YÜZLER

Şebnem Hassanisoughi: Gizemli, özgün ve nostaljik

Önce ‘Hasaanisoogi’ diye okunan soyadı ilgi çekti, sonra oyunculuğu ve anlamlı yüzü öne çıktı. Şu an ‘Vatanım Sensin’de Rum şarkıcı Eftalya’yı canlandıran Hassanisoughi ile 10 Karaköy’ün İtalyan avlularını andıran lobisinde buluştuk ve oyunculuğu, reyting savaşlarını, hayata bakışını konuştuk. Ve bir soruya da yanıt aradık: “Türkiye’de ne yaşansa sizi şaşırtır?”

Cansu Uras / Fotoğraflar: Emre Yunusoğlu / styling Yasemin Eke / mekân 10 Karaköy Hotel İstanbul / saç Yiğittan Demiralp / makyaj Göksel Çolak (K.U.M Agency)

Şark esintisi
Şebnem Hassanisoughi'nin oryantalizmin gizemine sahip güzelliği, İran Azerisi avukat babasından geliyor.


‘Poyraz Karayel’den oldukça kısa bir süre sonra ‘Vatanım Sensin’ ile karşımıza çıktınız. Sizi bu projeye çeken öncelikli faktör neydi?
Ben de bu kadar kısa sürede yeni bir projeye başlayacağımı sanmazdım. Fakat ekip, senaryo ve özellikle de rolüm çok heyecan verici olunca fikrim değişti.

Çekimler öncesinde hazırlık aşaması oldu mu? Yağmur ve Durul Taylan ikilisiyle çalışmak nasıl?
Uzun süre tüm ekip bir arada okuma provası yaptık. Hikâye, dönem ve roller üzerine konuştuk. Ekibi tanımak ve hikâyenin evrenini hep birlikte hayal etmek çok kıymetli. İlk kez uzun zamandır birlikte iş yapan iki yönetmenle çalışıyorum. Üstelik kardeşler. Bunu hatırlayınca daha da şaşırıyorum. Bambaşka iki kişinin aynı hikâyeye hizmet etmede yetkin ve kolektif çalışmada tecrübeli olması, beraberinde nüanslarını da getiriyor. Çok kıymetli ve zor bir frekans bu. Birlikte çalıştığım ve birlikte çalışmalarına ortak olduğum için mutluyum.

Onur Saylak’ın dizideki partneriniz olduğunu söyleyebiliriz. Karşılıklı performansınızı hangi dans türüyle betimleyebilirsiniz?
Flamenko olabilir. Roller ve sahneler nedeniyle akıcı, tutkulu, sert, yumuşak, isyan eden, restleşen, yalnız da olabilen ama birlikte...

 

İlk filmde ilk ödül
İlk sinema filmi 'Geriye Kalan' ile tanıdığımız ünlü oyuncu, bu yapımdaki rolüyle 12. Uluslararası İzmir Film Festivali'nden 'En İyi Kadın Oyuncu' ödülüyle ayrılmıştı.

 

ATATÜRK’LÜ SAHNE NASILDI?
‘Vatanım Sensin’in 10 Kasım’da yayınlanan bölümündeki Mustafa Kemal Atatürk’lü sahne, şimdiden Türk dizi tarihine bir imza attı. O bölümü izleyince siz neler hissettiniz?
Okuduğumdan beri merakla izlemeyi bekliyordum. Güzel yazılmış, iyi çekilmiş ve çok kuvvetli, incelikli oynanmış bir sahneydi. İnancı, umudu ve sevgisi o kadar berraktı ki etkilenmemek mümkün değil.

Reyting savaşı her geçen gün kızışıyor. Dizi bitecek endişesiyle setlere gidiliyor. Bir dengeden söz etmek mümkün değil. Siz dizi sektörünü ve sistem adı altına sığınan reyting durumunu nasıl yorumluyorsunuz?
Pek ilgilenmediğim, bir oyuncu olarak anlamayı çok da gerekli görmediğim konular bunlar. Hele meslekleri gereği anlaması gereken insanlar bile anlamakta zorlanırken... Kriterler ve standartlar anlaşılır değil. Şans ya da tesadüf gibi istatistik dışı kavramlarla olanları anlamaya çalışıyoruz çoğu zaman. Ben bu nedenle kaygılanmıyorum. Fakat bu denli büyük bir sektörün böyle gelmiş, böyle gidiyor olması akıldışı.

Ekrana yapılan bir işin sizin beğeninizi kazanması için ne gibi kriterlere sahip olması gerekir?
Hikâye ve senaryo ilgimi çekerse merak edip izlemeye başlayabilirim. Sağlam bir dramaturjiyi takip etmek ya da tüm birimlerin, hikâyenin anlatılması için hayal gücü ve bakış açısını ortaya koyarak verdiği emeği görmek hoşuma gidiyor.

 

 

“KENDİMİZİ SAKLAMASAK...”
Yakın zamanda yanlış bilmiyorsam tiyatro topluluğu kurdunuz...
Evet, arkadaşım Serpil Göral’la birlikte ‘Perdebirun’ adı altında oyun oynamaya niyetlendik. Çehov’un İvanov metniyle Ölemeyen ve Kalamayan adlı iki mahlukun hayatını anlatmaya çalışıyoruz. Tarihi belirlemedik, ne zaman paylaşacağımızı oyun bize söyleyecek.

Bir yanda kapalı gişe oynayan oyunlar, diğer yanda artan tiyatro izleyicisi ve oyun sayısı ama bunlarla birlikte “Türkiye’de tiyatro seyredilmiyor” serzenişi söz konusu. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bahsettiğiniz oyunların sayısı çok az. Benim de görerek üzüldüğüm şu ki, tiyatro bugün Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu bir sanat değil. Çok küçük bir kesimin birbiriyle paylaşmak için uğraştığı pahalı bir hobi gibi. Bu Türk tiyatrosunun, serzenişle bırakmayıp araştırması gereken bir konu.

Türkiye’den söz açılmışken oyunculuk açısından neyin önü açılsa yaratıcılığınızı özgürce gösterebilme şansına sahip olursunuz?
Yaratım, önü kapalıyken de bir çatlak bulup yeşerebiliyor. Bunu çok gördük. Önemli olan o tohumu sevmek, koruyabilmek, sulayabilmek ve ona nefes aldırabilmek. Bu nedenle sorunun yanıtı başlangıç seviyesinde bir dilek şimdilik. Kendini saklama zorunluluğunun olmaması ve en basit anlamıyla serbestlik.

EN ÇOK NE ŞAŞIRTIR?
Bu ülke bizde tabiri caizse şaşkınlık duygusuna da bağışıklık kazandırdı. Şu an Türkiye’de ne yaşansa gerçekten sizi şaşırtır?
Bir sabah uyandığımızda herkesin başına gökten aşk düşmüş olsa. Zeytin, ıhlamur, çam ağaçları, çınarlar, erguvanlar ve söğütler şehirleri istila etse...

Şu ana kadar oyuncu Şebnem Hassanisoughi ile konuştum. Kişinin kendini yorumlaması zordur ama salt birey olarak kendinizi nasıl betimlersiniz?
İstemediğim şeyleri çok iyi biliyorum. Temas ettiğim her şeye sınırsızca açık olmaya çalışıyorum, fakat çok şeye temas etmemeyi tercih ediyorum. Bu ara sert yapraklarla kendimi korur gibiyim. Yoksa böcek yiyen bitkiye dönüşme potansiyelim yüksek. Kabuğumun içinde kendimi yememek için dinginleşmeye özen gösteriyorum. Sevdiğim şeylere odaklanıyorum. Odak önemli. Kendine kapanmaktan kurtarır.

Bu hayatta en büyük savaşınız kiminle ve neyle?
Savaşmıyorum. Sadece uyumlanmamak, alışmamak, farkında olmak için yoruluyorum.

Biraz da güzel şeylerden bahsedelim. Hangi yönetmenin filmi gösterime girdiğinde soluğu sinemada alırsınız? Arkadaş sohbetlerinde fonda hangi şarkı çalmalı? Başucu romanınız nedir? Otomobil yolculuğu yapacaksınız, nasıl bir rota çizersiniz?
Asghar Farhadi, Michael Haneke, Ken Loach ve Nuri Bilge Ceylan’ın yapacakları filmleri merak ediyorum. Sohbetine bağlı olarak T. Rex, Nick Drake, David Sylvian, David Bowie, Bach ve Jacques Brel olabilir. Otomobille sınırı geçmeyi özledim. Yunanistan’a doğru sabah güneşini arkamızda bıraksak ne güzel olur. Tekrar tekrar okuduğum bir roman yok. Çok uzun zamandır Spinoza’nın ‘Etika’sı göz ucumda. Son etkilendiğim oyunu izleyeli yıllar oluyor maalesef. Heyecanla heyecanlanmayı bekliyorum ben de. Sezon yeni başlıyor zaten. Henüz pek oyun izlemedim. Umarım çok yakında öyle bir metin seyredebilirim.

 

Müzisyen eş
Hassanisoughi, haziran ayında, bestelediği film müzikleriyle tanınan ve aynı zamanda Gevende grubunun da vokali Ahmet Kenan Bilgiç ile evlendi.

 

KADININ 30’LU YAŞLARI
Oyunculuk kariyerinizi kapamadan önce nasıl bir rol ayaklarınızı yerden keser? Ve karşınızda hangi ismin olmasını istersiniz?
Ben iştahlı, hatta biraz obur bir oyuncuyum galiba. Bir sonraki ihtimalde hep aklım kalacağı için yanıt bulamıyorum. Fakat bambaşka bir coğrafyada olsa, hiç tanımadığım ve tanıdığıma mutlu olduğum bir oyuncuyla olsa, ne hoş!

Kadınlar için genelde 30 yaş korkutucudur; siz de bu kutsal yaş dilimini bir rakamla geride bırakmak üzeresiniz. Oradan bakıldığında durum nasıl?
Evet, bırakıyorum yakında her yaş gibi. Kendini beş yıl öncesine gülümseyerek bakarken buluyorsun. ‘Sanki daha bir şey’miş gibi ama artık daha iyi biliyorsun ki hiçbir zaman öyle değil. Eğlenceli; oyun işte...

Bilmediğimiz bir yeteneğiniz var mı?
Oynadığım rollerde gerekenleri gördünüz şimdiye kadar. ‘Vatanım Sensin’de Rumca ve Türkçe şarkı söylüyorum. Başkalarını da gün gelir ve paylaşırız umarım.

Hayat mottonuzu veya şu an bulunduğunuz konumu özetleyen bir söz istesem; romandan veya şarkı sözünden alıntı olabilir ya da film repliği söyleyebilirsiniz. Nasıl özetlerdiniz?
Bu ara sıklıkla tekrarladığımı söyleyeyim: “Life is life nannaa na nana...”

 

 

TEMPO

Diğer Yazılar