DÜŞÜNCE

Ray Kurzweil ölümsüzlük için tarih verdi: 2029

ABD'li dâhi Ray Kurzweıl, Google'ın olanaklarını da kullanarak önce ‘beyin yedekleme’nin, ardından da ölümsüzlüğü gerçek kılmanın peşinde. İmkânsız ya da saçma mı geldi? Yalnız değilsiniz ama Kurzweıl, bugüne kadar herkesin ‘uçuk’ bulduğu yüzlerce şeyi gerçekleştirmiş bir deha. O yüzden kendisini yakından tanımanızda fayda var. Kim bilir belki de onun izinde ölümsüzlüğü yakalarsınız.

Nilay Örnek

Biri var ki, bir nevi ‘ölümsüzlüğe’, sevdiklerimizle onları kaybettikten sonra bile iletişim kurabileceğimize, insan zekâsını bine katlayan yapay zekânın var olacağına inanıyor. Üstelik -üç ay önceki Playboy röportajında- tarih de veriyor; ‘ölümsüzlük’ için 2029, yapay zekâ için 2045.
Ona göre yakın gelecekte insan beyni, kişiliği, anıları, yetenekleriyle birlikte bilgisayara aktarılacak; oradan da bir android araçta vücut bulacak.
Beynimi yedekleyip bir cep telefonuna koydurtabilir, hiç ölmemişim gibi birilerine e-posta atabilir, Star Wars'taki hologramlar misali sevdiklerimin elinde konuşabilirim yani! Yine ona göre, nano teknolojili tıbbi cihazlar bağışıklık sisteminin yerini alarak sağlık sorunlarının üstesinden gelecek, beynimiz de bulut sistemine bağlanacak. Uçuk geliyor değil mi? Ama bu iddiaların sahibinin geçmişine, ‘olmaz denilen neleri ortaya atıp oldurduğuna bakınca’ insan “Olabilir” diyor.

O BİR DÜŞÜNCE MAKİNESİ
Adı Ray Kurzweil. Bill Gates’in, hakkında “Yaşayan en zeki gelecek bilimcisi”, Forbes’un “En büyük düşünce makinesi”, Wall Street Journal’ın “Huzursuz dâhi” dediği Kurzweil, yapay zekâdan sağlık teknolojilerine birçok konuda uzman. Mucit, girişimci, düşünür, gelecek bilimcisi ve yazar.
Avusturya Yahudisi olan ailesi, Nazi hareketinin yükselişiyle ABD’ye göç etmiş. 1948 New York doğumlu bilim adamı, Queens banliyösünde büyümüş. 5 yaşında mucit olmaya karar veren Kurzweil’ın çocukluğu bir bilim-kurgu roman serisi olan Tom Swift Jr.’ın maceralarını okumakla geçmiş.
Lise öğrencisiyken klasik Batı müziği bestecilerinin eserlerini analiz eden ve bu sayede onların tarzında yeni melodiler üretebilen bir bilgisayar programı geliştirmiş. Ulusal düzeydeki üç ayrı yarışmada birincilik alan bu icadı, onu dönemin ABD Başkanı Lyndon Johnson’la tanıştırmış. Bugün birkaç Amerikan başkanı da onun yakın dostu, hayranı. Özellikle de Bill Clinton ile Barack Obama...

NELER NELER İCAT ETTİ…
Ray Kurzweil, Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) bilgisayar bilimleri ve edebiyat okudu. Patentli buluşlarını sıralamak sayfalar alıyor. Bilgisayarlı dilbiliminin öncüsü o. Bilgisayarda ses tanımını o geliştirdi (ve tabii ki bu sayede bir servet kazandı). 1976’da yaptığı, görmeyenlere kitap okuyan bir alet (yazıyı sese çeviren ilk makine), 1986’da bulduğu k250 isimli gerçek piyano sesi çıkarabilen synthesizer (sentezleyici), geç öğrenen çocuklar için öğrenme hızını artıran 3 bin adet bilgisayar eğitim programı bunlardan birkaçı...
Sibernetik zanaat (elektronik aygıtlar tarafından kontrol edilen siber animasyonlar) ve yapay zekânın başka boyutları alanlarında pek çok iş kurdu ve geliştirdi. Görme engellilerin yaşamlarını kolaylaştıracak pek çok cihaz icat edip, geliştiren Kurzweil, bu dönemde görme özürlü müzisyen Stevie Wonder ile tanıştı ve birlikte Kurzweil Music Systems’i kurdular.

 

Geleceği bilen adam
Ray Kurzweil, sıradan bir bilimadamı değil. Bugüne kadar geleceğe dair tahminlerinin yüzde 86'sının gerçekleşmesi, onu takip edilmesi gereken biri yapıyor.

 

EDISON’ıN VELİAHTI
“Thomas Edison’ın veliahtı” diye de anılan, ‘Amerika’yı yaratan 16 devrimci’den biri sayılan Ray Kurzweil, 1998’de ABD’de ‘Yılın Mucidi’ seçilip ‘Ulusal Teknoloji Madalyası’ aldı. Dünyanın en büyük ve saygın icat ödülü olan, 500 bin dolar değerindeki Lemelson-MIT’nin de yer aldığı çok sayıda ödülü olan Kurzweil, 2002 yılında ABD patent ofisi tarafından kurulan Milli Mucitler Salonu’na (The National Inventor's Hall of Fame) dahil edildi. Amerikan başkanlarından aldığı üç onur madalyasının yanı sıra 16 da fahri doktorası var.

FİLMLER, KİTAPLAR ONU SÖYLER
Kimi bilim ve teknoloji, kimi sağlık alanında 20’yi aşkın kitabı da olan bilim adamının, yedi kitabı ise ABD’nin en çok satanlar listesinde yer aldı. Kurzweil’in ‘Spiritüel Makinelerin Devrimi’ (The Age of Spiritual Machines) adlı kitabı dokuz dile çevrildi ve Amazon’da bilim dalında en çok satılan kitap oldu. ‘Eşsizlik Yakında’ (The Singularity is Near) ise New York Times ve Amazon’da hem bilim hem felsefe dallarında en çok satılan kitap olarak yer aldı. Kurzweil’in teorileri pek çok film, dizi (özellikle ‘Black Mirror’) ve romana da konu oldu. ‘The Singularity is Near, A True Story About the Future’ (Eşsizlik Yakında, Gelecek Hakkında Gerçek Hikâye) adlı filmin metnini kendisi yazdı; ‘Transcendent Man’ (Ulu Adam) adlı film ise onu anlatan bir belgesel yapım oldu.

YAPAY ZEKÂ ÖNE GEÇER Mİ?
Kurzweil, dört senedir Google’ın Mühendislik Direktörü. Kendi kurduğu Eşsizlik Üniversitesi (Singularity University) de Google tarafından finanse ediliyordu. Bilimadamı şimdi, Google'da makine öğrenimi ve dil işleme alanlarında yeni projelerde çalışıyor. Onun adıyla anılan ‘Singularity’ (eşsizlik, teklilik) kavramı da, yapay zekânın insan zekâsının ötesine geçmesine karşılık geliyor.
Kurzweil, 1975 yılından bu yana psikolog ve Harvard’da eğitmen olan Sonya Rosenwald Fenster ile evli. Oğulları Ethan risk sermayedarı, kızları Amy ise yazar ve karikatürist.

 

Sinemanın ilham kaynağı
Kurzweil'in ölümsüzlük teorisi gerçek olursa Star Wars'taki hologramlara dönüşebiliriz.
Kurzweil'ın öngörülerinden ilham alan Ex Machina filmi...
Bir Charlie Brooker dizisi olan Black Mirror'ın, ikinci sezonunun ilk bölümü ‘Be Right Back’te Kurzweil’ın hayalinin gerçekleşmiş halini izliyorsunuz.

 

BABASINDAN AVATAR YAPMAK İSTİYOR
Benim bu adamla ilgili olarak en çok ilgimi çeken şey ise inancı! Bir başka bilim kurgu dehası, yazar Philip K. Dick “Gerçek, inanmayı bıraktığında kaybolmayandır” diyor ya; bu adam tam da gerçek olmayana inanıp onu gerçek kılmak için elinden geleni yapıyor. Hemen hemen her eşyasını sakladığı babasını kalp krizi nedeniyle ‘erken’ kaybetmesinin de etkisi olsa gerek, ölümü çok ciddiye alıyor ve ölümsüzlük için elinden geleni yapıyor! Söylediklerine bir bakın: “8 mm filmler, fotoğraflar, mektuplar, elektronik faturalar, sayısını hatırlayamadığım kadar 33’lük plak… Her şeyi saklıyorum. Esas yapmak istediğim şey, tüm bunları kullanarak bir avatar oluşturmak, babamın karakterini yeniden yaratmak. Öyle bir avatar olmalı ki, onu tanımış olanlar, onu gerçek Fredric Kurzweil’dan ayırt edemesin.”

GÜNDE 200 VİTAMİN
Bir taraftan en azından ‘beyin ölümümüzün’ gerçekleşmemesi için araştırmalar yapar, teknoloji arar iken, bir taraftan da kendi ölümünü geciktirmek için günde 200 vitamin alıyor. 200 vitaminin içinde olduğu birkaç hap değil, bizzat 200 hap yutuyor, alkali su içiyor, süper sağlıklı beslenip, iyi spor yapıyor. Tüm bunlar yaşında göstermesine ve saçlarının biraz dökülmesine engel olmamış anlaşılan. Ancak o sanki, ölümsüzlüğü teknolojiyle yakaladığı an kendisinde kullanmak istiyor.
Amacı sadece ömrünü uzatmak değil, ölümü yenmek! Bu yüzden bedenin ‘biyokimyasal programını’ değiştirmek için belirli aralıkla laboratuvar ortamında damardan ilaç aldığını belirtiyor.

TAM BİR BİLİMKURGU ROMANI GİBİ
Peki Kurzweil, tüm uğraşlarına rağmen ‘her canlı gibi ölümü tadarsa’ ne olacak? Arizona’da Alcor Hayat Uzatma Vakfı adlı bir kuruluş var; Kurzweil’ın da onlarla anlaşması. Öldüğü takdirde, geleceğin tıp teknolojisi onu ‘uykusundan’ kaldırana kadar bedeni sıvı nitrojen içinde muhafaza edilecek! Ray Kurzweil, ‘Bir Zihin Yaratmak: İnsan Düşüncesinin Esrarı’ adlı kitabında öngördüğü geleceğe her gün biraz daha yaklaşıyor.

‘YAPAY OLAN DAHA DAYANIKLI’
Şöyle diyor: “İnsanlığın önünde iki seçenek var. Dünyaya geldiğimiz beden ve teknoloji sayesinde kavuştuğumuz beden. İnsan kemiklerinin malzemesi iyi değil. Çelik çok daha iyi. Çok etkin işleyen mekanik hücreler yakın gelecekte doğal hücrelerin yerini alacak. Bedene yerleştirilen yapay kol, bacak gibi organlar doğan uzuvlardan daha güçlü ve dayanıklı. Genetik ve bilgisayar teknolojilerindeki gelişmeler, taş devrinden kalma organlarımızı yenilememize imkân sağlayacak. Çift kanatlı meyve sineklerinin ömürlerini genetik değişikliklerle yüzde 550 uzattık. İnsanlarda uygulama için de hazırlıklara başladık. Benim 120-150 yıl arasında bir ömrüm olacak. O zamana kadar ölümsüzlük teorisi gerçekleşirse sonsuza kadar yaşarım.”

 

Ölümsüzlük gerçek olursa
Kurzweil kendisinin en az 120-150 yıl arasında yaşayacağını öngörüyor ve bu sırada ölümsüzlük teorisinin gerçekleşme olasılığına da hazırlanıyor.

 

‘BEYNİMİZE BİLGİ YÜKLENECEK’
2006’da yayınlanan ‘Eşsizlik Yakında’ adlı kitabında geleceğe dair söylediklerinden birkaçı şunlar:
•“Nanorobotlar, vücuda girip kanser tümörlerini, mikropları, virüsleri yok edecek, kanda pıhtılaşmayı çözecek.”
•“5.26 trilyon adet mikron ölçüsünde makine kullanılıp, yapay alyuvar hücreleriyle laboratuvarda kan üretilebilecek.”
•“Nanomedikal cihazlar, zarar görmüş kemik ve eklemleri, hastalıklı iç organları tespit edip iyileştirecek. İz bırakmadan ameliyatlar yapılacak.”
•“Nanoteknoloji sayesinde beynimizin kapasitesi artacak ve birçok bilgi yüklenebilecek. Mesela bir binaya baktığımızda gözümüzün önüne bu binayla ilgili tüm bilgiler gelecek.”
•“Fotoğraf ve resimler direkt olarak retinalarımıza kaydedilecek.”
•“Nanoteknoloji sayesinde dünyadaki enerji açığı kapanacak. Bugünkü büyük Güneş panellerinin yaptığı işi çok daha ucuza çalışan ve kolaylıkla kullanılabilen mini paneller yapacak.”
•“Klonloma sayesinde fabrikalarda hayvan olmadan et üretilecek ve açlık sorununun önüne geçilecek.”

ZİHİN YARATMAK!
İnsanın bir kulağından girip, diğerinden çıkıyor değil mi? Her biri tutmayacak dualar gibi. Ancak 2010 yılında bir grup Amerikalı gazeteci, Ray Kurzweil’ın eserlerinde geleceğe yönelik tahminlerin bir envanterini çıkardı. Sonuç; yaptığı 146 tahminden 115’i gerçekleşmiş! Bir diğer deyişle iddia ettiği ‘uçuk’ öngörülerin yüzde 86’sı ‘tutmuş’.
“Ya tutarsa” diyorum.
Ölümsüzlük söz konusu olunca insan ‘ölenini’ düşünüyor; babamı özlüyorum.
Ben de onun çok şeyini saklıyorum, özellikle de notlarını, sevgi dolu mektuplarını… Ama ‘beyin yedeklemek’ ya da bulut teknolojiyle onunla iletişim kurmak söz konusu olduğunda bilemiyorum. Onun mantığı değil, mantıksızca, ne yaparsam yapayım beni sevmesi ve koruyacak olması çekiyor çünkü beni…
Peki siz? ‘Bedenden bağımsız’ sanal ama tanıdık bir beyne ne dersiniz? Bu, sevip kaybettiklerimize özlemi giderir mi dersiniz?
Ya da ölümsüzlük; gerçekten gerekli mi dersiniz?



 

 

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı ARALIK 2016

Sanat için İş Sanat: 17’nci sezon sizi bekliyor

İstanbul’un kültür haritasına katıldığı 2000 yılından bu yana uluslararası çapta pek çok ismi sanatseverlerle buluşturan, Türkiye’deki sanatçıları dikkat çekici yeni projelerle sahnesine misafir eden İş Sanat, bu sezon da yine iddialı bir programla her yaşta izleyicinin karşısına çıkıyor. İş Sanat’ın sanat yönetmeni Filiz Ova ile 17’nci sezonun programını, dikkat çekici etkinlikleri konuştuk.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı OCAK 2016

Sonia Delaunay: sanattan doğan stil

Çağdaş sanat kadar moda endüstrisinde de öncü olmuş, feminizmin yaygınlaşmasına etki etmiş müthiş bir kadın SonIa Delaunay. Yaşadığı dönemde küçük ama etkili bir çevrede çok tanınmış, buna rağmen ileri görüşlü ve yaratıcı olsalar dahi, eski geleneklerin etkisinde kalmış olan erkek sanatçılar tarafından çoğunlukla dışlanmış ve küçümsenmiş bir değer. Oysa, özellikle moda alanında onun 1920’lerde yaptıklarına bugün bile rastlamak zor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı AĞUSTOS 2016

“Türkiye’nin daha fazla fanteziye ihtiyacı var”

Biri Türk, diğeri Hollandalı iki genç kadın. Dünyaca ünlü pek çok firmaya, birer ‘kültür tasarımcısı’ mantığıyla ‘imaj couture’ görsel tasarlıyor; her sene, güzelliği kadar mesajlarıyla da dikkat çeken bir görsel koleksiyon oluşturuyorlar. Türkiye’de, yurtdışındakine göre çok daha az tanınıyorlar. Ama siz onları tanıyın! İşte Pınar ile Vıola…

DEVAMINI OKU