmin en basite indirgendiğinde aslında çizgiler, renkler ve kompozisyon demek olduğu) ve evrensel diliyle zihinlere kazınıyor. Yves Sant Lauren 1965’te tasarladığı Mondrian koleksiyonuyla hem büyük bir ivme yakaladı hem de bugüne kadar birçok moda tasarımcısına ilham verdi. Hermés ise daha sanatçı yaşarken çantaları ve bavulları üzerinde Mondrian desenlerini kullanmıştı. Mondrian’dan ilhamla koleksiyonlar hazırlayan diğer sayısız tasarımcılar ve markalar arasında Vivienne Westwood, Moschino, Nike ve Top Shop öne çıkıyor.
Paris’teki ünlü alıveriş merkezi Colette, 2014 yılını pop sanata adayarak Keith Haring’in grafik desenlerinden ilham alan gömlek, t-shirt, aksesuar, ayakkabı hatta kay kayları satışa sundu. Sanatçının büyük hayranlarından Vivienne Westwood ise 2012 koleksiyonunu Haring’in desenleriyle çalıştı. Yine ayakkabı tasarımcılarından Nicholas Kirkwood, Adidas, Reebok ve Tommy Hilfiger tasarımlarını Haring desenleriyle donatarak satış patlaması yaşadılar.

 

Erişilebilir lüks
Jeff Koons'un geçtiğimiz yıl ünlü perakende zinciri H&M için tasarladığı, üzerinde ünlü Balon Köpek eserinin baskısı bulunan çantalar, satışa sunulduktan sonra kısa süre içinde tükendi.

 

MODAYA SOYUNAN SANATÇILAR
Moda markaları ve tasarımcılar geçtiğimiz yüzyılın eserleriyle çalışırken, bir yandan da hâlâ yaşayan çağdaş sanatçılarla aktif bir işbirliği içindeler. Yani hazır üretilmiş bir eseri kıyafete uyarlamanın yanı sıra sanatçıdan sadece markaya özel eserler üretmeleri isteniyor. Buna en güzel örneklerden birisi en ünlü Japon çağdaş sanatçılardan Takashi Murakami’dir. 2015 Paris Moda Haftası sırasında tanıtılan Vans’ın yeni ayakkabı koleksiyonu baştan aşağı sanatçının desenleriyle kaplıydı. Murakami’nin Marc Jacobs hâlâ Louis Vuitton için çalışırken markayla işbirliğinden doğan çantalar bugün koleksiyon değeri taşıyor. Louis Vuitton’ın işbirliği yaptığı en önemli çağdaş sanatçılardan bir diğeri de Yayoi Kusama. Ve bunda da yine Marc Jacob’sun payı büyük. 2006 yılında sanatçıdan kıyafet ve aksesuar tasarlamasını isteyen Jacobs, moda dünyasına her zaman ilgi duyan sanatçıyı son derece heyecanlandırmış. “Louis Vuitton modada bir numara; marka ile çalışmak benim için bir onur.”
Çağdaş sanatın süperstarları Damien Hirst ve Jeff Koons da moda dünyasıyla yakın ilişkide. 2012’de Hirst, Alexander McQueen için meşhur kurukafa desenlerinden oluşan fular koleksiyonuna imza attı. Koons ise geçtiğimiz yıl ünlü perakende zincirlerinden H&M için, fiyat olarak da gayet erişilebilir, ünlü balon köpek heykelinin bulunduğu çantalar tasarladı. Süperstarlardan bahsetmişken Givenchy’nin bu yılki bahar moda defilesini yöneten performans sanatçısı Marina Abramoviç’i de unutmayalım.
Günümüzdeki moda trendlerine baktığımızda pop sanatın geçtiğimiz yüzyıldaki kadar popüler olduğunu görüyoruz. İçinde yaşadığımız kitle tüketimi dünyasında çağdaş sanatın bir kolu pop sanatın devamı niteliğinde; aynı değerler üzerinden ilerliyor. Pop sanat modasının, yani pop sanattan ilhamla yaratılan tasarımların kendi başına bir moda dalı olması gerektiğini düşünenler var ve haksız değiller. Warhol’un Campbell’s Soup konservesi elbisesinin üzerinden yarım yüzyıldan fazla süre geçmesine rağmen, 2014 Moschino koleksiyonunda Jeremy Scott’ın hâlâ tüketim toplumunu yücelten tasarımlara imza atması da bunun ispatı. İster pop sanattan ilham alsınlar, ister doğrudan sanat eserlerini kıyafetler üzerinde kullansınlar, çağdaş moda tasarımcıları bu akımdan kolay kolay vazgeçecek gibi değiller.