DÜŞÜNCE

Rus edebiyatına ne oldu?

Rus klasikleri edebiyat dünyasının zirvelerinde, ‘mutlaka okunması gereken eserler’ listelerinde yer alırken, baskıları mantar gibi çoğalırken, yaşayan Rus edebiyatçılarından neden haberimiz yok? Neden kitaplarının çevirilerini görmüyoruz? Yalnızca Türkiye’de mi tanınmıyorlar yoksa dünyada da durum böyle mi? Gizemi çözmek için edebiyat ajanlarının, çevirmenlerin kapısını araladık.

Eyüp Tatlıpınar

Rusya'nın iftiharı
Soçi'de yapılan 2014 Kış Olimpiyatları'nın kapanış töreninde Rus edebiyatı da unutulmamış, tarihe geçmiş Rus yazarlar anılmıştı.

 

Nobel Edebiyat Ödülü’nün açıklanacağı o saatlerde bilgisayar başında sitelerde gezinip ‘flaş’ haberi bekleyenlerden biridir Ayser Ali. “Murakami bu kez kazanacak mı yoksa ödül sürpriz birine mi gidecek?” türünden haberlerin yer aldığı sitelere ‘son dakika’ haberi birbiri ardına düşer: 2015 ödülüne, eserlerinde Sovyetler Birliği döneminde halkın yaşamını konu edinen, 2000’lerde devlet yönetimiyle ters düşünce ülkesinden ayrılmak zorunda kalan Beyaz Rus gazeteci yazar Svetlana Aleksiyeviç değer görülür. Çoğu kişi için bir sürpriz, Ali için ise büyük bir mutluluk anı… Dakikalar içinde Ali’nin telefonu durmadan çalmaya başlar. Tebrik edenler, yazar hakkında bilgi isteyenler, yazarı yayınlama imkânlarını soruşturanlar…
Evet, Ali, Aleksiyeviç’in Türkiye’deki temsilcisi bir ‘yazar ajanı’. Önemini önceden fark edip temsilciliğini üstlendiği yazara giden Nobel’in, kendi meslek yaşamında da bir sıçrama yarattığını söylüyor.
Bu başarı öyküsünde dikkat çekici bir nokta var; Nobel ödülü açıklanmadan birkaç ay önce Ali, Türkiye’deki belli başlı bütün yayınevlerine Aleksiyeviç hakkında detaylı bir dosya gönderir ve bu yazarı çevirmelerini önerir. Fakat hiçbir yayınevi dönüş yapmaz. Neden? Bir yanıtı tahmin edebilirsiniz: Piyasa kuralları…

TİCARİ KAYGILAR
Aleksiyeviç’in yayın haklarını Türkiye’de Epsilon Yayınevi aldı. Geçen ay Kafka'dan çıkan ‘İkinci El Zaman’ın ardından iki kitabı daha yayınlanacak. Peki ya diğer Rus çağdaş yazarlar? Aklınıza gelen bir isim var mı?
Edebiyat dünyasının kimi kalburüstü isimlerinin bile yeterince fikri bulunmaması, bu duruma gizem katıyor. “Garip bir şekilde, post Sovyet edebiyatı üretimi ne Batı'da ne de dünyanın geri kalanında, arada görünmez bir bariyer varmışçasına ulaşılmaz ve bilinmez hale gelmiştir” diyor Ali: “Aslında çok da anlaşılmaz değil, söz konusu temel bariyer ticari potansiyel gibi görünüyor. Ana akımın, popüler edebiyatın kurallarına henüz ayak uyduramamış olması ve diğer yandan Sovyet Rusya'sından çok farklı olarak, yeni eserlerin tanıtımını destekleyen devlet politikasının zayıflığı da önemli dinamikler gibi görünüyor.”
Yanıtları Rus edebiyatı çevirmenlerinden almaya devam ederken ‘olay’ genişleyip, boyut kazanıyor.

TÜRKİYE’DE 10 ÇEVİRMEN VAR
Aleksiyeviç’in bu ay çıkacak kitabının çevirmeni Sabri Gürses, Rusça’dan Türkçe’ye çeviri yapan 10 kadar kişi bulunduğunu, bu kişilerden belki beşinin, işini profesyonel anlamda sürdürebildiğini söylüyor. Çevrilen eser tutmazsa, çevirmene ve yayıncıya ekonomik kazanç sağlamıyor. Çağdaş eser çevirmenin en büyük riski bu. “Birkaç yıl önce baktım, sadece yayınevlerine önerilerle olacak gibi değil” diyor Gürses, çağdaş eser yayınlama isteğini gerçekleştirmenin yolunu bir ‘delilik’ yaparak bulmuş; Çeviribilim Yayınları adıyla kendi yayınevini kurmuş, İlya Boyaşov’un romanlarının da aralarında yer aldığı çeşitli kitaplar yayınlamış.

 

Svetlana Aleksiyeviç

 

ALTIN ÇAĞDAN KARA LİSTELERE
Gürses, Rus edebiyatı çevirilerinin Türkiye’deki altın dönemden kara listelere uzanan hikâyesini, Puşkin’in ‘Yüzbaşının Kızı’ romanının çevirisine yazdığı ‘Hesabı Puşkin Ödesin’ başlıklı önsözde şöyle özetliyor: “Rusça’dan çeviriler 1923-46 arasında bir altın dönem yaşar, sonra İkinci Dünya Savaşı'nda başlayan Rus karşıtı havanın Soğuk Savaş'la güçlenmesi yeni bir sürece yol açar. 1950'den sonra özellikle 1960, 1971 ve 1980 askeri darbelerine giden karışık dönemlerde ortaya çıkan yasak kitap listeleri, bu listelerle yapılan ev aramaları ve kitap toplatmalarında yazar ya da kitap isimlerinde Rusluğu çağrıştıracak bir şey olması bile yeterli olmuştur. Bu durum büyük ölçüde son 20 yılda, 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılması ve 1991'de SSCB'nin dağılmasıyla, Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle değişti.”
Gürses de bugün Türkiye gibi Avrupa ve Amerika’da da güncel Rus edebiyatının pek tanınmadığını söylüyor. Bazı ilginç tanıtım ataklarından söz ederek; “Örneğin bir Rus zengini İngiltere’deki Waterstones’u satın aldı ve bu kitapçı zincirinde Rus edebiyatının daha iyi tanıtılması için çaba harcıyor. Örneğin Dmitri Gluhovski’nin ‘Metro’ kitabının bilgisayar oyununu hazırlandı ve kitap tuttu.”

AŞK VE DEDEKTİFLİK FURYASI
Önde gelen çevirmenlerden bir diğeri Uğur Büke. Kendisi, Rus Dili ve Edebiyatı’nda popüler tarihçi İlber Ortaylı’nın annesi Şefika Ortaylı’dan aldığı derslerle pekişmiş bir çevirmen. 1984’ten bu yana sıkça Rusya’ya gidip gelmiş, Nazım Hikmet’in eşi Vera’nın desteğiyle dönemin Rus yazarlarıyla tanışma fırsatı bulmuş. Rus edebiyatı konusunda saygın bir isim.
Güncel Rus edebiyatının Türkiye’de ve dünyada tanınmamasının tarihsel bir karşılığı var. Büke’ye göre Sovyetler Birliği’nin 1989’da yıkılmasının ardından yaşanan içe kapanma dönemi, ‘1990-2000 arasında Rus yazarlarının öncelikle kendi geçmişleriyle yüzleştikleri eserlere ağırlık vermeleri’ bu durumu açıklıyor: “Dönem edebiyatı diye niteleyebileceğimiz, kendi sınırları içinde ses getiren eserler, bir iki istisna dışında -ki bunlardan biri benim çevirdiğim ‘Arbat Çocukları’dır- ne bizde ne de Batı’da fazla yankı uyandırdı.”
Büke, bu dönemin sonrasında Rusya’da aşk ve dedektif romanları istilası yaşandığını, 2005’ten itibaren ise artık okunacak ve çevrilebilecek yeni yazarların, eserlerin gün yüzüne çıktığını söylüyor: “Pelevin, Ulitskaya, Belyakov, Rubina, Nosov, Vodolazkin, Akunin, Makanin... Genç yazarlardan; Boyaşov, Ganiyeva, Yahina, Astvatsaturov, Sençin, Şargunov, Şişkin, Yelizarov ilk anda aklıma gelenler.”

 

Aleksiyeviç’in bu ay çıkacak kitabının çevirmeni Sabri Gürses.

 

MALİYETİ DÜŞÜK EDEBİYAT
Boris Pasternak’ın ‘Doktor Jivago’ romanı çevirisiyle Rusya’da verilen ‘Read Russia’ ödülü için 28 ülkeden 156 eser arasında sekiz kişilik listeye kalan Hülya Arslan, modern Rus edebiyatı çevirmenin risklerini, kendisinin de sıkça karşılaştığı bir olayla anlatıyor: “Telif hakkı süresi dolmuş klasik eserleri basmak yayınevlerinin kolayına geliyor. Üstelik tanıtım yapmaları da gerekmiyor bu eserler için. Her bakımdan maliyeti düşük. Günümüz Rus edebiyatını da yurtdışındaki yayıncıların listeleri üzerinden takip etmeye çalışıyorlar sanıyorum. Ya da herhangi bir yolla bulup ‘çevrilmesinde fayda olacağını düşündükleri eser’ için bildikleri bir Rusça edebiyat çevirmeninden görüş soruyorlar. Sıkça başvurulan bu yöntem (belki de benim başıma sıkça geliyordur) çevirmene ciddi bir külfet oluşturduğundan, bilmediği bir yazarsa değerlendirmekten kaçınıyor. Hiçbir karşılığı olmadan bir eseri okuyup değerlendirmenin zamansal yükünü tahmin edebilirsiniz.”

YORGAN GİDİNCE KAVGA BİTTİ Mİ?
2007’den itibaren Moskova’da yaşayan ama iki ülke ilişkilerinin bozulmasına neden olan Rus uçağının düşürülmesi olayının ardından Türkiye’ye dönmek zorunda kalan çevirmen Mustafa Yılmaz, Sovyetler Birliği’nin vaktiyle Türkiye’nin kültürel iklimindeki ideolojik etkisine işaret ederek, “Sovyetler’in yıkılmasıyla ‘Türkçe okurun ve yayın dünyasının Rusya’ya ilgisi kesintiye mi uğradı?’ diye düşünmeden edemiyorum” diyor: “Bizde sağda da solda da okurun Rus edebiyatına bakışı araçsaldı. Basit bir Çehov öyküsünden Soğuk Savaş’ın meşhur ‘kapının arkasında asılı duran şapka’ anekdotunu çıkarmayı başarmış bir milletiz. Soljenitsin basanın da, Galina Serebryakova çevirenin de politik bir gündemi vardı. Yorgan gidince kavga bitmiş, konsantrasyon ve ilgi azalmış olabilir.”

TÜRK YAZARLARA AZALAN İLGİ
Türkiye’deki okurun ilgisindeki kesintiden şüphelenen Yılmaz, bu durumun tersinin, yani Rusya’da Türk yazarlara duyulan ilgideki kesintinin ise şüpheye yer bırakmayacak kadar belirgin olduğunu söylüyor: “1950’lerden itibaren çeviriler yardımıyla Rusça okurla buluşan Nâzım Hikmet, Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Suat Derviş, Orhan Kemal, Reşat Nuri Güntekin, Fakir Baykurt gibi yazarların kitaplarının 1991’den sonra basılmadığını görüyoruz. Dünya çapında bir edebiyat yıldızı olarak Orhan Pamuk’un ortaya çıkışına kadar sürüyor bu durum.”
Yılmaz’a çevrilmesini önerdiği, beğendiği bir yazar söylemesini istiyoruz, “Okumaktan asla bıkmayacağım bir yazar adı vermem gerekirse: Sergey Dovlatov. Şimdilik sadece bir yapıtı var Türkçe’de (Bavul)” diyor.