SANAT & TASARIM

Sanatla iç içe bir Afrika deneyimi

Gençler, sanat dünyasında dönüşümün fitilini ateşliyor. No LaB adlı sanat oluşumunu kuran 24 ve 26 yaşlarındaki Zeynep Ercan ve Aslı Ala Onur’un bu ay, New York ve Londra’da giderek yükselen Afrika sanatını İstanbul’a getirdikleri sergi fark yaratacak türden. Çünkü sadece sergi ziyareti değil bambaşka bir deneyim vaat ediyor. Detaylara buyurun!

Ayşegül Savur Özgen

Genç, dinamik, azimli
Aslı Ala Onur (solda) ve Zeynep Ercan (sağda), sergiyi hazır hale getirmek için Global Karaköy'de bizzat çalıştı.

 

Global Karaköy binasında harıl harıl bir çalışma... Duvarlar Afrika motiflerinden yapılmış kâğıtlarla döşenmiş. Her bölümde ayrı bir renk, ayrı bir tema. İçerisi henüz boş ama renkler, desenler şimdiden Afrika havası estirmeye yetiyor.
Bu ay, bu mekânda ‘Modern Africa / A Rainbow Nation’ adlı sergiyi açacak olan Zeynep Ercan ve Aslı Ala Onur, bana hangi bölümde ne olacağını anlatırken heyecandan içleri içlerine sığmıyor. “Burada dev portreler asılı olacak, bu bölümle objeler bulacaksınız. Hatırlarsınız, duvardaki bu desen, sergide yer alacak bir kupanın da üzerinde var. Burada Afrika esintili kıyafetler olacak, burada bileklikler hazırlanacak. Bu köşeyi, Fas köşesi olarak düşündük. Fas çayları içebileceksiniz. Bu alan, film gösterimleri için. Burası event alanı, diğer köşede kahve içebileceksiniz...” Cümleleri arka arkaya sıralıyorlar. Sergi için özel bir küratörleri yok. Sergide yer alacak sanatçılarla da onlar görüşmüş, eserlerin gümrükten geçmesi için de onlar uğraşmış, mekânı da kendi bağlantıları ile ayarlamışlar. İlk izlenimler heyecan verici. Detayları konuşmak için hemen yandaki Bej Kafe’ye geçiyoruz.

 

  

Çılgın bir dünya
Faslı fotoğrafçı Hasan Hajjaj, sergide yer alacak isimlerden. Hajjaj'ın 2011-2012 arasında 'My Rock Stars Experimental' adıyla hazırladığı seri büyük ilgi görmüştü (üstte solda ve sağda).

Manal Kara'nın seramikleri de ziyaretçilerle buluşacak.

 

NO LAB’İN KURULUŞU
Zeynep Ercan 26 yaşında, Aslı Ala Onur ise 24. İkisi de ENKA’dan mezun ve çocukluk arkadaşları. Aileleri de tanışıyor. Zeynep liseden sonra ABD’ye gidip iç mimari okuyor, Ala ise yine ABD’de pazarlama... Ama ikisi de işlerinin sanat tarafıyla çok daha ilgili. Ala, pazarlama okuduğu halde sanatın pazarlamasına kafayı yoruyor, yeni sanatçıların yükselmesi için çalışmalar yürütmek istiyor. Zeynep de farklı değil. İkisi geçen yaz bir araya gelip, fikirlerini, yapmak istediklerini konuşurken anlıyorlar ki, aslında ikisi de aynı şeyleri düşünüyor. Hemen bir konsept oluşturuyorlar. Oluşumun adını No LaB koyup, sanatçılara kendilerini tanıtmaya başlıyorlar.
“No LaB nasıl bir sanat oluşumu” derseniz, ilk cevap “Farklı ve yepyeni olabilir.” Çünkü Zeynep ile Ala’nın öncelikli hedefi İstanbul’da yerli ve yabancı sanatçıların buluşabileceği, yaşayabileceği, zaman geçirebileceği bir sanat ortamı (hub) yaratmak. Bunun için doğal dokusu henüz bozulmamış bir semtte mekân arayışları sürüyor. Bu oluşumu öyle yüksek bir yere de koymuyorlar. Amaçları, mesela bir ressam ile grafikerin sohbet edip, birbirlerinden bir şeyler öğrenebilmeleri, etkileşimde bulunmaları. Yabancı sanatçıların İstanbul’a büyük ilgi duyduğunu ama tek bir elden sanat ortamına nasıl gireceklerini bilemediklerini anlatıyorlar. New York’taki stüdyolarda sanatçıların birlikte kahve içerken birbirleriyle konuştuğunu, iletişim kurduğunu söylerken kafalarındaki modelin aslında şu an dünyada bir örneğinin bulunmadığını ekliyorlar. Onların kafasındaki, içinde otelin, belki stüdyo dairelerin, atölyelerin, kafe ve restoran alanlarının bulunduğu tek bir sanat ortamı yaratmak. Birkaç kişinin bu projeye sıcak baktığını söylüyorlar.

AFRİKA SANATINA İLGİLERİ
Zeynep yurtdışından sanatçı bulup getirme konusunda iyi. Ala da belli ki bu işi organizasyona dönüştürme konusunda başarılı. Afrika sergisi de böyle çıkmış ortaya. New York ve Londra’da Afrika sanatının gördüğü büyük ilgiden etkilenmişler. Zaten ikisi de kişisel olarak Afrika sanatını fazlasıyla önemsiyor. İç mimar olan Zeynep, Afrika’nın 1960’lardaki mimari anlayışını anlatıyor: “İnsanları o kadar zevkli ve renkli ki, dünyayı hiç görmeden kendilerince bir tarz yaratmışlar. Bunlar hem modern, hem de geleneksel. Hiç fark etmeden sanat yapmışlar. Bu taraflarını çok seviyorum.” Ala da kendisini Afrika sanatına çok yakın hissediyor. Bir ay Hindistan’da, bir ay Kolombiya’da yaşamış, sonra da gözünü Cape Town’a çevirmiş. İkisi de Afrika sanatı konusunda uzlaşınca kolları sıvamışlar. Özellikle modern Afrika sanatı üzerine yoğunlaşmışlar.
Kendi bağlantılarını devreye sokup görüştükleri Global Karaköy, sergi fikrine sıcak bakmış ve mekân sponsoru olmuş. İçeride neler göreceksiniz? Aslında bu, haberin başında da belirttiğimiz gibi sadece sanat eseri görmek üzerine bir deneyim değil. İçeride Afrika ruhunu yaşamanız için çok farklı detaylar düşünülmüş.

 

 

Onlar da olacak
Namsa Leuba'nın 'The Kingdom of Mountains' ve 'The African Queens' serilerinden (üstte).
Beril Gülcan'ın 'Blackface' serisinden (altta).

 

SOKAKTA BULUNAN MODACI
Bir fotoğraftaki dokuyu, duvar kâğıdı olarak karşınızda görebileceksiniz. Saçınızı Afrikalılar gibi ördürebileceksiniz. Eserlerin tamamı ulaşılmaz olmayacak, belki bir elbise alacaksınız belki de bir bileklik.
Sergiye dahil olan modacı Gözde Nadire Bıçaklı’nın hikâyesi de ilginç. Zeynep, sokakta yürürken üzerinde çok değişik yağmurluk olan bir kız görmüş. Dayanamamış çevirip, sormuş: “Yağmurluğunu nereden aldın, çok güzel.” Karşıdaki cevap vermiş: “Kendim yaptım.” Zeynep, “Çantan nereden” diye sorup, yine aynı cevabı alınca ilk dediği “Seni çok seviyorum” olmuş. “Seni bırakmayacağız” deyip, onunla da yol arkadaşlığı yapmaya başlamışlar. Gözde şimdi bu sergide, kendi tasarladığı kıyafetlerle yer alıyor. Belki siz de tanışmak istersiniz.
Serginin öne çıkan isimlerinden biri Faslı fotoğrafçı Hasan Hajjaj. Afrikalı müzisyenlere özel styling yapıp fotoğraflarını çeken Hajjaj, çerçeveyi o ülkenin yerel bir ürününün ambalajları ya da kutuları ile hazırlıyor. Fotoğraflarının her birine uzun uzun bakıp, bu renkleri, bu fonu, bu kıyafetleri nasıl bir araya getirmiş diye soruyorsunuz. Fotoğrafların her birinde sayısız detay ve renk var ama hepsi gözünüze çarpıyor. Hiçbiri kaybolmuyor.
Onun dışında Cape Town’dan, Dakar’dan, Mozambik’ten sanatçıların işlerini de bu sergide görebileceğiz. Bu isimlerin çoğu Londra ya da New York’ta yaşıyor ama sonuçta hepsi Afrika kökenli. Afrika’dan etkilenen bazı Türk sanatçılar da çalışmalarıyla sergide yer alacak. Beril Gürcan, Arda Asena, Zeynep Tümer Tekin bu isimlerden bazıları...
Fotoğraflar, tablolar, ürünler, kıyafetler, aksesuarlar... Sergide hepsi bir arada karşımıza çıkacak. Ya fiyatlar? Zeynep ve Ala, üç metrelik bir yağlı boya tablonun da, duvar kâğıtları veya stickerların da sergide olacağını, dolayısıyla her bütçeye hitap eden işler bulunabileceğini vurguluyor.

KAYNAK NEREDEN?
Peki gencecik Zeynep ve Ala, bu işlerin altından kalkacak kaynağı nasıl buluyor? Sonuçta pek çok gencin hayalini süsleyen işlerden bahsediyorlar. Kendileri açıkça söylemese de, iyi ailelerden geldikleri bir sır değil. Ama onlarla konuştukça, tek meselenin bu olmadığını da anlıyorsunuz. Ala, metro durağında interneti olmadığında bile maillerini yazıp, internete kavuşunca hepsini göndermeye başlayacak kadar çalışkan. Zeynep, bizzat gümrük işleriyle, sanatçı keşfiyle uğraşıyor. Tek bir dakikalarını boşa geçirmiyorlar. Global Karaköy’ün kendilerine kapılarını açması büyük şans ama bu sergiden hiçbir gelir beklentileri yok. Zaten sergiye giriş de ücretsiz olacak. Şimdilik maddi anlamda tek hedefleri, bu işi zarara uğramadan bitirmek.

 

 

Rengârenk silahlar
Güney Afrikalı sanatçı Ralph Ziman'ın 'Ghosts' adıyla hazırladığı örgü silahlar, silahsızlanmaya yönelik bir mesaj. Bu işler sergide ilginç bir şekilde sergilenecek.

 

‘OLMAZ’ DİYE BİR ŞEY YOK
Pozitifler, sorun çözücüler ve ‘olmaz’ diye bir kelime hayatlarında yok gibi. Şu ana kadar hedeflerini anlattıkları yaşça büyük sanatçıların, galericilerin desteğini görmüşler ama hantal sanat galerilerini ve kendi istediklerini değil, galerilerin kendilerinden beklediğini yapmaya çalışan sanatçıları anlayamıyorlar. Ala, görüştükleri bazı sanatçıların “Ne yapmamızı istiyorsunuz?” diye sorduğunu şaşkınlıkla anlatırken, “Asıl biz onlara, siz ne yapmak istiyorsunuz” dediklerini söylüyor.
Sanatı birkaç başlık altında sınırlamayıp, yaratıcı her türlü fikre ve girişime açık beyinleri buluşturmak için can atan bu iki genci takip edin! Fikirleri ve azimleri size de ilham verebilir. Sergi ücretsiz olarak iki ay boyunca Global Karaköy’de!




 

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı MART 2016

Bu maymun çok havalı!

Moda merkezlerinde Maymun Yılı çılgınlığı yaşanıyor. Prada’dan Ferragamo’ya, Chopard’dan Harry WInston’a dünyanın önde gelen lüks markaları, son ürünlerini bu yıl maymunla özdeşleşen Çin yeni yılına adadı. Saatler, elbiseler, mücevherler, makyaj malzemeleri, kısaca hemen her şey Çin zodyağına göre 2016’nın simgesi Ateş Maymunu’ndan esinleniyor.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı KASIM 2015

Mimar Winy Maas:”Tek bir yapı değişimi başlatabilir“

21’inci yüzyılın en önemli mimarlarından, MVRDV’nin kurucusu Winy Maas, giderek birbirine benzeyen yapıları radikal şekilde değiştirmenin, mimarların üzerine düşen en önemli görev olduğunu söylüyor. ‘Starchitect’lerin en mütevazısı, T Buluşmaları için geldiği İstanbul’da geleceği önümüze serdi.

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı AĞUSTOS 2016

Zafer Algöz: “Erkekler 55’inde adam olur”

Fel fecir okuyan gözleriyle her daim biraz hilebaz, biraz yanar döner, ama son noktada hep yanınızda... Komedi filmlerinin, tiyatro oyunlarının vazgeçilmez ismi Zafer Algöz, konu mizah olunca her kılığa giriyor. Hatta son dizisi ‘Hayatımın Aşkı’nda 30’luk özentisi 60’lık eski koca karakteriyle ortalığı kasıp kavuruyor. Karamsarlığa sürüklendiğimiz bu günlerde bir araya geldiğimiz Algöz ile gündemden girdik, içinden çıkılması zor yaş konusuna daldık, sonra da hem Cem hem de Can Yılmaz’ın kulaklarını çınlattık.

DEVAMINI OKU