YÜZLER

“Dünyaya korkmaya değil, yaşamaya geldik”

Sihirbazın şapkasından çıkan renkli mendiller misali, Demet Evgar’ın iri yeşil gözlerinin ardında yatan kadınlar da uçsuz bucaksız. Şimdi bu kadınlara saygı duruşu niteliğinde bir karakterle dünyanın en prestijli tiyatro festivallerinden Avignon Off’da. Pangar Tiyatro Topluluğu’nun ‘Kozalar’ oyununda korkularıyla kendini yaşamdan mahrum eden birini canlandırıyor. Ama Evgar korkusuz. Ona göre yapmak zorunda olduğumuz tek şey yaşamak.

Cansu Uras / Fotoğraflar: Edze Ali

Yüzde 100 Türk
Demet Evgar'ın, Esra Dermancıoğlu ve Binnur Kaya ile rol aldığı 'Kozalar', metninden oyuncusuna, rejisinden ekibine tamamen yerli olarak Avignon Off'ta sahnelenen ilk Türk oyunu.

 

İlk olarak şu anki heyecanınızdan bahsedelim: ‘Kozalar’. Her şey nasıl başladı?
‘Kozalar’, 1971 yılında Adalet Ağaoğlu'nun yazmasıyla başlamış bir serüven. Bu topraklardan bir kadının gözünden, son derece evrensel şekilde kaleme alınmış ve bütün dünyanın bilmesi gereken bir metin. Ağaoğlu'nun ‘Kozalar'ını dünyadan saklamanın insanlığa haksızlık olacağını düşünüyordum. Aynı anda pek çok kişi, yazar ve onun yazdığı bu dünya hikâyesi ile tanışabilmeliydi. Bunun için dünyanın en prestijli tiyatro festivallerinden Avignon Off çok uygundu. Ben burada kendimi sadece aracı olarak görüyorum. Sonrasında fikri, yine dünyanın tanıması gereken yönetmenlerden Ayşenil Şamlıoğlu ile paylaştım ve proje hayata geçti. Ve şahane iki oyuncu arkadaşım Esra Dermancıoğlu ve Binnur Kaya ile sadece anlatıcılık yapıyoruz, hikâye aktarıcısıyız. Üçümüz de bu sorumluluğu seve seve üstleniyor ve bununla da şifalanıyoruz.

Avignon Off’a oyuncu olarak davet edilmiş miydiniz, yoksa bu oyunla mı davet edildiniz?
Avignon Off'a biz bu oyunla başvurduk. Bugüne kadar metninden oyuncusuna, rejisinden ekibine yüzde 100 Türkiye'ye ait bir oyunla karşılaşmadıkları için onlar da şaşırdı. Ciddiyetimizi anlamak için bizi çok zorlu testlere tabi tuttular. Ani Pekman ve Göknur Gündoğan'ın harcadığı büyük emekler sayesinde kapı bize açıldı. Temmuz ayı boyunca haftada altı gün sahnede olacağız.

Yeni sezonda Türkiye’de de sahneleyecek misiniz?
Evet, önümüzdeki sezon haftada bir gün Türk seyircisi ile buluşacak.

Ayşenil Şamlıoğlu’nun rejisini de dahil edersek, tekniği ve sınırları belirsiz dört kadın bir araya gelmiş. Yollarınız nasıl kesişti?
‘Kozalar’ absürt öğeleri çok olan bir metin. Her şey normal seyrinde giderken sürreal bir hal alıyor. "Grotesk, sürrealizm ve tiyatro" dendiğinde akla çok fazla isim gelmiyor Türkiye'de. Ayşenil Şamlıoğlu bunun ilk adresiydi. O yüzden doğru kişiye gittiğimi düşünüyorum. Her zaman oyunculuğuna ve yönetmenliğine hayran olduğum bir kadındı. Beraber çalışmayı hep çok istedik, çok da yerinde bir birleşme oldu. Esra Dermancıoğlu ve Binnur Kaya da çok yetenekli iki oyuncu. Bu oyun için sadece yetenek çok yeterli değil, biraz da deliliğe ihtiyaç var (gülüyor). İkisiyle de hep birlikte çalışma isteğimiz olmuştu. Fakat bir şeyin istekte kalması değil, onun için çaba göstermek, isteğin peşinden gitmek ve eyleme geçirmek benim hayattaki en büyük zevklerimden. Bunu hemen bir proje ile taçlandırmak istedim.

 

Bir sonraki sahne İstanbul
Temmuz ayı boyunca Fransa'da sahnelenecek 'Kozalar', yeni sezonda İstanbul'da da izlenebilecek.

 

“KORKU SEVMEYİ ENGELLER”
Adalet Ağaoğlu’nun hikâyesini tercih etmenizdeki etkenler nelerdi?
Çok evrensel. Metinde geçen isim bile yok. Kadınların adları 1’inci, 2’nci ve 3’üncü kadın şeklinde sadece rakamlarla geçiyor, hikâye o denli evrensel. O yüzden festivale yakışan bir oyun. Tam da dünyanın bugünkü derdine dokunuyor. Bu sebeple “Biçilmiş kaftandı” diyebilirim.

Peki, bu isimsiz kadınların dertleri nedir? Nasıl karakterler izliyoruz?
Dünyanın büyük çoğunluğu gibi, korkularıyla kendilerini yaşamdan mahrum ettiklerinin farkında değiller. Bu aymazlıkla ‘yaşadığını’ zanneden üç kadını izliyoruz. Ortak yönleri korkuları ama üçünde de farklı anksiyeteler açığa çıkıyor.
1’inci kadın sahte burjuva. Sınırlanmış kısır hayatında başöğretmenliğini bir diktayla; çocuklarının, gümüş ve altınlarının aidiyeti üzerinden kendini var etmeye çalışan bir kadın.
2’nci kadın dünyanın en güzel şeyini söylerken bile ağlamaklı yüzünden ve sesinden kurtulamayan, ürkek ve yine diğer iki kadın gibi sormayan, sorgulamayan biri.
3’üncü kadın ise güzelliği ve ‘dış paketi’yle kendine çizdiği sınırların içine sıkışmış ve karşılaştığı her şeyi cinsel bir öğe gibi gördüğünün farkında olmayan biri.

Tıpkı oyundaki gibi çoğumuz kendimizi var etmek isterken etrafımıza kozalar örüyoruz. Bunu tamamen nasıl yok edebiliriz sizce?
Bizim yapmak zorunda olduğumuz tek şey var; o da yaşamak. Korkularımıza dokunarak, neden korktuğumuzu görerek, onu tanımlayarak, onu yok saymayarak ve yüzleşerek.

Nefret söyleminin ve suçlarının virüs gibi tüm dünyaya hızla yayıldığı bir dönemde oyun neye ışık tutuyor?
Dünyaya yaşamak için geldik. Korkmak ve korkutulmak için değil. Korku, sevmeyi ve dolayısıyla yaşamayı engelleyen bir durum. Çünkü korku başladığında hareket durur ki, aslında o, hatadan kaynaklanan korkudur. Ama
Jacques Lecoq’un dediği gibi "Hareket varsa hata vardır, hata yoksa hareket de yoktur, ölüm vardır." Bu yüzden korkunun ötesi sadece eyleme geçerek olur. 'Kozalar' tam da bu noktaya ışık tutuyor.

 

Müzisyen Evgar
Fikret Kızılok'un şarkısı 'Farketmeden'i yorumlayan Evgar, Tuluğ Tırpan ile özel konserlere çıkıyor.

 

“AKLIMI KULLANIP KALBİMİ DİNLERİM”
Bu sene bir başka oyununuz, ‘39 Basamak’la deyim yerindeyse antidepresan etkisi yarattınız bünyelerde. Yıllar sonra bu oyunu yeniden sahneye koymanızdaki etken neydi?
‘39 Basamak’ yıllar önce tam olarak seyircisini ve bizi doyurmadan, tamamen başka nedenlerden bitmek durumunda kalan bir oyundu. Bittiği gün tekrar seyirciyle buluşacağını içimizde bir yerde biliyorduk zaten. Hatta ben emin gibiydim (gülüyor). Sağ olsun seyircimiz de bu oyunu bırakmadı.

Oyunda otel sahnesinde yatağı taşırken seyirciye, "Bu kadar adamsınız; biri de yardım etmiyor" gibi bir söz sarf ediyorsunuz. Doğaçlama mıydı bu sahne?
Evet bu replik doğaçlama çıktı. Oyunun eksenini bozmadan, yerinde olan eklemeleri yapabildiğimiz bir oyun ‘39 Basamak’. Bize bu fırsatı sunuyor.

Bugüne kadar sizi en çok zorlayan, tahmin ettiğinizden çok sizi etkisi altına alan karakter hangisiydi?
Çocukken oyun ne kadar zor olursa, o kadar zevkli oluyordu. Biraz buradan bakıyorum ben. Bu yüzden "Hepsi ve hiçbiri" diyebilirim.

Yakın zamanda Twitter hesabınızda video paylaşarak ‘1 Kadın 1 Erkek’i özlediğinizi belirttiniz. Yeni sezonda herhangi bir televizyon ve sinema projesi var mı?
Sinema filmi olacak inşallah. Çok özledim. ‘1 Kadın 1 Erkek’, oyuncaklı ve çok içime sinerek yaptığım bir işti. Seyirciyi televizyon başında uyutmadan ve geçirdikleri süreyi en verimli şekilde değerlendirebilecekleri bir proje olursa şayet, seve seve yapmak isterim tabii ki.

Oyunculukla en çok bağdaştırılan sıfat egodur. Peki, sizde ego ile süperego arasındaki iletişim nasıl?
Aslında ego, oyunculukla değil insan ile anılan bir sıfat bence. Bir zaman sonra fazla ego konforlu bir şey olmuyor. Benim için hayattaki konfor ve huzur çok önemli. O yüzden aklımı kullanıp, kalbimi dinlerim.

Nasıl bir proje veya karakterde oynamadan bu mesleği bırakırsanız içinizde küçük de olsa bir ukde kalır?
Bu mesleği bırakmak mı? Neden? (Gülüyor). Sağlığım elverdiği sürece bırakmayı düşünmüyorum. Anlatılmayı bekleyen hikâyeler var ve ben hikâyeciyim. Belki de henüz bilmediğim bir hikâye var ve sadece onu anlatmak için bu mesleği yapıyorum. O yüzden hayatın sürprizleri ve hikâyeleri dinlemeye değer.

Son olarak oyunculuk ve hayata bakış açınızla ilgili bir motto yazmanızı istesem, ortaya ne çıkardı? Ya da yazılmışlardan hangisini söylerdiniz?
Jacques Lecoq'un sözünü tekrarlayacağım: "Hareket varsa hata vardır, hata yoksa hareket de yoktur, ölüm vardır."


Sinema filmi ufukta
En son 'Kötü Kedi Şerafettin' filminde Misket ve Taco'yu seslendiren Evgar, yakında bir sinema projesiyle beyazperdede olacak.