SANAT & TASARIM

Pablo’nun paspasları, Picasso’nun tanrıçaları

“Hayattaki en büyük tazeleyici güç aşk” demişti bir keresinde. Michelangelo’dan bile daha üretken olmasında, hayatından geçen düzinelerce kadının hepsi etkili oldu mu, bilinmez. Ancak muazzam yaşam enerjisi için her biriyle büyük aşk yaşadığı iki eşi ve altı sevgilisine çok şey borçlu olduğu kesin. Dâhi ressam Pablo PIcasso’nun ilham perilerinin, tablolardan çıkma zamanı geldi.

Eren Başağan

Dünyanın en güçlü afrodizyağı: Deha
Nereye giderse gitsin, Picasso'nun etrafı hep kadınlarla çevriliydi. Bu pozu da 28 Temmuz 1958'te Vallauris'teki seramik sergisinin açılışında verdi.

 

Sadık, cömert, gaddar, tutkulu, soğuk, sevgi dolu, umursamaz… Bir âşık aynı anda bu sıfatların hepsine sahip olabilir mi? 20’nci yüzyılın en büyük dehalarından, ressam Pablo Picasso ile beraber olan kadınlar için bu sorunun yanıtı “Evet.”
Kadınlara duyduğu ızdıraplı tutku, İspanya’nın güneyinde henüz 13 yaşındayken babasının onu götürdüğü genelevde başladı. Sanat ateşini harlayan seksüel iştahı bir daha hiç kesilmedi. Kadınlarını seçerken uyduğu iki katı kural vardı: İtaatkâr olmaları ve boylarının kendisinden kısa olması (ki ikincisi, Picasso’nun boyunun 1.63 metre olduğu düşünülürse uyulması daha zorlayıcı bir kuraldı). Sadece bu kadar. Ama kendisi kural tanımazdı. Üretkenliğini, saplantılı tutkusunu tuvallerine olduğu kadar kadınlarına da yansıtırken hiçbirine sadık kalmadı; hepsinin ruhunu çizdiği Kübist tablolarmış gibi parçalara ayırdı, sürreal heykellerine yaptığı gibi şekilden şekile soktu. Ona göre “kadınlar acı çekme makineleri” idi. 1943’te, kendinden 40 yaş küçük metresi Françoise Gilot’yu şöyle uyarmıştı: “Benim için yalnız iki tür kadın vardır: Tanrıçalar ve paspaslar.”
Kim hangisiydi, bugün bilmek mümkün değil ama kesin olan şu; onun gözünde ister tanrıça olsunlar ister paspas, sanatının en önemli esin kaynakları kadınlar, özellikle de iki eşi ve uzun süre beraber yaşadığı altı metresi oldu. Peki hayatları boyunca bir dâhiye âşık olmanın bedelini ödeyen bu kadınlar kimdi?

İLK SEVGİLİ: FERNANDE OLIVIER
İspanyol sanatçının ilk büyük aşkı, ressamlara modellik yapan Fernande Olivier idi. 1904’te tanıştılar. Aşkları saflıktan hayli uzaktı. Kötü bir çocukluk, ergenlik çağlarında yaşanan vahşet dolu bir evlilikten sonra Paris’in bohem dünyasına kaçan Olivier, iflah olmaz bir tembel, önüne gelenle yatan bağımsız ruhlu ve son derece eğlenceli bir kadındı. Dönemin avangart Paris’inde bir çeşit ‘it girl’ idi. Oysa Barselona’dan Paris’e geleli henüz iki yıl olan genç Picasso’nun kadınlarla deneyimi, fahişeler ve kendisini büyüten dini bütün Katolik kadınlarla sınırlıydı. Elbette Olivier, tanıştıkları andan itibaren Picasso’yu sarhoş etti. Hem âşığı hem ilham perisi olarak. Fernande, yalnız Picasso’nun Pembe Dönemi’ndeki pek çok tablosuna modellik yapmakla kalmadı. Sevgilisinin sakin, yavaş, dalgın varlığını saplantı haline getiren Picasso, onun sayesinde Pembe Dönemi’nin şiirsel romantizminden uzaklaştı, hem modern Paris’in dinamizminden hem de bütün hayatı boyunca onu çekecek olan Akdeniz kültürünün dayanıklı değerlerinden ilham aldığı yeni bir çalışma biçimine yöneldi. Olivier, birlikte oldukları yedi yıl boyunca sanatında yeni yollar, biçemler arayan Picasso’nun yanından hiç ayrılmadı. 1906 yazını da, Paris yerine usta ressamla birlikte, Picasso’yu 20’nci yüzyılın en etkileyici resimlerinden biri kabul edilen Avignon’lu Kızlar’a götüren İspanya Pireneleri’ndeki küçük, geleneksel Gósol köyünde geçirdi. Avignon’lu Kızlar’daki figürlerin yalın ve köşeli çizgileri, simetriyi reddeden yaklaşımı Kübizmin doğuşunun habercisiydi. Paris’e yüzlerce taslak çizimle döndüler.
Olivier, Picasso’nun en devrimci döneminde onunla birlikte oldu. Ama ilişkileri inişli çıkışlı, tutku ve kıskançlık doluydu. Picasso, Montmartre’daki stüdyosunun boğucu sıcağında çalışırken, sürekli onu yalnız bırakan Olivier’yi kıskançlık ve kızgınlıkla yiyip bitiriyor; Olivier de ressamın bu duygularını körüklemekten geri kalmıyordu. Ancak Picasso, ressam olarak başarıya ulaştığında Olivier’ye ilgisini de kaybetti. Olivier 1911’de Picasso’nun kıskançlığını kışkırtmak için küçük bir İtalyan sanatçıya poz vermeye kalkışınca, ressam, Fernande’nin en yakın arkadaşı Eva Gouel ile flört etmeye başladı.

 

İlk sevgili, büyük aşk (soldan sağa)
İlk sevgilisi Fernande Olivier'nin başörtülü bu portresi 1906 tarihli; Picasso'nun Pembe Dönemi'ne ait. Olivier'nin fotoğrafı ise 1909'da çekilmiş.
Picasso, sevgilisi Eva Gouel'in portresini hiç çizmedi. Ancak pek çok kez, Kübist tablolarına yazdığı 'Ma Jolie' (Tatlım benim) kelimelerinin Eva'ya aşk itirafı olduğunu söyledi. Tıpkı 1914 tarihli 'Verre, bouteille, guitare (Ma Jolie)' tablosunda olduğu gibi.
Bu kare Eva Gouel'den geriye kalan iki fotoğraftan biri...

 

“TATLIM BENİM”: EVA GOUEL
Fernande'yi hayatından bir anda çıkarmıştı. Çok uzun yıllar, kadın 1951’de ressamla en canlı anılarını kaleme aldığı ‘Picasso et ses Amis’ adlı kitabını yayımlamaya kalkışana kadar da görüşmedi. Kitap, o zamanlar 70 yaşında olan Picasso’yu çok kızdırdı. Ama buna rağmen artık çok hasta ve yatalak olan Olivier’ye ölene kadar maaş bağladı. Anı kitabının tamamı ‘Loving Picasso’ adıyla ancak 1988’de yayımlandı. Ancak anlattıklarının ne kadarı tam olarak gerçeği yansıtıyordu, ne kadarı Picasso’yu Eva Gouel’e kaptırmanın acısıyla yazılmıştı belli değil. Fernande ne yazmış olursa olsun, Eva Picasso için çok değerliydi.
Asıl adı Marcelle Humbert olan Eva Gouel, Picasso’nun onunla ilgilenmeye başladığı 1911’de bir başka ressamın, Louis Marcoussis’in kız arkadaşıydı. Büyük ressamın hayatında iz bırakan kadınlar arasında hakkında en az şey bilinen o. Geride yalnız iki fotoğrafı kalan bu incecik, zarif, minyon kadının kişiliği tamamen bir muamma. Picasso, Kübist döneminde birlikte olduğu Gouel’in hiç resmini yapmadı. Ama kadınlarının hiçbirine göstermediği tutkulu aşkı tablolarına yansıttı. Yarı soyut kompozisyonlarında kullandığı kolajlara sürekli, Eva'yı kastederek ‘Ma Jolie’ (tatlım benim) yazdı. Zaten sonraları da, hiç kimseyle Eva ile olduğu kadar tatmin olmadığını söyledi. İlişkileri Eva Gouel, 1915’te, henüz 30 yaşında tüberkülozdan ölene kadar devam etti. Picasso, bu ölümle perişan oldu ama bu perişanlık onu kısa süreli pek çok ilişki yaşamaktan alıkoymadı. Ta ki evlenene kadar.

DİK BAŞLI EŞ: OLGA KHOKHLOVA
I. Dünya Savaşı sürerken, 1917’de, yazar arkadaşı Jean Cocteau’nun ısrarlarına dayanamayıp, Ballets Russes tarafından sahneye konan Parade balesinin dekorlarını yapmak üzere İtalya’ya gitti. Bu seyahatin iki çok önemli sonucu oldu: 1918 yılının temmuz ayında Paris’te evleneceği balerin Olga Khokhlova ile tanıştı ve Roma’da klasik sanatın derin ve çarpıcı yönünü keşfetti. Olga Khokhlova ile evliliği, onun sanatsal yöneliminde bütüncül bir değişimle kesişti. 1920’lerin başında klasisizme geri döndü. Picasso’nun yaptığı Khokhlova’nın portreleri, 19’uncu yüzyılın ustalarından Jean Auguste Dominique Ingres’in esinlediği kendini tutma ve sükûneti yansıttı. Ama çiftin hayatında sükûnet, tablolarla sınırlı kaldı. Zira Olga, 1921’de doğan ilk çocuğu Paulo’nun annesi, Picasso’ya bu dünyada kafa tutabilen pek az kişiden biriydi ve bunu neredeyse her gün hakkıyla yapıyordu. Evlerinden kavga gürültü eksik değildi. Olga yüksek sosyetedendi ve resmi toplantılardan, etkinliklerden, formel ilişkilerin hüküm sürdüğü eğlencelerden hoşlanıyordu. Başlangıçta Picasso’nun çok işine yarayan bu ilişkiler bir süre sonra sıkıcı gelmeye başladı. Ressam doğası gereği bohem bir yaşam tarzına sahipti. Hırslı Olga Khokhlova’nın artık zengin olan sanatçıyı evcimenleştiren tutkusu çok geçmeden boğucu oldu. İlişkileri parçalanırken, Olga giderek daha çok kuruntuya kapılıp kıskançlık nöbetleri geçirmeye başladı. Picasso ise ona aldırış etmeden bildiği gibi yaşamayı sürdürdü. Ama ne kadar sadakatsiz olursa olsun, bir İspanyol erkeği olarak içine işlemiş, “Bir erkek asla karısını terk etmemelidir” anlayışı yüzünden tutku kalıntılarıyla idare eden Khokhlova'yı terk etmedi.

 

 

Karı koca Picasso'lar
Pablo Picasso ve Olga Khokhlova, 1918'de Paris'teki Rus Ortodoks Kilisesi'nde evlendi (solda).
Bugün Paris'teki Musée Picasso'da sergilenen 'd'Olga dans un fauteuil' (Koltuktaki Olga) adlı tabloyu Picasso 1918 yazında yaptı (sağda).

 

EROTİK MASUMİYETİN SİMGESİ: MARIE-THÉRÈSE WALTER
Elbette Olga, Picasso’yu yeniden âşık olmaktan -hem de 17 yaşında gencecik bir kıza- da alıkoyamadı. Sarışın, soğukkanlı, atletik fiziğe sahip ama sanatla uzaktan yakından ilgisi olmayan Marie-Thérèse Walter ile 1927’de Galeries Lafayette mağazasının kapısında karşılaştılar. İlk görüşte aşktı; hemen sevgili oldular. Picasso, Olga ile hâlâ evliyken yaşadığı bu ilişkiyi rahatça sürdürebilmek için, genç sevgilisine, aile evinin hemen karşısında bir daire tutmuştu. İlişkileri sekiz yıl sürdü. Marie-Thérèse Walter, Picasso’nun özellikle 1930’lardan sonraki resimlerinde gözlenen güçlü erotizmini yansıttığı pek çok resimde ölümsüzleşti. Picasso'nun ünlü Vollard Suite çizimlerinin çoğunun ilham kaynağı Marie-Thérèse idi. Ressama deli gibi âşıktı. Bir gün gelip onunla evleneceği umuduyla yaşadı ama bu hiç gerçekleşmedi. Aslında 1935’te tam kızları Maia’yı doğurduğu sırada, Olga Khokhlova onun varlığını öğrendi. Picasso’dan derhal boşanmak istedi ama ressam bunu kabul etmedi. Sebep, Olga’dan vazgeçememesi değil, Fransız yasaları gereği yapmak zorunda olduğu mal paylaşımına yanaşmamasıydı. Çift pratikte ayrılsa da, resmen hiç boşanmadı. Olga, Picasso’yu razı etmek için her yolu denedi; yıllarca ressamı nefret mektupları bombardımanına tuttu; gördüğü her yerde hakaret yağdırdı, sevgililerine sataştı. Ama durum değişmedi.
Marie-Thérèse Walter de asla Picasso ile evlenemedi. Dahası, bir yıl sonra 1936’da Picasso onu Dora Maar için terk etti. Marie-Thérèse, Picasso’nun ölümünden dört yıl sonra kendini asarak intihar etti.

 

 

Genç sevgili
Picasso, Marie-Thérèse Walter'in soldaki portresini 1937'de, ondan ayrıldıktan sonra tamamladı. Musée Picasso'da bulunan tablo, Picasso'nun neoklasik ve sürrealist
dönemine ait.
Marie-Thérèse, kumsalda bu fotoğrafı çektirirken henüz 19 yaşında (sağda).

 

TRAJİK SEVGİLİ: DORA MAAR
Marie-Thérèse, Picasso’ya entelektüel düzeyde ne kadar az şey verdiyse, Dora Maar da o kadar çok verdi. Picasso’nun dehası ve birikimiyle boy ölçüşmeye en çok yaklaşan kadın oydu. Asıl adı Henriette Theodora Markovitch olan 29 yaşındaki Dora Maar, sürrealist sanat çevreleriyle içli dışlı bir fotoğrafçı ve ressamdı. Picasso, kuzguni siyah saçlı, büyüleyici bakışlı bu genç kadını ilk kez Saint-Germain-des-Prés’deki Café aux Deux Magots’da, şair arkadaşı Paul Éluard ile otururlarken gördü. İkisini Éluard tanıştırdı. Picasso daha o an, hem güzelliği hem de masada oynadığı tehlikeli bıçak oyunuyla Dora Maar’a mıknatıs gibi çekildi. Öyle ki, Maar bıçakla elini kestiğinde kanıyla lekelenen eldivenlerini saklayıp saklayamayacağını sordu. Sonraları paylaştıkları apartman dairesindeki bir rafta bu eldivenleri sergilediler.
Sanatçı Man Ray’in “Sürrealist ikon” diye tanımladığı Dora, Picasso için de “Esin perisi” idi. Maar, Picasso’nun siyasal sorumlulukla eser verdiği dönemde onun partneri oldu. Tate’deki ikonik 'Ağlayan Kadın (The Weeping Woman)' tablosu, İspanya’daki iç savaş için Maar’ın içinde kopan fırtınaları yansıtıyordu. Picasso’nun şaheseri Guernica üzerinde çalışırkenki halinin fotografik kaydını da Maar tutmuştu. Hatta Picasso başlangıçta resimdeki ölüm meleğine onun fiziksel özelliklerini yansıtmıştı. Ama Picasso’nun Maar’ı en çok anlattığı imajlarında, kadının özelliklerini rahatsız edici biçimde yeniden şekillendirmesi dikkat çekiciydi. Picasso, Dora’yı genellikle hep çok güzel ama çok da hüzünlü resmetti. Bunu şöyle anlatıyordu: “Benim için o, ağlayan kadın. Yıllarca onu hep işkence görmüş şekilde çizdim. Ne sadistliğim yüzündendi bu, ne de bundan memnun oldum; yalnızca beni zorlayan bir imaja boyun eğdim. Gerçek buydu.” Trajik havasıyla etkileyici olan Dora Maar’ın hayatından da trajedi eksik olmadı. 1944 yılında Picasso onu Françoise için terk ettiğinde akli dengesini tamamen kaybetti ve hastaneye kapatıldı. Uzun süren tedavilerin ardından Maar tekrar resim yapmaya başladı, Paris’te sergiler açtı. Ama ne yaptıysa bir daha kendini tam anlamıyla toparlayıp, ayakları üzerinde durmayı başaramadı. Sonraki yıllarda münzeviye dönüştü; 1997’de yoksulluk içinde tek başına öldü.

 

 

Gözü yaşlı Dora
Picasso'nun en bilinen eserlerinden 1937 tarihli 'Ağlayan Kadın' (The Weeping Woman) tablosu, Dora Maar'ın portresi. Bugün Londra'daki Tate koleksiyonunda yer alıyor (solda).
Dora Maar'ın bu fotoğrafını ise 1936'da yakın dostu sanatçı Man Ray çekmiş (sağda).

 

PICASSO İLE BAŞ EDEN KADIN: FRANÇOISE GILOT
Dora Maar’ı uğruna terk ettiği Françoise Gilot ise Picasso'nun aşkları içinde belki de en güçlü karaktere sahip olandı. Tanıştıklarında 21 yaşında sanat için hukuk öğrenimini bırakmış gencecik bir kızdı. Ama yaşına, deneyimsizliğine rağmen öyle aklı başındaydı ki, hiçbir sevgilisinin yapamadığını yapıp, 63 yaşındaki Picasso’nun kötücül tarafları ve huysuzluklarıyla baş edebildi. En azından bir süreliğine. Dokuz yıl Côte d'Azur'da göreli olarak normal bir aile hayatı yaşadılar. Picasso’nun Gilot’dan iki çocuğu oldu: 1947 yılında Claude ve 1949’da Paloma. Ününün ve zenginliğinin doruğuna ulaştığı bu dönemde, Gilot’nun özeliklerini bir dizi parlak resim ve çizimde yakaladı. Onu iyi tanıyanlar için sanatta ve yaşamda ‘Picasso’yu oynadığı’ bir dönemdi bu. 1953’te sona erdi; Françoise Gilot, ressamı terk etti. 11 yıl sonra yazdığı ‘Picasso’ ile Yaşam’ kitabı ise aralarındaki tüm bağı kopardı. Picasso, Gilot’ya öyle kızmıştı ki, kitabın yayımlanmasının ardından çocukları Claude ve Paloma’yı görmeyi reddetti. Gilot 1970’de çocuk felci aşısını bulan Amerikalı bilim adamı, doktor Jonas Salk ile evlendi.

 

  

Soldan sağa:
Bu fotoğraf, Picasso, sevgilisi Françoise Gilot ve yeğeni Javier Vilato ile Fransa'nın güneyinde bir plajda eğlenirken çekilmiş.
Pablo Picasso ve Françoise Gilot, oğulları Claude ile birlikte.
Picasso'nun 1946 tarihli 'Sarı Kolyeli Kadın' tablosunun modeli Françoise Gilot idi.

 

YASAK AŞK: GENEVIÈVE LAPORTE
Aslında Gilot, Picasso’nun alenen aldatıp onurunu ayaklar altına almadığı ender kadınlardan biriydi. Ama yalnızca alenen aldatmamıştı. Zira 1951 yılının mayıs ayında Picasso, 24 yaşındaki Geneviève ile aşk yaşamaya başladı. Tanışıklıkları 1944’e dayanıyordu. O yıl, 17 yaşındaki Geneviève Laporte, okul gazetesi için Picasso ile röportaj yapmıştı. Yıllar sonra sanatçıyı stüdyosunda ziyaret etmesi kıvılcımın her ikisi tarafından da tutuşmasına yol açtı. 1951 yazında, 70 yaşındaki Picasso, Gilot yerine Laporte’u St. Tropez’ye götürdü. İlişkileri son derece gizli sürdü. Laporte, Picasso’nun yanına taşınma teklifini reddetti ve tam da Françoise’nın ressamı terk ettiği sırada Picasso’yu bıraktı. Jean Cocteau’nun deyişiyle “paçasını ucuz kurtardı.” 1972’de bu ilişkiyi kamuoyuna duyuran Laporte, 2005’te gizli ilişkileri sırasında Picasso’nun çizdiği 20 tabloyu açık artırmaya çıkardı. Picasso’nun Laporte ile geçirdiği dönem, ressamın ‘hassas dönemi’ olarak biliniyor.

 

 

Gizli aşk
Picasso'nun Geneviève Laporte ile ilişkisi uzun yıllar sonra ortaya çıktı (solda).
Geneviève Laporte, Picasso'nun 1951'de yaptığı bu 'Femme assise en tailleur: Geneviève Laporte' tablosunun da içinde olduğu 20 eseri 2005'te açık artırmaya çıkardı (sağda).

 

SON SEVGİLİ: JACQUELINE ROQUE
Picasso’nun büyük aşklarından sonuncusu ise, ikinci evliliğini yaptığı, ağırbaşlı Jacqueline Roque idi. Vallauris’de, Picasso’nun seramiklerini yarattığı Madoura Pottery Studio’da 1954’te tanıştılar. 27 yaşındaki Jacqueline, ressamın son esin perisiydi. Picasso, 1961 yılında evlendiği (Olga Khokhlova, 1954’te hayatını kaybetmişti) Jacqueline Roque’nin 400’den fazla portresini yaptı. Bu resimlerin en önemli yanı, 70 yıl sonra Picasso’yu yeniden en başa, neredeyse Mavi Dönemi’ndeki çizimlerine geri döndüren klasik hareketsizliği; Roque’nin özelliklerini dikkatle yansıtmalarıydı. Jacqueline ile yaşadığı yıllar, Picasso’nun en verimli dönemlerinden biriydi. Diğer aşklarının hepsinden çok Jacqueline’i çizdi. Öyle ki, bir yılda neredeyse 70’den fazla portresini yaptı. Picasso 8 Nisan 1973’te öldüğünde, 20 yıldır onunla beraberdi. Ama Jacqueline’in hikâyesi de trajediyle bitti. Jacqueline, Picasso'nun çocukları Claude ve Paloma’nın cenazeye katılmasına engel oldu, mülklerinin paylaşımı konusunda bütün çocuklarıyla mücadele etti. Ama ilginçtir, Picasso Müzesi’nin yaratılmasında tam tersi bir tutum alıp, hepsiyle işbirliği yaptı. Ta ki 1986’da kendini vurup intihar edene kadar. Hiçbir kadının hikâyesi mutlu bitmedi.
Belki de Dora Maar haklıydı, “Picasso’dan sonra yalnız Tanrı var”dı.


 

Son aşk, son eş
Yıl 1961. Picasso ve son sevgilisi, ikinci eşi Jacqueline Roque Saint-Tropez'de yürüyorlar (solda).
Picasso'nun 1956'da yaptığı 'Stüdyo'daki Kadın' tablosunun modeli Jacqueline Roque idi. Picasso, sevgilileri arasında en çok onu çizdi (sağda).