BİYOGRAFİ & PORTRE

“Sen adam olmazsın Einstein!”

Geçen ay dünya müthiş bir buluşla sarsıldı. Evrenin oluşumuna dair ipuçları veren kütleçekimsel dalgaların varlığı kanıtlandı. Teoriyi 100 yıl önce ortaya atan o çok iyi bildiğimiz isimdi: Albert Einstein. Einstein her zamanki gibi haklı çıkmıştı. Peki, bilimi bugün bile böylesine etkileyen Einstein’ı Einstein yapan neydi?

Orhan Bursalı

Albert Einstein yine bir ‘bomba gibi’ bilimin ve dünyanın gündemine düştü. Yüzyıl önce ortaya attığı kütleçekimsel dalgaların varlığı, geçenlerde kanıtlandı. Einstein’ın bu öngörüsünü doğrulamak-yanlışlamak amacıyla, 2002 yılında yaklaşık 300 milyon dolar harcanarak ve çok sayıda ülkeden 400 kadar bilim insanının çalıştığı LIGO isimli devasa bir ‘fizik makinesi’ kurulmuştu. L şeklindeki bu devasa dedektörler sistemi, uzayda aranan ‘kütleçekimsel dalgaları’ sonunda buldu. 1.3 milyar ışık yılı uzaklıktaki iki karadeliğin birbiriyle çarpışması sonucu oluşan dalgalar yakalandı. Einstein’ın yeniden haklı çıktığı an!
Einstein’ın çocukluğuna baktığınızda bugün çok söylenen “İşte Einstein olacak çocuk” yargısını paylaşmıyordu kimse. 14 Mart 1879’da Almanya’nın Ulm kentinde doğduktan (Atatürk’ten iki yıl önce!) sonraki çocukluk sürecinde de ‘harika çocuk’ işaretlerinden hiçbirini göstermemişti. Hani günümüzde üç yaşında yabancı dil gösterisi yapan, büyükler gibi konuşan-davranan ve ana-babalarına “Harika bir çocuğumuz var, baksana şuna ne zeki şey!” dedirten bir işaret de yoktu.
Tersine, olumsuz anlamda sayılabilecek olağandışı bir çocuk görüntüsü vardı. Ona, “Ne aptal şey” bile diyen olmuştur. Doğumda kafasının büyüklüğü ailesini korkutmuş, ancak doktorlar aileye “Merak etmeyin her şey normal” demiş. Konuşmayı yavaş ve geç öğrenmişti. Yedi yaşına geldiğinde hâlâ, her cümleyi önce kendi kendine yavaşça tekrarlar sonra sesli olarak dile getirirdi. Her ne kadar içe kapalı bir izlenim veriyorduysa da, ilkgençlik yıllarına ulaştığında, çok daha farklı konulara ilgisiyle yaşıtlarından ayrışmaya başladı. Örneğin fiziğe olağandışı bir ilgisi vardı. Dünya üzerine fikirler ileri sürüyordu. Asimile olmuş, dini inançları koyu bir Alman Yahudi ailenin çocuğu olarak doğmuştu. Doğumdan sonra aile Münih’e taşınarak, elektrikli eşyalar satan bir şirket kurmuştu.
Ama ilk öğrenciliğinde Einstein, okulda dikbaşlı ve elebaşı denilebilecek bir karakter gösteriyordu. Fakat bu dönemde de büyük bir yeteneği içinde barındırdığına ilişkin bir kanıt yoktu. Ortaokul lise notları iyi-pekiyi arasındaydı ancak fen bilimleri dersleri olağanüstü takdir alıyordu. Bir anlatıya göre, babasının Einstein’a hastalandığında hediye ettiği bir pusula, onun doğaya karşı ilgisinin başlamasını sağladı. Einstein pusulayı döndürüyor, fakat ok her zaman bir yönü, kuzeyi gösteriyordu. Demek doğada pusulayı aynı doğrultuda etkileyen kuvvetler vardı, ama bunlar neydi?

 

POPÜLER BİLİM KİTAPLARI YOL GÖSTERDİ
Bu dönemde Einstein’ı popüler bilim kitaplarıyla haşır neşir görüyoruz. Özellikle Aaron Bernstein’ın halka yönelik yazdığı doğa bilimleriyle ilgili kitapları başucu kitaplarıydı. Müthiş etkileniyordu bu bilgilerden ve durmadan daha fazlasını merak ediyordu! Bu kitapların Einstein’ın ilgi alanlarını belirlemesine çok yardımı oldu. Mesela Felix Eberty’nin ‘Yıldızlar ve Dünya Tarihi’; uzay, zaman ve sonsuzluk üzerine düşünceler kitabı kendisini çok etkiledi. Öyle ki Einstein, ünlü bir bilim adamı olduktan sonra, bu kitabın 1923’te yapılan yeni baskısına bir de önsöz yazdı. Bu dönemde yerleşik eğitim sistemiyle ilk çatışmasını ilkokulda yaşayacak ve okulun müdürüyle dalaşacaktı. Unutmayın ki, o dönemde Alman okullarında müthiş bir disiplin ve uymayana verilen ceza sistemi hüküm sürerdi. İlkokulu orada bitirmeden, Milano’ya taşınan ailesinin yanına gidecekti.
Bir genç düşünün, henüz 16 yaşında ve ilk bilimsel makalesini yazarak mesleki bilimsel fizik dergilerinde yayımlamaya kalkışsın! Evet Einstein ‘Manyetik Alanda Esir Maddesini Araştırma Üzerine’ makalesini yazdı ama bu, bilimsel bir makale olarak yayınlanmadı.
Ailesi, babanın ticaret alanı olan ‘elektro-teknik’ okumasını isterken, İsviçre’de, şimdiki ünlü İsviçre ETH- Teknik Üniversite’sinin ilk adı olan Politeknik Okulu’na başvurdu. Fakat lise diploması bile yoktu. Bu nedenle en genç katılımcı olarak (16 yaşında) sınava girdi, fen bilimlerinden en yüksek notu alırken Fransızcadan çaktı ve okula kabul edilmedi. Üniversiteden bir profesörün yol göstermesi ile bir lisede bir yıl geçirerek diplomasını aldı, yeniden sınava girdiğinde Fransızca’dan orta, ama tüm diğer derslerden en yüksek notu almıştı.
1896’da Alman vatandaşlığından çıktı ve bir dini cemaate aidiyetten ayrıldı. Düşünün, 17 yaşında vatansızlığı seçme cesaretini gösteren, dine mesafe koyan, üniversiteye başlayan bir genç!

 

 

Gençlik yılları
Einstein, 14 yaşında, 1893 (solda). Einstein, ilk eşi Mileva ile, 1905. İki oğulları olan çift 1919'da boşandı (sağda).

 

“ÖĞRENME TEMBELİ!”
Üniversitede öğrenciyken, hocalarından bir kısmı Einstein’a “Senden adam olmaz” diyordu. Çünkü Einstein kendi kafasına göre takılıyordu; bildiğini okuyordu; geleneksel bilgilerin aktarılmasına sinirleniyordu; bu nedenle de bazı konuları öğrenmekte tembel ve ilgisiz davranıyordu. Bu tavrı doğa bilimleri dışındaki bazı hocalarının Einstein’ı “Umutsuz vaka”, “Öğrenme tembeli” olarak nitelemelerine neden oluyordu.
Oysa üniversitede örneğin fizik dersi mükemmeldi, dahası olağanüstüydü! Öğrenciliğini fizik alanına yoğunlaştırmıştı. Kendisini eleştiren profesörlerini ise, öğrencilere eski bilgileri nakletmekle eleştiriyordu: “En yeni araştırmaların sonuçlarını, bize kazandırdıklarını incelemek, öğretmek yerine, kitaplardaki geri kalmış gerçekleri anlatıp duruyorsunuz!” Kitaptaki bilgileri zaten yalayıp yutmuş, problem çözmeye odaklanmış bir öğrencinin, üniversite profesörleriyle çatışması kaçınılmazdı. O daha çok fiziğin teorik düşünceleriyle ve sistematiğiyle ilgileniyordu.
Üniversite öğrenimi boyunca, özellikle fizik alanında güncel bilimsel dergileri okuyor ve en son yapılan araştırmaları izliyordu. ‘E=mc2: Dünyanın En Ünlü Denkleminin Biyografisi’ kitabının yazarı David Bodanis, mezuniyetinden sonra Einstein’ın akademisyen olarak üniversitede kalması gerekirken, profesörlerine karşı açıksözlü tutumu nedeniyle asistan olarak okulda kalamadığını yazıyor.
Ama şu da var: Einstein, derslerde de çok sık görünmüyordu ve sınavlarda arkadaşlarının yardımına güveniyordu. Yani bir ‘ders kaçağı’ durumu da vardı! Ama Einstein bu zamanı, çok önemli fizik problemleri üzerine çalışmak, onlara kafa yormakla geçiriyordu! Kendisine bu konularda katkıda bulunmayacak konularla zaman kaybetmek istemiyordu. Derslere fazla ilgi göstermemesi, daha sonra, fiziksel hesaplarda çok ihtiyacı olan yüksek matematikte bazı eksikliklerini ortaya çıkardı. Ama okul arkadaşı Marcel Grossman, görelilik hesaplamalarında kendisine yardım edecekti.
1900 yılında, okulu matematik ve fizik öğretmeni olarak bitirdi. Politeknik ve başka üniversitelere asistanlık başvuruları yaptı ama reddedildi. Geçimini sağlayacak ama fizik problemleri üzerinde çalışmasını engellemeyecek rahatlıkta bir iş bulmakta çok zorlandı. Bir süre öğrencilere özel dersler verdi. Nihayet, Bern’de Patent Bürosu’na arkadaşlarının yardımıyla müfettiş olarak girdi. Orayı çoğunlukla, bilimsel konular üzerinde araştırmak ve makaleler yazmak için kullandı. Bu arada, biri matematikçi diğeri felsefeci iki arkadaşıyla ‘Akademie Olympia’ adındaki düzenli buluşmalarda ‘fikir fırtınaları’ yaptılar! Patent ofisindeki odası, Einstein’ın büyük buluşlarına tanıklık edecekti!
Bu arada şunu belirtelim: Einstein, üniversite sürecini öyle güzel değerlendirdi ki, bitirdiğinde dünyayı sarsacak teorilerini hemen bilimsel makalelere dökebilecek bir olgunluğa erişmişti. Mezuniyetten kısa süre sonra yaptığı ilk işlerden biri, o dönemin ünlü bir mesleki fizik dergisine, ilk bilimsel makalesini göndermek oldu. Bu, Einstein’in üstelik çok erken yaşta bilim dünyasına yolladığı ilk “Geliyorum!” işaret fişeği sayılabilir.
Einstein’ın profesörlüğünü alması problemli oldu. Çeşitli üniversitelere başvurması sorunlar yarattı. Onu almak istemediler. 1905 yılında o büyük bilimsel buluşlarıyla yaptığı ‘büyük patlamaları’ndan nice sonradır ki, Alman imparatorluğunca olağanüstü profesör ilan edilecek, Prag Üniversitesi’nde teorik fizik dersleri için atanacak, daha sonra da mezun olduğu okula, Politeknik’e, kendisine asistanlık vermeyen yere, profesör olarak geri gelecekti!

 

MUCİZELER YILI
1905 yılı büyük bir tarihsel zamandır, bir büyük dönemeçtir; dünya fiziği açısından mucizeler yılıdır, dâhilik patlaması zamanıdır. Bakın neler yaptı bilim kahramanımız: Işık parçaçıkları hipotezi, Brown moleküllerinin hareketi ile molekül fikrinin inşası, özel rölativite teorisi... E=mc2; yani enerjinin, kütle ile ışık hızının çarpımının karesine eşit olduğunu anlatan kuramı, o güne kadar kütle ile enerjiyi birbirinden ayrı tutan anlayışı yıktı.
Bu makalesinde tek bir başka kaynağa referans yoktur! Yani, bu teorisini ortaya atarken, geçmişte yararlanacağı tek bir bilimsel yayın, görüş, teori bulunmamaktaydı! Bu bile çığır açıcı teorilerinin özgünlüğünü anlatmaya yeter! Evet fizik bilimi değişiyordu; insanoğlu, evreni, maddeyi avuçları içine alacak döneme adım atacaktı.
Şunu da belirtelim ki, o yıllarda Einstein’ın bu keşiflerinin öneminin farkında olan ve nelere yol açabileceğini düşünebilen az sayıda kişi vardı! Bu keşifler yılı, hayatımızı etkileyecek yüzlerce buluşa kapı aralayacaktı. Aşağıda bazılarını anımsatacağız, mesela e=em2 formülü ile ifade ettiği kütle ile enerji arasındaki eşdeğerlilik/eşitlik, yıldızlardaki enerji üretiminin anlaşılmasını ve atom enerjisinin geliştirilmesini sağladı. Kütlenin aslında bir enerji biçimi olduğunu, her şeyin enerji ile ilişkisini gösterdi.
Einstein, evreni salt fiziksel ve matematiksel denklemler ve formüllerle çözdü. Bu teorik çözümlemeler ve ortaya attığı tezler daha sonra çeşitli deneylerle onlarca kez test edilecek, gözlemler yapılacak ve her defasında Einstein doğrulanacak ve haklı çıkacaktı. Tıpkı bugün, yazımızın başında belirttiğimiz kütlesel çekim dalgalarının varlığının kanıtlanması gibi. Burada, Einstein’ın 1905’teki özel görelililk kuramı makalesinden sonra 1915’te bunu daha büyük bir çerçeveye oturtarak, genel görelilik kuramını yazdığını da belirtelim.

 

 

Dehaya ödül
Einstein, karatahtaya bir matematik formülü yazıyor, 1931 (solda). Oxford Üniversitesi'nden onur doktorası kazandıktan hemen sonra, 1931 (sağda).

 

DÜNYAYI 110 YILDIR UĞRAŞTIRAN ADAM
Şunun da özellikle altını çizelim: Dünyada 110 yılı aşkın süredir, hâlâ Einstein’in teorilerinin ve tezlerinin kanıtlanması için uğraşılıyor ve deneyler yapılıyor. LIGO deneyi bile 100 milyonlarca doları aşan bir maliyet doğurdu. Ama bu buluşun hayatımızı önemli ölçüde etkileyebilecek hangi yeniliklere yol açacağını, evren ve yasalar hakkındaki bilgilerimizi nasıl geliştireceğini şimdiden kestirmek olanaksız. Teorileriyle, keşifleriyle tüm dünyayı bu kadar uğraştırmak, başka hiçbir bilim insanına nasip olmamıştır. Bu nedenle Einstein gelmiş geçmiş en büyük dâhi olarak kabul edilir.
1921’de fotoelektriksel etki makalesine Nobel ödülü verildi, ama aslında 1905 tarihli makalelerinin hepsi ayrı ayrı Nobel ödülü alacak nitelikte kabul edilir. 1905 yılı, 2005’te, Einstein’ın özel görelilik teorisinin ve diğer keşiflerinin 100’üncü yılı olarak, özellikle Almanya’da ve ABD’de, Annus Mirables (mucizeler yılı) olarak kutlandı.
Bu yazı, olağanüstü bir beynin ortaya attığı teorileri açıklamak amacı taşımıyor. Bu haddimizi zaten aşar. Fakat kaynaklardan yararlanarak, katkıları üzerine kısa bir özet yaparsak, Einstein zaman, mekân, ışık, hız, madde, enerji gibi ana kavramları tanımlayıp içeriklerini belirledi:
• Işığın ikili karakterini, hem dalga hem parçaçık özelliğini gösterdi. “Işığın kuantum kuramı ile modern elektroniğin temellerini kurdu.” Atomun varlığını gösterdi.
• ‘Fotoelektrik etki’ kuramıyla, kuantum fiziğini doğurdu.
• Işığın enerji paketleri halinde oluştuğunu varsaydı.
• Atomların varlığını, 'Brown hareketi' makalesiyle deneysel olarak gösterdi ve atom var mı, yok mu tartışmalarını bitirdi!
• Dördüncü Boyut: Uzay-zaman kavramı ve birlikteliği ile en-boy-yüksekliğe zamanı eklemiş oldu.
• Atomun büyüklüğünü hesapladı.
• ‘Evrendeki tüm hareketlerin dikey geliştiğini’ varsayarak ışığın bükülebileceğini ve ışık yollarının koni oluşturduğunu ve ışıktan hızlı gidilemeyeceğini gösterdi.
• Tabii, hayatının büyük bölümünü feda ettiği ve bütün fizik yasalarını tek bir yasada birleştirmeye adadığı Birleşik Alan Kuramı için çalışmaları tetikledi.

 

ÇOK YÖNLÜ BİR KİŞİLİK
Diyeceğimiz, meraklı okur, daha geniş kaynaklara giderek derinlik kazansın. Einstein’ın bilim kişiliğinin yanı sıra muazzam bir de sosyal kişiliğinin var olduğunu bilsin: Nazilere karşı tutumu, Alman bilim akademilerinden kovulması ve oralardan istifa etmesi, hakkında “İdam edilmesi gereken adam” diye yazılar yayımlanması, barış için çabaları, din ve sosyalizm üzerine görüşleri, kapitalizme eleştirileri, insancıl kişiliği, savaş aleyhtarlığı, kurulmasını desteklediği İsrail devletinin Filistinlilere zulmüne karşı çıkması… Ve “Devlet insan içindir, insan devlet için değil!” düşüncesi! Madem önemli bir sözüne değindik, birkaçını daha anımsatalım:
“Fantezi bilgiden daha önemlidir, çünkü bilgi sınırlıdır.”
“Önemli olan, insanın soru sormaktan hiçbir zaman vazgeçmemesidir!”
“Benim çok özel bir yeteneğim yok, ben sadece müthiş meraklı bir insanım!”
Hayır, özel ve müthiş bir yeteneği olmadığına kimseyi ikna edemez! Ama burada "Soru sorarak önemli yerlere varabilirsiniz" demek istiyor ve herkesi cesaretlendiriyor!

 

 

İyi ve kötü günler
Ünlü fizikçi, aynı zamanda kuzeni olan ikinci eşi Elsa ile gemi yolculuğunda, 1921 (solda). Nazilerin yükselişi nedeniyle Almanya'dan ABD'ye iltica ettiği dönemde Royal Albert Hall'da yaptığı konuşma, Londra 1933 (sağda).

 

KEŞİFLERİNİN HAYATIMIZA ETKİLERİ
Bu konuya girerek yazımızı bitirelim. Einstein’ın ışık, zaman ve mekânla ilgili ortaya attığı düşünce ve bulguları, uygulamalara dönüşerek günlük hayatımızda çok şeyi değiştirdi. GPS (coğrafi konumlama sistemi) ve uygulamaları, CD çalıcı, TV, onun kuramlarının yol açtığı gelişmeler. Bu sistemlerin çalışma temellerinde, Einstein’ın görelilik kuramının buluşları yatar. Örneğin elektronların hızlandırılmasıyla biz de TV’de daha net görüntüler elde ediyoruz. Işığı elektrona çeviren almaçlar sayesinde dijital kameralar üretiyoruz. Güneş ışığını güneş hücreleriyle yakalayıp kullanabileceğimiz enerjiye dönüştürüyoruz.
Einstein üzerine kişisel açıdan yazılıp çizilenlerden önemli bir bölümü, tabii ki dehasını da kapsıyor. Bilimsel rüştünü akademik olarak ‘kanıtlamadan’, fizikteki gelişmeleri sadece mesleki yayınlardan izleyerek ulaşılan büyük başarı. Bu nasıl bir beyindir ki, bütün fizik anlayışlarını tersyüz edebiliyor? Harvard Üniversitesi’nden Howard Gardner, Einstein’ın dâhiliğini, hiçbir zaman çocuksu saflığını kaybetmemesine bağlıyor ve onu ebedi çocuk olarak nitelendiriyor. Einstein insanlığın bir ikonudur. Müthiş bir efsanesidir. Evren’in ‘mühendisi’dir.

Yazarın notu: Bu yazı için 2005 yılında Einstein kutlamaları için yayımlanan ve bazılarına o yıl Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji dergisinde yer verdiğimiz yazılardan, Einstein’ı anlatan İngilizce, Almanca ve Türkçe güvenilir internet sitelerinden, tabii ki Wikipedia’dan yararlandık.