YÜZLER

Sarah Jessica Parker ile yine yeniden...

‘Sex and the City’deki, Carrie Bradshaw, yıllarca kadınların en yakın arkadaşlarından biri gibi oldu. Neşeli, romantik, zevkli, yaratıcı ve çoğu kez arkadaşlarına göre dengeli biriydi Carrie. Sarah Jessıca Parker, kariyer hayatında kendisini zirveye taşıyan bu rolden sonra yepyeni bir diziyle hayranlarıyla buluşuyor. ‘Divorce’ (Boşanma) adlı dizi ekim ayında HBO’da gösterime girecek. Yeni karakteri Frances’ten yeni bir fenomen çıkar mı?

Zamana yenilmiyor
Sarah Jessica Parker, artık 51 yaşında ve hâlâ kadınlar için rol model olmayı sürdürüyor.

 

Sarah Jessica Parker yeni dizisi 'Divorce' ile ekrana döndü. İkonik Carrie Bradshaw karakteriyle parlayan eski 'Sex and the City' yıldızı, Sharon Horgan ve Paul Simms'in yarattığı yeni projede rol alıyor. SJP dizide, Thomas Haden Church'ün canlandırdığı eşi Robert'la, uzun bir boşanma sürecinden geçen Frances'i canlandırıyor. Molly Shannon (The Year of the Dog), Talia Balsam (Mad Men) ve Tracy Letts (Homeland) ona eşlik ediyor. Parker, aynı zamanda yarım saatlik komedinin yapımcılarından biri. Oyuncu, yeni işini konuşmak için Televizyon Eleştirmenleri Birliği'nin Kaliforniya'daki basın buluşmasındaydı ve burada Frances'in, Carrie'den nasıl farklı olduğunu, son karakterinden neler bekleyebileceğimizi anlattı. Oyuncu Matthew Broderick'le 19 yıldır mutlu bir evlilik sürdüren üç çocuk annesi yıldız, boşanma, evlilik ve daha fazlasıyla ilgili düşüncelerini de paylaştı.

Yeni karakteriniz Frances ile kendinizi nasıl özdeşleştiriyorsunuz?
Sanırım hayatını kurtarmak ve yola sokmak isteyen herkesle bir bağ kurabilirsiniz. Onun yerinde olmadım ama, yaşamında tatmin duygusunu arayan, bazı şeylerden kurtulmak isteyen birini kesinlikle anlıyorum. Aynı zamanda çocukları için doğru kararlar vermek isteyen bir anne olarak, ‘böyle zor bir durumu onlara nasıl açıklarız, büyüklük taslamadan nasıl dikkatli oluruz’ gibi soruları içselleştirebiliyorum. Öte yandan bence oynadığınız karakteri illa içselleştireceksiniz diye bir şart da yok. Jimmy Gandolfini'nin Tony Soprano'yla özdeşleştiğini sanmıyorum. Sen her yazdığın konuyla güçlü bir bağ kuruyor musun? Hayır. Ama merak duyduğun için konuya kendini veriyorsun. Ben Frances'te kendimi görmüyorum. Onun hayatı benimkinden farklı. Benden çok daha içe dönük, soğuk bir kadın. Pek neşeli olduğunu söyleyemem. Zaman zaman çok öfkeli ve kötü olabiliyor. Ama böyle birini canlandırmayı çok seviyorum. Onunla kendimi özdeşleştirmektense, tam tersini tercih ederim.

Ama günün sonunda ondan bir şeyler öğrenebiliyor musunuz?
Her zaman öğrenmek şart mıdır? Bilmiyorum. Çok uzun süre televizyonda olduktan sonra şaşırtıcı bir biçimde, alternatif evrende yaşıyormuş gibi oluyorsunuz. Çok garip bir şey. Sanki uzun zamandır başka bir hayat yaşıyormuşsunuz gibi. Böyle bir durumda, bir şey öğrenip öğrenmediğinizi tartacak pozisyonda olmuyorsunuz. Sanki günlük hayatınızı yaşıyor, bir yandan da bazı tecrübelere tanıklık ediyorsunuz. Ben Frances'ten ne öğrendim? Bilmiyorum, onu daha yeni canlandırmaya başladım.

Bütün gününüzü dizideki eşinizle tartışıp, hayali bir boşanmayla geçirdikten sonra, eve gidip kendi ailenize “Tuvalet kâğıdı ya da çöp için tartışmayalım artık” demek istediğiniz oluyor mu?
Hayır, çünkü bana kavga etmememi hatırlatan şeyler dünyada olup bitenler. Sette olanlar o kadar etkilemiyor. Ama 'Sex and the City'de çok uzun süre oynadıktan sonra, oradaki arkadaşlığın etkisini üzerimde hissettim; dostluklarıma bağlılığım arttı. Bu diziyi ise yeni yapıyorum. Soruyu geçiştirmek istemiyorum ama henüz anlama aşamasındayım.

Birçok kişi bir noktada Carrie'ye yüz çevirdi...
Aldatma hikâyesi yüzünden mi diyorsun?

Evet. Ama onun karakterinin özünde her zaman sempati duyulacak bir şey vardı. Bu karakter ise ilk anda sevimli görünecek şekilde karşımıza çıkmıyor. Bu sizin tercihiniz miydi? Yani tam olarak sizin gibi olmayan birini oynamak?
Sanırım ben sadece evliliğin hikâyesini anlatmak istedim. Sharon'la (Horgan) tanışmadan önceki dört sene boyunca bu fikir üzerinde çalışıyordum. İnsanların Frances'in kararlarına vereceği tepkilerle pek ilgilenmedim. Evlilik inanılmaz karmaşık bir yapı. Akıllı, tutarlı, kendiyle barışık insanlar da pek akıllıca olmayan kararlar verebiliyor. Frances, bu evliliğe 17 yıl bağlı kalmış, evlilik terapisine de gitmiş. Yürümesi için elinden geleni yapmış ve şimdi çok yorgun. Bazılarımızın hiç almayacağı kararlar verebiliyor. Ama çok gerçek bir karakter. Onunla vakit geçirdikçe, daha iyi tanıyorsunuz. Bunu arkadaşlıklarımızda da yaparız. Birlikte zaman geçirdikçe karşınızdaki insanlar size içini açar. Yine de kararlarını desteklemeyebilirsiniz. Fakat neden o kararı verdiğini daha iyi anlarsınız.

 

 

 

Dünden bugüne
‘Sex and the City'nin Carrie Bradshaw karakteri ilk günlerinde (sağda).
Sarah Jessica Parker, bugün olgun bir kadın olarak boşanma sorunlarıyla uğraşan birini canlandırıyor (solda).

 

“TELEVİZYONU NE KADAR SEVDİĞİMİ HATIRLADIM”
Dizinin komedi üslubu 'Sex and the City'den çok farklı. Bu tarza alışmanız nasıl oldu?
Bu tarz komediyi tiyatroda ve sinemada da oynadım, o yüzden bana çok farklı gelmiyor. Sadece bir hikâye anlatıyoruz. Bir sahnedesiniz ve birine tepki veriyorsunuz. O sıradaki esprinin yüksekten ya da alçaktan olması nasıl tepki verdiğinizi etkilemez. Benim için, her işin bir tonu var. Dizinin tonu üzerine çok konuşuyoruz. Ama rolü nasıl yorumladığım ayrı bir mesele. İkisini birbirinden ayırmak da zor. Sanırım bunu anlamak için Thomas, Molly Shannon ya da Talia'nın karşısında oynayıp, iyi bir dinleyici olmak gerekiyor.

Televizyonun temposuna geri dönmenin en büyük zorluğu neydi?
Bence bunun, severek uzun süre yaptığınız diğer şeylerden farkı yok. Hafif körelmiş bir kas gibi. Ona biraz rutini hatırlatmanız gerekiyor. Günlük çalışma bana çok tanıdık geliyor. Ama bir televizyon dizisinin ilk sezonunda dili oturtmak, tonu belirlemek, kendimizi anlatabilmek, işte bunlar yeni şeyler. Ama bu da normal. Bu iş bana televizyonu ne kadar sevdiğimi hatırlattı. Bu süreci, hızı, düzeni, işlerin aciliyetini, her detayın önemli oluşunu ve bunlara karar vermek için ne kadar az zamanımız olduğunu bir kez daha hatırladım. Bu yüzden alışmam hiç zor olmadı, özellikle birlikte çalıştığım insanlarla.

Sizin için Frances'i, Carrie'den farklı tutmak ne kadar önemliydi? Aralarındaki en büyük fark ne sizce?
İkisini ayrı tutmak üzerine fazla konuşmadık. Bence bu hikâye farklı. Evliliğin öyküsü her zaman çok ilgimi çekti. Bütün fikir de oradan geliyor. Sırf bu ilgi yüzünden de ortaya bambaşka bir iş çıktı. Farklı tutmak konusundaki tek tavrımız Frances'in gardırobunu konuşmaya başladığımızda belirdi. İkisi arasında büyük bir ayrılma olduğunu orada gördük. Frances, en başından beri şahsına münhasır bir kadındı. Yalnızca Carrie'den değil daha önce oynadığım her karakterden farklı. Daha önce hiç tecrübe etmediğim biçimde bitkin; daha önce kullanmaya alışkın olmadığım bir ifade biçimi var. Eşiyle ve çocuklarıyla benim hiç yaşamadığım türde bir ilişki yaşıyor. Bunlar biraz mecaz gibi. İtina gösterdiğimiz ama hikâye anlatımını etkilemeyen şeyler.

“PARTNERİNİZE İHTİYACINIZ VAR”
Diziye kattığınız en kişisel şey neydi? Evliliğin sıradanlığı, çocuklar ya da bir ilişkiyi ayakta tutmak gibi konularda mesela?
Kendi ilişkilerimizle ilgili olsun ya da olmasın, fark ettiğimiz en ilginç şey, boşanmanın her zaman yalnız bir gayret olduğu algısıydı. Aslında boşanma sırasında karşıdaki insana tahmin ettiğinizden çok daha fazla ihtiyaç duyuyorsunuz. Bu tecrübede yalnız değilsiniz. Ve mevzu o kadar acımasız ki, ancak karşınızdaki sayesinde biraz daha iyileştirilebilir. Kendi adıma, partnerinize bütünüyle ne kadar ihtiyacınız olduğunu anladım. Bu da kendimle kıyaslayabileceğim tek his oldu.

Aynı zamanda dizinin yapımcılarından birisiniz. Senaryoyu okuyup "Frances, asla böyle bir şey demez" dediğiniz zamanlar oluyor mu? Yazarlarla tartışır mısınız?
Hayır, en başından bu yana ne istediğimizi biliyorduk ve bu konuda birbirimizi anladık.

Siz sınırları zorlamaya seven bir oyuncu musunuz yoksa rahat olduğunuz alandan çıkmamayı mı tercih edersiniz?
Hikâye anlatırken ilginç, zorlayıcı, akıllı fikirlerle oynamak isterim. Harika cümleler ve harika aktörlerle çalışmak isterim. Bilerek, hesaplayarak sınırları zorluyor muyuz emin değilim. Ben sadece ilgi çekici bir rol oynamak istedim. Sadece ben bir şey olmak istesem bunun kimseye faydası olmazdı. Herkesin kolektif biçimde doğru olduğunu hissettiği şeyi yapmak gerek. Bunu anlamak da uzun bir süreç. Thomas için de öyle. O da uzun süredir televizyonda çalışmadı ve yapmak istediği ya da istemediği şeyler var. Bunlar da işi biçimlendiren unsurlar. Herkesin söz hakkı var ve herkesi dinlemek önemli.

 

"Ayakkabı" deyince
Sarah Jessica Parker, "ayakkabı" denince akla ilk gelen isim olabilir. Son karakteri Frances, stil açısından iddialı değil ama kendisi bu konuda öncü olmayı sürdürüyor.

 

FRANCES DE STİL İKONU OLUR MU?
Moda 'Sex and the City'nin önemli bir parçasıydı. Biraz Frances'in stilinden bahsedip Carrie ile karşılaştırabilir misiniz?
Kostüm tasarımcımız, inanılmaz yetenekli Arjun Bhasin. Daha önce Ang Lee'nin filmlerinde çalışmıştı. Benim aklımda da hep 1970'lerin sinemasından ilham alan bir estetik vardı. Bu fikri konuştuğumuzda, o da heyecanlandı. Dizide Frances'in giydiği neredeyse her şey ikinci el. Bu, bir karakterle ilgili çok spesifik bir fikir. Sezonun ilerleyen bölümlerinde daha da kendini belli edecek bir unsur. O, modanın yönlendirdiği bir karakter değil, yalnızca giyinmesi gerektiği için giyiniyor. O da kanunlar öyle gerektirdiği için (gülüyor)! “Her şey güzellikten çok yarar gözetilerek yapılıyor” diyebilirim. Aile belirli bir dönemde yaşamasa da, bir döneme takılıp kalmış gibi duruyor. Bu soruna yanıt oldu mu bilmiyorum ama benim için çok önemli bir detay. Çünkü bunun üzerine çok düşündük, çalıştık.
Siz iyi bir hikâye anlatıcısısınız. Hem evliliğinizde, hem anne olarak “Bunu yaptığıma inanamıyorum” dediğiniz şeyler var mı?
Dediğim gibi, bu diziye başlarken kendi hayatımdan bir şeyler uyarlamayı hiç düşünmedim. Ama hayatın bu alanıyla ilgili hepimiz için söylenecek çok şey var. Çok komik, üzücü, kırgın şeyler bir arada. İnsanlar çok kötü kararlar verebiliyor ya da çok berbat tavsiyeler alabiliyor. Boşanma sırasında insanlar parazit gibi. Kurtulmaya çalışıyorsunuz, geçiştirmek istiyorsunuz. Arkadaşlık değişiyor. Çocuklar yara alıyor. İnsanlar birbirlerine ve kendilerine şaşırtıcı biçimde kötü davranabiliyor. Çok fazla şey var. Bu yüzden illa kendi ilişkilerimize bakmak zorunda olduğumuzu düşünmüyorum. Televizyonda söylenen ve gösterilenden fazlası gerçek hayatta yaşanıyor. Bazıları hayal edemeyeceğimiz kadar gerçek. Sonra akıllı yazarlar tüm bunları alıp bir hikâyeye dönüştürüyor.

Bu çiftin arka planındaki öykü ne? Onların bir zamanlar birbirini sevdiğine de inanmamız gerekiyor.
Senaryo ilerledikçe en son ne zaman mutlu oldukları sorusuna yanıt bulmamız daha hayati bir hale geldi. Eskiden nasıllardı? Bu konuda çok konuştuk. Yedinci bölümde bunu kesinlikle bilmemiz gerektiği noktaya geldik. Frances'in kocasında, kocasının ise Frances'te ne gördüğünü bilmeliydik. Bunların birbirinden nasıl farklı olduğunu anlamalıydık ki, “Mutlu değilim” dediğinde buna bir anlam yükleyebilelim. Başta bu sorulara yanıt bulamasak da, sonunda bu bir gerekliliğe dönüştü.

Dizinin yapım aşamasında boşanma hakkında bir şeyler öğrendiniz mi?
Evet öğrendim. Bu süreçten zevk alan insanlar olduğunu mesela... Arkadaşların bu durumdan kendilerine pay çıkarıp keyif aldıkları bir yan oluyor. Çünkü bu zamana kadar içlerinde tutup söylemedikleri, eşinizle ilgili fikirlerini serbest bırakabiliyorlar. İnsanların içindeki bencil özellikler açığa çıkıyor. Hiç beklemediğiniz yerden yara alabiliyorsunuz. Frances evliliği boyunca zalim olmayı hiç planlamamıştır ama bu bir savaşa dönüşünce işin rengi değişiyor.

Sonuç olarak, evliliği sürdürebilmek konusunda ne öğrendiniz?
Buradan hiçbir şey öğrenmedim! (gülüyor)

 

TEMPO

Diğer Yazılar