STİL

Sonia Delaunay: sanattan doğan stil

Çağdaş sanat kadar moda endüstrisinde de öncü olmuş, feminizmin yaygınlaşmasına etki etmiş müthiş bir kadın SonIa Delaunay. Yaşadığı dönemde küçük ama etkili bir çevrede çok tanınmış, buna rağmen ileri görüşlü ve yaratıcı olsalar dahi, eski geleneklerin etkisinde kalmış olan erkek sanatçılar tarafından çoğunlukla dışlanmış ve küçümsenmiş bir değer. Oysa, özellikle moda alanında onun 1920’lerde yaptıklarına bugün bile rastlamak zor.

Berna Tükel

Önce resim
Rus asıllı Fransız sanatçı Sonia Delaunay, tablolarındaki renkleri, geometrik şekilleri kıyafetlerine yansıtarak sanatını moda ile buluşturdu.

 

Sonia Delaunay’nin yaşadığı ve ürettiği dönem, sanayi devriminin yaygınlaşması ile başlayan, dünyadaki dengelerin bozulup tekrar kurulduğu, yıkıcı ve aynı zamanda doğurgan bir dönemdi. Dünyayı kan ve dehşete sürükleyen Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra, Batı toplumları hızla kendilerini toparlamaya başladılar. Politikada dünya savaşı öncesinin aşırı romantik milliyetçilik akımları daha serinkanlı hale gelirken, Rusya’da Bolşevik Devrimi ile komünizm ve Avrupa’da ise faşizm politika sahnesine çıktı. Sanayi devrimi, savaş yüzünden verilen devre arasından sonra olanca hızıyla ekonomiyi ele geçirdi. Artık ekonomik ve teknolojik gelişmelerin halka ulaşmaya başladığı ‘altın çağ’ başlıyordu. Evlerde elektrik kullanımı giderek artıyor, daha çok insan otomobil, telefon sahibi oluyor, sinema yaygınlaşıyordu.
Amerika’da George Gershwin ‘Rhapsody in Blue’ isimli görkemli eserini besteleyip, Scott Fitzgerald ‘Muhteşem Gatsby’yi yazarken; Avrupa’da Kafka ‘Dava’yı, Herman Hesse ‘Sittharda’yı ve James Joyce ‘Ulyyses’i yayımlıyor; farklı manifestolarıyla Art Deco ve Sürrealizm aynı dönemlerde kültür dünyasında boy gösteriyor; kitle kültürü kavramı yaygınlaşıyor; sinema yıldızlarının, yıldız sporcuların ‘ünlü’ olarak boy gösterme dönemi başlıyordu. Batı’da insan hakları kavramı yerini sağlamlaştırıyor, yani dünya ekonomik, teknolojik, kültürel ve sosyal devrimler dönemi yaşıyordu.
Kadının toplum içindeki yerinin sorgulandığı, oy verme hakkının elde edildiği ve sosyal-kültürel yaşam içinde birey olarak yer almaya başladığı bu dönemde, yarattığı eserler ve var oluş biçimiyle Sonia Delanuay’nin de katkısı var.

Soldan saat yönünde:
Kıyafetlerdeki Sonia Delaunay çizgileri, çekimde kullanılan gazeteci Kaplan'a ait otomobile de taşınmış (1913). Delaunay, kocasıyla birlikte soyut kompozisyonların zıt, dinamik renklerle ve şekillerle birleştiği Simultaneism (Eşzamanlılık) akımını başlattı. Sanatçının 1913 tarihli bu tasarımı, akımın modaya ilk yansıması. Delaunay kendine has çizgilerini ayakkabıya da taşıdı. Eş Zamanlı Elbiseler, 1925. Tristan Tzara'nın 'The Gas Heart' adlı oyununun kostümleri Delaunay'ye aitti, 1923. Yün ve ipekten oluşan ceket 1924 tarihli. Londra'daki Tate Modern, geçen yıl Sonia Delaunay retrospektifine ev sahipliği yaptı.

 

BİR SANATÇININ DOĞUŞU
Sonia, 1885’de Ukrayna’da doğdu, beş yaşına kadar St. Petersburg’da yaşadı, Almanya’da resim eğitimi aldı. Resimde ilk göz ağrıları, Alman Ekspresyonistler, Gauguin ve Henri Matisse tarafından 1898-1908 yılları arasında geliştirilen Fovizm akımıydı. 1908’de, homoseksüel Alman sanat tüccarı ve eleştirmeni Wilhelm Uhde ile evlendi, Paris’e yerleşti. Kocası aracılığı ile Picasso ve Henri Rousseau resimleri ile tanıştı. Ünlü resmi ‘Sarı Çıplak’ bu dönemde yapıldı. Eleştirmenlerin çok ilerici bulduğu, ‘seksist ve çatışmacı’ olarak nitelendirdiği bu resim, titreşen açısal motiflerin oluşturduğu fon ve önünde yer alan, ışıltılı mavi gölgeler içindeki kıvrımlı vücut uzantıları ile dönemin ses getiren eserlerindendi. Sonia ile Wilhelm, 1910’da boşandılar ve Sonia, vakit kaybetmeden dönemin ayrıksı aristokratı ressam Robert Delaunay ile evlendi. Bu evlilikten sonra çocuk yapıp, resmi bırakıp, dikiş nakışa yönelmesi o döneme ait bir ‘yetenekli ev kadınının dramı’ gibi görünüyor. Oysa bugün Sonia Delaunay, kocasından daha güçlü ve derinlikli bir sanatçı olarak sanat dünyasındaki yerini almış durumda.

Soyut formlar arasında
Sonia Delaunay ve iki arkadaşı Robert Delaunay’nin atölyesinde.

 

SANATIN VE SOSYALLİĞİN ORTASINDA
Paris’te elektrik ışığıyla aydınlanan, tango ve foxtrot dansları yapılan gece kulüpleri dönemi başlamıştı. Şimdiki ‘clubber’lar gibi o dönemde de bir grup insan bu kulüplerde müziğin, ritmin, ışığın ve atmosferin içinde kendilerini kaybediyorlardı. Delaunay çifti, Sonia’nın renkli giysileri ile boy gösterdikleri kulüplerde çok popüler oldu. O dönemde sanatçı tekrar resme başladı ve ‘Electric Prisms’ adını verdiği bir seri resim üretti. Dört metrelik dev tuvallerde soyut formlar ve parlak renklerle gece kulübü atmosferini canlandırdığı bu eserler ile sanat dünyasındaki yerini sağlamlaştırdı. Eleştirmenlere göre bu eserlerin en büyük özelliği, resimdeki ritmin, müziğin ve dansçıların ritmini yakalaması ve soyut şekillerden insanın içine yoğun duygular aktarmayı başarması, üstelik bunu modern resmin ilk yıllarında gerçekleştirmiş olması.
1. Dünya Savaşı çıktığı zaman çift İspanya’daydı. Sonia, Rusya’daki devrim sebebiyle evden para akışı kesildiği için ticarete başladı. Bilbao, Madrid ve Barselona’da giysi, ev tekstili, ev eşyaları sattığı mağazalar açtı. Savaş sonunda Paris’e döndüğünde, artık parlak bir sanatçı olmanın yanında tecrübeli bir iş kadınıydı. Savaş sonrasının mutlu ve heyecanlı Paris’inde hayat tüm canlılığıyla yeşerirken Sonia da, dönemin ünlü sanatçılarını, sinema yıldızlarını giydirmeye başladı. Aynı dönemde Dadaist tiyatro ve film setleri için kostüm ve setler tasarladı. Daha önce yaygın olarak elde üretilen kumaşları tasarlayıp fabrikasyon olarak ürettirdi ve bu şekilde ‘hazır giyim’in öncülerinden oldu. Bu kumaşlar, mayodan şemsiyeye, kravattan çantaya kadar tüm günlük yaşam alanlarında kullanıldı. Bu açıdan ‘sanatı sokaktaki insana giydiren kadın’ olarak tanındı.
Bir yandan da çiftin yaşadığı apartman dairesi, dönemin ünlü entelektüellerinin ve sanatçılarının buluştuğu bir yer haline gelmişti. Pazar günü öğleden sonraları bu ünlü isimlerin çoğu Sonia’nın tasarladığı giysileri giyerek bu eve gelir, yeni ve heyecan verici fikirler, projeler tartışarak boy gösterirlerdi. Bu ev, dönemin çok ilerisinde bir ruhla oluşturulmuş, duvarlarında çerçevesiz tuallerin ve eskizlerin, Sürrealist şairlerin dizelerinin yer aldığı, değişik objelerle dolu başlı başına bir sanatsal bir yerleştirme gibiydi.

Sanatın günlük malzeme ile buluşması Delaunay’nin çağdaş yaşama önemli katkılarından birisi, sanatı günlük yaşama adapte etmesi oldu. Duvarlarda, kitaplarda, vitrinlerde izlenen sanat, onun kumaş ve giysi tasarımlarıyla günlük kullanımda da kendini göstermeye başladı. İlk eserleri olan ve çocuğu için diktiği beşik örtüsü, yorgan gibi patchwork işlerde dahi, Fovizm akımının sanat dünyasına armağanı olan çiğ, canlı, bağıran renkleri biçimsiz geometrik şekiller halinde kullandı, Kübizm ve Rus halk sanatından damıttığı soyut desenler oluşturdu.
Aynı dönemde üretmeye başladığı giysiler, zamanla onun en parlak eserleri haline geldi. ‘Eş zamanlı giysiler’ adını verdiği bu seri içinde ürettiği kıyafetler, çağın moda anlayışının çok ilerisindeydi. Vücudun şeklini ve salınımını vurgulayan, bedenin hareketleri ile kendini bulan geometrik formlu ve desenli bu elbiseler, tek kelime ile çığır açtı. O dönemde, kadının ekonomik, toplumsal ve siyasi hayattaki yeri sağlamlaşırken, giyim modası da bundan nasibini alıyordu. Artık vücudu sımsıkı saran korseler, dik yakalar, dar ve uzun etekler dönemi geride kalıyor, rahat hareket etmeyi sağlayan bol ve kısa etekler artık toplumda kabul görüyordu. Bununla birlikte dönemin ünlü terzileri olan Chanel, Madeleine Vionnet, Elsa Schiaparelli, Lanvin gibi isimler, kadınsılığı vurgulayan dantel, fırfır gibi öğeleri ve alışılmış dökümlü kadınsı formları çalışırken Sonia Delaunay, günün tamamen ilerisinde, aykırı formlar ve desenlerle ortaya çıkıyordu. Bu da kadınların kendini tanıması, kendine dair alışılmış ve dayatılmışın dışında bir şeyler arayıp bulması ve bunların da ötesinde feminizmin ta kendisiydi. Sonia’nın kadınları, bu soyut ve rengârenk desenli geometrik formlu çılgın tasarımlar içinde yeni bir dünyaya; güçlü, ilerici hatta aykırı olma özgürlüklerinin olduğu bir dünyaya yelken açıyordu.
Delaunay, hayatı boyunca edebiyata ilgi duymuş biri olarak 1921’de Sürrealist ve Dadaistlerin çalışmalarını da tasarımlarına taşımaya başladı. Mesela Dadaist yazar Tristan Tzara’nın ‘The Gas Heart’ adlı oyunu için kostüm tasarladı. Bu akımların etkilerini böylece kıyafetlere yansıtmış oldu.
Onu, yaşadığı dönemin moda dünyasında bambaşka bir yere koyan unsurlardan biri de, eşine bugün bile az rastlanabilecek sanatsallıktaki moda çekimleriydi. Kıyafetlerini önce bir eskizden çok gerçek bir sanat eseri gibi çizen, renklendiren, formlar üzerine çalışan Delaunay’nin moda çekimleri de bu titizliği devam ettiriyordu. Model, üzerinde taşıdığı kıyafetin kolunu yukarı kaldırdığında alttan çıkan kumaş parçasında tabloyu tamamlayan bir başka sanatsal form ortaya çıkabiliyordu. Arkadaki fon, çekimde kullanılan objeler, Delaunay’nin sanatsal tasarımlarının etkisini tamamlayacak şekilde düşünülüyordu.

1920'lerde Sonia Delaunay'nin tasarladığı iki mayo

 

GÖZ ARDI EDİLMİŞ BİR YETENEK
Yaratıcılığı ile 20’nci yüzyıl sanatını ve yaşamını etkileyen isimlerden biri olan ve bugün ‘Avangart kraliçesi’ diye tanımlanan Sonia Delaunay, sanat dünyasında ses getirmiş olsa da, moda dünyasında uzun süre unutuldu. Oysa, onun tekstil ve giysi tasarımlarıyla bıraktığı miras, en az resimleri kadar kalıcı, ilerici ve ilham verici. Londra’da Tate Modern Galerisi’nde geçen nisandan ağustosa kadar süren Sonia Delaunay sergisi öncesinde galeri yöneticisi Chris Dercon da bunu vurguluyordu: “Sonia, modern sanata yaptığı katkılara hak ettiği değer verilmemiş bir sanatçı. O dönemde işleri ‘dekoratif’ olarak tanımlanmış ve erkek egemen sanatçı dünyasında ana akım sanatçılar arasına alınmayıp ‘marjinalize edilmiş.”
Sonia Delaunay, bugün dünyada bilgi akışının çoğalması ile yeniden keşfedilmiş bir değer; feminizmin önemli figürlerinden birisi. Geçmişin bu devrimci kadın sanatçısını bugün bir başka devrim ile; iletişim devrimi ile tekrar hatırlıyoruz. Bu da bize, devrimlere ve ilerlemeye olan inancımızı canlı tutmak için bir sebep daha sunuyor.

 DSquared2 markasının ilkbahar-yaz 2015 koleksiyonunda Sonia Delaunay esintileri vardı