SANAT & TASARIM

Sokaktan saraylara: Street Art

Sokak sanatçılarının eserleri, dünyanın en ünlü galerileri tarafından dudak uçuklatıcı fiyatlara satılıyorken; fiyatları kimi zaman müzayedelerle belirleniyorken; sanatçılar tişörtten postere, kitaptan yüzüğe yüzlerce yan üründen ‘dünya para kazanıyor’, en zenginlerin koleksiyonlarına giriyorken; bazı soruların sorulma zamanı çoktan gelmedi mi: Street art zengin sanatı mı oluyor?

Nilay Örnek

Sokak sanatının yıldızı Bristol
Geçen temmuz ayında çekilen fotoğraf İngiltere'nın Bristol kentinden. Bir sanatçı, kentte düzenlenen Avrupa'nın en büyük grafiti ve sokak sanatı festivali öncesinde Martin Ron'un tütün fabrikasının duvarına yaptığı mural üzerinde çalışıyor. Bristol, Banksy'nin de ortaya çıktığı ve işlerini yaptığı şehir.

 

“Sahne ışıklarından bu denli uzak duran, adını, yüzünü böylesine gizleyen ve sadece e-posta yoluyla röportaj veren Banksy, şaşırtıcı derecede ünlü. Bristol’dan gelen sıradan bir grafiti sanatçısıyken, eserleri müzayedelerde altı haneli rakamlara alıcı bulan Banksy, ünlülerin duvarlarını süslüyor. Yeni bir Banksy'nin ortaya çıkışı ulusal çapta haber oluyor, en son sergisi için insanlar saatlerce kuyrukta bekliyor ve ‘Exit Through the Gift Shop’ filmi Oscar'a aday gösteriliyor. Sıradışı bir sokak çocuğundan ulusal bir hazineye dönüşen Banksy bugünlere nasıl geldi?”
Bu satırlar ‘Banksy Duvarın Ardındaki Adam’ adlı kitabın arka kapak yazısından. “Sıradan bir grafiti sanatçısı” ifadesi dışında sizce de her şey doğru değil mi?
Sıradan bir sokak sanatçısı, 10 yıl önce, bir işini (gaz maskeli bir kadın) Metropolitan Sanat Müzesi’ne asmaya cesaret edemezdi, değil mi? Cesaret de önemli! 2005 yılında bu haber ‘ajanslara ilk düştüğünde’ heyecanlandığımı hatırlıyorum; “Vay be! Adama bak! Arka sayfa manşeti yapalım mı?” Görevliler birkaç dakika içinde ‘korsan’ eseri fark etti ve tabloyu apar topar kaldırdı.
Oysa bugün Bansky, artık müzelerin eserlerini kaldırmak için panik olduğu değil, ona sahip olma isteğiyle yanıp tutuştuğu bir sanatçı. Ve belki biz en çok onun adını duyuyoruz ama çok iyi başka isimler de var; üstelik sokak sanatından gelip de zengin olan tek kişi o değil; hatta ‘en zengin sokak sanatçıları’ listesinde bir numara bile değil.

AKLIMDA DELİ SORULAR
Sokak sanatçılarının eserleri dünyanın en ünlü galerileri tarafından dudak uçuklatan fiyatlara satılıyorken, fiyatları kimi zaman müzayedelerle belirleniyorken; sanatçılar tişörtten postere, kitaptan yüzüğe yüzlerce yan üründen ‘dünya para kazanıyor’, en zenginlerin koleksiyonlarına giriyorken, bazı soruların sorulma zamanı çoktan gelmedi mi: Street art zengin sanatı mı oluyor? Sokak sanatı başka bir kategoriye mi giriyor? Dünyanın saçma hallerine, sokağa, kötülüğe, eşitsizliğe isyandan doğduğunu düşündüğümüz ya da en azından ilk çağlardan bu yana ‘dış etmenlerden bağımsız’ bir kendini ifade aracı olarak gördüğümüz sokak sanatı farklılaşıyor mu?
Zengin sokak sanatçısı olmak garip mi? Türkiye’de durum nasıl?

Soldan saat yönünde:
David Choe'nin Los Angeles'taki mural çalışmalarından biri. Galeri sahibi Steve Lazarides'e ait 30 parçalık Banksy baskısı 28 Ocak 2015'te Londra Bonhams'taki müzayedede yer almıştı. Banksy'nin meşhur 'Öpüşen Aynasızlar' adlı çalışması son olarak Contemporary İstanbul'da 500 bin pound'a satıştaydı.

 

SOKAKTAN ORİJİNAL SÖKMEK!
1970’lerde Jean-Michel Basquiat’yı sokaklardan başka bir arenaya taşıyan sokak sanatı, şimdi Andy Warhol gibi bir dokunuşa bile gerek duymadan pek çok sanatçıya benzer fırsatları sunuyor.
Banksy’nin ‘Öpüşen Aynasızlar’ı (Kissing Coppers) 2004’te Brighton’daki bir pub’ın dışındaki duvara sprey boyayla çizilmişti. Banksy'nin en çarpıcı sokak işlerinden biri sayılan çizim, 2011'de satılınca duvardan ‘alındı’! Yerine replikası yerleştirildi. (Bu saçma değil mi?) Ve eser, 10’uncu Contemporary İstanbul’da 500 bin pound’a satıştaydı.

SOKAKTAN SARAY DUVARLARINA
Son baktığımızda serveti 150 milyon dolar olan David Choe’nin internet sitesinde, 45x60 santimetre bir orijinal eseri almak istediğinizde, 60 bin dolardan söz etmiş oluyorsunuz.
Küçüklüğüyle ilgili ilk belirgin anısı, bisikleti çalındığında çareyi başkalarının bisikletini çalmakta bulan, pek çok kez hırsızlıktan ve duvarları boyamaktan tutuklanan, bir zamanlar boya malzemesini de çalan Kore asıllı Amerikalı Choe’yi zengin eden şey sadece yeteneği, erotik ve iddialı tarzı ya da sarkastik tavrı değil.
Çünkü malum, Facebook onu sadece ilkokul arkadaşlarıyla değil milyonlarca dolarla da tanıştırdı. 2004’te, Sean Parker tarafından Silikon Vadisi’ndeki ilk Facebook ofisinin içini boydan boya resimlemesi teklif edilen ‘kumar tutkunu’ David Choe’nun “Nakit 60 bin dolar mı, binde 2 hisse mi?” sorusuna doğru yanıtı verdiğini tahmin edebilirsiniz herhalde…
Choe, Facebook’un 2012’deki halka arzında 200 milyon dolar kazandı. Linkin Park ile Jay Z’nin albüm kapağını tasarlaması normal de, peki yaptığı Obama posterinin orijinalinin Beyaz Saray’da asılı olması!

LÜKS MARKALARIN GÖZDESİ
Son dönemde TV yıldızı ve model Brittny Gastineau ile ‘şiddetli’ ilişkisiyle gündeme gelen 3.2 milyon dolarlık servetin sahibi Retna’nın orijinal tablolarının fiyatı ise 15 bin dolardan başlıyor. Retna adıyla bilinen Marquis Lewis’in, kendine özgü, bakıldığı an ‘bu onun’ denecek bir kaligrafik tarzı olduğu kesin.
Kimi zaman büyük sanatçılara, dinsel temalara göndermeler yaptığı, gotik harflerden, Arapça, İbranice ve Mısır hiyerogliflerinden ilham alan bir tarzı var. Bu özel tarz da onun ABD’den İngiltere ve Japonya’ya pek çok ülkede büyük sergiler açmasını sağlamış. İnternet sitelerinde onun ünlü sanatçılarla fotoğraf galerilerini, Usher gibi şöhretler için hazırladığı işleri ya da VistaJet’in kuyruğuna kondurduğu deseni, Louis Vuitton eşarplarını ya da onun çizimleriyle yapılmış Nike ayakkabıları görmek mümkün.

Son zamanların en ünlüsü
Shepard Fairey'nin 'Hope' isimli Barack Obama posteri müzelerde sergilenen bir pop-kültür ikonuna dönüştü.

 

MÜZELERİN GÖZDESİ
Shepard Fairey apayrı bir makale konusu… Yaptıklarına şöyle bir bakınca, 10 milyon dolarlık serveti kesinlikle az geliyor! O okullu bir sanatçı, 1989’da başlattığı ‘André the Giant Has A Posse’ adlı bir sticker kampanyası tüm ABD’ye yayılıyor ve oradan ‘Obey’ çizgileri ve markası doğuyor. Obey çıkartmaları, stencilleri, özellikle de giysileri her yerde. 2008’de Obama’nın ‘Hope-Umut’ posteriyle dünyanın her yerinde bilinir olan Fairey’in eserleri bugün MoMa’dan, İngiltere’deki Victoria ve Albert Müzesi'ne kadar pek çok yerde.
DJ’lik de yapan, The Simpsons’a da karakter olan, savaş dönemi ve savaş sonrası sembolleri dezenformasyona uğratan işleriyle tanınan, şöhretine rağmen ‘kamu malına zarar vermek’ten sergisine giderken tutuklanan bir aktivistten söz ediyoruz. Gezi döneminde sitesinden bir bildiri yayınlayan Fairey’in ‘eserleri’ arasında Atatürk’ün bir portresi de var.

DALLAS YOK, JR VAR!
Tabii sadece sokak sanatının geldiği nokta değişmedi. Sokak sanatının kendisi de evrim geçirdi, geçiriyor. Gençliğinde grafiti yaparak, ardından da fotoğrafların fotokopileriyle çalışarak işe başlayan Fransız JR, bugün bol ödüllü, çok tanınan ve sayılan bir sanatçı. Son kısa filmi ‘Ellis’te, Robert de Niro başrolde. Belgesellerinde çalıştığı bölgenin halkıyla birlikte oluyor, dünyanın pek çok yerinde dev binaların yüzeylerine dev insan yüzleri ya da eğlenceli fotoğraf çalışmalarını yerleştiriyor. Büyük müzeler ya da New York City Bale ekibi gibi topluluklar onunla çalışmaya bayılıyor.

GALERİLERİN YENİ MADENİ
Örnekler çok… Film afişlerinden gerilla reklamlara, mekân güzelleştirmeden giysilere sokak sanatının renkleri her yerde. Urban Outfitters gibi şehir kültürünü kendine merkez seçen markalar bir yana, Louis Vuitton gibi lüks markalar da sokak sanatının peşinde. Dünyaca ünlü Saatchi Sanat Galerisi’nin bırakın ‘street art’ satmak, street art’ın hangi türüne dair eser alacağınızı seçebileceğiniz bir bölümü var. Grafiti mi istersiniz, stencil mi? Lazarides gibi Londra merkezli büyük galerilerin de en büyük hazinesi yine sokak sanatçıları. ABD ve Avrupa’da artık galeriler sadece mekâna girebilen eser ve sanatçılarla da değil ‘mural’ (duvar resmi) yapanlarla da çalışıyor. Belediyeler murallar aracılığıyla bir tür kentsel dönüşümü desteklerken, galeriler davet ettikleri sanatçılarla çalışıyor; açık hava sergileri düzenliyor, turlar yapıyor.

Soldan saat yönünde:
Duvarları David Choe'nin eserleriyle bezeli Facebook ofisi. Shepard Fairey'nin Atatürk portresi. Robert de Niro, Ellis filminde JR'ın zemini kaplayan çalışmasıyla. Londra duvarlarında The Beatles. Retna, Vanity Fair'e poz verecek kadar ünlü. Cins'in Karaköy'deki çarpıcı bir çalışması. Pixel Pancho, 2012 İstanbul. JR'ın 'yüzlerinden biri' Rio de Janeiro'daki bir teneke mahallesinin merdivenlerinde.

 

TÜRKİYE’DE DURUM NE?
Her ne kadar ‘bağzı belediyeler’ her gördüklerini griye boyasalar da, JR’ın bir dev çalışması onca ülke arasında bir tek burada sökülse de, Türkiye’de de sokak sanatına sempati ve ilgi artmıyor değil. Kadıköy Belediyesi’nin mural çalışmalarına büyük destek vermesi, Pera Müzesi’nin geçtiğimiz yıl -hakikaten iyi- bir street art sergisi yapması, Boyner gibi büyük firmaların vitrinlerini street art eserleriyle donatması gibi örneklerimiz de yok değil.
Türkiye’de sokak sanatçılarıyla çalışan nadir galerilerden biri olan Mixer’in direktörü Bengü Gün, “Avrupa ya da ABD’de ile kıyaslarsak Türkiye’de street art hâlâ sanat piyasasının içinde yer almıyor bence. Koleksiyonlardan ziyade sokakta ve herkesin ulaşabileceği yerlerde görüyoruz” diyor. Mixer’in Tophane’deki mekânının girişinde yer alan ve açık çağrıyla davet ettikleri sokak sanatçılarının çizimlerine yer verdikleri bir alanları var. Şimdi birlikte çalıştıkları Cins’le ilk iletişimleri de böyle olmuş. Gün, “Cins’in solo sergisi, aslında sokakta kullandığı dile yakın tuval işleri ve desen çalışmalarından oluşuyordu. Ama bir sokak sanatı sergisi değildi. Sergi galerinin dışındaki duvarımızda da devam eden bir işle sokağa açılıyor, sokak ile galeri bağlanıyordu” diyor.

“ARTIK DAVET EDİYORLAR”
“Grafiti hayatımı değiştirdi” diyen, grafiti ile reklam sektörüne girip pek çok markaya tasarım yapan Turbo’ya göre ise street art’ın popüler olmasının en büyük sebebi, galerilere bağlı kalmadan sokaklarda yer alması. “Eskiden sanat görmek isteyen galeriye, müzeye giderdi. Şimdi ise sokaklarda gördüğü işlerin farklılarını görmek için galeriye gidebiliyor insanlar. Belki de ona uzak gelen resmi sokağında görmesiyle sahiplenebiliyor. Eskiden sokaklara bir şey yazarken görülenlere tepki gösterilirdi; şimdi ‘Benim de duvarım var, gelir yapar mısınız?’ diyen çok oluyor.”

SPONSORU DA TARTIYOR
Kadıköy’de yapılan Mural İstanbul çalışmalarının başarılı isimlerinden ikisi Wicks ile Esk Reyn. İkisi, bunun dışında da pek çok yerde duvar resmi yapıyor. Özgün, hemen kendini belli eden, hem görselliği, hem de hikâyesiyle dikkat çeken işler yapıyor; kimi zaman da birlikte çalışıyorlar.
Sporsorlu işlerin ya da koleksiyonerin, halkın ilgisinin içeriği değiştirip değiştirmediğini de merak ediyorum. “Bu, uzun süredir bizim de kendi aramızda tartıştığımız bir konu” diyor Wicks, “Türkiye’deki popülaritenin, koleksiyoner ilgisi ya da sponsor gibi şeylerin sanatçıya destek anlamında hava da kattığı bir gerçek. Ben yine de street art’ın özünü koruduğunu düşünüyorum.” Wicks devam ediyor: “Dünyada gördüğümüz anlamıyla tam olarak sponsorlu bir iş yaptım diyemem. Bu tip bir işte ilk önce firmayı, duruşunu değerlendiririm. Sonuç kendi adıma olumsuz olacaksa işe yaklaşmam. Para karşılığı iş yaptığım yerlere sokağa yaptığım işleri yapmıyorum ve hiçbir şekilde kendi adımı geçirip paylaşamıyorum. Zaten bir türlü kendi işim gibi sahiplenemiyorum.”

Dev bir tuval
Inti'nin 2013'te Kadıköy Yeldeğirmeni'nde yaptığı bir mural tasarımı.


"NE AYIP, NE KUSURLU"
Eks Reyn ise koleksiyoner ilgisini ‘sokak sanatındaki özgür ve özgün tavra’ bağlıyor: “Sponsorlu işlerin artması normal. Çünkü insanların ilgisini çekti sokaklar. İşler de marka ve mekâna dikkat çekiyor. Kişi de sevdiği işten para kazanıyor. Bu, günümüz şartlarında ne ayıp ne kusurlu; çünkü sanatçının malzeme devamlılığı olması gerekiyor en başta. Sokak sanatı yapan da geçim derdinde. “Neden sokak sanatçısı paralı (sponsorlu) iş yapıyor ki?” gibi klişe soruların çok da önemi yok. Tabii her şey kararında olmalı. Sokak sanatı gördüğümüz kadarıyla yurtdışında olması gerektiği gibi bir gelişim gösterdi. Bizde biraz popülariteye kapıldı. Para kazanıldığı görülünce grafitinin gelişme ve sonuç kısımları bir kenara bırakıldı. Sponsorlu işler böyle bir zarar verdi kültüre. 2012’den bu yana Kadıköy Belediyesi’yle Mural İstanbul’u düzenliyoruz. Hem organizatörlerden, hem sanatçılardan biriyim. Dünyadakileri buradaki insanlara, kendi sanatçılarımızı da dünyaya gösteriyoruz. Kadıköy Belediyesi de bize maddi ve altını çizerek söylüyorum manevi olarak çok destek oluyor.”
Eks Reyn “Özgürlük, içten olmaktır ve kendin olmaktır” diyor, sokak sanatının özgürlüğe en yakın sanat dallarından biri olduğu için yükselişinin de normal olduğunu söylüyor.
Sevdiğim bir filmde güzel bir cümle vardı: “Siz zenginler hep bakıldığı anda kimin yaptığı anlaşılacak eserleri alırsınız.” Türkiye’de sokak sanatından zengin olmak zor da görülse; artık bakıldığı anda kimin yaptığını anladığımız, değerli imza işler de çıkıyor.