STİL

Sarı altının ustası: Marco Bicego

Dünyanın en iyi İtalyan mücevher tasarımcılarından Marco Bicego’nun son koleksiyonu göz alıcı. Basel’da bir araya geldiğimiz Bicego ile DNA’sı kolayca ayırt edilebilen mücevherleri konuştuk.

Ece Eraslan

Çağdaş İtalyan mücevherciliğinin en başarılı isimlerinden biri Marco Bicego. Yerel aile mesleği mücevherciliği 2000 yılında global bir markaya dönüştüren Bicego, abartıdan uzak, fakat yine de ihtişamlı, zamansız tasarımlara imza atıyor. İlk yaptığı modeller hâlâ yok satan tasarımcı, geçtiğimiz kasım ayında İstanbul’da ilk butiğini açtı. Markanın DNA’sı, mücevhercilik dünyası ve yeni koleksiyonu üzerine sohbet ettiğimiz Bicego, yakın zamanda Türk kültüründen ilhamla yepyeni bir koleksiyon tasarlayabileceğinin de müjdesini verdi.

Marco Bicego’yu diğer mücevher markalarından ayıran nedir?
Marka olarak Marco Bicego 2000 yılında doğdu. Ailem yılardır mücevher sektöründeydi; babam üreticiydi, ben de harika mücevherler tasarlayıp üretebileceğimin farkındaydım. Fakat bir marka haline gelmeden, tanıtım yapılmadan bunların dünya çapında başarı kazanıp tanınmayacağını da biliyordum. Tüketiciye marka değerlerini aktarmak için Marco Bicego’yu kurdum. Markayı öne çıkaran, DNA’sının en temel özelliği sarı altındır. Aile şirketimizin de kültürünün temelinde sarı altın yatar.

Aile şirketiniz hangi şehirdeydi?
Vicenza menşeli bir firmaydık. "Sarı altın benim kanımda var" diyebilirim. Babamdan öğrendiğim teknikleri kullanarak kendi yorumumu oluşturdum. Cila ve finisajlarda hâlâ eski usulde çalışıyoruz; hepsi elde yapılıyor. Ve en önemli özelliğimiz de her gün takılabilecek mücevherler üretmemiz. Oynayabileceğiniz, farklı kıyafetlerle kombine edebileceğiniz, hem gündüz hem gece kullanabileceğiniz takılar tasarlıyorum. Bence her gün takabileceğiniz, konforlu ve şık mücevherler en iyisidir.

Sarı altın dışında bir malzemeyle çalışmıyor musunuz?
Ayrıca beyaz ve pembe altın da kullanıyorum, fakat takılarımın çoğunluğu sarı altındandır. Sarı altını yarı değerli taşlarla kombinlemekten çok hoşlanıyorum. Özellikle turmalin, mavi topaz, sitrin ve ametist favorim. Benim için önemli olan her zaman farklı bir şeyler yaratmaktır; trendleri takip etmiyorum. Mücevher zamansız olmalıdır. Gururla söylüyorum ki, ilk çıkardığım koleksiyon da hâlâ yeni koleksiyonlar kadar satılıyor. Bu sene Masai adlı yepyeni bir koleksiyon tanıtıyoruz, fakat vitrinlerimizde hepsini görüyorsunuz ve göreceksiniz.

 

Yeni koleksiyon
2016 Baselworld fuarında tanıtılan Masai koleksiyonu ilhamını Afrika'daki Masai kabilesinden alıyor.

 

İLGİNÇ VE ERİŞİLEBİLİR MÜCEVHERLER
Trendlerden etkilenmiyorsunuz yani...
Belli trendleri takip eden mücevherlerden hoşlanmıyorum, hayır. Saatler gibi olmalı mücevherler de. Elbette saat dünyasında da trendler var, fakat genellikle bir saati aldığınızda yıllarca takarsınız. Marco Bicego tasarımları da bunu hedefliyor. Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var; o da müşterilerinizdir. Hem tasarım hem de fiyat açısından onların beklentilerini karşılamak gerekir. Lüksün erişilemezlikle bir tutulmaması gerektiğini düşünüyorum. Tasarımlarınız satın alınabilmeli. Pahalı bir mücevher yapmak çok kolaydır; bol bol altın koyarsınız, pırlanta koyarsınız olur. Fakat zor olan hem ilginç hem de erişilebilir olan bir ürün yaratmaktır.

"Sizin lüks tanımınızda yüksek fiyat etiketi yok" diyebilir miyiz?
Lüks, fiyatla ilgili bir kavram değildir. Deneyimle ve kaliteyle ilgilidir. Benim en uygun fiyatlı tasarımımla en pahalısı arasında kalite farkı yoktur. Aynı zanaatkârlar, aynı malzemelerle çalışır.

Dünyada kaç Marco Bicego butiği var?
Bize ait toplam beş butik. Bunun dışında tasarımlarımızın satıldığı butikler de bulunuyor.

 

 

 

Marakesh koleksiyonu
Marco Bicego'nun imzası olan sarı altın ile değerli taşlar buluşuyor (solda).
Çekirdekten yetişme
Marco Bicego, çağdaş İtalyan mücevher tasarımcılığının en iddialı isimlerinden (sağda).

 

İLHAMI DOĞADAN GELEN MÜCEVHERLER
Geçtiğimiz yıl Türkiye’de de bir butik açtınız. Neler söylemek istersiniz?
İstanbul büyüleyici bir şehir. Butik açılmadan birkaç ay önce İstanbul’a geldim ve çok etkilendim. Marka için çok doğru bir seçim olduğunu düşünüyorum. Son zamanlarda sıkıntılar yaşansa da, turistlerin uğrak merkezi, büyük bir metropol.
Tasarımlarınızda nelerden ilham alıyorsunuz?
Doğadan. Tüm koleksiyonların formları organik. Doğayı çok seviyorum ve doğada her şeyin mükemmel olduğunu düşünüyorum; muhteşem bir simetri ve geometri var. Ve çoğu formlar eşsiz, benzerleri yok. Ben de diğer mücevherlerden ayrılan, baktığınızda “Marco Bicego” dediğiniz tasarımlar yapıyorum. Her koleksiyondaki formlar farklı olmasına rağmen, özellikle finisaj detayları sayesinde hepsinde aynı havayı hissediyorsunuz.

Bundan sonraki tasarımlarınızda Türk kültüründen etkilenme ihtimaliniz nedir?
Son derece mümkün. Türk kültürü çok zengin ve etkileyici. Benim beynim sepet gibidir, her şeyi sepetime koyarım. Türkiye, Hindistan, Afrika... Her gördüğüm ve deneyimlediğim birikir ve zamanı gelince hayata geçer. Bu yüzden bir gün Türkiye’den esinlenilmiş bir koleksiyon da çıkabilir, neden olmasın.

 

 

El yapımı
Bicego imzalı tüm mücevherler elde işleniyor ve cilalanıyor.

 

“HAYATTA EN ÖNEMLİ ŞEY AÇIK FİKİRLİLİK”
Bu, sizin aile işiniz ama bizzat mücevher tasarımcısı olmaya nasıl karar verdiniz?
Evet aile işimizdi, fakat aslında büyürken markayı devralmayı düşünmüyordum. Babamdan çok farklı düşüncelerim ve yaklaşımım vardı. Zaten ben 2000 yılında Marco Bicego adıyla şirketi teslim almadan önce mücevher sektöründe olmamıza rağmen marka değildik. Marka olduktan sonra dünyayı gezmeye başladım, birçok yeni insanla tanıştım. Hem yeni fikirler hem de yeni bilgiler edinme şansım oldu. Bir işadamı ve tasarımcı olarak değiştim. Hayatta en önemli şeyin açık fikirlilik olduğunu düşünüyorum. Lokal şirketken global bir markaya dönüşmemiz bu sayede oldu. Özellikle son 10 yıldır tüm dünyada yaşanan ekonomik sıkıntılarla da bu sayede başa çıkabildik. Lokal bir markaysanız tek bir pazara bağlı oluyorsunuz, riskiniz fazla. Fakat birçok pazara ürün sunuyorsanız kriz zamanlarında ayakta kalmak daha kolay. Elbette bu da her pazara hitap edebilen, zamansız tasarımlar yarattığımız için mümkün oluyor. Marco Bicego tasarımlarını Amerikalılar da alıyor Türkler, Hintliler, Avrupalılar da.

Peki mücevher tasarımcısı olmasaydınız ne olurdunuz?
Büyük bir ihtimalle şef olurdum. Yemek pişirmek hobim, bunu işe dönüştürürdüm, eminim. Yemek yapmaktan, bunu şaraplarla kombinlemekten çok büyük zevk alıyorum. Kasap ve dondurmacı da olabilirdim tabii bu mantıkla bakarsak (gülüyor).

Yeni koleksiyondan biraz bahseder misiniz?
2016’da Afrika’daki Masai kabilesinden esinlenerek tasarladığım yeni Masai koleksiyonunu tanıttık. Yuvarlak formlara sahip bu koleksiyon Baselworld fuarında büyük ilgi gördü; çok olumlu geri dönüşler ve siparişler aldık. Farklı formlarına rağmen markanın DNA’sı kolayca ayırt edilebiliyor.

Yakın gelecekte yeni koleksiyonlar görecek miyiz ya da belki saat kadranları?
Saat tasarlamayı düşünmüyorum. Aslında dekoratif objeler tasarlamayı planlıyorum. Marco Bicego tasarımlarından ilham alan, benzer formlarda, organik aksesuarlar ve küçük mobilyalar yapmak istiyorum.

 

 


Lunaria koleksiyonu Marco Bicego'nun ölumsüz tasarımlarından.

 

TEMPO

Diğer Yazılar

Önce Obje Vardı EKİM 2016

Sanatla iç içe bir Afrika deneyimi

Gençler, sanat dünyasında dönüşümün fitilini ateşliyor. No LaB adlı sanat oluşumunu kuran 24 ve 26 yaşlarındaki Zeynep Ercan ve Aslı Ala Onur’un bu ay, New York ve Londra’da giderek yükselen Afrika sanatını İstanbul’a getirdikleri sergi fark yaratacak türden. Çünkü sadece sergi ziyareti değil bambaşka bir deneyim vaat ediyor. Detaylara buyurun!

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı NİSAN 2016

Bir gar hikâyesi

Yıllardır “Otel mi olacak, müze mi?” tartışmalarıyla, sivil toplum örgütlerinin gar kalması için verdiği mücadeleyle gündemden hiç düşmedi. Ranta kurban edilmesi fikri kamuoyunu o kadar sarstı ki, aslına uygun restore edilip, hızlı trenin ilk istasyonu olacağına dair çıkan haberler bile şüpheleri gidermedi. Neyse ki, nihai karar oybirliğiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nden çıktı: Haydarpaşa gar olarak kalacak. Peki burası neden İstanbulluların kırmızı çizgisi, niye vazgeçilmezi? Nasıl restore ediliyor? Ne zaman tamamlanacak?

DEVAMINI OKU
Önce Obje Vardı EYLÜL 2016

Gökyüzü gibi kadın: Hazal Türesan

O gökyüzü gibi... Çünkü masmavi bakışları sayısız kadını barındıran uçsuz bucaksız, enerjik bir ruha ev sahipliği yapıyor. ‘Kara Para Aşk’la tanıdığımız Hazal Türesan, delidolu bir rolle arzı endam ediyor şu sıralar. ‘Tatlı İntikam’ın çılgın Başak’ı olarak izlediğimiz Türesan, gerçek hayatında aksine çok çekingen olduğunu anlatıyor. Peki bu çekingen kadının içinden bu ruhlar nasıl çıkıyor?

DEVAMINI OKU